Bölüm 7 - Zeynep’in Gözünden

614 Words
Hücre kapısı kapanırken çıkan o metalik ses hâlâ kulaklarımda çınlıyordu. Soğuk bir tokat gibi… Ama o sesten daha ağır gelen şey, Yiğit’in son cümlesiydi: “Eğer gerçeği istiyorsan, arşive in. Ama dosyada değil, saklanan belgelerde ara.” Ne demekti bu? Her davada bir “resmi dosya” olurdu, herkesin görebildiği, usule uygun, yasal belgelerden oluşan. Bir de kimsenin görmediği, kimsenin görmemesi için özel olarak saklananlar. Devletin karanlık odalarında tutulur, sadece belli isimler girerdi. Yiğit’in bahsettiği şey, işte o ikinci türdendi. Koridor boyunca yürürken kendi ayak sesim bana yabancı geldi. Sanki ben değil, başka biri yürüyordu. Adımlarım sertti ama zihnimde bir karmaşa vardı. Ona inanmalı mıydım? Yoksa bu da kendi masumiyetini kanıtlamak için kurduğu bir oyun muydu? Ama gözleri… O gözler bana yalan söylüyormuş gibi gelmedi. Ofisime döndüğümde saat gece yarısını geçmişti. Masamda yığılı dosyalar arasında otururken, elim farkında olmadan kaleme gidip geldi. Dosyaları açmadım. Kafamın içinde, Yiğit’in anlattığı tatbikat günü dönüp duruyordu. Raporlar, uyarılar, görmezden gelinen riskler… Ve Erdem. O yaralı asker kimdi, şimdi nerede? Bilgisayarımı açıp resmî sistemden arama yaptım. “Erdem” adıyla başlayan onlarca kayıt çıktı. Hepsi sıradan görev raporları, ödüller, tayinler… Ama Yiğit’in bahsettiği Erdem yoktu. Sanki var olmamıştı. Bir kahve aldım, soğuyana kadar dokunmadım. Gözlerim ekrandaydı ama düşüncelerim bambaşka yerde. Bu eksik kayıt meselesi tek başına bile şüpheliydi. Sabaha karşı arşive inmeye karar verdim. Normalde böyle bir iş için izin alınır, görev yazısı düzenlenirdi. Ama ben izin alırsam, bu dosya anında ortadan kaldırılırdı. Tek şansım, gece vardiyasındaki görevliyi ikna etmekti. Arşiv odasının önünde bekleyen nöbetçi beni görünce kaşlarını kaldırdı. “Savcı Hanım, bu saatte?” “Bir dosya var. Yarın mahkemeye çıkacak. Eksik belgeleri tamamlamam lazım.” Resmî ses tonumla söyledim. Bir an tereddüt etti, sonra içeri girmeme izin verdi. Arşiv odasının ağır kapısı açıldığında, eski kâğıtların ve nemin kokusu yüzüme çarptı. Raflar tavana kadar uzanıyordu. Her rafta yüzlerce kutu, her kutuda onlarca hayat hikâyesi saklıydı. Tatbikat dosyasını bulmak kolay olmadı. Önce numaralandırılmış klasörlerde resmi raporu buldum. Kağıt üzerinde her şey mükemmel görünüyordu. Hiçbir eksik, hiçbir anormallik… Ama Yiğit haklıydı; bu sadece görünen kısımdı. Bir köşede kilitli metal bir dolap vardı. Eski tip bir anahtarla açılıyordu. Görevli gelip “Oraya sizin yetkiniz yok” dediğinde ona baktım. “Yetkim yoksa bile, görevim var.” dedim. Sesim sertti. “Bu dolap açılacak.” Adam başını salladı. “Siz bilirsiniz.” Dolabı açtığımda elime tozlu, sarı kaplı bir dosya geçti. Üzerinde tarih ve “Gizli – Tatbikat Raporu” yazıyordu. İçini açtığımda nefesim hızlandı. Burada, resmi raporda olmayan harita çizimleri, telsiz kayıt dökümleri, hatta fotoğraflar vardı. Bir fotoğrafta Erdem’in yüzü seçilebiliyordu. Bacağı sargılı, ama yüzünde korku dolu bir ifade… Diğer fotoğraf daha da çarpıcıydı: Sağ kanatta patlamanın olduğu bölge. Patlayıcının türü tatbikat standardına uymuyordu. Bu, Yiğit’in iddiasını doğruluyordu. Ama en sarsıcı belge, telsiz kayıt dökümünde karşıma çıktı: “Demirci bulunduğun noktada bekle, kurtarma ekibi geliyor.” Bu kayıt resmi raporda yoktu. Daha da kötüsü, komutanın sesinden sonra gelen başka bir ses vardı, alçak ama net: “Devam edin, müdahale yok.” Dosyayı kapattım, kalbim küt küt atıyordu. Artık Yiğit’in yalan söylemediğini biliyordum. Ama bu gerçeğin peşine düşmek, benim için de ateşe yürümek demekti. Arşivden çıktığımda koridorda beklenmedik biriyle karşılaştım: Babam. Karaca. “Saat dört. Ne işin var burada?” dedi. “Çalışıyorum.” dedim soğuk bir sesle. Gözleri dosyaya kaydı. “O dosya senin davan değil.” “Artık öyle.” dedim. Babam sessizce yaklaştı, alçak bir sesle, “Bazı şeyler dokunulmazdır, Zeynep.” dedi. “Eğer dokunulmaz olan, adaletsizlikse, o zaman ben yanlış yerdeyim baba.” Bakıştık. O an aramızdaki bağın ne kadar kırılgan olduğunu hissettim. Ofisime döndüğümde sabah olmuştu. Masama oturdum, dosyayı çekmecemin en dibine koydum. Artık yolumu seçmiştim. Ve bu yol, beni ya gerçeğe ya da mezara götürecekti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD