Odanın içinde bir ölüm sessizliği vardı. Sadece nefes alışlarımız duyuluyordu. Kılıcımı sımsıkı kavradım, avuçlarım terden kayganlaşmıştı. Charles gözlerini kıstı, yüzüne yerleşen sinsi gülümsemeyle kılıcını kaldırdı. “Demek sonuna kadar direneceksin, kardeşim.” “Senin önünde diz çökmektense ölürüm,” dedim, kılıcımı kaldırırken. Gözleri parladı. “Öyle olsun o zaman, benimle savaşacaksın, James,” dedi, sesi alaycıydı. Kılıcımı sıktım, derin bir nefes alarak karşılık verdim. “Hayır. Sadece krallığımı koruyacağım, Charles.” O sadece güldü. “Krallığın mı?” Başını hafifçe yana eğdi, dudaklarında küçümseyici bir gülümseme vardı. “Sen tahta çıkarken diz çöken bendim, James. Seni destekleyen bendim. Şimdi ise halkın beni istiyor, çünkü ben onlara umut sundum. Sen ne sundun? Açlık, korku, savaş

