Sensizliğe hiç alışamadım

2027 Words
AZAD Elimdeki beyaz papatya buketiyle mezarlığın içinde yürümeye devam ettim. Onun mezarına her yaklaştığımda nefes almak gittikçe zorlaşıyordu. Boğazıma oturan yumru yüzünden yutkunamazken onun mezarlığının yanına geldim. Elimdeki papatya buketini mezarlığın üzerine bırakıp beyaz taşı okşadım. Konuşmak istediğim çok şey vardı fakat bir türlü konuşamıyordum. Onun bu toprak altında yatıyor olmasını yıllardır sindiremedim. Kuruyan dudaklarımı ıslatırken acıyla nefes aldım, mermerin dibine dizlerimin üzerine çöktüm. ''Azize'm.'' dedim acıyla, ''Yine ben geldim.'' elimi toprağında gezdirdim. Yıllardır onu burada yalnız bırakmıyordum, her Allah'ın günü kendimi bu mezar taşının dibinde buluyordum. Gözlerimde biriken yaşlar yanaklarıma doğru süzülürken avuçlarıma aldığım toprağa dudaklarımı bastırdım. ''Olmuyor Azize...'' diye fısıldadım sesim titrerken, ''Sen orada, ben burada olmuyor. Söz vermiştin bana, beraber yaşlanıp beraber öleceğimize söz vermiştin!'' İçimde biriken duyguları serbest bırakırken, ona hem kırgındım hemde öfkeliydim. Bana verdiği sözleri tutamadan gitti, beni yarı yolda bıraktı. Oysa biz beraber ölecektik, mezarlarımız bile yan yana olacaktı! ''Sen benden gittiğin gideli hiç bir şey yolunda değil Azize'm.'' diye fısıldadım, ''Ne doğru düzgün yemek yiyorum, ne içiyorum, nede uyuyorum. Herkes nefes aldığımı sanıyor ama ben ölüyüm!'' ''Yıllardır, buraya her geldiğimde şu mezardan çıkıp bana sarılmanı istiyorum, o güzel sesinle her şeyin bir rüya olduğunu duymak istiyorum.'' Kolumu mermere yaslayarak ağlamalarıma devam ettim, ''Sen yokken hiç bir şeyin anlamı yok.'' diye mırıldandım. ''Herkes yüreğimdeki yangının bir gün son bulacağını söylüyor!'' ''Bu yangını senden başka kimse söndüremez Azize.'' ''Belki geçer sandım. Zamanla unuturum, sensizliğe alışırım sandım ama olmadı ben sensizliğe hiç alışamadım.'' Başımı mezar taşına yasladım gökyüzüne buğulu gözlerimle baktım. Hani en sevdiğin gelirde senin kalbine bıçağı saplar, yetmezmiş gibi kalbini deşerdi ya. Azize'min yokluğu işte böyle bir histi. Belki en sevdiğim kalbimi deşmedi ama en sevdiğim giderek benim kalbimi deşti. Alamadım ben sevdiğim kadını, koynuma alamadım. Kokusunu doyasıya içime çekemedim, o bal dudaklarının tadına yeterince bakamadım. Onu karım yapamadım, sözümü tutamadım! Kollarımda can verdi ama ben engel olamadım, kendini benim için feda etti lakin durduramadım. Gözümün önünden bir türlü gitmiyordu. Bedeni kollarımın arasında can verirken, dudaklarının arasından sadece ismim çıkmıştı. Hissettiğim acıyla nefes alamadım. Cebimdeki fotoğrafını çıkararak baş parmağımla yüzünü okşadım. Sırma saçlı kadınım bana aşkla bakıyordu. Tek unutamadığım onun güzel yüzüydü. Artık sesini bile hatırlayamıyordum, oysaki onun sesini duymadan bir saniye geçiremezdim. Şimdi her şey geride kaldı. Yaşadığımız güzel günler sadece anı olarak kaldı, hayallerimiz ve verilen sözler yarıda kaldı. Azize gittikten sonra her şey değişti, bende dahil. Artık o eski merhametli Azad yoktu, o ölmüştü. Artık zalim bir Azad vardı, insanlara karşı kinli ve acımasız Azad. Merhametin ne olduğunu unutan bir Azad ağa. Ben bir topraktım, Azize'm ise çiçek. Beni yaşatan çiçeğimin varlığıydı, çiçeğim olmazsa benim toprağım kururdu. Kurumuştu da, ben kuru bir topraktım. Çiçeğimi acımasızca benden kopardılar ve çiçeğim öldü. Ben ise kurudum. Yaşatamadım onu, yaşatamadım çiçeğimi. ''Rüyalarıma da gelmiyorsun artık küstük mü?'' dedim nemli gözlerimi kırparak, ardından toprağına baktım. Üzerinde sadece benim bıraktığım çiçekler duruyordu. Soru sorup duruyordum, acımı onunla paylaşıyordum sanki cevap verebilecekmiş gibi. ''Küsme bana Azize'm.'' diye fısıldadım toprağa doğru, sanki beni böyle duyabilecekmiş gibi. ''Kanını yerde bırakmayacağım, yemin ederim bırakmayacağım sadece doğru bir anı bekliyorum.'' ''Seni benden ayıranlar, saklanıyor fakat elbet bir gün ortaya çıkacaklar.'' toprağını okşadım, ne çok isterdim şimdi o güzel yüzünü okşamayı. ''Ortaya çıktıkları gün onları mahvedeceğim.''alnımı hafif nemli toprağa yaslayarak göz yaşlarımı akıttım. Kaç saattir buradayım bilmiyorum lakin Azize'min mezarında uzun bir süre boyunca oyalandım. En sonunda içimdeki yangınla birlikte ayaklandım. Mezar taşına uzun uzun bakarak iç çektim, ellerimi cebime sokarak yutkundum. ''Şimdi gidiyorum Azize'm, merak etme tekrar geleceğim ama ne olur rüyama gel.'' dedim boğuk çıkan sesimle, ''Yalvarırım Azize, gel ve benimle konuş, rüyada olsa sesini duymaya ihtiyacım var.'' ''Seni seviyorum Azize.'' Mezarlıktan ayrılırken attığım her adımda sendeliyordum. Ellerimin tersi ile gözlerimden akan yaşları sildim, kafa dağıtmaya ihtiyacım vardı. Cebimden çıkardığım paketten puroyu dudaklarımın arasına yerleştirdim, zippo ile puronun ucunu yaktım ardından içime çektim. Ciğerlerime ulaşan duman tüm bedenimi gevşetirken, dumanı burnumdan yavaş bir şekilde verdim. Arabamın ön koltuğuna oturarak anahtarları takarak kontağı çalıştırdım. Gaza yüklenerek her zaman gittiğim meyhanenin yolunu tuttum, aynadan gözlerime baktığımda kızardığını gördüm. Bu sıralar hem anam hemde babam evlenmem için daha çok üzerime gelir oldu. Bunalmıştım, gereğinden fazla baskılıyorlardı. Sanki benim ne yaşadığımı bilmez gibi davranıyorlar, bana kadın bulmaya çalışıyorlardı. Ulan istesem, bir kadın bulmam iki saniyemi bile almazdı fakat ben istemiyordum işte. Ben sevdiğim kadına varlığında bile ihanet etmemişken, yokluğuna mı ihanet edecektim? Hayır lan! İhanet etmezdim, yapamazdım! Yeter artık Azad! diyordu iç sesim, Yeter, o öldü! Kendine gel, hayatına devam et! başımı sağa sola salladım. Hayır, hiç bir şey olmamış gibi hayatıma devam edemezdim. O ölmüş olabilir evet, ama o kadın benim kalbimde hala yaşıyor. Ben onu kalbimde yaşatmaya devam ediyorken, nasıl ihanet edebilirdim? Bunca zamandır hayatıma giren tek kadındı Azize. Bir tek onunla süslü hayaller kurdum ben, onun pembe hayalleriyle yeni bir güne başladım. Başka birini istemiyordum, başkada bir şey istemiyordum. Sadece beni biraz olsun rahat bıraksınlar istiyordum, evlilik için üzerimde bir baskı kursunlar istemiyordum. Evleneceğim kadına saygısızlık değil miydi bu? Kalbimde biri varken, yanımdaki kadına da ihanet etmiş olmayacak mıydım? Hem ben ölmüştüm, kadınımın yokluğu beni öldürmüştü. Ölmek için illa bedenin toprak altına girmesi gerekmiyordu, ruhum ölüydü, kalbim ölüydü. Bu taşlaşmış kalbi kimse yaşatamaz, beni hayata geri döndüremezdi. Arabadan inip meyhaneden içeri girdim, garsonlar beni hoşnutlukla karşılarken başımı aşağı yukarı salladım. ''Tek kişilik bi' masa ayarlayın bana koçum.'' dedim tanıdık garsonun omzuna elimi koyarken, genç çocuk başını aşağı yukarı salladı. ''Hemen ağabey, şuradaki masamız boş.'' diyerek yürümeye başladı, bende peşinden ilerledim. Boş olan masaya otururken her zaman yaptığım gibi kadınımın fotoğrafını çıkardım. Masam dakikalar içinde hazırlanırken rakı dolu bardağı parmaklarımın arasında tuttum. ''Ne senden öncesi'' ''Ne senden sonrası, ah'' ''Ne senden öncesi'' ''Ne senden sonrası'' ''Ayrılık yaman, ölümden yalan'' ''Geçmiyor ki zaman, geçmiyor'' Gözlerimden akan yaşların bile farkında değildim, rakı bardağını dudaklarımla buluşturup kafama diktim. Boğazımı yakıp geçen tatla yüzümü buruşturdum, bardağı doldurup elimin tersiyle dudaklarımı sildim. ''Ben sende tutuklu kaldım'' ''Kendi hayatımdan çaldım'' ''Yedi cihan dolaştım'' ''Bana mısın demiyor'' Bir kadeh daha yuvarladım, yine doldurdum bardağımı. ''Ağabey çok hızlı gitmiyor musun?'' garson çocuk bana tedirgin bir şekilde bakarken elimi siktir et dercesine salladım. Mezelerden azar azar yiyerek doldurduğum üçüncü bardağı da diktim, acımı bastırma yöntemimdi bu. Her mezarlıktan çıktığımda kendimi bu meyhaneye atar, kendimi alkole vururdum. Dördüncü bardağı da yuvarlarken masaya yeni rakı şişesi getirdiler, avuçlarımın içinde duran fotoğrafa baktım. Göğüsüm şiddetle kabarırken, üzerimdeki gömlek öfkeli bedenimi zar zor kapatıyordu. Her an patlayacak gibiydi gömlek. ''Öpüştüm resimlerinle'' ''Şarkımız çaldı dinledim'' ''Bütün gece bekledim'' ''Belki sen gelirsin diye'' ''Işıkları söndürmedim'' Avucumda duran fotoğrafta parmaklarımı gezindirdim, sevdiğim kadının gülüşü dudağımın kıvrılmasına sebep oldu. Bir damla göz yaşı aktı fotoğrafın üzerine, onun gözünün üzerinden aşağı doğru akarak, siyah pantolonumun üzerinde kayboldu. ''İçimde hatıralar delik deşik'' ''Mektupları okudum seçip seçip'' ''Gönül sayfamda canım açık seçik'' ''Senin adın yazıyor'' ''Aynanın karşısına geçip geçip'' ''Kaderime ağladım içip içip'' ''Böyle kaderi sikeyim lan!'' diye ağzımın içinde homurdandım fotoğrafa bakarak, ''Böyle hayat mı geçer amına koyayım!'' Masanın üzerinde duran rakı bardağını tekrar parmaklarımla sıktım, tek dikişte mideme yol almasına izin verdim. İçtikçe rahatlıyor gibi hissediyordum, en azından bir kaç saat dahi olsa beynimin bulanmasına izin veriyordum. Belkide sadece kendimi kandırıyorum çünkü bir boka yaramıyordu! Kodumun alkolü bile bir saat olsun acımı dindirmiyordu fakat Azize'm gibi bağımlılık yapmıştı! Kaç kadeh devirdiğimin ben bile farkında değilken, alkolün etkisinde olan kalbim hızla kan pompalıyordu. Damarlarımdan akan sıcak kanın içinde alkol geziniyor, kaslarımı gevşetiyordu. Görüş alanım bulanıktı ve etraf dönüyordu. Garson çocuğu çağırdığımda bana baktı, ''Ağabey hesabı getirdim.'' diyerek önüme hesabı koydu. Çok içtin Azad ağa, artık evine git demek istiyordu. Cüzdanımdan çıkardığım parayı sessizce masanın üzerine koyarak ceketimi giydim. Fotoğrafı cüzdanımın içine koyarken meyhanenin içinden sersem adımlarla çıktım. Arabama bindiğimde zihnimdeki her şey birbirine giriyordu, arabayı çalıştırıp direkt konağa sürdüm. Bir duşa girmek ardından uyumak istiyordum. Rüyalarımda Azize'm ile buluşmak istiyordum, burada bulaşamıyorduk en azından rüyalarımda buluşalım sevdiğimle. Konağa vardığımda elimdeki anahtarları kapıya takmakta zorlandım, ayakta da zar zor duruyordum. Korumalarda ayakta dikilmekten başka hiç bir bok yapmıyorlardı! Siktiğimin deliğine neden sokamıyorum bu kodumun anahtarını?! Sinirlerimde iyice bozulmuştu, şansımı tekrar deneyip anahtarı takmaya çalıştım. Bu sefer kapı Dewran tarafından açıldı, ''Ağabey saat kaç haberin var mı?!'' diye sinirle konuştu, sesi biraz kısıktı. ''Sikerim saatini!'' dedim gevşek bir şekilde, ayakta durmakta zorlanıyordum. Ayakkabılarımı çıkarıp üzerimde bana ağırlık veren ceketide çıkardım. ''Ulan!'' dedi Dewran kolumun altına girerek, ''Daha yürüyemiyorsun bu halde araba mı sürdün ayyaş herif!'' ''Anam mısın yoksa kardeşim mi?'' dedim gerginlikle, ''Kaç yaşında adama hesap soruyorsun, alırım seni ayağımın altına!'' kapıyı usulca kapattı. Beni merdivenlerden yukarı çıkarırken iç çektim, ''Ammada ağırsın anasını!'' diye homurdandı. Ulan kendisi sanki benden zayıftı kodumun ibnesi, hızla kolumu çekmeye çalıştım. ''Ağırsam bırak!'' diye sinirle söylenince bu sefer gözlerini devirdi. ''Trip atıyor birde!'' diye homurdanarak beni odama kadar taşıdı, yatağın üzerine kendimi atarken alnını elinin tersiyle sildi. ''Yine Azize yengenin yanındaydın değil mi?'' Başımla onayladım onu ardından elimle odadan çıkması için işaret verdim, gözlerimi kapatıp uyumaya çalıştım. Bir an önce rüyamda Azize'yi görmek istiyordum fakat uyuyamıyordum. Gözlerimi açıp yatakta oturur pozisyona geldiğim sırada sırada Dewran'ın hala burada olduğunu fark ettim. ''Dewran çık!'' diye sinirle söylendiğimde tekli koltuğa oturup omuz silkti. ''Küfür etmeyeyim etmeyeyim diyorsun ama ağzımı açacaksın illa ağabey!'' diye homurdanarak bana baktı, ''Lan kadın ölü ölü!'' demesiyle damarıma bastı. ''Değil lan!'' diye bağırdım ayağa kalkarak, bir kaç adım sendeledim, işaret parmağımla kalbimi gösterdim. ''Burada yaşıyor duydun mu?!'' dememle omuz silkti. ''Kaç kadeh içtin?'' diye sordu sakinleşmeye çalışarak fakat oldukça gergin gözüküyordu. ''Bilmiyorum.'' ''İyi bok yedin!'' demesiyle kaşlarım çatıldı, benim karşımda ne zamandır bu kadar rahat küfür ediyordu. Ellerimi yumruk yaparak ona kısılan gözlerimle baktım. ''Dayak mı istiyor canın? Siktir git odamdan!'' Ayağa kalkarak ellerini cebine soktu. ''En azından yarın ne dediğimi hatırlamayacaksın, iyice küfür edeyim rahatlayayım. Senin beynini sikeyim!'' demesiyle iyice gerildim. Havaya doğru yumruk salladığımda ayağım kaydığı için kendimi yerde buldum, ''Nah vurursun! Daha ayakta duracak halin yok. Ulan öldürdüler onu ağabey, anla artık şunu!'' dedi yüzüme doğru eğilerek. ''Sus Dewran.'' dedim acımla boğuşmaya çalışırken. ''Kendine bu hayatı zindan ediyorsun! Bu dünyada tek aşık olan sen değilsin, sadece sen acı çekmiyorsun! Onunla birlikte ölü gibisin, kendine gel artık!'' ''Yapamıyorum lan!'' diye bağırdım yakasına yapışarak, ''Yapamam Dewran!'' diyerek düzelttim ardından. Karşımda oturarak ellerimi yakasından ittirdi, ''On iki yıldır kendine acı çektirmekten başka bir bok yaptığın yok.'' ağzının içinde gevelendi. Dişlerimi birbirine bastırarak onun karşısında ağlamamak için kendimi kastım. ''Onu deliler gibi seviyor olabilirsin, ilk aşkın olabilir ama hayatına devam etmelisin.'' ''Anam ile babam senin evlenmeni istiyor, baba olmaya hakkın yok mu sence de?'' Gözlerimden sıcak yaşlar aktı, kendime engel olamadım. Başımı ahşap dolaba yaslarken gözlerimi kapattım, sonra onunla olan anılarımız gözlerimin önünde canlandı. * ''İki çocuk istiyorum Azad ya!'' mırıl mırıl mırıldanırken burnuna fiske atarak güldüm. ''Bana iki tane yetmiyor, şöyle rahat on beş tane yaparız gibi hissediyorum.'' onun tepkilerini ölçmek istercesine yüzüne baktım, dehşetle gözlerini açmıştı. ''On beş mi?'' dedi korkuyla. ''Saçmalama Azad! Onları ben nasıl çıkaracağım? Olmaz! Üstelik hepsine yetişemem ben.'' Aslında kulağa cazip geliyordu on beş çocuk. On beşi de analarına benzerse oh ne ala memleket anasını satıyım! ''Sevgilim...'' diye fısıldadım dudağına doğru, ''Sadece sen bakmazsın, anama postalarız beş tanesini. Diğer beş tanesine kardeşimin ilerideki karısı bakar, geriye kalan beşine de biz bakarız.'' ''Abarttın Azad'ım sen, on beş çocuk yaparsam ölürüm ben!'' kahkahalar atarak onu kendime çektim, zayıf tenine iyice sokuldum. Sırma saç diplerine dudaklarımı bastırdım, nasıl bir kokuydu bu böyle! ''Şaka yapıyorum Azize'm.'' diye fısıldadım kulağına doğru, ''Bana kalsa sana o acıyı çektirmem bile ama sen istiyorsun.'' Başını bacaklarıma yaslayarak ayaklarını çimlere doğru uzattı, bana tatlı bakışlar atıp duruyor, sabrımı zorluyordu. Her an dudaklarına yapışabilirdim. ''Seninle evlatlarımız olsun istiyorum Azad'ım.'' dedi tiz sesiyle, ''Evlatlarımızı birlikte büyütelim, onlarla çocukta olalım yeri geldiğinde!'' alnına dudaklarımı bastırdım. ''Evlatlarımız olacak Azize'm merak etmeyesin, bütün hayallerimizi gerçekleştireceğiz. Buna emin ol!'' * ''Baba olmaya hakkım yok.'' dedim bariton bir sesle, ayağa kalkıp daha fazla onun saçmalıklarını dinlemedim. Üzerimdeki kıyafetleri çıkarırken o da zaten odadan çıkmıştı, havlumu alıp banyoya girdim. Soğuk suyun altına girdiğim an önce bedenim ürperdi, daha sonrasında gevşemeye başladım. Azize'den sonra bana iyi gelen diğer şey soğuk suydu. Kısa bir duşun ardından üzerime tişört dahi giymeden bedenimi yatağa attım, gözlerimi sıkıca kapatarak kendimi uyumak için zorladım. Uyumayı pek seven bir adam değildim lakin bazı zamanlar uyuyordum. Bunun tek sebebi sevdiğimi rüyamda görme arzumdan kaynaklıydı. İlk zamanlar rüyalarıma sıklıkla gelirdi fakat artık gelmiyordu, sanki bana küsmüştü. Halbuki onu küstürecek hiç bir şey yapmamıştım. Gel artık Azize'm, rüyalarıma gel. Rüyalarımda bari sana olan özlemimi gidereyim sevgilim.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD