1. Bölüm
Geçmiş zaman ikliminde devrildi o gece. Evvel zaman içinde kambur saman içinde diye başlayan masallar geceyi doldururken, İki kaçak, kendi masallarını yaşamak için geçmişten ve kaderlerinden kaçmak için yola koyulmuşlardı...ıssız gece de ormanlı bir yolda buldular aradıklarını....
Saçlarım rengarenkti. Bu benim maskemdi. Ruhumda var olan bedenimde yaşayan karanlığı örtüyordu. Şimdi sen söyle ben sahte renklerimle böylesine kara iken içimde büyüyen ateş ne kadar gerçek olabilirdi. Ona duyduğum aşk beni kurtaramayacakken onu nereye götürüyordu.
Gerçek bir cılga da beliren suret kadar netti,
O bana yaşamayı öğretirken
Ben ona ölmeyi öğrettim...
Ben yaşadım o benimle öldü...
###
Odasının kapısını ses çıkarmamaya özen göstererek yavaşça araladı. Önce başıyla koridoru kontrol etti. Ortalıkta kimse yoktu. Evdeki herkesin uyuduğu saatlerdi ama yine de özenli olması gerekiyordu. Siyah postallarını eline alıp parmaklarının ucuna basarak dikkatlice koridorda ilerledi. Merdivenleri de hızlıca inmeden önce ahşap tırabzanlara baktı. Buradan kayarak inemeye bayılıyordu. Geri geldiğinde bunu yapamayacak halde olacaktı. Parmakları ahşaba hafifçe dokundu.
Sadece uca ulaştığında düşerse gürültü olabilirdi. Yeterince dikkatli olursa belki son bir kez kayabilirdi. Yapmaya karar verdi. Bunu göze alacaktı.
Postallarını sıkıca kavradı, kollarını açtı ve rüzgarı yüzünde hissetti. Sadece üç saniye sürmüştü ama o kısacık sürede bile bu heyecanı hissetmek acayip keyif vericiydi.
Başarılı bir şekilde ayakları taş zemine dokundu. Kaydığı yere baktı. Odasına ve ailesine. Onları özleyecekti. Annesinin sabah uyanınca duyacağı endişeyi düşündü. Sonra babasının ne kadar sinirleneceğini ama bunu asla Güneş'e hissettirmeyeceğini...
Bunu onlar için yapıyordu. Onsuz olmaya alışmalılardı. Bir gün gerçekten gittiğinde ailesi onun uzun ve güzel bir seyahate çıktığını düşüneceklerdi. Ölüm geçmeyecekti belki ama acısını hafifletecekti….
En çok da erkek kardeşini. Onun güzel suratını, mavi gözlerini. Gözleri dolmuştu. Tek tesellisi ise onlarla yeterince vakit geçirmiş olmasıydı.
Geri kalan günlerini hayatı öğrenerek ve yeni şeyler keşfederek geçirmek istiyordu. Üzerine titrenmeden, endişelenmeden ve gülerken ailesinin yüzünün solmasını izlemeden.
Tek istediği fırsatı varken yapabileceği bir çok şeyi yapmaktı. Hayatı kaçırmak istemiyordu artık. Yanağına dökülen damlaları elinin tersi ile hızlıca sildi. Ölümü unutmaya karar verdi!
Sırt çantasını dolaptan aldı ve askıdan anahtarlarına uzanıp sıkıca kavrayarak ses çıkarmalarını engelledi. Aynı şekilde sessizce kapıyı açıp kendini dışarıya bıraktı. Soğuk hava yüzüne çarparken elindeki postalları giydi ve üzerinde Anka Kuşu deseni olan siyah montunu geçirdi.
Kafasının içindeki tümöre pislik olsun diye sarı saçlarının arasına attığı renklerle bezenmiş saçını kavrayıp ceketinin üzerine bıraktı. Artık Altay Köşkü kapattığı devasa kapının arkasındaydı.
Özgürlük ise duvarların diğer tarafında...
Derin bir nefes aldı. Hazırdı Güneş. Yaşamaya ve yaşarken unutmaya...
Bahçeden kimseye gözükmemeye özen göstererek eğile eğile odasının penceresinin altına geldi. Çarşafa bağlayarak aşağı salladığı valizini çarşaftan kurtarıp sürükleyerek arkaya dolaştı.
Küçükken bisiklet sürmek için kaçtığı kapıya ulaşmış bulunmaktaydı. Gündüz bu kapının kilidini açık bırakmıştı. Günlerce kaçma planının üstünden geçmiş ve şu an uyguladığı kusursuz planını hazırlamıştı.
Kapıyı açtı ve yerinden oynatmaya zorlandığı valizini büyük bir savaş vererek mavi renkli nostaljik karavanına ulaştı.
Son tedavisi de başarısız sonuç verince artık bu hastalıkla savaşmayı bırakmıştı. Yapması gereken, en güzel şekilde nasıl yaşarım ve nasıl mutlu olurumu düşünmekti. O, son anda kaçabildiği kadar kaçmaktı artık tek amacı.
Tatlı karavanı ile toza buluta denize karışacağı, baharı karşılayacağı, denize gireceği, sahilde sabahlayıp kamp kuracağı bir zaman dilimi vardı artık.
Gecenin soğuğu keskinlikle birleşince. Saat gecenin üçünde korkunç bir karanlık vardı. Düşünceler beyninde o kadar çok yoğundu ki. Kafasının içi susmak bilmeyen bir dünyaydı.
Yalnızlığın insana armağanıydı tüm bu düşünceler ve sesler. Kendini her zaman duyabilmiş konuşabilmişti. Önceleri kendini kandıran güzel hayaller ile susturmuş gerçeği örtmeyi denemişti. Sonrasında kendine kafasında ki o ütopyayı önce fırtına vurdu, denizleri taştı havası suyu kayboldu. Yıkım getiren gerçeklerle yüzleşti kabul etti ve intikamı diledi. Eğer bu hayatta mutlu olacağınızı düşünüyorsanız bu ancak basit bir yanılsamaydı.
Düşünceler hücum hücum saldırırken Güneş vazgeçmedi. Artık korunaklı duvarlar yoktu. Babasının kurduğu annesinin sarmaladığı bir yerden uzakta olacaktı. Artık duygular merakta daha ağırdı. Dışarda nasıl ve neyle karşılaşacağını bilmiyor olmak ürkütücü olsa da şuan ki halinden beter olamazdı hiçbir şey. valizini yerleştirip düşünceleri susturup müziğin sesini açtı. . En sevdiği şarkı çalıyordu. Artık onu en iyi anlatan melodiler dans ediyordu kulağında...
***
Sabaha karşı Bursa'ya ulaşmak üzereydi Güneş. Yorulup dikkati dağılmaya başlamıştı ama kendini zorluyordu.
Tam bu sırada önünden bir karaltı geçti aynı anda frene basıp aracını durdurmayı başardı. Yarım dakika sonra ise yanındaki kapı açıldı ve içeriye siyah giyimli bir adam atladı.
"Bas hadi." diye otoriter bir sesle buyurdu.
Güneş korku ve şaşkınlık dolu gözlerle adama baktı ama karşısında telaşlı bir surat gördü.
Kendisi gibi bir kaçak.
"Başımı belaya sokamam in." dedi.
Bay Gizemli telaşla:
"Saçmalama." dedi.
"İn arabadan, yoksa..." deyip kalakaldı. Yoksa neydi? Ne olabilirdi ki? Hiç ...
"Yoksa ne?" dedi Bay Gizemli. Eğleniyor muydu o? Telaşı bir kenara bırakmış, bir kadını korkuttuğu ve sabaha yakın izbe bir yolda ilk bulduğu arabaya atladığı halde mi yapıyordu bunu üstelik?
"Yoksa polisi ararım."
Eğlence artık dudaklarındaydı, gülmeye başladı. Gözleri kısılıp uzun kirpikleri ortaya çıkmıştı. Göz rengi ve dağınık saçları siyahtı. Serseri bir tipi vardı. Şu karanlık mafya tarzlarından çok uzaktı. Hırsızlıkta ya da çapkınlık yaparken duvara toslayan romantik komedi erkeklerindendi.
"Çok seksi bir hatunun koynunda, kocası tarafından basıldım. Kaçmam lazım. Hadi bas gaza." dedi eğlenmesi biten genç. Sesinde emirden çok rica barınıyordu bu defa.
Romantik komedi imajından sıyrılmış ve artık çapkın Tarık Akan rolündeydi gizemli beyimiz.
Güneş yanaklarını şişirip ofladı.
"Offff!"
Bay Gizemli onun bu tatlı haline göz kırptı.
Güneş aracı çalıştırdı ve gaza bastı. Kırk dakika sonra ise o istediği tepeye ulaşmıştı. Aracını park etti ve bindikten on dakika sonra sızan adama baktı.
Uyandırmak için gizemliye döndü. Saçları dağılmıştı. İlk izleniminin aksine siyah saçlarının uçları açık kahve rengiydi, kirpikleri gür ve uzundu kirli sakalları, çıkık elmacık kemikleri, düzgün yüz hatları sanatsaldı.
Serseri havası uykusunda bile üzerindeydi. Yakışıklı, şımarık, serseri bir çapkın! Asla ele avuca sığmayacak, söz geçirilemeyecek ve hayır diyemeyecek bir şeytan tüyü şanslılarındandı. Muhtemelen dört ayak üstüne düşen kedinin şansından da bolca faydalanıyordu.
Fazlaydı sanki, hiçbir kadının elde tutamayacağı, tamamen sahip olmayı başaramayacağı ve bununda gayet farkında olup sonuna kadar bu nimeti kullanan dangalak herifin tekiydi.
Güneş onu uyumaya bırakıp arkaya geçti. Kahve makinasını çalıştırıp masa ve sandalyesini kurdu. Hava buz gibiydi ama soğuğu iliklerine kadar hissetmek buna değerdi. Yine de hasta olmak ve ağrı çekmek istemiyordu. O yüzden başına örgü şapkasını ve eldivenlerini giydi. Sarılmak için battaniyesini ve kupaya koyduğu sütlü kahvesini alıp yerine kuruldu. Bir yudum almıştı ki kapı sesini duyunca omzunun üzerinden dışarı çıkan Bay Gizemli'ye baktı.
Rüzgar kocaman esneyip yerinde gerildi ve kemiklerini açtıktan sonra saçlarını karıştırdı. Siyah kazağının üzerine deri ceketini geçirdi tembelce.
"Günaydın renkli kafa." dedi.
"Günaydın." dedi Güneş.
Rüzgar uyanalı çok olmuştu ama ses etmeden Güneşi izlemişti. Saçlarına şapkasını takışını, ellerine eldiven geçirişini, kahve kupasını kavrayışını ve kızaran minik burnunu kaşıyışını.
Yirmili yaşlarda, beyaz tenli, sarı saçlı ve rengarenk saçları; renkli kuş tüylerinden yapılmış tek kulağındaki küpesi ve cılız vücudu...
İnsanlara bakıp onları davranışlarından, hareketlerinden, görünüşünden ve konuşmasından çözümleyebiliyordu artık.
Karavana ve yaşına bakılırsa babası zengin uçarı bir var yerdi. Macera peşinde koşan ve eğlence arayan bir tip sanmıştı ama güneşin doğuşunu seyretmek ve uçakla gitmek, arkadaşları ile seyahat etmek varken karavan ve tek başına yolculuk niyeydi ki? Diye düşündü.
"Bana da kahve var mı?" diye sordu.
"Kendin doldurursan var." dedi.
Rüzgar ona gülümsedi gözleri kısılarak. Böyle çok tatlı görünüyordu. Uykulu ve kısık gözlü dağınık saçlı oğlan.
Kahvesini alan Rüzgar boşta kalan elini uzatıp:
"Rüzgar ben." dedi. Eğildiği için saçları alnına düşmüştü ve gülümsüyordu. Çok sıradan bir gülümsemeydi belki ama bakışlarının arkasında bir donukluk vardı adamın.
"Güneş." diye ona uzatılan ele uzandı Güneş. Gülümsemek yerine dümdüz cevaplamıştı Rüzgarı. Gizemli serserinin dün geceki çapkınlık olayından ders çıkarmayıp sabah ilk iş gördüğü ilk kızı etkileme girişimi takdire şayandı doğrusu.
"Demek Anka Kuşunun adı Güneş." diye mırıldandı Rüzgar. Çenesini kaşımış ve Anka Kuşu iltifatının nasıl bir etki sağladığını gözlemlemek istemişti.
Ama beklediği tepki gelmemişti. Güneş ona dümdüz bir tonda, gözleri tehdit eder ve unuttuğu bir şeyi hatırlatmak ister gibi kısılarak:
"Demek geceki olay seni pek etkilememiş, gözünü açar açmaz kur yapmaya koyulduğuna göre."
Rüzgar kızın küstah çıkışına kahkaha attı.
"Ne yapayım, huyum kurusun diyemeyeceğim. "
Adamın niyetini açık edip pişkince bu şekilde dile getirmesine ne demeliydi ki.
"Reddedilip bu dağ başında kalmak istemezsin herhalde?" dedi Güneş. Onu burada bırakmakla tehdit ederse belki onu susturabilir ve anın tadını çıkartabilirdi. Rüzgar keyifle gülümsedi, alt dudağını ısırdı ve gülümserken başını salladı.
"Bana hayır diyen olmadı Anka."
Güneş sinirle kendini beğenmiş adama bakıp bir kusur aradı ama bulamayınca daha çok sinirlendi. Kusursuzdu, kibirliydi ve iticiydi.
"Kendini fazla büyütme, sadece siyah saçların gür kirpiklerin ve muhteşem gülücüğünden daha fazlasını görmeyi başaramamış kadınlara denk gelmişsin. " deyip burnunu bükerek "Şans işte ." diye ekledi.
Rüzgar o küçük ve kızarmış burnuna parmak uçları ile fiske atarken sırıtıyordu.
"Neymiş bakalım daha ötesi ufaklık."
Ufaklık mı? buna sinirlenmişti.
"Görüntüye bakıp aldanmamak, açıp içinin kötü olup olmadığını kontrol etmek."
"Evet hep öyle derler. Önemli olan iç güzellik. Sonuç, herkes dışa bakar." deyip göz kırptı Rüzgar. bir zamanlar dışına bakarak ve ona iğrençmiş gibi aşağılayıcı bakışlar beynini yoklayınca bir an zihni kararsa da takındığı eğlenceli hali ile maskeleyebiliyordu kendini.
"Çok sığsın demeyeceğim, derdim ama sığsın."
Rüzgar keyifle mırıldandı, eğilip renkli saç uçlarına dokundu.
"Çok güzelsin farkında mısın?" dedi kızın gözlerinin içine bakarak. "Soluk teninle; bal gözlerin, pembe dudağın ve renkli saçlarınla. Söylesene Anka Kuşu nereden geliyorsun? Yoksa peri misin?" dedi Rüzgar. Ses tonunu kalınlaştırıp ciddileşmişti. Kızın bilmiş bilmiş konuşmaları tatlı bir esinti gibiydi keyifli.
Güneş afalladı bir an ama Rüzgar'ın gözlerinden geçen muzip pırıltıları yakaladı. Nefesi yüzünü yalayacak kadar yaklaşan Rüzgar'ın omzundan ittirdi. Ama milim kıpırdatmayı başaramadı.
"Çok komik."
Rüzgar keyifle gülerken geri çekildi.
"Bak gördün mü sadece dış güzelliklerinden dem vurmam seni nasıl etkiledi. Önemli olan iç güzellik lafı zırvalıktır." dedi. Bunu söylerken biraz sinirlenmişti ve gözlerini çevirmişti.
Güneş tartışmak yerine ışığını gösteren güneşe döndü. Günün aydınlanmasını izlerken ara ara omzunun üzerinden ayakta dikilen Rüzgar'a baktı. Ama adam soğuk ve kibirle kahvesini yudumlamaktan başka bir şey yapmıyordu.
Yarım saat sonra Güneş karavanın anahtarını Rüzgar'a attı. Rüzgar ani bir refleksle yakalayıp sorar gibi baktı.
"Sen kullanır mısın? Biraz da ben kestireyim."
Çok yorulmuştu ve dinlenmesi gerekiyordu. Böyle bir durumda kendisi için öbür tarafa geçiş çok hızlı olabilirdi ama Rüzgar için bu ihtimal korkunç olurdu.
Bilmiyordu ki gün gelecek Rüzgar onunla gitmek istese de geride kalan olacaktı... İkisi birlikte mavi karavan ile hayatın bütün yönlerini test edecekleri uzun bir yolculuğun başlangıcında ormanla çevrili yolda gözden kayboldular...
******************