Beşinci Bölüm

2779 Words
Gözlerimin perdesine düşen Ege ve Kayra'dan başkası değildi! Gözlerimi kapatıp ellerimle ovaladım, inşallah yanlış falan görüyorumdur. Bir, iki ve üç! Gözlerimi tekrar açtığımda Ege ve Kayra bana çipil çipil bakıyorlardı. Ya çok sevimliler. Ege, eve Kayra'yı mı atmıştı? "Ege..." diyerek Ege'nin göz bebeklerine baktım. Bana gülümserken diğer odadan Alev'in sesi duyuldu. "Ablaa! Kapıyı ört, sinek giriyor içeriye." Ege, elini bana uzattı tutmam için. Elini tutarak ayakkabılarımı çıkardım. İçeri girdiğimde Kayra gözlerini benden ayırmadan kapıyı örttü o küçük boyuyla. Çok efendi çocukmuş diye geçirdim içimden. "Ege, eve sen Kayra'yı mı attın anneciğim?" ondan dürüst bir yanıt almayı umuyordum. Ege'nin boyuna yetişebilmek için çöktüm ve minik ellerini tutmaya devam ettim. "Doğu Teyze." Kayra bana seslendiğinde "Doğu Abla." diyerek düzelttim. "Anne, Kayra bizde yaşamak istiyor. Ona yatak yaptım. Prenses perili örtümü de serdim. Yarın ona kıyafet almaya gidelim." bir tişört kaç lira oldu annem haberin var mı? "Ege ben doğru mu duyuyorum, Kayra bizde mi yaşayacak?" Ege'nin elini bıraktığımda ayağa kalkarak Alev'e seslendim. "Alev, gel şuraya!" Alev oflaya oflaya antreye geldiğinde "Kayra ne iş?" diyerek sordum. "Servis ikisini bırakmış abla, nereden bileyim ben? Sorduğumda proje yapacağız dediler." yok ebem. "Alev, aklını falan mı yitirdin yoksa doğuştan beri mi yok? Küçücük çocuk neyin projesini yapacak? Mimar Sinan mı lan bu çocuklar?!" Ege'nin; Kayra'yı eve atması bir kenara, Alev'in böyle bir saçma yalana inanması daha komikti. Ege, teyzesinin muhtemelen zayıf noktasını yakalamış ve basit bir yalanla işini bitirmişti. "Mimar Sinan'mış demek ki abla. Eda bekliyor beni odama gitmem gerekiyor." oflayıp başımı tamam anlamında salladım. Eda olmasaydı, Alev'in böyle saçmalık bir yalana inanmazdı. Sanırım mevzu vardı gene. Çünkü Eda ne zaman bizim eve gelse ertesi gün müdür beni okuldan arar, Alev ve Eda okuldan kaçtı Semiramis Hanım. Derdi ketum sesiyle. Aga hiç mi görmediniz okuldan kaçan çocuğu? Eda'nın haftasonları hariç iki haftada bir iki gün bizim eve geldiğini var sayarsak devamsızlık hakları yakında dolacaktı. Ulan sildirmekten yoruldum, onlar hâlâ kaçıyor. "Olcay'dan mi ayrıldın ne bu dalgınlık?" dedim Alev'in arkasından. "Yok bu sefer Berke'yle tartıştık." dedi yukarıdan baştan savma topladığı saçıyla oynayarak. "Kaç kişi lan bunlar?! Kaç kişi?" instagramdaki bir akıma alıntı yaparak konuştuğumda güldü. "Her hafta başka kişiyle anıyorum kızım seni. Hiç iyi yolda değilsin Alev, hiç!" omuz silkti. o sırada Ege, Kayra ile oturma odasına giderken Eda, Alev'in yanına geldi. "Kanka, Caner sana yazmış baksana." derken şaşkınlıkla bakakaldım onlara. "Lan benim o kadar manitam yoktu!" dediğimde Eda bana söylendi. "Semiramis abla, senin Yağız abiden başka manitin olmamış ki." "One human one life." diyerek saçlarımı savurdum. "Yağız abiyle de boşandınız abla. Hiç boşuna tek kişi tek hayat deme." "Oo Alev, sen ingilizce bilir miydin?" dediğimde Eda, Alev'in saçını çekti. "Madem biliyorsun lan, neden vermedin kopya?!" Alev, saçını kurtarmaya çalışırken zar zor konuştu. "Hocanın gözü bendeydi, ne yapabilirsin Eda ne yapabilirsin?" ne boşsunuz abi. Onlara göz devirerek oturma odasına çocukların yanına gittim. "Başak Hanım'ı arayacağım. Kayra'yı alacak Ege." dediğimde bana yalvaracaktı ki devam ettim. "Hayır Ege, itiraz istemiyorum. Şimdi yerine geçip Kayra'yı neden eve getirdiğini söyle. Ege oflayarak yerine oturdu. "Şey Doğu Abla ben söyleyebilir miyim?" Gülümsedim. Milletin çocuğu nasıl kibar ablalar. "Kendini güzel hissetmiyorsan ben söyleyebilirim Kayra." Ege konuştuğunda Kayra, Ege'nin bal gözlerini kapatan sarı saçlarını önünden çekti. "Ben söyleyebilirim Ege. Teşekkür ederim." "Hadi lan söylesin biriniz." yırtık dondan çıkar gibi girdim aralarına. Onlar karşı koltuktaydı. Bu küçük odada aramızda bir halı genişliği kadar mesafesi vardı ulan. Bu yüzden kalkıp karşı koltuğa Ege'yi kucağıma alarak oturdum Kayra'nın yanına. "Bana kardeş getiriyormuş kuşlar Doğu Abla." dediğinde kahkaha attım. Şimdi belli oluyordu, Kayra doğacak olan kardeşini kıskanıyordu. Ailesi onu daha çok seveceğini düşündüğü için üzülmüş olmalıydı. Lan çok üzüldüm şimdi. Ege'nin başını öpüp Kayra'nın da yanağını öptüm. "Bunu ailenle konuşmalısın Kayra. Onlar seni anlayacaktır eminim. Ailenden de habersiz başka yerlere gitme olur mu? Çok telaşlanmışlardır." "Özür dileriz anne." dediğinde Ege'ye gülümsedim. Çok güzeldi benim çocuğum yav. "Sorun değil aşkım. Bir daha olmasın tamam mı?" Ege tamam deyip Kayra'nın yanına fırlattım onu pardon Kayra'nın yanına oturtturdum. Onlar konuşmaya devam ederken ben ayağa kalkıp kotumun arka cebindeki telefonu kaptım elime. Başak Hanım olarak kaydettiğim ismi bulup arama tuşuna bastım. İnşallah dakikam vardır diyecekken daha yeni dakika yüklediğim aklıma geldi. Hadi Semo gene iyisin. Başak Hanım saniyesinde aramama cevap verip açtı telefonu. "Alo, Doğu Hanım. Kayra'mı buldunuz mu? Nerede? Nasıl iyi mi benim yavrum? Üşüyor muydu?" telaşlı sesinin ardında gelen soruların cevaplarını kesilmeyeceğini anladığımda cevap verdim. "Sakin olun Başak Hanım, Kayra bizim evde. Çok iyi şu an." konuşmamı bitirince derin nefes verdiğini duydum. "B-ben öyle korktum ki. Ona bir şey oldu sandım." gözyaşlarını öyle çok akıtmış olacak ki kendi sesinden çok gözyaşlarının sesi geliyordu. Aynısı Ege'nin başına geldiğini düşününce kötü oldum, kadın bir de hamileymiş lan. Allah korumuş valla. "Lütfen, lütfen kendinize dikkat edin Başak Hanım. Ben size konumu atayım. Eşinizle gelirsiniz Kayra'yı almaya." dediğimde bana sayısızca teşekkürler ettikten sonra aramayı sonlandırdım. "Gördün mü Kayra, annen ağlıyordu." dediğimde Kayra dolu gözleriyle bana baktı. "Ama ben ağlasın istemiyorum ki, sadece o bebek geri geldiği yere gitsin!" "Benim kardeşim olsa ben de istemezdim onu. Haklısın Kayra." Ege ise yangına körükle gidip elini Kayra'nın omzuna koydu. "Kardeşler kötü bir şey değildir Kayracığım. Onunla çok iyi anlaşabilirsin. En yakın arkadaşın olacak o senin." Kayra büyük bir sezernişle ortaya atıldı. "Benim en yakın arkadaşım var zaten! Kardeş istemiyorum." olm her şeye de cevapları var. "Anne benim kardeşim olmaz demi?" dediğinde bu sefer gözlerimi büyüterek Ege'ye baktım. "Olur Ege, ben istersem on tane de olur." Ege, hayal kırıklığı ile başını yana eğerek dudaklarını büzdü. "Ama kardeşinin olması için annenin bir maniti olması lazım." hayır lan bu sefer ben konuşmamıştım. Sesin geldiği yöne yani arkaya doğru kafamı çevirirken sesin Alev'e ait olduğunu anladım. "Alev, Ege ile böyle konuşmamalısın." diyerek uyardım onu. "Yalan mı abla? Hazreti Meryem misin sen? Ayrıcaaa..." derken son harfi uzatarak devam etti. "Yağız abiyle Ege'nin yanında oynaşan sendin ablacığım. Hiç boşuna dil dökme." büyük bir hayretle onu dinliyordum. Eda öteki taraftan gülerken lafın altında kalmayacaktım. "Oynaşmadık, sadece ansızın öptü beni!" yaklaşık iki ay öncesini konuşuyorduk şu an. Durduk yere parkta küçük bir olaydan kavga çıkarıp Ege'nin önünde tartışmıştık gene. Daha sonra Yağız aniden dudaklarımı öpünce hareketsiz kalmıştım. Yalan yok, öptü ben de öptüm. Fakat ardından neden Ege'nin yanında öptün şerefsiz diyerek gene tartışmıştık. Daha sonra tüm yolu hem flörtleşerek hem de birbirimize laf sokarak ilerlemiştik. Bu anımızda Alev de bize tanıklık etmişti. Ama şu an bunu yüzüme vurması hainlikti. "Ama dudağından öptü abla." Alev'e sus sus derken Ege ve Kayra bizi duymayacak kadar meşgullerdi. Bu yüzden pek sorun etmedim. "Ne fark eder Alev?" diye onun ağzına laf vermeye devam ederken Eda, Alev'in arkasından bana gaz veriyordu. "Yaparsın Semi abla, beş çocuk da yaparsın on çocuk da yaparsın. Arkandayım!" "İşte feraset işte zarafet işte adam gibi adamlık." diyerek Alev'e kapak ettim çocuklar görmeden "Yaparsın abla, sende bu libido varken." Eda ve Alev gülerek odalarına kaçarken ayağımla Alev'in poposuna vurdum hafiften. "Annem nerede lan?" "Gene bitkisi ile bakışıyor, yatak odasında." sesindeki bıkkınlık beni de sıkıntıya sokuyordu. Bu konuda Alev haklıydı, kızamazdım bu konuda ona. Doğduğundan beri annesinin sevgisinden mahrum kalmış bir kızdı Alev. Ona bakan, büyüten bendim. Annem, anlattığım gibi sustu yıllardır. Hiç konuşmazdı. Kısa cevaplar dahi vermezdi. Gözlerinde sadece geçmişin nemi olur, gün boyu bizden daha çok değer verdiği çiçeğine bakardı. Sordum ona, yıllardır sordum. Soruyorum hâlâ. Türkiye'nin en iyi psikologlarından resmen böbreğimi satıp randevu aldım, sırf bana bir kelime söylesin diye. Fakat doktorlar hep aynı şeyi söylüyordu. Zaten bir randevu ile konuşsaydı, şimdiye bülbül gibi şakırdardı. Ege'nin doğumunda bile annem yoktu yanımda. Ege doğduğunda gözünden bir yaş kurtuldu sadece. Orada hapis kalmış diğer yaşların da kaçmasını istedim, o düşen yaş gibi. Olmadı. Annemi çok sevdim, bize yaptıklarına rağmen sevdim. Alev'e göstermediği sevgiyi, ben anneme gösterdim. Dedim belki, onu seversek bizi de sever. Bir gün canım çocuklarım der kucağına hapseder. Hiçbir zaman yapmadı. Anneden görmediğimiz sevgiyi, babam bizi kışın ortasında sokakta bırakarak gösterdi. O gün dediğini asla ama asla unutmuyorum. Orası işte sizin layık olduğunuz yer, derdi bize çöplüğü göstererek. Ölesiye nefret ediyordu bizden. O şerefsize baba demek öyle içimi yakıyordu ki. O sefaletin, pisliğin içinde bizi yapayalnız bırakmıştı. Okula kaçarak giderdim. Bizi akşamlara kadar çalıştırır, zıkkım parasını isterdi. Onun kan kusan gözlerine nefretle bakarken içimden gebermesi için dualar ederdim. Beddua değildi bu bana göre, duaydı. O adamın gebermesi, Allah'ın lütfu olmalıydı. Yoksa başka açıklaması olamazdı. Bir öğretmenim vardı. Hiç unutmam, en çok beni severdi. Şaşıp kalırdım, istediği kitapları alacak param veya verdiği ödevleri yapacak kalemim yoktu lan! İlkokuldaydım o zamanlar. Boyuna erişemezdim daha, başımı kaldırarak günlerdir merak ettiğim o sorumu sordum nihayet. Gayretsizlik korkakların işidir Semiramis. Hırsın olacak, seni o cehennemden çıkaran. Küçücük çocuğum ulan, ne anlarım edebiyattan. Sıralar eskidi ama o sözü hiç eskimedi aklımda. Ortaokul sonlarına doğru anladım ne demek istediğini. O adama baş kaldırabildiğim zaman anladım sözlerinin bana çare olduğunu. Semiramis lan dedim, sen adam olmazsın ama olmak zorundasın. Kurtaracaksın kendini dedim. Liseye geçtim, şerefsiz heriften kurtulduğum yıllardı. Kurtulduk ama borçları, onun nefretini taşıyordu hâlâ. Ondan kalan her şeyi reddetti annem. Bize yaptığı ilk iyilikti bu. Tek bir imzasıyla ne onun evini aldık ne de onun borçlarını. Şimdi her şeye yeniden başlamak gerekiyordu. Kapanan yolları açmayı değil de yeni yollar aramaya başladığımız zamandı. Yağız'la da o zaman tanıştım. Ulan bir ayda kendine müptela etti bu çocuk. Aşık olmuştum onu görür görmez. Bal gözlerinde onunla olan kaderimi görmüştüm ilk kez. Ama dedim kendime, Semiramis lan! Yağız muhallebi çocuğu sen isen fakir ekmeği. Bunca yıldır söylendiğin kader sizi birleştirir mi? O zaman öyle içten dua etmişim ki, üniversite biter bitmez bastı nikahı. Önce kanka, sonra manit olduk Yağız'la. Yavşaktı Yağız. Biz kanka iken don değiştirir gibi sevgili değiştirmiştir. Çok sövdüm yüzüne karşı. Aşıktım ama bende de bir gurur vardı. Bu yüzden itiraf etmedim hislerimi. Okuldan son dersler kaçıp Taksim'in oraya gidip yaptığımız bileklikleri satardık beraber. İnci boncukla kolye yapıp çıtırlara çok halhal satmışlığımız var. Yağız yakışıklı bir it olduğu için kizlar sırf onun yüzü suyu hürmetine gelirdi. Böyle birkaç ay geçti derken gene okuldan kaçmıştık. Tezgahı kurup müşteri çekmeye devam ediyorduk. Ben kantinden arakladığım sallama çayla beraber karton bardağıma kaynar suyu dökerken Yağız aniden elimi tutup beni ardından sürüklemeye başladı. Ne oldu bitti derken bir ara sokağa girdik. Bana sadece koş diyordu ulan neden?! Tezgahta orada kaldı. Zabıtaları görmüş bizimki. Hâl böyle olunca yakalanmayalım diye beni koşturmuş. Ben mal beynimle çay doldurmak isterken ekmek teknemize zabıtalar basacakmış. Ara sokağa girdik öyle böyle. Tenhaydı. Benim için özel bir sokaktı çünkü Yağız ile orada manit olduk. Hiçbir şey demeden beni kendine çekip sarıldı o an. Yüzümdeki şaşkınlık ve Yağız'ın aşkına kapılan bir kadın gülüşü vardı. Ona sarılmayıp çektim bedenimden. O hayal kırıklığı ile bana bakarken ona gülümseyip Yağız'ı kendime çekerek yapıştım dudağına. Herkesin paralel evrendeki hâliydik biz. Evlilik teklifini bile ben yaptım ulan. Ailesi desteklemedi ilişkimizi. Nereden geldiğim belli değilmiş. Bir manyak karının kızıymışım! Doğru lan, manyak bir ailenin kızıyım. Ne yapacaksın, oğlunu benden çekip alacak mısın gudubet ex kaynana? Ona inat evlendik, evlenir evlenmez Ege'yi yaptık. Tek seferde ustalık eseri bir çocuktu Ege. Ege'yi hem bebeklerle hem arabalarla yetiştirdik. Kendisi daha çok arabayı sevdi ama olsun. En güzel duygularla yetiştirdik onu Yağız ile. Nereden nereye? Nereden nereye? Gene akım şarkısı kafama takılmış söylenip duruyordum. Yağız ile tutkulu bir aşk yaşarken şimdi boşanmıştık. Çok çabaladık ikimiz de. Tekrardan sağlam bir beton dökmek istedik ikimiz de. Dedik, kazık kadar çocuğumuz var deneyelim tekrar. Olmadı, yapamadık. Her ne kadar sevsek de birbirimizi başka sevgilerde teselli aramaya ihtiyacımız var belki de. Bazı aşklar insanlara acı ve zarar verirdi, bizim aşkımız da böyle. Kavgalar boyudunu aşıyor ve birbirimize zarar veriyoruz. Boşanma konusunu sadece ben karar vermemiştim tabii ki. Kendimizi tükettiğimizi ben kadar en az Yağız da biliyordu. Üstelik boşanmayı isteyen ilk oydu. Evlilikten soğumuştum. Kavgaların sonunda bir öpüşmeyle veya sevişme ile bitse de bıçak kadar kesin sözlerin izi ruhumuzda çok derin yaralar bırakıyordu. Yağız'dan başkasıyla olur muyum? Aşık olduğum biri çıkarsa gerçekten de olurdum. Mahalle umrumda değildi, otuzuna gelmiş karı hâlâ koca peşinde koşuyor. Dediklerini duyuyordum zaten. Size ne? Koşan ben değil miyim? Annemin odasına geldiğimde yavaşça kapıyı tıkladım. Ulan anne, bir kere de giremezsin kızım de. Meşgulüm de hani. Konuş, iletişim kuralım. Yok abi yok! Ses gelmeyeceğini bile bile tıkladım. Zaten her türlü girecektim. Her neyse deyip girdim odasına tekrar. "Anne, selam. Dilhan Hanım demem daha mı doğru acaba?" dedim düz bir sesle. Bu düz sesimle bile anneme çok şey anlatıyordum. Anlıyordu fakat cevap vermek istiyor mu orasını bilmem. "Boşandık anne, hukuk kokulu damadınla evli değilim artık." saçımı yaptırdım anne, dön bir bak da çok kötü olmuş varoş de. Bana cevap vermek yerine baktı uzun uzun yüzüme. Omuz silkip uzandığı yatağına geri yasladı sırtını. Bacaklarının üstünde bir orkide çiçeği bakıp duruyor. "E nasılmış çiçeğin? Şengül Abla dedi, çiçeğine küsmüşsün anne bugün." Alayla güldüm. Beni umursadığını sanmıyordum. Annemden bir kelime duyan cennetlikti zaten. "Çok ironik anne, bize küsecek kadar bile değer vermedin. Adam yerine koyulmadık ulan." yatağına yanına oturup ellerini tutmamla geri çekti. "Ben yine de seninle her gün konuşuyorum anne. Çok adaletsiz değil mi? Çünkü seni seviyorum anne. O adamdan bizi korumasan da bizi sevmesen de ben seni seviyorum." gözümden düşecek olan yaşı def ettim. "Ama bazen sevmek yetmiyor anne. İcraat gerek anlatabiliyor muyum?" "Kurtardım anne sizi, seni o heriften. Siz rahat yaşayın diye ben sabahlara kadar kafelerde milletin pisliğini süpürdüm anne. Karşılığını susarak mı veriyorsun?" gözlerimi devirdim. "Sağ ol ya, ne kadar da anlayışlısın. O kadar iyisin ki." çektiği ellerini tutmaya devam ediyordum fakat tutmama gerek de yoktu bundan sonra. Kafamı çevirerek kalktım yataktan. "Gidiyorum ben anne, bana baktığın mavilerinle ruhumda çıkardığın yangını da ardıma alıp gidiyorum." en son edebiyatımı da yapıp odanın kapısını çarparak çıktım. Kızların odasına girip bakacakken zilin çalmasıyla holden vestiyere doğru koşmaya başladım. Derin nefes alıp kendimi topladım. Kapının önüne vardığımda Ege ve Kayra'yı göz ucuyla kontrol edip kapıyı açtım. Ve sürpriz, Başak Hanım ve kocişkosu Haldun Bey! "Çok ama çok teşekkür ederiz Doğu Hanım. Karşılığını nasıl verebiliriz bilmiyoruz. Oğlumuzu sağsalim bulduk ya." Haldun Bey bana teşekkür ederken Başak Hanım endişeli olmasından dolayı gözü hiçbir şey görmüyordu. Çok korkmuştu, kaybetme korkusuydu. İyi bilirdim. "Kay-Kayra orada mı?" gülümsedim ona. Empati kurunca Başak'ın daha sakin davrandığını kavrayabiliyordum. Ege'nin başına bir şey gelse ben ölürdüm. "Kusura bakmayın lütfen, nöbetten yeni dönünce Kayra'nın burada olduğunu yeni öğrendim. Kardeşim Alev de izniniz var sanmış. Lütfen buyrun şöyle." deyip kapıyı ardına kadar açtım. Ayakkabılarını düzgünce çıkarıp içeri girdiler. Elimle kapının hemen karşısını oturma odası olduğunu söyleyip içeri buyur ettim onları. Başak Hanım ve Haldun Bey büyük bir özlemle oğullarına sarıldılar. Ege'yi elimle çağırır gibi yapıp ona da ben sarıldım. Evlat bambaşka bir şeydi. Anne olunca bunu daha da iyi anlamıştım ben. Kendi canından, kanından bir parçaydı. "Oğlum çok korktuk çok!" Başak Hanım'ın gözlerindeki yaşını eşi siliyordu Başak Hanım ise oğlunu öpüp bağrına basıyordu sadece. Kafamı sola çevirmemle Alev ve Eda'nın belirdiğini daha sonra kıkırdayıp geri odalarına koştuklarını gördüm. Komik olan ne usta? "Kayra, anlamıyorum. Neden ama neden bunu bize yaptın? Korkuttun bizi? Sen isteseydin getirirdim ben seni." insan her ne kadar psikolog olursa olsun bazı konularda çok hassastı. Eğer söz konusu evladıysa akan sular dururdu. "Ah Kayra ah!" Haldun Bey de sessiz bir şekilde söylenirken eşinin ve çocuğunun elinden tutarak kaldırdı yerden. Yağız'ı özlemiştim ben. Yağız'a olan özlemimi kucağımdaki Ege'min saçlarını okşayarak gidermeye çalıştım. Ege'ye her baktığımda Yağız'ı görmekten gurur duyuyordum. İçimi ısıtıyordu, babasına benzemesi. Tüketen bizdik bizi fakat aşkımızdan da vazgeçmedik. "Özür dilerim Doğu Hanım, size ben teşekkür edemedim... Endişeden, korkudan." Başak Hanım hâlâ eli ayağı titrediği için doğru düzgün cümle kuramıyordu. Eşi ise daha soğukkanlı duruyordu. Fakat Haldun Bey de içten içe korktuğunu gözlerinden sezebiliyordum. Başak Hanım'a gülümseyip Kayra'ya baktım. "Konuşmanız gereken büyük bir sorun var sanırım." dedim şakalı bir şekilde. Gülümsediler ikisi de. "Teşekküre gerek yoktu Başak Hanım. Sakin bile davrandınız. Ben olsam bu kadar metanetli olamazdım sizin gibi eşiniz gibi. Hem Ege ile oynadılar biraz. Birtakım tatsızlıklar yaşanınca kötü oldu sadece." Başak Hanım da gülümsedi. "Yaşandı bitti çok şükür." Haldun Bey, oğlunu kucağına aldıktan sonra söze girdim. "İsterseniz bir kahve içelim?" "Sanırım başka bir zamana Doğu Hanım. Kayra ile konuşmamız gereken konular var değil mi Kayra babacığım?" Haldun Bey, Kayra'ya dönerken Başak Hanım da eşine katıldı. "Kayra'nın doğacak kardeşi geri geldiği yere gitse hiçbir sorun kalmayacaktı Başak Abla!" Ege kucağımdan fırlayıp büyük bir sitemkâr sesle Başak Hanımgilin yaptığı çocuğa söyleniyordu! Kızıyordu ulan! Göz bebeklerim yerinden fırlayacakken Ege'yi hızla kucağıma alıp ona hayal kırıklığı ile baktım. Uğradığım saldırı ile elim ayağım ben fark etmeden titremeye başladı. Ege her an her yerde her şeyi söyleyebilen bir kızdı. Sadece olur olmadık yerlerde yapması sinirimi bozuyordu. Başak Hanım ve Haldun Bey bocalasa da daha sonra ortamı gülerek yumuşattılar. Harbiden komikti birden çıkması ama böyle de olmaz ki. İyi bari hâlden anladılar diyerek geçirdim içimden. "Anne, o geldiği yere geri gitsin!" Kayra da Ege'ye katılarak konuştu. Gerçekten onlara karşı bir teşekkür borçluydum. "Ay ayrı bir alem bu çocuklar." bizimki başlı başına başka bir dünya. "Evet öyleler." biraz daha gülüştükten sonra Başak Hanım ve Haldun Bey'i uğurladık Ege ile birlikte. ⛓️
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD