bc

Yakamoz Çiçeği

book_age16+
28
FOLLOW
1K
READ
drama
city
first love
intersex
professor
like
intro-logo
Blurb

Aşık olduğu yeşil gözlere baktı. İçinde tek bir sevgi kırıntısı göremeyince ağlaması daha da şiddetlendi, yeryüzüne yağan yağmur gibi...

"Evleniyorsun! Hem de beni hiçe sayarak!" hıçkırıkları arasında yükselen sesi ve acıyı kaldıramayan yüreğiyle yere çöktü.

"Her şeyi yalan mıydı? Sevgin bile!" diye fısıldadı. Kaybını kabullenmeye başlamıştı. Ödemesi gereken bedelleri ödüyordu, doğru olmayan tercihlerinin sonuçlarına katlanmak zorundaydı.

Yavaşça çöktüğü yerden kalkıp bahçenin demir kapısına yöneldi. Kendisine hala sırılsıklam aşık olan adamı bir enkazın içinde bırakarak...

chap-preview
Free preview
1
Sokak lambasının aydınlattığı balkonda çaylarıyla dertleşiyordu iki kız, ikisinin de derdi var ama konuşmadan hafif düşüncelerine eşlik eden şarkıyla anlıyorlardı birbirlerini. Sıkılmış olacak ki Defne; ''Evlilik kavramından daha saçma bir şey var mı acaba?'' Düşüncelerini bölen Defne'ye gülerek hemen atladı, ''Bir erkeğe bağlı olmak... Sence bu kavram daha saçma değil mi?'' hafif kahkaha attı arkadaşının yorumuna, keyifleri tam tıkırken araya hüzün katacak bir sohbete gireceklerinden haberi yoktu Defne'nin, içindekileri dile getirirken. ''Zehra neden evleniyor millet?'' Zehra duyduğu yorum karşısında yüzünü buruşturmadan edemedi, ''Garip olan şey 27 yaşına gelip bizim hala evlenmemiş olmamız olmasın...'' İki kızın şen kahkahası geceye karışırken, bitmek üzere olan çaylarını küçük küçük yudumladılar. ''Sende bir erkeğe bağlanmıştın, çok mu kötüydü o zamanlar ya da pişman mısın?'' Zehra kırgınlık hissetse de acı bir tebessümle karşılık verdi, ''Güzel olaylar yaşanmadı ama bu o kişinin suçu değildi. Ben onunla çok eğleniyordum ve asla pişman değilim. Ayrıca bağlılık terimi farklı bir anlamda kullanılıyor ben bağlı değildim ki...'' Boş bardakta gözlerini gezdirerek, hafif kıskançlık, biraz da sitemle cevapladı arkadaşını, ''Her şeyi beraber yapıyordunuz, hatta bir ara seni tek hiç bulamıyorduk ya da boş...'' aynı anda ''Aşk...'' diyerek güldüler. Defne'nin soruları hiç bitmiyordu, biliyordu Zehra'nın daha yeni yeni baş etmeye başladığı anıları hatırlatıyordu ama dostluk böyleydi merak ediyordu insan özellikle de yaşamadığı duyguları... ''Hala biri yok mu? Üniversite de istemediğin kadar erkek var, şirketlerle görüşüyorsun hiç mi böyle çıkmadı karşına biri?'' Bir düşünceden sıyrılıp, diğer düşünceye boğulmak böyle bir şey olmalıydı, ne menem bir şeydi bu aşk... ''Henüz bu olanları atlatamamışken öyle bir arayışa çıkmam, hem benliğime saygısızlık hem de karşıdaki kişinin duygularını küçümsemek olmaz mı?'' Defne ağzına kurabiye atıp, dolu dolu konuştu, ''Etik değil diyorsun...'' Bilimsel analiz yapar gibi gözlerini kısmış olması Zehra'yı güldürdü. Gecenin sessizliğine eşlik ederken, Defne'nin bu suskunluğunu fazlaca garipsemişti Zehra, aklına gelenleri söylemekle hata eder miyim diye düşünse de konuşarak rahatladıklarını biliyordu, ''Baban çağırmıştı, neden erkenden geldin ki bana kalsaydın biraz yanında. Hasret giderseydin biraz.'' İç çekişini duymuştu Zehra, içine doğan bir sıkıntı var düşüncesi bu iç çekişle netleşmişti, ''Emekli hayatı yaşamak istiyormuş, şirketi kime bıraksam diye düşünmüş oğulları dururken beni seçmiş, cici annem pek memnun olmadı bu durumdan evde durumlar karıştı, kısacası kaçtım...'' Hayat çok garipti, Allah herkesin imtihanını farklı kılmıştı. Fakir de olsan, zengin de olsan, sevsen de , sevmesen de insanın hep bir derdi vardı. ''Soybağı red davası açmamış mıydın?'' Soluklandı Defne, ''Açtım, babamı biliyorsun bir şekilde dava düştü.'' Zehra arkadaşının elini tutması gerektiğini düşündü. Yaşadıkları gerçekten çok zordu. Fikir veriyordu fakat yaşayan Defne'ydi... Defne annesi öldükten sonra kaybetme acısı yaşayamadan babasının iki oğlu ortaya çıkmıştı. Annesiyle evlenmeden önce babasının yaptığı yanlış sonucu, annesinin ölümüyle dağılan aileyi bu olay daha da dağıtmıştı. Babasıyla tüm bağını koparıp kendine hayat kurmak için çabaladı, bu durum onun için fazlasıyla zordu, babası Levent Bey Türkiye'nin sayılı zenginlerinden bir iş adamıydı ve bu zamana kadar pamuklarda yetişen kız bir anda kendini hayatın gerçekleri ortasında buldu... Bir devlet üniversitesini kazanınca tüm düzenini orada kurmaya karar verdi, okurken çalışıyordu. İlerleyen zamanlarda fark etti ki ilgi alanı tamamen farklıydı, işletme bölümü okurken, moda tasarımı bölümü için yetenek sınavlarına girmiş ve iki bölümü bir arada götürmeye başlamıştı bile. Bu zor zamanların ve çabanın hediyesi olarak kurduğu küçük butiğin ünlenmesi ile Türkiye'deki adını duyuran tasarımcılar arasında yerini almıştı, bu büyük başarı karşısında Zehra'nın, Defne karşısında şapka çıkarası geliyordu... ''Babam övünüyor bir kızım ünlü tasarımcı diğeri öğretim üyesi diye. Ben sana diyorum aç dava bizim nüfusa geç en azından babamın bu övgüsü resmiyete dönüşür, ne dersin?'' Defne'nin uzun zamandır düşen yüzü bir anda aydınlanmış karşısındaki kıza içten kahkahasıyla karşılık vermişti. Ellerinde biten bardakları hatırlayıp çay doldurmak için ayaklandı Zehra. Arkasından gelen sesle oraya dikkat kesildi. ''Işıl teyzeyi getirelim haftaya şöyle börek çörek yapsın bize yemin ederim sıcak çorba yemeği bile özledim ya.'' Balkon kapısının kilit sesiyle anlamıştı Zehra, balkon sefası bitmiş Defne üşümüştü. Eline aldığı çayla Defne'nin oturduğu koltuğa yöneldi. ''Getirelim de böyle heveslendiriyorsun kadını sonra kilo vermem gerekiyor diye bir ay boyunca diyet yapıyorsun, Defne!'' Sıcak bardağa iyice sardı elini Defne, ''Deniz yakın, nem desen var. Biz neden ekim ayında kış yaşıyoruz ya.'' Arkadaşının sitem dolu sesiyle gülümsedi Zehra ve devam etti, ''Bu şehir böyle sabah günlük güneşlik bir bakarsın öğlen yağmur yağıyor...'' Defne saçlarını savurup tekrar dalmıştı çayına... Battaniyeye iyice sarıldı Zehra. ''Defile yapmak istiyorum, reklamını iyi yapmam lazım ama para harcamak da istemiyorum... Şöyle bir fikir geldi aklıma Zehra...'' dikkatini tamamen Defne'ye vermişti, Zehra. ''Bir ünlü ile yakalansam gazetecilere her yakalanışım da yeni bir kıyafet... Dedikodu kazanı kaynarken, bedava reklam yapmış olurum nasıl ama.'' Zehra'nın bu kız deli bakışlarına Defne omuzlarını silkerek vermiş, cebindeki telefonu çıkarıp bekar ünlüler hakkında araştırma yapmaya başlamıştı bile. ''Çorap gibi sevgili değiştiriyorsun, millet bir taneyi zor buluyor be.'' Defne çayını sesli sesli yudumlayıp, ''Ee ben sana dedim yüksek lisans işine girme gel şirket kuralım günümüzü gün edelim ama dinleyen kim, dinlesen beraber çorap gibi sevgili değiştiriyorduk Zehra Hanım!'' Defne'nin bakışlarında arsızlık geçerken, Zehra ciddi mi bu kız diye doğrulamaya çabalıyordu. ''Bazen çözemiyorum seni Defne!'' Elindeki telefondan bakışlarını çekip aklına bir şey gelmiş gibi duraksamıştı Defne: ''Ben sana şeyi soracaktım geçen aklıma geldi, bizim ihtiyarın ruh hali nasıl?'' Zehra duyduğu soru karşısında düşünmeden edemedi bu kız her sohbetlerinde neden konudan konuya atlıyordu ki, ''İyi, o da diyordu ki Defne gelse de bir azar çeksem... Neden sordun ki bir anda bunu?'' İhtiyar diye bahsedilen üniversite hocalarıydı. Hakan hocayla bu kadar yakın olma sebepleri ise oğlu Yiğit'le aynı sene aynı dönem okumaları ve çok yakın olmalarından kaynaklanıyordu. Defne gelen soruya cevap verdi, ''Yiğit'i en son mezuniyette gördüm, gitti gelmek bilmedi. Geçen bir arkadaşa denk geldim ihtiyarla araları bozukmuş ondan gelmiyormuş gittiği yerden öyle söyledi...'' İnsanların başkalarının hayatları hakkında yorum yapması ne kadar da kolaydı. Rahatsızca yerinde kıpırdandı Zehra: ''İngiltere'ye gitsem bende aramam kimseyi, hem Yiğit babası konusunda hassas böyle bir şey olmuşsa bile çözerler.'' onaylayan mırıltılar doldurmuştu kulağını Zehra'nın, ardından düzenli nefes alışverişi ile karşısına baktı koltuğa yerleşmiş orada uyuyakalmıştı Defne. Arkadaşının uyku hızına hayrandı Zehra eline aldığı battaniye ile arkadaşının üstünü örtüp odasından kendi battaniyesini getirmiş ve arkadaşı gibi o da kanepeye yerleşip uykunun huzurlu kollarına bırakmıştı bile kendini... *** Zehra'nın kafasından çıkmıyordu Defne'nin gece söyledikleri. Amfide onu bekleyen öğrencilerini unutmuştu bile. Mailini yenileyip durmaktan yorulmuş soluklanmak için gözlerini gezdirmişti etrafında işte o zaman anladı amfideydi, öğrencileri endişeyle hocalarına bakarken içi gitti Zehra'nın henüz tanışmamıştı bile sınıfla... ''Özür dilerim. Hayatımda en değer verdiğim şeyleri unutturuyor şu yoğunluk. Kendimi tanıtayım ben Finansman hocanız Zehra, dört sene boyunca hep beraberiz bu bölümün benden kurtuluşu yok. Güzel bir üniversite, güzel bir bölüm ama burada önemli olan sizlerin kendinizi geliştirebilmeniz. Birçok üniversite var ve hepsinde aynı bölümden mezun binlerce öğrenci var onları geçmek için kendinizi geliştirmek aşırı önemli. Bu arada sadece ders anlamında değil insanlık anlamında da kendinizi geliştirmeniz gerekiyor. İş öğrenilir ama insan sıfatı zor kazanılır arkadaşlar.'' Okulun ilk haftaları böyle sessiz öğrenciler fazla germiyordu Zehra'yı hatta keyif alıyordu bir iki hafta sonra bu sessiz öğrencileri bulmakta ciddi anlamda zorlanacaktı. ''İnsani sıfat olsun bugün ki konumuz. Ben bunu lise de din hocam tarafından öğrendim ve yıllar sonra şu sıralarda otururken İlahiyat hocalarımızla sohbet ederek anladım aslında neyi kastettiklerini...'' Zehra çay almadığına pişman olurken derin derin nefeslendi. ''Hayvani sıfatı yemek yiyerek, nefes alarak, tuvalete giderek tatmin ediyoruz. Hayvani sıfat deme sebepleri bundan çünkü hayvanlarda temel ihtiyaçlarını karşılayabiliyorlar bu şekilde. Temel ihtiyacı karşılayan herkes hayvani sıfat dediğimiz sıfatı keşfetmiş ve yerine getiriyordur. Peki insani sıfat neyi amaç eder, nasıl beslemeliyiz.'' Sınıfı taradı gözleri, dinlemeye programlanmış bir öğrenci topluluğu duruyordu karşısında. ''İnsani sıfat, ruhu besler. Temel ihtiyacı insanı keşfetmektir mesela merhamet kavramı insani ruhun temel besin kaynağıdır, hem sevmek hem sevilmek ruhu besleyen en önemli besin kaynaklarından biridir..." Ders Zehra'nın felsefi konuşması, öğrencilerin etkileşimiyle sona gelmişti. Zehra sandalyeye koyduğu mavi tonlarındaki ceketini giyerken 'çıkabilirsiniz' demeyi ihmal etmemişti. Koridora çıktığında adının seslenmesiyle bakışları arkasındaki adama döndü. "Zehra Uygur siz misiniz?" soru karşısında başını sallarken. Siyah pantolonu üstüne beyaz gömlek giymişti. Gömleğinin kolları dirseğine kadar kıvrılmış, ilk iki düğmesi de açıktı. Beyaz gömleği arasında ben buradayım diye kendini belli eden esmer teni... Bakışları yukarı doğru çıkarken uzun ve diri vücudunu hiç acele etmeden inceliyordu Zehra. Gözleri yeşil hareleriyle buluşurken özenle arkaya taranmış kısa ama şekil verdiği saçlarında gezindi. Bir erkeğe göre orantılı olan dudakları, düzgün burnu ve sert yüz hatlarıyla ben buradayım diye bağırıyordu. "Ben Türkiye Cumhuriyeti Savcısı Yavuz Türk. Sizinle özel bir konu hakkında görüşmek istiyorum." Zehra'nın kaşları çatılırken benim savcıyla ne işim olur diye içinden geçirdi. Son yaşadıklarını hafızasında tararken gerçekten bir şey yapmadığına kanaat getirdi. Yavuz ise kadının çatılan şekilli kaşlarına baktı. Bakır rengi dalgalı uzun saçları düşüncelerini farklı yere çekerken aynı açık kahve tonlarındaki gözlerindeki merak daha da içine çekmişti Yavuz'u. Buraya gelirken böyle genç ve güzel bir kadına denk geleceğini düşünmemişti. Beyaz teninde fazlasıyla belli olan kiraza benzeyen dolgun dudakları, karakteristik burnuyla güzellik kavramına farklı bir boyut katarken, modellerle aynı ölçülere sahip olduğu bedeni daha da dikkat çekiyordu. İlk defa bir kadından etkilemişti hem de ilk görüşte. "Konu tam olarak nedir?" güzel kadifemsi sesiyle süslenmiş soru karşısında kendine hemen gelemedi Yavuz. Yeşil gözlerini kızın gözlerinden çekip elini ensesine attı. "Bir öğrenciniz hakkında." Diye kısaca açıkladı. "Birine bir şey mi oldu?" endişeyle sorduğu soruda Yavuz boş koridora bakıp hafifçe kafasını salladı. "Öğrencilerinizden biri evinde ölü bulundu. Odasında sizin adınıza yazılmış mektuplar ve fotoğraflarınızı bulduk. Özel konuşmak istiyorum bu sebeple size eşlik etmeye geldim. Konuşabileceğimiz sakin bir yere gidelim. Buyurun..." diye kapıyı gösterirken duraksadı Zehra. Bir öğrencisi ölmüştü... Odasında onun adına mektup bulunmuş... Peki savcının bahsettiği fotoğraflar neyin nesiydi?

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

The Luna He Rejected (Extended version)

read
613.5K
bc

Secretly Rejected My Alpha Mate

read
35.8K
bc

The Lone Alpha

read
125.5K
bc

Claimed by my Brother’s Best Friends

read
819.9K
bc

His Unavailable Wife: Sir, You've Lost Me

read
10.5K
bc

Bad Boy Biker

read
8.7K
bc

The CEO'S Plaything

read
19.4K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook