Fırsat

1609 Words
Bir kaç haftanın sonunda başımı sokacak bir yer bulmuş, bir kaç işe girmiştim. Başımı sokacak bir yer dediğimde kömürlükten ibaretti. Bir adamın beni iyi niyetten getirdiği kömürlüğü iki gün içinde temizleyip, yaşanılacak bir yere getirdim. Beni getiren adam oldukça iyi niyetliydi fakat kömürlüğü kiraya veren adamın niyetinin iyi olmadığını biliyordum. Bu yüzden uykumdayken bile genellikle hafif uyur, olası tehlikeden kendimi ve çocuklarımı korumayı düşünürdüm. Şimdiyse çaresizlikle kömürlüğün içinde oturuyordum, bu ay içinde girdiğim bütün işlerden kovulurken aldığım paraları denklemeye çalışıyordum. Saydığım paralar bu ay için sadece yiyecek, mama ve bez almaya yetiyordu. Kömürlüğün kapısı tıklandığında yerimde irkildim, paraları iç çamaşırıma saklarken ayağa kalktım. Dilşah ve Ronî oyunlar oynarken kapıya doğru ilerleyip asma kilidi açtım. Kapıyı araladığımda ise tanıdık silueti görmemle derin bir nefes aldım. Kapıyı tamamen araladığımda Bihar abla elindeki eşyalarla içeri girdi, ''Abla ne gerek vardı?'' diye sordum ellerine hüzünle bakarken. ''Saçmalama kız!'' diye bana kızdı, elindeki elektrik sobasını kenara koydu. Diğer torbaların içinde ise çarşaf, küçük kısa battaniye ve hazır yemekler duruyordu, bakışları üzerimde gezinirken kömürlüğün içine göz attı. Endişeli bakışları tekrar üzerimde gezindiğinde, ne kadar kirli ve paspal olduğumun bilinciyle utandım. Haftalardır sokakta yaşadığımız için her yerim kir içinde kıyafetlerimin bazı kısımlarında ise yırtıklar vardı. ''Kızım neden kıyafet istemedin benden?!'' dedi sesi ağlamaklı çıkarken, ''Yürüyün bizim eve gidiyoruz...'' demesiyle kolunu tutup onu durdurdum. ''Bihar abla... Gerek yok, teşekkür ederim.'' dediğimde bana dolan gözleriyle baktı. ''Kızım sen bize ananın babanın emanetisin, ne demek gerek yok?!'' dediğinde alt dudağımı ısırdım. Artık küçük bir kız çocuğu değildim, yirmi yaşında bir kadındım ve başımın çaresine bakmam gerekiyordu. Kimseye yük olmayı da istemiyordum. ''Abla, ben size yük olmak istemiyorum.'' diyerek doğruları söyledim. ''Seninde kocan var, çocukların var ve yeterince yük oldum, hakkını helal et.'' Bihar abla, bedenimdeki kiri önemsemeden bana sarıldığında gözlerinden yaşlar dökülüyordu. ''O ne demek kızım!'' dedi kızgın çıkan ses tonuyla, ''Sen nasıl bana yük olabilirsin? Bunca yıldır bana yük falan olmadın, şimdi mi olacaksın!'' dediğinde gözlerim yanmaya başladı. ''Bak, çocuklar burada yapamaz! Hasta olurlar, bizde kal en azından adam akıllı bir işe girene dek.'' dediğinde sırtını sıvazlayarak başımı onun omzuna koydum. Onu bir anlığına üst kat komşumuz olan Bihar abla olarak değilde, annem gibi hissederek sarıldım. Annemin yokluğu o kadar canımı yakıyordu ki, onun hasretiyle yanıp tutuşuyordum. Günlerdir belkide bana annem gibi sarılabilecek birini arıyordum ve şuan Bihar abla, bana bir anne gibi sıkıca sarıldı. ''Çok yoruldum Bihar abla.'' diye fısıldadım hıçkırırken, ''Yemin ederim çok yoruldum!'' dizlerimin üzerine düşerken o ise bedenimi tutmaya çalıştı. Benimle birlikte yere düşerken onunda ağladığını seslerinden duyuyordum, ''Biliyorum kuzum...'' dedi titreyen sesiyle, ''Ama sen istedin Dila, hepsini sen isteyerek kabullendin.'' dediğinde ona daha sıkı sarıldım. ''Yapamazdım abla, onlar benim can parçam!'' dedim hıçkırarak ağlarken. ''Biliyorum...'' diye fısıldarken aynı zamanda saçlarımı yıkıyordu. ''İşten kovuldum Bihar abla.'' dedim sesim içime kaçarken, ''Kaç haftadır işlerden kovuluyorum, en son girdiğim iki işten birden kovuldum.'' Geri çekilerek ellerimi sıkıca kavradı. Gözlerimden akan sıcak yaşlar çeneme doğru yol alıp teker teker soğuk zemine damlıyordu. ''Ölmek istiyorum ama yapamıyorum, onları bırakamam! Onları bir kez daha öksüz bırakmaya hakkım yok!'' ''Sakın!'' dedi.''Sakın böyle düşünme. Bak kendin diyorsun, onların sana ihtiyacı var Dila!'' başımı ağır ağır aşağı yukarı salladım. Bihar abla koynundan çıkardığı tomar parayı avucuma bıraktığında gözlerimi irileştirerek ona baktım. ''Bu ay seni idare eder kuzum.'' dediğinde başımı hiddetle sağa sola salladım. Bu para çok fazlaydı, ben bunu nasıl kabullenebilirdim? Bu parayı kocasından aldığına fazlasıyla emindim, onlarında çocukları vardı ve zar zor yetişebiliyorlardı. Bu parayı asla kabul edemezdim, kendimi mahcup duruma düşürmemeliydim. ''Olmaz!'' dedim iç çekerken, ''Asla olmaz Bihar abla, ben bunu kabul edemem! Sizde çok zor geçiniyorsunuz biliyorum, al bunu yalvarırım...'' dedim utançtan yerin dibine girerken. ''Dila!'' sesimi kızgın bir tonda söyledi, çenemi kavrayıp yüzümü kaldırdığında bana nemli gözleriyle baktı, ''Aynı anadan doğmadık ama bende senin ablan sayılırım, bu parayı alacaksın!'' ''Abla...'' diye fısıldadığımda kaşlarını çattı. ''İtiraz istemiyorum!'' demesiyle yutkundum. Parayı bana doğru ittirdiğinde almaktan başka çarem yoktu fakat en kısa sürede ona olan borcumu misliyle ödeyecektim. ''Seninki nerede?'' diye sorduğumda dudakları kıvrıldı. ''Çocuklara bakıyor, senin yanına geleceğimi söyledim.'' başımı aşağı yukarı salladım, ''Hadi şu yemeklerden yedir çocuklara, baksana zayıflamışlar.'' Getirdiği yemekleri ortaya koyarken Ronî yanımıza geldi, yerden destek alarak ayağa kalkıp Dilşah'ı kucağıma aldım. ''Dilşah içinde bir şeyler getirdim merak etme, gel hadi.'' Dilşah dudaklarındaki tebessümle beni izlerken, minik elini dudaklarıma koydum. Kendince mırıltılar çıkarırken yere oturup Ronî'nin yemeği açlıkla yemesini izledim. ''Bak ne diyeceğim sana Dila...'' dediğinde merakla Bihar ablaya baktım. ''Şahmaran soyunu bilir misin?'' dediğinde dudaklarımı büzdüm, sanırım bir kaç kez isimlerini insanlardan duymuştum fakat kesinlikle hiç birini tanımıyordum. ''Bilmiyorum yani isim olarak evet.'' dediğimde Bihar abla heyecanla elimi tuttu. ''Şahmaran soyu güçlüdür, darda olana yardım ederler.'' demesiyle gözlerimi kırpıştırdım, ne demek istiyordu hala anlamamıştım. Onlara gidip yardım istemem mi gerekiyordu? Bu bana çok utanç verici geliyordu, hayatta öyle bir şey yapamazdım ki. ''Sen nereden biliyorsun bunları?'' dediğimde gülümsedi. ''Benimkinin bi' arkadaşı Azad Şahmaran'ın şirketinde çalışıyor, çok sakin bir adammış Allah var.'' demesiyle merakım iyice artmıştı. ''Diyorum ki...'' dediğinde gözlerinin içine bakarak başımı sağa sola salladım. ''Onlardan yardım isteyemem.'' ''Yardım iste demiyorum zaten bi' dinlesene beni!'' tekrar kaşlarını çattığında alt dudağımı kemirerek yüzüne baktım. ''Ne yapacağım o zaman Bihar abla? Anlamıyorum bir türlü!'' ''Yahu sana diyorum ki, Azad bey ile görüş.'' ''Beni işe almazlar ki, şu halime bak.'' dediğimde gözleri üzerimde gezindi. ''Ne var üzerinde?!'' dedi kızgınlıkla, ''Sanırsın tamamen yırtık kıyafetlerin var! Alt tarafı bir kaç yeri ufacık dikiş atmış. Üstelik şirkette öyle insanlar yokmuş, bak yemin ederim!'' dediğinde yutkundum. ''Bak yarın bana gel kuzum, bir güzel duş al sonra güzel bir şekilde giyin. Ben Ronî ile Dilşah'a bakarım, sende şirkete gidersin.'' Onun söyledikleriyle kalbime umut doldu, heyecanlandığım için mideme ağrı girerken ellerimi yumruk yaptım. ''Bu bir fırsat Dila.'' Bihar abla konuşmaya devam ederken, beni ikna etmek istercesine bir tını vardı sesinde. Belkide haklıydı, bu bir fırsat olabilirdi. Elime geçen bu fırsatı değerlendirmem gerekiyordu, kim bilir belkide şans yüzüme gülerdi. ''Tamam!'' dedim ikna olmuş sesimle, elimdeki paraya baktım, ''Şimdilik alıyorum bu parayı ama sana misliyle geri ödeyeceğim.'' dediğimde dudakları kıvrıldı. Kirli olmama aldırış etmeden alnımı öptüğünde iç çektim, ona bir kez daha sarılırken saçlarımı okşadı. ''Hadi sende bir şeyler ye...'' Getirdiği yemekler bitmesin diye azar azar yiyor, çocukların doymasını istiyordum. Lakin Bihar abla bana yine kızmıştı, diğer torbadan tekrar bir şeyler çıkarıp önüme koymuştu. Onun bana bir anne edasıyla yaklaşması benim hasretimi dindirirken, arada bir gözlerim nemleniyordu. Tıpkı annem gibi davranıyordu bana, üstelik huyları da çok benziyordu. Bihar abla, otuzlu yaşlarında bir kadındı, ben on ikili yaşlarımdayken üst katımıza taşınmış annem ile arkadaşlık edinmişti. Annem yeni gelen komşularına bir şeyler ikram etmeyi çok seven, sıcak kanlı bir kadındı. Bihar abla, apartmana taşındıktan bir kaç sene içinde annesini kaybetmişti, benim annemde onun her zaman yanında olmuştu. Hiç bir zaman onu yalnız bırakmamıştık, eşi işe gittiğinde her zaman onun yanına giderdik veya o bize gelirdi. Annemden gördüğü şefkat ve ilgiye çok alışmıştı, annemi de kaybedince artık tek sığındığı dalı ben olmuştum. Beni kız kardeşi gibi gördüğü için şimdide annemden gördüğü her şeyi bana yapıyor, bana elinden geldiğince destek olmaya çalışıyordu. Ona bu yüzden gerçekten çok minnettardım. Bihar abla neredeyse üç saat boyunca benim yanımda kaldı, öyle ki uykusuzluğumu bile fark etmiş rahat uyumam için bir saat boyunca beklemişti. O bir saat uyku bana yetmişti hatta artmıştı bile. Saat geç olduğunda gitmek zorunda kalmıştı fakat ben onun hiç gitmesini istemiyordum, bür süre daha beraber kalmasını isterdim. Lakin eşi sürekli arayıp merak ettiği için konum atmış, gelmiş ve onu almıştı. Bu sırada kömürlüğü bana kiraya veren adam, beni bir köşede sıkıştırmıştı. ''Dila...'' diye fısıldarken korkuyla titredim, ''Evlenelim lan!'' ''İstemiyorum.'' dedim nefes nefese kalırken. ''Çok güzelsin kızım, bu yaşta seni kim dul bıraktıysa onun kafasına tüküreyim! Evlenelim karım ol, çocuklarına babalıkta yaparım!'' Gözlerimdeki yaşları akıtmamaya çalışırken, bir yandansa korktuğumu belli etmemeye çalışıyordum. Neydi benim çilem? Ev sahiplerinden taciz edilmek miydi kaderim? Karşımdaki kabadayı adamdan bir türlü kurtulamazken, en sonunda derin bir nefes alıp gözlerimi sıkıca kapattım. ''Düşünmem gerekiyor...'' dedim onu kandırmanın bir yolunu bulurken, ''Bir kaç gün boyunca düşüneyim sonra sana haber vereyim olur mu?'' dediğimde hırıltıyla güldü. ''Tamam... Ama izin ver evlenmeden önce tadına bakayım!'' demesiyle onu göğsünden ittirdim. ''Ayıp yahu!'' dedim rol yaparken, ''Zinadan da mı korkmazsın be adam, bu kadar mı sabırsızsın?! Evlenmeden olmaz!'' diyerek kendimi kömürlüğe kapatıp, asma kilidi taktım. Nefes nefese kalırken kendimi çocukların yanına attım, Bihar abla sağ olsun getirdiği kalın battaniyelerle bize yer yatağı yapmıştı. ''Anne...'' Ronî'nin sesiyle onun bedenini kucakladım. ''Efendim oğlum?'' diye mırıldandığımda minik kollarını bedenime sardı. ''Ben büyük adam olduğumda seni kurtaracağım anne.'' Küçücük oğlumun söyledikleri beni duygulandırırken, az önce yaşanılan iğrençlikler yüzünden midem çalkalanıyordu. Gözlerimden akan yaşlar saç diplerime doğru ilerlerken, Ronî'nin tombul yanaklarını öptüm. ''Az kaldı annem, az kaldı.'' Yarının heyecanıyla gece boyu doğru dürüst uyuyamadım, bir şirkette çalışmak beni elbette heyecanlandırıyordu. Çalıştığım işler fazlasıyla ağırdı ve yorucuydu, gerçi yorucu olmayan bir iş yoktu fakat ben sadece iş değil insan gibi davranan bir işverende istiyordum. Çalıştığım süre boyunca yemediğim hakaret, yemediğim dayak kalmamıştı. Sadece bunlar değil, abaza yaşlıların bir çok ahlaksız teklifine denk gelmiştim. İnsanlar gerçekten acımasız ve kötüydü, bu dünyada artık eminim ki iyi insanların sayısı azalıyordu. Düşüncelerin içinde dolanırken sabahı sabah ettim, içimdeki heyecan duygusundan dolayı gözüme gram uyku bile girmedi. Sabah olduğunda ise dünden kalan, Bihar ablanın getirdiği yemeklerle çocukların karnını doyurup yola çıktım. Umarım... Umarım şans bu kez yüzüme gülerdi. Buna rağmen umutsuzdum, benim gibi paspal bir kızı neden şirketine alsındı o adam? Kendime bu konularda asla güvenmiyordum. Liseyi birincilikle bitirmiştim evet zekiydim fakat artık öz güvenli bir kadın değildim. Hiç bir koşulda kendime güvenemiyorum, korkuyorum ve çaresizlikten geberiyorum. Yinede başka şansım yoktu, denemek zorundaydım. Belkide kendimi acındırmalıyım, evet, bunu yanımdaki çocuklar için yapmalıyım! Bu sefil hayatı ben yaşayabilirdim lakin onlar yaşayamazdı, onlara bu kötülüğü yapamazdım. Zaten yeterince kötülük yapıyordum. Onlara sırf bu sefil hayatı yaşamaları için kucak açmamıştım. Acılarını dindirmek, acılarımı dindirmek sebebiyle yuva oldum.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD