İkinci Bölüm

2741 Words
Ellie yüzüne vuran güneş ışıklarının gözlerini ne kadar rahatsız ettiğini hissettiğinde kolunu kaldırarak gözlerine siper etti. Her tarafı ağrıyordu, çok susamıştı ve çok korkunç bir rüya görmüştü. Neredeyse yakalanıyordu ve annesi onu korkunç bir adamla evlendirecekti. Neyse ki hepsi rüyaydı. Ellie yattığı yerde kıpırdanmaya çalışınca birden yatağında bir yanlışlık olduğunu hissetti. Bir kere çok yumuşaktı, çok güzel kokuyordu ve dur bir dakika, güneş ışığı mı? Ellie hiç penceresi olmayan bir odada kalıyordu bu lanet güneş ışığı da nereden çıkmıştı! Ellie öyle hızlı bir şekilde yataktan doğruldu ki hareketinin aniliği nedeniyle başı döndü ve tekrar geriye yaslanmak zorunda kaldı. İşte o zaman kendi odasıyla yakından uzaktan alakası olmayan, pembe ve lila renklerle dekore edilmiş bir odada bulunduğunu anladı. Odayı yakından incelemeye başladı ama nerede olduğu ile ilgili en ufak bir fikri bile yoktu! Ahşap oymalı kocaman bir yatağın tam ortasında bembeyaz çarşafların üstünde yatıyordu. Yatağın direklerinin üstünde pembe ve altın rengi şeritleri olan perdeler toplanmıştı.  Yatak iki tane pencerenin ortasındaydı ve her iki taraftan da mükemmel güneş ışığı alıyordu. Tam karşısında odanın giriş kapısı vardı ve sağında bir masa, üzerinde ayna ve bir kap dolusu su vardı. Sol tarafta giysi dolabı olduğunu tahmin ettiği iki kanatlı bir kapı vardı. Yatağın hemen ucunda ise bir sandık duruyordu ve üzeri kaliteli pembe bir kadife ile kaplanmıştı. Bu oda mükemmeldi. Pencereleri dikkatli inceleyince önlerinde oturup kitap okunacak yerleri olduğunu fark etti. İşte şimdi düşüp bayılabilirdi! Bu kesinlikle hayalindeki odaydı ve Ellie o an aslında öldüğünü anladı. Yoksa hayalindeki odada mis gibi çarşafların arasında uyanmasının başka bir açıklaması olamazdı! Ellie tam da kendisini alıp götürecek melekleri -ya da şeytanlar da olabilirdi tabi, beklemeye karar verdiğinde kapı birden açıldı ve içeriye bir hizmetçi kadın girdi. Kadın o kadar şaşkındı ki elleri ayakları birbirine dolaştı. “Hanımım. Özür dilerim. Ben hala uyuduğunuzu düşünmüştüm o yüzden kapıyı çalmadım.” Kadın özür dilerken o kadar perişan görünüyordu ki Ellie kadına acıdığını hissetti. Meleklerin ya da şeytanların hizmetçi kılığına girmeyeceklerini düşünerek henüz ölmediğine karar verdi. Yine de bunu olayların ilerleyişi gösterecekti. “Önemli değil ıııı… İsminiz neydi acaba?” Kadın sanki ona geceyi seninle geçirebilir miyim demiş gibi şaşkınlıkla baktığında Ellie bir soylunun evinde kaldığını anladı. Çünkü ancak bir soylu hizmetçilerine isimlerini sormayacak kadar “soylu” olurdu. Ellie henüz ölmediğine karar verince biraz olsun rahatladı. Kadın cevap verdiğinde sesi titriyordu. “Maudra efendim.” Ellie gülümsedi ve kadının yanakları kızardı. “Tanıştığıma memnun oldum Maudra. Benim ismim de Ellie.” “Ben de memnun oldum hanımım.” “Peki Maudra sana bir şey sorabilir miyim?” “Ne isterseniz hanımım.” “Ben tam olarak neredeyim.” Maudra Ellie’ye sanki delirmiş gibi baktığında Ellie de bir an kendinden şüphe etmeye başladı. “Hatırlamıyor musunuz hanımım? Yoksa, yoksa hafızanızı mı kaybettiniz? Aman Tanrım bu çok korkunç!” “Hayır hayır sakin ol Maudra öyle bir şey yok. Kim olduğumu biliyorum ama sadece nasıl oldu da buraya geldim onu bilmiyorum.” Maudra rahatlamış gibi bir nefes aldı ve tekrar konuşmaya başladı. “Ekselansları dün gece sizin sokakta bayıldığınızı söyledi. Tam siz bayılırken sizi görmüş ve buraya getirmiş.” “Ekselansları?” “Graham Markisi, Buchan  ve Lindsey Kontu, Dore Vikontu, James Alexander Murray Graham.” Ellie birden başının yeniden döndüğünü hissetti. Lanet olası İngiliz asilleri. Hepsinin milyonlarca ismi ve ünvanı vardı ama içlerinde çok azının vicdanı vardı. Ellie yavaş yavaş hatırlamaya başlıyordu. Dün gece gerçekten neredeyse yakalanıyordu, lanet annesi neredeyse onu canavarın tekiyle evlendirecekti, bileğini burkmuştu ve midesinin çıkardığı seslere bakılırsa gerçekten çok açtı. Midesinden çıkan sesleri Maudra da duymuş olacak ki yanakları kızararak konuşmaya başladı. “Acıkmış olmalısınız hanımım. Hemen size bir kahvaltı tepsisi hazırlatıp gönderiyorum.” “Teşekkür ederim Maudra.” Ellie gerçekten çok açtı ve şu an en büyük önceliği bir an önce karnını doyurup sonrasında ne yapacağı ile ilgili bir plan yapmaktı. Ellie bileğini kontrol ettiğinde dün geceki kadar kötü olmadığını fark etti ve biraz olsun rahatladı. Ayağa kalkıp üzerine bastığında ise yalnızca hafif bir sızlama hissetti ve gülümsedi. Artık bir şeylerin yoluna girmesinin zamanı gelmişti. *** James dün gece bulduğu gizemli kadını düşünmeden duramıyordu. Kadın mükemmeldi. Bembeyaz teni, gül gibi dudakları ve muhteşem kıvrımları vardı. Gözleri kapalı olduğu için görememişti ama nedense görmemesinin onun için daha hayırlı olacağını hissediyordu. Yoksa aklından çıkarması biraz zor olabilirdi. Hoş, şimdi de aklından çıkarmakta zorlanıyordu ama neyse. Onu kollarına aldığında vücudunun aşağı taraflarında hissettiği hareketlilikten dolayı bir an suçluluk hissetmişti. Kadın baygındı Tanrı aşkına! Üstelik çok da narin gözüküyordu. Sanki her an kırılıverecek bir çiçek gibi. Yolda öylece bayıldığına göre muhtemelen çok kırılgandı. James onun da büyük ihtimalle sosyetedeki diğer kızlar gibi dışı güzel, içi boş bir kadın olduğunu düşündü ve çok daha büyük ihtimalle haklıydı da. Bu düşünce ile biraz da olsa rahatlamıştı. Çok fazla güzel kadın görmüştü ve dün gece o kadının muhteşem bir güzelliği olduğunu düşünmüş olmasının tek sebebi metresinin evine gidememiş olmasıydı. Kadının ağzını açtığı anda büyünün bozulacağına emindi. “… sonra adam domuzu havaya fırlattı ve yere düştüğünde bir peri kızına dönüştü. Sence domuzu mu öldürmeliydim yoksa peri kızıyla evlenmeli miydim?” “Kesinlikle katılıyorum sana.” “Ben de öyle düşünmüştüm.” James kafasını en yakın arkadaşlarından birisi olan Suffolk kontu Charles Howard’ı onaylar biçimde sallayınca bacağına sıkı bir tekme yedi. “Neyin var senin James. Yaklaşık iki saattir sana anlatmadığım masal kalmadı ama sen hepsinin çok mantıklı olduğu konusunda benimle hemfikir oldun üstüne üstlük sana Shrewsburry’nin kızına delicesine aşık olup olmadığını sorduğumda kafanı salladın!” James birden ürperdi ve dün geceki soluk tenli, annesinin tüm güzel sanatlarda yetenekli olduğunu iddia ettiği kız gözünün önüne geldiğinde neredeyse içkisi boğazına kaçacaktı. “Tanrı korusun!” “Sonunda kendine gelebilmene sevindim. Şimdi anlat bakalım senin kafanı bu kadar meşgul eden şey tam olarak nedir?” “Hiçbir şey. Sadece bazı hesaplamalar ve bilirsin, kiralar, vergiler.” Dedi elini sallayarak. “Anlıyorum ben de dün gece deli gibi aşık oldum ve bugün özel izinle evleniyorum.” James, Charles’a gözlerini kısarak bakınca, Charles kesinlikle bugünün James’in en iyi günü olmadığını anladı. Görünüşe göre pek içini dökme havasında da değildi. Bu yüzden daha fazla üstüne gitmemeye karar verdi ama bu, işin peşini bırakacağı anlamına gelmiyordu. “Tanrı aşkına Richard nerde kaldı?” James sanki ortada çok bariz bir gerçek varmış gibi omzunu silkti. “Muhtemelen dul bir kontesin yatağından çıkmaya çalışıyordur. Kadınların onu ne kadar çok sevdiğini biliyorsun. Richard’ın da kadınları ne kadar çok sevdiğinden bahsetmeme gerek yok sanırım.” Charles içinde “lanet olasıca, sorumsuz” gibi kelimeler olan ve muhtemelen bir leydinin duyduğunda bayılmasına neden olacak birkaç küfür daha saydıktan sonra Richard, White’s ın kapısında göründü. Yüzündeki o çapkın ve umursamaz gülümseme ile James ve Charles’ın masasına gelip Charles’ın önündeki bardağı alarak tam karşılarındaki boş koltuğa oturdu ve bacaklarının öne doğru uzattı. “Seni aramızda görmek ne kadar da büyük bir şeref Richard.” Dedi homurdanmaya çok yakın bir sesle. “Senin o ciddi suratını görmenin de beni ne kadar mutlu ettiğini kelimelerle anlatmak imkansız Charles.” Dedi Richard çapkınca gülümseyerek. Charles bunun üzerine biraz daha homurdandı ve Richard’ın yüzündeki kocaman sırıtışla birlikte viskisini içmesini seyretti. Kendi viskisini! Bu sırada James hala biraz hayal alemindeymiş gibi görünmese Charles daha fazla sinirlenmezdi muhtemelen ama aklı bir karış havada bir hovarda ve sanki sosyeteye yeni tanıtılmış bir kız gibi hayallere dalmış ve üstelik çenesinde de nereden geldiği belli olmayan hafif bir morluk olan azılı bir çapkın  ile iş yapmak şu an o kadar da parlak bir fikir gibi görünmemeye başlamıştı. Neyse ki James her zaman böyle değildi ama bugün çok bariz bir şekilde onda bir gariplik vardı. Çenesindeki morluk ile ilgili de ser verip sır vermiyordu ama nasıl olsa yakında kokusu çıkardı. Richard normaldi yani bir kadının yatağından kalkıp geldiğini belli eden dağınık saçları, yüzünden hiç eksik olmayan çapkın gülümsemesi ve zeki bakışlarıyla tam olarak olması gerektiği gibiydi. Charles onun bu hovarda tavrının altında aslında ne kadar zeki bir adam olduğunu biliyordu çünkü önce Eton’da sonra da Cambridge’de üçü birlikte okumuş ve son yüzyılda İngiltere’nin gördüğü en parlak üç öğrenci olmuşlardı. Tabi bir de bayanların gördüğü en iyi üç âşık. “Evet, muhteşem üçlümüzü tamamladığımıza göre artık şu yeni ticaret yatırımı ile ilgili konuşmaya başlayabiliriz.” James bunun üzerine kafasını yeniden sallayınca Charles bu sefer dayanamayıp öncekinden daha sıkı bir tekme attı bacağına. Bu sefer cidden canı yanmış gözüküyordu ama onun o lanet zeki beynini önlerindeki işe vermesinin başka da yolu yok gibi gözüküyordu. En sonunda James de aralarına döndüğünde Charles derin bir nefes aldı “Tanrıya Şükür” der gibi baktı ikisine de. Yaklaşık yarım saat sonra üçü hararetli bir şekilde iş tartışmaya başlamışlardı. Sonunda diye düşündü Charles. Sonunda! *** Ellie, sonunda karnını doyurmayı başardığında bir an önce yatağından kalkmak için sabırsızlanmaya başlamıştı. Bu yüzden Maudra içeriye girer girmez ona elbiselerinin nerede olduğunu sordu. Çünkü bu hayal gibi odada uyandığında üzerinde yalnızca beyaz keten bir gecelik vardı. Üstelik bu gecelik ona ait bile değildi! Neyse ki Maudra üstünü kendisinin değiştirdiğini söylemişti de biraz olsun rahatlamıştı. Şimdiye kadar hiçbir erkeğin görmediği vücudunu tamamen bilinçsizken bile olsa birisinin görmüş olması düşüncesi Ellie’yi ciddi anlamda tedirgin etmişti. “Maudra! Sonunda seni yeniden gördüğüme çok sevindim! Rica etsem bana elbiselerimi getirebilir misin? Artık yataktan kalkmak istiyorum da.” Maudra’nın yüzü kızarmaya başladığında, Ellie hiç de hoşuna gitmeyecek şeyler duyacağından emindi. “Özür dilerim hanımım. Kıyafetlerinizi yıkadık ve kuruması için ocağın önüne astık.” Ellie, bunu duyduğunda sesli bir şekilde küfür etmemek için kendisini zor tuttu. Son zamanlarda Tanrı’nın onun safında olmadığı aşikardı. Ancak Maudra’nın kendisini kötü hissetmesini istemediği için yüzüne zoraki bir gülümseme kondurdu ve geçici olarak giyebileceği bir şey olup olmadığını sordu. “Elbette hanımım. Eee majestelerinin eee yakın bir eee bayan arkadaşının birkaç eşyası vardı. Eminim sizin üstünüze uydurabiliriz.” Maudra’nın yüzündeki kızarıklık giderek koyu bir kırmızıya dönüşürken, Ellie bir kez daha lanet olası asiller ve onların çarpık ilişkileri diye düşündü. Tanrı bilir adam evliydi de ancak kim bilir zavallı karısı, adam başka kadınlarla gönül eğlendirirken taşrada yalnız başına, özlemle, belki de kalp kırıklığıyla kocasının yolunu gözlüyordu. O asil(!) marki ise asil(!) kıçını Londra’da metresleriyle eğlendiriyordu. Ellie de bir kontun kızı olmasına ve asil kana sahip olmasına rağmen asla bir asil olduğunu kabul etmek istemezdi. Onu Nancy büyütmüştü. Gerçek annesinin onun için yapmadığı her şeyi yapmıştı. Ellie asla bir asil olduğunu kabul edemezdi. Asla! Ellie kendi düşüncelerine dalmışken Maudra’nın odadan çıkıp elinde bir günlük kıyafetle döndüğünü fark etmemişti bile. Ancak Maudra hafifçe öksürdüğünde onu fark etti ve bu sefer Ellie’nin yüzüne hafif bir kızarıklık yayılmaya başladı. “Afedersin Maudra. Dalmışım.” Maudra Ellie’nin özür dilemiş olmasına o kadar şaşırmış gözüküyordu ki, bu sefer de o bir süre ne diyeceğini bilemedi. “Ah, benim için bir kıyafet bulmuşsun Maudra! Çok teşekkür ederim. Bir an önce yataktan çıkabilmek için çıldırıyorum.” “Evet hanımım. Bu size biraz kısa olabilir ama eminim bedeni çok güzel oturacaktır.” Ellie yataktan çıkıp elbiseyi Maudra’nın elinden aldığında onun haklı olduğunu düşündü. Sonra yavaşça Maudra’ya dönerek konuştu. “Müsaade edersen giyinmek istiyorum.” Maudra sanki ona “Müsaade edersen sana tecavüz etmek istiyorum” demiş gibi bakmaya başlayınca Ellie yaptığı hatayı anladı. Tabiki hiçbir leydi kendi başına giyinemezdi, çünkü onların elleri çok değerliydi! Bu şekilde yaşamak kesinlikle bana göre değil diye düşündü Ellie. Çünkü her işini kendisi yapmaya alışmıştı ve zaten kendisinin yapabileceği şeyler için başkasından yardım almak ona gülünç, hatta saçma geliyordu. “Ben size yardım etmekten gurur duyarım hanımım.” Maudra yüzünde utangaç bir gülümseme ve yanaklarındaki kırmızılıklarla ona bakarken itiraz etmesi biraz zor olmuştu. Ellie derin bir nefes alıp sesini de yapabildiği en yumuşak tonda tutarak konuştu. “Ben halledebilirim Maudra, sen zahmet etme lütfen.” Ellie, Maudra sanki ona hakaret etmiş gibi kırgınlıkla bakınca kendini gerçekten de çok suçlu hissetti. En sonunda Maudra’nın kırgın bakışlarına katlanacağına, giyinirken birisinin yardımını almaya katlanmanın daha kolay olacağına karar verdi ve böylelikle Maudra onu giydirmeye başladı. “Çok güzelsiniz hanımım. Hele ki saçlarınız! Rengi mükemmel bir sarı ve sanki bir şelale gibi belinize kadar dökülüyor. Üstelik çok da sağlıklı ve doğal bir ışıltısı var. Ahh balo salonlarıda binlerce ışığın altında mükemmel görünürdü eminim. Şöyle yukarıdan toplasak biraz da yanlardan bukleler bıraksak çok güzel olur değil mi?” Maudra o kadar hevesle konuşuyordu ki Ellie onu bölmeye cesaret edemedi. Normalde Ellie saçlarını sımsıkı toplar ve bir bonenin altına saklardı. Ama bugünlük Maudra için bir istisna yapmaya karar verdi. En sonunda Maudra’nın işi bittiğinde Ellie aynanın karşısında kendisine baktı ve gördüklerine inanamadı. Saçları gerçekten güzel olmuştu ve başının üstünde dağınık şekilde toplanmış birkaç bukle ise kulaklarının yanlarından ve ensesinden serbest bırakılmıştı. Bu şekilde zarif yüzü, mavi gözleri ve hafif çıkık yanakları daha da belirginleşmişti. Üstündeki elbise ise şarap kırmızısıydı ve belini mükemmel biçimde sarmıştı. Etekleri dökümlü bir şekilde iniyordu ama Maudra’nın tahmin ettiği gibi biraz kısaydı ve ayakları açıkta kalmıştı. Ancak göğüs dekoltesini gördüğünde Ellie resmen çığlık atmak istemişti. Neredeyse tüm göğüsleri ortadaydı! Tanrı aşkına bunu giyen kadın nasıl bir kadındı? Ellie derin bir nefes alarak, ona hayranlıkla bakan Maudra’ya döndü ve kullanabileceği bir eşarp olup olmadığını sordu. Olumsuz yanıt aldığında ise kaderine bir kez daha küfretti. Elbiseleri kuruyana kadar beklemek zorundaydı yoksa üstündeki bu elbiseyle bu evden ayrılıp tekrar sokağa çıkarsa, çok büyük bir ihtimalle Londra’nın ıssız sokaklarında tecavüze uğrayıp sonra da bir genel eve satılırdı. Ellie tüm bedeninin ürperdiğini hissetti. En iyisi elbiseleri kuruyana kadar yapacak bir şeyler bulmaktı. Bu yüzden Maudra’ya yardım edebileceği herhangi bir iş olup olmadığını sordu. Maudra önce dilini yutmuş gibi ona baktı bir süre, sonradan sanırım artık Ellie’nin biraz sıradışı olduğunu anlamış gibi kütüphanedeki şöminede bir sorun olduğunu ama bir türlü çözemediklerini söyledi. Ellie derin bir nefes aldı ve sonunda, diye düşündü, sonunda işe yarayabileceği bir şeyler bulmuştu. *** James, Charles ve Richard ile birlikte White’s’taki konuşmalarını bitirip James’in Londra’daki evine doğru yol alırken aklını tamamen işine vermişti. Dün geceki gizemli güzel aklının ucundan bile geçmiyordu. Ta ki üçü birden kütüphaneye girip mükemmel bir kadın poposunu havaya dikilmiş bir şekilde görene kadar. Şarap kırmızısı bir elbise ile örtülmüş, yumuşaklığı ve yuvarlaklığı elbisenin altından bile belli olan bir popo, şöminenin önünden onlara muhteşem bir manzara sunuyordu. Üçü birden önlerindeki muhteşem manzaranın etkisiyle kapıda öylece kalmışlardı. James boğazının kuruduğunu ve o kıvrımlara dokunmak için ne kadar hevesli olduğunu hissettiğinde birden irkildi. Daha önce hiçbir popo onu böylesine etkilememişti. “Maudra, sanırım buraya bir hayvan yuva yapmış. Bu yüzden duman bacadan çıkmak yerine içeriye geliyor.” Dedi bacadaki güzellik. Üçü de ne diyeceklerini bilemez bir halde kapıda dikilirken, James bu kadar güzel bir popoya sahip bir hizmetçileri olup olmadığını hatırlamaya çalışıyordu. Ancak önündeki manzara beyin fonksiyonlarını ciddi anlamda etkiliyordu. “Maudra?” Kadın yavaşça dizüstü çökmüş olduğu şömineden kafasını çıkardığında kapıda duran üç centilmenin neredeyse nefesleri kesildi. Karşılarında duran kadın cazibenin, güzelliğin ve aynı zamanda masumiyetin mükemmel bir birleşimiydi. Karşılaştığı her erkeğin nefesini kesecek kadar hem de. Onu bir kere gördükten sonra arzulamayacak herhangi bir erkek yoktu dünya üzerinde. Yüzüne yer yer bulaşmış isler bile güzelliğini gölgelemiyordu. Adeta bir masal kitabından fırlamış bir peri gibiydi ve onları kelimenin tam anlamıyla büyülemişti. “Lanet olsun!” Ve büyüyü bozacak kelimeleri söylemişti. Aslında lanet okurken bile çok sevimli göründüğünü düşünmeden edemedi James. “Eğer cennetteki tüm melekler sizin gibiyse hemen şu an ölmek istiyorum sanırım.” Aralarında kendine en çabuk gelen ve tüm çekiciliğini takınarak kadına doğru hareket ederek elini tutup öpen Richard olmuştu. James bunu gördüğü anda Richard’a sıkı bir yumruk geçirmek istedi. Sonra da neden bunu istediğini düşündü ama nedenini bulamadı. James’in dikkatini dağıtan ise kadının yüzünde oluşmasını beklediği hayranlıkla dolu bir utangaçlık ve yanaklardaki hafif kırmızılık yerine kadının sinirli ve gergin oluşuydu. İlginç. Kadın sabırsızlıkla Richard’ın elini bırakmasını beklerken neredeyse sinirden ağlayacak duruma gelmişti. Bunu fark eden Richard ise sanki biraz önce dünya dışı bir yaratık görmüş gibi şaşkınlıkla kadının elini bıraktı. “Lütfen bu tarz cümlelerinizi onlardan etkilenecek bayanlara saklayın.” Oldukça sert ve sinirle söylenmiş bu sözler, Richard’ı herhangi bir yumruğun yapabileceğinden daha çok sersemletmişti. Richard’ı ilk defa bir kadının karşısında bu kadar sersemlemiş görmek James için kesinlikle çok eğlenceli bir durumdu ve dayanamayıp kahkahayı patlattı. *** Ellie şansına inanmıyordu! Hayatta en nefret ettiği yaratıklardan bir değil, iki değil tam üç tanesi karşısında duruyor ve ona sanki dünya dışı bir varlıkmış gibi bakıyorlardı. Üç tane cehennem kadar yakışıklı ve soylu(!) adam! En sonunda korktuğu başına gelmişti ve aralarındaki kumral saçlı olanı öne çıkarak ona kur yapmaya çalışmıştı. Ellie şimdi bayılacaktı. Ama zevkten değil sinirden! Ona haddini bildirdikten sonra duyduğu kahkaha ile üç adamdan en uzun boylu olanına gözü takıldı ve bugün içinde artık kaç tane olduğunu saymayı bıraktığı küfürlerinden bir tanesini daha savurdu. Çünkü dün gece onu neredeyse yakalayacak olan adam tam karşısında durmuş, dudaklarında muzip bir gülümseme ile ona bakıyordu ve lanet olsun ki gün ışığında gece olduğundan çok daha yakışıklı görünüyordu!
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD