Dördüncü Bölüm

1109 Words
"Hayat yüzüne güler mı herkesin?" İzay : sen nerden duydun ? Yalçın : ben bilirim İz her şeyi duyarım zaten takibe almıştım onları . İzay : pekala dostum sen bilirsin ben yatıyorum yarın erkenden işe gideceğim zaten hadi görüşürüz . Biz konuşmadan ayrıldık Oğuz birini ziyaret edeceğini diyerek çoktan kapatmıştı dışarıda ne yapıyordu bilmiyordum lakin araba ondaydı kendimi toparlayıp kuruyan ojelerimin zaferi ile çayımı yudumladım bir demlik bittiğinde uyku saatim geliyordu hepsinden önce saat 5 de kalkıyor buçuk olmadan hazırlanıp çıkıyordum Ertuğrul bey özellikle erken gelmemizi istemişti o yeni memnuniyetsiz ortak merak uyandırmıştı şimdiden.. Sabahın erken saatlerinde şu an minibüs bekliyordum sevgili ikizim bana arabasını vermekte biraz cimridir elimde çantam bu beklentim sıkıntı ile devam ederken galeri de çalışan Akın'ın arabasıydı sanırım yanımda durdu . Akın : hadi gel beraber gidelim . İzay : senin yolun buralardan geçer miydi ? Akın : geçer geçer . Gülerek sorduğum soruya gülerek cevap verdi arabaya bindim keyifli müzikler eşliğinde gidiyorduk arada iki semt fark olsa da memnundum halimden geldiğimizde müziği kıstı arabayı park etti ona da bu aracı iş yerinden ben sattım insanlar ile satış konusunda tecrübem vardı kıvrak bir tatlı dille almalarını sağlıyordum gelen misafirlerimize bile, gülümsemem ve ufak sohbetimizin eşliği benim masama gelene kadar sürdü Ertuğrul bey de bizden hemen sonra geldi İzay : günaydın Ertuğrul bey. Ertuğrul bey : günaydın kızım birazdan da yiğenim gelir bize iki güzel sade türk kahvesi yapıver. İzay : tamam efendim ikramlık ? Ertuğrul bey: olsun olsun hadi kolay gelsin . Odasına girdiğinde yerime oturup bu günün takvimine baktım masamın üzerini silip ufak tefek şeyleri düzelttim içeri doğru gelen adımlar ile başımı kaldırdım biri tahminen Ertuğrul beyin yiğeni diğeri ise en küçük oğlu Murat vardı. İzay : hoş geldiniz efendim babanız sizin geleceğinizden söz etmedi ? Murat : Kuzenim Bartu ile geleyim dedim, izay bana da orta şekerli Türk kahvesi getirir misin sana zahmet odadayız biz . İzay : hemen efendim . İçeri girdikleri an hemen mutfağa koştum raftan üç fincan indirip sade olanları yapmaya başladım şansıma taşırmadan bol köpüklü olmuştu fincanlara koyup üzerlerini tabakları ile örttüm Murat Bey'in de kahvesini yapıp fincan tabaklarını düzelttim soğumaması için bu ayrı bir çabamdı, ikramlıkları tabaklara koyup içeri götürdüm bir şeyler konuşuyorlardı fakat ismi bilinmeyen Ertuğrul beyin yiğeni bana bakıyordu sürekli, bu rahatsızlık verici bir şeydi dışarı çıkıp eteğimi düzelttim onlar odada konuşurken gelen müşteriler ile ilgileniyor onlara satış hakkında bilgi verip işlemleri yapıyordum Bartu bey ise sürekli beni izliyor bakışları düz olduğu için neden baktığını dahi anlamıyordum öğle molasına geldik yemek için hazırlanırken içeri Barış girdi bunun ne işi vardı burda ! Sinirle yüzüme yerleştirdiğim gülümseme ile benden önce yanıma o geldi bana sarıldı ve yanağımı öpüp geri çekildi bu neydi şimdi Bartu beyin bize tek kaşı havada baktığını fark ettim Barıştan hemen geri durdum burası benim çalıştığım yer ve insanlar beni seviyor hiç uyarı dahi almadım bu ne cüret be hayvan herif . Barış : hadi yemeğe beraber gidelim . İzay : benden uzak durmanı istedikçe dibimde bitiyorsun hayatımda hiç uyarı almadım ve sen bunu az önce sağladın Barış . Barış : öğle saatin iş yerinde çalışmıyorum bu yeterince bir sebep uyarı verirlerse bunları öne sür hadi gidelim seni çok özledim . İzay : aman ne âlâ ben tek başıma yemek yerim beyefendi . Barış : İz hatalı olduğumu biliyorum bırak telafi edeyim sende beni seviyorsun bunu biliyorum . İzay : dıt yanlış cevap . Özenle maşa yaptığım saçlarımı karıştırdı bunu hep yapıyordu sinirle düzeltip kolundan dışarı çıkardım bir rahat durmuyordu ben o eski küçük kız değildim ve ona karşı kendimi teslim edemezdim arabaya bindiğimiz de gri bulutlara döndüm sanki bizim hareketlerimize karşı midesi bulanan dünya, nefretini bu şekilde kusuyor olmalıydı ki böyle kasvetli günlere yağmur veriyordu hafiften çiseleyen yağmur ile bir restorana girdik öğle yemeğini o ısmarlıyor desene sen şu işe gözlerimi devirdim ilk çorba sipariş ettim ben yanına ufak bir salata istedim yemek yerken beni izlemesi sanki hiç yemek yiyen birini görmemiş gibiydi ne oldu da o kaçamak bakışlı ağır başlı barış değişti ki ? Ne var anlamında başımı salladım salatamdan bir çatal alınca sinirlendim bu sıralar her hareketi beni sinir ediyordu kim yemeğini paylaşmayı sever ben sevmem hele en sevdiğim yemekse sesimi çıkarmadan devam ettim yemeğime gözlerim kapıya takıldığı sıra içeri Bartu bey ve Murat bey girdi utancımdan kızarmaya başladım burası şart mıydı? Gerçekten son zamanlarda 5 sezonluk dizi senaryosuna döndü hayatım ellerime dokunan eline baktım sonra yüzüne bazen ona kızmak bağırmak istiyorum canımı yaktığı için fakat sonra fikrim değişiyor yumuşuyordum . Barış : İz artık engel yok aramızda . İzay : bu engel çıkmayacak anlamına gelmiyor Barış . Barış : haklısın ben o engelleri seninle aşmaya razıyım. İzay : düşünmek istiyorum uzun bir süre düşünmek istiyorum beni bu konuda sıkma lütfen . Barış : seni beklemeye rağzıyım. Murat bey: Aaa İzay ne tesadüf bizde öğle yemeğine buraya gelmiştik . İzay : merhaba Murat bey hoş geldiniz , isterseniz bize eşlik edin . Bartu bey : yok birazdan önemli bir kaç tanıdığımız gelicek satış için onlarla yemek yiyeceğiz size afiyet olsun. İzay : sağolun size de. Gittiklerinde Barış düşünceli şekilde bakıyordu yemekler bitince tatlı ve kahve sipariş ettik çalıştığım yerde sanırım en az 3 bardak kahve içiyorum seviyordum ve yorgunluğumu alan tek şey diyebilirim aşık olduğum tek şey de kahve olabilir kendimi düzeltip tatlımdan iki kaşık aldım bunlara bayılıyorum sanırım ya tarifi alıcam yada sürekli sipariş vericem lavabo ihtiyacım geldiğinde kalkıp lavaboya gittim Barış sürekli yaptığını yapıp hesabı ödemiştir her ihtimale karşı bir kağıt çıkarıp çantamdan not yazdım *Benim hesabımı bir daha ödeme* ne kadar tuttuğunu da hesaplayıp para ile kağıdı ufak şekilde dürdüm yaptığım şeye ve yaptığı şeye gözlerimi devirip çıktım mola sürem bitiyordu çıktığımda beni bekleyen barış ihtimallerimin olduğuna kanaat getirdi tebessüm ederek yaklaştım yanağına kondurduğum öpücük ile o hissetmeden takım elbisenin bol cebine parayı atıverdim bir yemek yediysek ortak ödemenin zararı yoktur ! Bizi izleyen gözleri fark etmem uzun sürmedi diken üzerinde tutması gerekir mi dışarı çıktığımız da yağmur ne kadar şiddetli olsa da yavaş yürüdüm ıslanmayı seviyordum arabaya bindiğimde komiktim. Barış : hasta olucaksın . İzay : ıslanmayı seviyorum . Barış : biliyorum . Müzik etrafısın sessizliğini ele geçirirken düşüncelerime söz geçiremedim beni kendine çeken bu adam ,onca yaşananlar bütün bu düşüncelerimi bölen telefonumun melodisi oldu. Ertuğrul bey arıyor.. İzay : efendim ? Ertuğrul bey : İzay bu gün iş yerini erken kapatmalıyım izinli sayılırsınız eşim Bade rahatsızlık geçirmiş o yüzden . İzay : tamam Ertuğrul bey geçmiş olsun, iyi günler . Ertuğrul bey: sağol görüşürüz kızım . Telefonu kapattığımda bana merakla bana Barışa döndüm sanki bütün hislerim tek tek gidiyordu ona karşı belki de bunlar olmamalıydı aptalca bir takıntım olmuştu ve bunu dememem gerekirdi en yakın arkadaşlarımdan biri ile bu konuyu düşünmemeliydim hataydı her şey bir hataydı...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD