1bölüm Tanıtım✍️
KARANLIK VE AYDINLIK: KADERİN KESİŞTİĞİ NOKTA
Aleyna Luna Türkoğlu; 23 yaşında, görenlerin nefesini kesecek kadar zarif, bembeyaz tenli, beline kadar bir şelale gibi uzanan sapsarı saçları ve baktığınızda uçsuz bucaksız gökyüzünü hatırlatan masmavi gözleriyle dünyalar güzeli bir genç kızdır. Hafif pembe, doğal bir dolgunluğa sahip dudakları ve mankenlere taş çıkartan 170 cm boylarındaki ince, fit vücuduyla adeta bir sanat eseri gibidir. Ama keşke bu dış güzelliği kadar kaderi de güzel olsaydı; keşke adı gibi hayatı da sadece aydınlıktan ve huzurdan ibaret olsaydı. Ancak hayat ona her zaman en karanlık yüzünü göstermişti...
Tahir Can Dinçtürk; 28 yaşında, esmer teninin üzerinde ışıldayan kumral kıvırcık saçları, insanın ruhunu okuyan şahin bakışlı mavi gözleri ve belirgin elmacık kemikleriyle tam bir erkek güzeli delikanlıdır. İnce dudakları, nadiren de olsa gülümsediğinde ortaya çıkan tek bir gamzesi vardır; fakat o kadar sert ve keskin yüz hatlarına sahiptir ki, kimse onun ne zaman güldüğünü hatırlamaz. 190 cm boyuyla girdiği her ortamda hükmedici bir ağırlığı olan, heybetli bir genç adamdır.
Karanlık ve soğuk sokakta, rüzgarın uğultusuna inat elleri cebinde, kulağında kulaklığıyla en sevdiği şarkısını dinleyerek yürüyor genç kız... Luna o kadar dalgın, o kadar üzgün ve o kadar derin düşüncelere dalmış durumdaydı ki, adımlarının onu işlek bir araba caddesine çıkardığının farkında bile değildi. Zihni geçmişin ağır yükleriyle doluydu. Tam karşısında, karanlığı yırtan araba ışıklarını fark etmesiyle bayılması arasında sadece bir salise vardı. Hayatı gibi dipsiz, sonu gelmeyen bir karanlığa çekilmeden önce gördüğü son şey; ona hem kızgın hem de büyük bir tedirginlikle bakan, kendi gözleri gibi masmavi olan bir çift göz ve o gözlerin sahibinin endişeli yüzüydü...
Bir iki başarısız denemeden sonra ağırlaşmış göz kapaklarımı araladığımda, donuk bir bej rengi tavanla karşılaştım. Kolumu hareket ettirmek istediğimde canımı yakan hafif bir sızı hissettim; koluma bakınca serumun derimin altına süzüldüğünü gördüm. Midem altüst olmuştu, vücudumun her kemiği sanki üzerinden bir tır geçmişçesine ağrıyordu. Yavaşça yerimde doğrulmaya çalışırken, nerede olduğumu ve buraya nasıl geldiğimi anlamak için etrafımı süzdüm. Koyu renkli, baskıcı duvarlar; aynı ağırlıkta mobilyalar; odanın bir duvarını tamamen kaplayan devasa bir cam ve onu örten gece karası perdeler... Etrafımdaki her eşya, "ben buradayım" diyen bir lüksün ve zenginliğin göstergesiydi ama hepsi ruhumu daraltacak kadar koyu renklerdeydi. Tıpkı benim talihsiz hayatım gibi... Buranın çok seçkin bir yer olduğu her halinden belliydi. İşin en enteresan ve korkutucu kısmı ise; ben kimin evindeydim ve benim burada ne işim vardı?
Ben zihnimdeki sorularla boğuşurken, odanın ağır kapısı hafifçe ve sessizce aralandı. İçeri girene bakmak için başımı çevirdiğimde nefesimin kesildiğini hissettim. Karşımda, tüm genç kızların aklını başından alacak, rüyalarına girecek kadar yakışıklı; uzun boylu, kıvırcık kumral saçlı, mavi gözlü ve esmer tenli o adam duruyordu. Sert yüz hatları ona ulaşılmaz bir hava katıyordu. İçimden "Allah sahibine bağışlasın" diye geçirdim; karşımda gerçekten büyüleyici bir adam vardı. Ama ben artık dünyadan öylesine soğumuş, yaşamaktan zevk almayan ve hiç sevilmemiş bir bireydim ki, bu yakışıklılık bende hiçbir heyecan uyandırmadı. Sadece, onu görür görmez kalbimin tarif edilemez bir hızla çarpması ve göğsümün ortasında ince bir sızının peydahlanması dışında...
Kendi iç dünyama o kadar derin dalmışım ki, adamın gözümün önünde parmak şıklatmasıyla kendime gelebildim.
— "Merhaba, ben Tahir. Size uygun bir şekilde hitap edebilmem için adınızı öğrenebilir miyim?" diye sordu sesi yankılanarak.
— "Merhaba, ben Luna. Tanıştığımıza memnun oldum. Kusura bakmayın ama size bir soru sorabilir miyim?" diye fısıldadım.
Tahir, hafif bir ciddiyetle, "Luna, madem tanıştık, öncelikle şu 'sizli bizli' resmi konuşmaları bir kenara bırakalım. Normal insanlar gibi konuşsak daha iyi olur; inan bu resmiyet hiç benlik değil," dedi. Ben de kısa bir duraksamanın ardından, "Tabii, senin için sıkıntı yoksa bana da uyar," diye karşılık verdim.
Tahir, "Sıkıntı olmaz. O zaman önce sen sorunu sor, sonra benim de sana soracaklarım ve öğrenmek istediklerim var," dedi. Ben yattığım yerden doğrulup daha dik oturmaya çalıştım ama tam o an sırtımda ve ayaklarımda sanki bıçak saplanıyormuş gibi bir ağrı hissettim. Acıyla inleyerek geri yatmak zorunda kaldım. Tahir, her hareketimi bir şahin gibi dikkatle izlediği için canımın yandığını anında fark etti. Yanıma gelip daha rahat bir şekilde yatmam için bana nazikçe yardımcı oldu. Beni yatırdıktan sonra komodinin üzerindeki gizli düğmelerden birine bastı.
İki dakika bile geçmeden kapı hızla açıldı ve içeriye adeta bir "afeti devran" olan, çok güzel ama bakışları tuhaf bir kız girdi. Girer girmez Tahir’e doğru laubali bir tavırla gülümsedi ve adeta kendini ona sunarmış gibi konuşmaya başladı:
— "Efendim Tahir, bir şey mi oldu? Yoksa bir şeye mi ihtiyaç duydun canım?" dedi.
Tahir yüzünü benden o yöne çevirip ona öyle bir bakış fırlattı ki; ben hayatımda çok kötülük görmüş bir kız olmama rağmen, o bakış karşısında iliklerime kadar ürperdim. Mankenliğe aday olacak kadar güzel ama aslında "çakma hemşire" rolündeki bu kız, o bakışı görünce önce bir sarsıldı, korktuğu belliydi ama hemen maskesini takıp o itici, sahte gülüşünü yüzüne yerleştirdi.
Tahir, buz gibi bir ses tonuyla, "Senin burada ne işin var? Ben sana bu eve, özellikle bu kata ve bu odaya girmeyi kesinlikle yasaklamadım mı? Ne hakla buraya geliyorsun?" diye gürledi. Kız, Tahir’in bu sert çıkışına zerre aldırış etmeden ona iyice yaklaştı. Ellerini Tahir’in göğsünde ve kollarında gezdirmeye başlayarak:
— "Tahir, bu seninle benim aramda olan çok özel bir mesele. Lütfen yabancıların yanında özelimizi konuşmayalım, olmaz mı? Hem ben seni çok özledim sevgilim. Seni her yerde arıyorum. Gel hadi odamıza geçelim, benim çok ateşim var ve biliyorsun ki o ateşin tek ilacı sensin. Lütfen gel ve ateşimi söndür," diyerek, sanki ben odada yokmuşum gibi arsızca Tahir’e sürtünmeye başladı.
Ben daha bu gördüğüm ahlaksızlığın şokunu atlatamadan, Tahir bir anda kızı saçlarından yakaladı. Onu kapıya kadar sürükleyerek götürdü. Kapıyı tekmeleyerek açtı ve tüm evi yerinden oynatacak bir öfkeyle, "MUUURRRAAATTTT!" diye bağırdı. Korkudan kalbim ağzıma geldi, nefesim kesildi. Saniyeler içinde Murat denilen bir adam kapıda belirdi. Tahir kızı öyle bir kuvvetle itti ki, eğer Murat onu havada yakalamasaydı kız duvara çivi gibi çakılacaktı.
Tahir, Murat’a dönerek, "Bir daha bu kadını, bu yellozu değil yanımda, evimin yakınında bile görürsem bana sormadan kendi kafana sık Murat! Al şunu gözümün önünden!" dedi. Sonra Efsun’un gözlerinin içine bakarak ekledi: "Bu sana son uyarım! Bir daha karşıma çıkarsan halamın kızı demem, seni parçalara ayırır, her bir parçanı Türkiye’nin bir ucuna gömerim. Şimdi siktir git, DEFOOOL!" diye kükredi.
Efsun götürülürken bana öyle bir nefretle baktı ki, sanki katiliymişim gibi... İçimden "Vah zavallı," dedim. Sanki dünyadaki herkes beni bağrına basmış da bir tek onun nefreti eksik kalmıştı. Ancak yaşadığım bu ağır stres bünyeme fazla geldi; başım dönmeye, ellerim zangır zangır titremeye başladı. 23 yıllık çileli hayatım artık bu son darbeyi kaldıramıyordu. En son Tahir’in telaşla yanıma gelip beni tuttuğunu hayal meyal hatırlıyorum. Ve yine o tanıdık karanlık...
Gözlerimi tekrar açtığımda Tahir yine oradaydı. Camın kenarındaki sandalyeyi yanıma çekti ve derin bir iç çekerek anlatmaya başladı:
— "Luna, az önceki rezillik için senden özür dilerim. Efsun halamın kızı... 6 yaşındayken babası ve ikizi Feridun ile geçirdikleri o feci kazadan sonra akıl sağlığını yitirdi. Herkes travma dedi ama o aslında paranoid şizofrendi. Bunu o kadar iyi gizledi ki, ta ki kendi öz evladını öldürene kadar... 5 yıl önce zorla evlendirildiğinde bana gelip 'Seni seviyorum' demişti ama ben bunu kardeşçe sanmıştım. Bebeğini öldürünce kliniğe yatırıldı ama 3 yıl sonra iyileşti diye taburcu edildi. Babaannem onu yanına aldı ama o, babaannemi öldürüp kalp krizi süsü verdi. Şimdi ise 'en değerlimi' sakladığını söyleyerek beni kendisiyle evlenmeye zorluyor. Haftaya nikah vardı ama artık gerek kalmadı. Çünkü en değerlimi, gerçek sevgimi buldum Luna..."
Duyduklarım karşısında donup kaldım. O masum yavruya ve Tahir'in yaşadığı bu kapana kısılmışlığa hüngür hüngür ağlamaya başladım. Tahir, gözyaşlarımı silmek için elini uzattığında, geçmişin verdiği o savunma içgüdüsüyle hızla geri çekildim. Tahir, bu hareketimle ne kadar yaralı olduğumu anladı ve yüzünde acı bir ifadeyle elini yavaşça indirdi...