"Geçmişe hükmeden geleceğe hükmeder. Bugüne hükmeden geçmişe hükmeder."
5 yıl önce....
Moskova...... Rusya....
"İlayda dür duuuuuurrrrr artık. Tamam tamam yeter. Kız dür diyorum sana bak son kez uyarıyorum.... Bak şimdi s...." Ben daha lafımı bitirme den İlayda benim Türkçe konuştuğumu duyunca bana korku dolu gözlerle baktı gıdıklama yi bırakarak ve hızla üzerimden kalktı. Koşarak tan odanın kapısı den kafasını çıkardı, birileri duydumu yok mu diye hızlıca etrafı kontrol ettikten sonra hızla yanıma geldi. Ve aynı korkuyla sesi titreyerek endişeyle konuşmaya başladı:
— "Aleyna, ty chto, s uma soshla pomolchi. Papa ochen' rasserditsya, yesli uslyshit, kak ty govorish' po-turetski. Ty zabyla, chto nam zapreshcheno govorit' po-turetski? Pozhaluysta, ne zabyvay, chto on zapretil nam govorit' po-turetski.(Aleyna sen aklını mı kaçırdın sessiz ol. Baba Türkçe konuştuğunu duyarsa cok kızar. Unuttun mu bizim Türkçe konuşmamız yasak. Lütfen unutma bize Türkçe konuşmayi yasakladığı ni)"
"BABA" diyince insanın aklına GÜVEN, MERHAMET, SEVGİ ,FEDAKARLIK, CESARET gelir. BABA demek DAĞ demektir. Güçsüz kaldığında yaslanmak, korktuğun da arkasına geçip saklanmak, karnın acıkınca da dağ bağrında ki meyveli ağaçlardan yiyerek karnını doyurmak gelir. İnsanın BABA si yanında olduğunu hissedince kendin de öyle büyük bir güç, özgüven hisseder ki sanki dünyanın en güçlü insanı gibi.
Ama maalesef bizim babamız bu saydıklarımin hiç birini bize hissettirmedi. Yaslanmak istediğimiz de dağ gibi arkamızda durmadı, korktuğumuz da bizi arkasına alıp saklamadi korumadi. Aksine bize öyle bir BABALİK yaptiki bırakın BABA demeyi erkeklerden nefret ederek olduk. "Türkçe konuştunuz" diye daha 3 yaşindeki çocuğu ortasından demirlikler' le ikiye ayrılan kürtler'in kafesine kilitlemek mi derseniz yoksa aklımızı almaya başlayınca " gittikçe "o pic'e" benziyorsunuz diye yüzümüzü yakmaya çalışması mi dersiniz yada daha da korkunç olan öğretmenimizin baba yoksulu şerefsizi arayarak " kızlarınız Rus dili ve edebiyatı dersinden düşük not aldılar böyle devam ederlerse sınıfta kalırlar ve okulda sürekli türkçe konuşuyorlar ve durmadan arkadaşlarına "BİZ RUS DEĞİL TÜRK' ÜZ" diye hava atıyorlar" diyerekten şikayetçi olduğu gün bizi vücudumuzun bı kaç kemiği kırılınca ya kadar döverek 10 gün soğuk karanlık kimsesiz depoya kilitlemesi dersiniz işte buna benzer bir sürü travma işkence şiddet nefretle dolu bir çocukluk yaşat mişti.
En son ki olaydan sonra İlayda çok büyük bir sağlık sorunu yaşamaya başladı. Önce asılsız kontrolsüz ağlama krizleri uykusunda ve hatta yanına birileri yaklaşınca korkarak bağırmak mi içine kapanarak herkesten her şeyden uzaklaşma mi uyku sorunları yemek yememe gibi travma yaşamaya başladı. Ve daha da kötüsü biz o depoda aç susuz kırık çıkık yara bere içinde kalınca İlayda' nin açık ve kanayan yarası enfeksiyon kapmişti. Sonuç viral enfeksiyon sebep Lösemi hastalığına yakalanmış ti. O şerefsiz oksijen israfı piç resmen bizi o depoda ölüme terk etmiş ve bizim var olduğunu bilmediğimiz fark edemediğimiz kameradan zevkten dört köşe olarak takıp etmişti. Biz küçücük yaşta önce acı içinde kivranirken aç süs bırakılırken yani başımızda ki depoda başı boş gezen kurtların kan kokusunu alınca durmadan uluma sesini duyunca çığlık çığlığa bağırarak ağlarken zerre umrunda olmamıştık. En son satmayı unuttuğum bir günde İlayda nin bayilmasi sonucu oradan kurtul muştuk. Gerçi İlayda bayıldık ten bı kaç dakika sonra bende bayılmıştım. Yavaş yavaş kendime kendime gelmeye başlarken annemin ve o şerefsizin sessizce ama çok ciddi kavga ettiklerini duymaya başladım. O kadar çok korkmuştum ki uyandiğimi anlamasinlar diye uyumuş gibi gözlerimi açmadan durdum. Ama ikisinin de ne dediklerini net duyuyordum.
Annem " bana bak Serdar sen benim hayatımı çaldın. Sevdiğim adamımı senelerce bilmediğim yerde sakliyorsun. İkizlerimin gerçek babasının Hazar değil sen olarak babama söylemeye babalarının değil senin soyadını taşımalarına beni mecbur bıraktın. Kızlarım' a etmediğin eziyet şiddet kalmadı. Kaçını engelledim kaçının önüne geçtim. Eğer bunları babama söylersem Hazarı öldürmekle tehdit ettin. Hayatımızı cehenneme çevirdin. Bizim kabumunuz oldun.Ama yeter ya şimdi hemen İlayda nin tedavisi için iyileşmesi için Hazar' dan ilik nakli almalarına izn verirsin ya ben gider bunca sene bana kizlarima yaşattığın o cehennem hayatını babama tek tek anlatırım. Artık benim zerre umrumda değil ne senin tehditlerin nede Hazar 'in yaşayıp yaşamaması. Çünkü benim evladlarim ölümün eşiğinde eğer onlara bir şey olursa yemin ederim seni bu dünyada sağ biraktirmam. Bize dar ettiğin bu dünyayı cehenneme çevirdiğin bu hayatı kat ve katını yasatirim. Yaparım bilirsin ".
Bir çocuk daha ne kadar travma alır daha ne kadar canını yakarlar ki? O hararetli tartışmadan bir kaç saat sonra Serdar pezevenk ' i öz babamı yani Hazar Türkoğlu nu sakladığı yerden kimsenin göremediği şekilde hastaneye getirmişti. Bende çocukluk merakım ve baba hasretim le başımın dönmesi ayaklarım ve vücudum deki ağrılara bakmadan zar zor yürüyerek onu saklandıkları odaya girmiştim. Odaya girer girmez odadan agrilarima dayanamadan hemen kapının önünde kendimi yere bıraktım. Yavaşça odaya bakmaya başladım odada kimse yoktu. Tam umudumu yitirip geriye nasıl gideceğimi düşünürken odada bulunan tuvalet kapısı açıldı. Açılan kapıya baktığımda annemin bir kaç kere her kes uyuduktan sonra ağlayarak gizli gizli baktığı resimdeki yakışıklı olan BABA mi gördüm. Babam beni öylece kapının yanında görünce hızlı adımlarla yanıma geldi hemen beni kucağına aldı ve odadaki bulunan tek hasta yatağına yatırdı. Ben babama bakarak baba hasreti çekerek ağlarken babam benim ağlamanın canımın ağrısından olduğunu düşündü. Yanıma gelerek göz yaşlarımı silerek " A HİÇ ZAMANDA PRENSESLER AĞLARMI? BİLİRMİSİN PRENSES LER AĞLAYINCA ÇOK ÇİRKİN OLURLAR. ONUN İÇİN AĞLAMA. OLURMU PRENSES " dedi. ve sonra devam etti " HEM BENİMDE BİR PRENSESİM VAR TİPKİ SENİN GİBİ MAVİ GÖZ ÜZÜN SARİ SACLARİ OLAN. AMA COK KÖTÜ KALPLİ İNSANLAR ONU BENDEN KAÇIRDILAR. AZ KALDI ÖNCE ŞU KÖTÜ KALPLİ İNSANDAN KURTULAYIM SONRA PRENSESİMI BULUCAM. SENİN ADİN NE KÜÇÜK PRENSES ? " ben ağlama mı durdurmadan kekeleyerek adımı söyledim
" ALL —ALEY—NA LU—LU NA " babam adımı duyunca hızla yüzüme baktı ve tam bir şey söylemek üzerindeydi ki koridorda kargaşa başladı. Babam ne olduğunu bakmak için ayağa kalkıyordu elini tutarak durmasını sağladım ve sakin sesle " benim odadan çıktığimi fark etmiş olmalılar beni onlara yakalanmadan odama gitmeme yardım eder misin" dedim. Babam hiç bir şey demeden üzgün olan bakışla yüzüme baktı ve sadece kafasını "tamam" anlamında salladı.
Belli bir süre sonra koridor sessilaninça gidip kapıdan koridoru kontrol etti ve hızla gelip beni kucağına aldı. Ve ayni şekilde kimseye yakalanmadan beni odama götürdü. Beni hasta yatağına yatırdı ve odadan çıkmadan önce bana sımsıkı sarıldı, koku mu derin içine çekerken yüzüm ve başımdan öperek gitti. Gitmeden önce de bana bakmatan
"AZ KALDI PRENSES AZ DAHA DAYAN GERİ GELİCEM" dedi ve kimseye yakalanmamak için hızla çıkıp gitti. Giderken gözünden akan yaşını sildi.
Babam gider gitmez hızla annem Serdar pezevenk' i ve dedem odaya girdiler. Piç pezevenk dedemden aşırı derecede korkar deyim yerindeyse dedeme karşı fobisi var. Onun için dedemin yanında hep bize iyi davranır. Görende sanki çocuklarını çok seven bir baba.zanneder. Yanıma yaklaşarak bana sarılmak istedi ve ben ondan tiksindiğim için ilk defa onun bana sarilmasina izn vermeden kendimi geri çekmek istedim ve başar dimde. Dedem benim bu hareketime karşı tek kaşını kaldırarak Serdar piç ine "Hayırdır ne olduda senin sarılmanı istemiyor" bakışı attı. Annem hızla gelip sarılırken "Kızım neredeydin odana sana bakmaya geldiğim de yatağında seni göremeyince çok korktum" diye ağlamaya başladı. Bende anneme sımsıkı sarıldım ve " Anne uyandığımda çok çişim gelmişti, seslendim kimse duymadı. Bende zar zor tuvalete girmiştim. Kalkarken ayağım kayarak düştüm ve başımı çarptım. Tuvalette bayılmışım. Siz odaya gelmeden önce kendime geldim ve işte buradayım" dedim. Benim söylediğimi duyunca dedem oksijen israfı na öyle bir ölümcül bakışı attı ki.
Utanmaz sa bu yaşında altına yapar.
Demin dediğim gibi dedemden ölümden korktuğu gibi korkar. Çünkü her baba yiğide değil dedemin karşısinda durmak kafasını kaldırıp dedemin gözünü bakmak.
Dedem İsrafil türk kökenli doğma büyüme Rus vatandaşı çok güçlü iş adamı. Bu dedemin dışarıdan bakıldığında göründüğü mesleğidir. Aslında sadece Rusya'da değil Avrupa'daki en sert en gaddar acımasız mafya başıdır. Rusya'da doğmuş büyümüş rus kiziyle severek evlenmiş ve annemden başka bir teyzem bir de dayım var. Dedem anneannem ölünce İngiltere'ye ye dayımın yanına kalmaya başladı genellikle işlerini orada yürütür.
Onun için bizim evin içinde olanlardan haberi yok. Çünkü adam demeye değmeyen karaktersiz dedemin güvenini kazanmıştı ve genelde dedem bana yalan konuşmaz diye düşünürdü.
Bu olaydan sonra ben büyümüş koca insana dönüşmüş tüm. Benim ve İlayda nin tedavisi bittikten sonra taburcu olmuş eve dönmüştük. Benim tedavi sürem İlayda nınkıden daha az ağrılı ve daha az süreli olduğu için ben erken taburcu olmuş tüm. Tüm bu hastane sürecinde küçük yaşında annemi ikizimi ve kendimi eve dönünce yeniden başlanacak şiddetlerden nasıl koruyacağım i düşünmüş ve kendi çapımda planlar yapmıştım.
İlk önce dedemden ağlayarak evin her yerine kamera takması ni ve bunu sadece ikimiz den başka kimsenin bilmemesini istemiştim. Dedem ilk başta bunu bir çocuk şımarık liği olarak görmüştü. Ama benim ağladım i görünce dayanamayıp yapmıştı. Sonra da artık dayımın yanına gitmemesi ni burda Rusya'da kalmasını derim yerindeyse tekrardan hastanelik olacak kadar yemek yemeden ikna etmiştim. Ve en son olarak beni ve İlayda yi hem sağlık için hem kendimizi koruyabilmek için ve en önemlisi profesyonel dövüşçü olmamız için bizi spora başlatması ni sağlamıştım.
Dedem benim tüm bunları neden istediğimi sorduğunda ise zorbalığa maruz kalmamak için kendimizi korumak ve onu artık hep yanımda istediğim için diye cevap vermiştim.
Dedem bunları yaptıktan sonra Serdar baya baya tedirgin olmuş ve dedem den neden bunları yaptığını sormuştu.
Dedem istediğim üzere benim istediğimi söylemeden "Ne zamandan beri benden hesap sormaya başladın? " diyerek kızarak cevap vermişti.....
Dedemle olan konuşmasından sonra çok gergin olarak eve gelir gelmez saçlarımi çekerek beni yerlerde sürükleyerek tekrar den kurtların kafası bulunduğu odaya götürdü. Önce yanında ki köpeklerinden birine kurtların kafesinin kapısını açmasını söyledi ve kurtlar kafestan çıkınca beni kurtların bulunduğu ortaya fırlattı. Korktum hemde çok. Ama belli etmedim. Ben daha ayağa kalkmak den hemen arkamda kurtça merhaba diye benimle tanışmak için gelen kurdun sesini duydum.