Bölüm 4

924 Words
Aelath, Han'ı baştan aşağı incelemeye başladı. Han da hissetiği ruh gücü yedi yaşındaki bir çocuğa oranla inanılmaz yüksekti. Neredeyse standart bir büyücü kadar ruh gücü vardı. Bu onun bir Bacileus olduğunu gösteriyordu. Fakat Bacileuslar sarışın olurlardı. Han ise Pol gibi simsiyah saçlara sahipti. Bu da babasından geçme olduğu aşikardı. Fakat Aelath'ın mantığı almıyordu. Çünkü Horn ve Eye ırklarının birbirlerinden çocukları olmazdı. Olsa bile çocuk istisnasız ölü doğardı. Bunla ilgili bir kaç efsane vardı. Bir tanesi, tanrıların günahkar bebeklere ruh bahşetmemesi olarak söylenirdi. Bir başkası da Horn ve Eyeleri farklı tanrılar yarattığı için birbirlerine karışmıyor olmalarıydı. Bir çok ilim insanı bu konuda bir sürü araştırma yapmıştı. Aelath neredeyse tüm araştırma kitaplarını okumuştu. Hepsinin ortak sonucu belliydi. Kurtadamlar, vampirler, gulyabaniler, orklar, kan elfleri, sirenler, gorgonlar gibi ırklara Hornlar denirdi. Halklar arasında kırmızılar olarakta bilinirlerdi. Eyeler ise insanlar, orman elfleri, cüceler, melezler, dryadlar, periler, kertenkele adamlar, ogreler gibi canlılardı. Halklar arasında maviler bilinirlerdi. Şu an karşısındaki çocuk iki saf kan Horn ve Eye soyundan gelen kişilerin çocuğuydu ve yaşıyordu. Dünya bu çocuğun yaşadığını bilse kim bilir nasıl bir kaosa sürüklenirdi. ----------------------- Aelath kafasındaki dumanlı düşünceleri bir kenara bırakarak derin bir nefes aldı. "Ee... Çiftlik hayatı nasıl gidiyor?" dedi. Pol gülerek "Güzel gidiyor. Huzurlu ve sakin bir yaşam." dedi. Sesinde gizli de olsa bir özlem vardı. Aelath bu gizli özlemi anlayacak kadar Pol ile vakit geçirmişti. Ses çıkarmadı. "Mutlu olmana sevindim Khar." Han şaşırmıştı. Çünkü babasının adı Pol'du. Khar değildi. Dahası Khar ismini hiç duymamıştı. Kasaba da bir çok farklı isimde insan vardı. Fakat hiç biri Khar gibi gırtlaktan söylenmiyordu. Duymamazlığa vurdu. Sonuçta bunu babasıyla tanımadığı bir adamın önümde tartışmayacaktı. Pol, konuyu dağıtmak için refleks olarak bir soru sordu. "Senin büyücülük işleri nasıl gidiyor?" Bu soru konuyu dağıtmak için sorulması gereken en iyi soruydu. Fakat aynı zamanda Asire'nin yasakladığı yegane soruydu. Çünkü Han, Gotci'nin ve Pol'un hikayelerinden beri büyüye merak salmıştı. Fakat Asire Han'ın büyüyle uğraşmasını istemiyordu. Onun sakin mutlu bir hayat sürmesini istiyordu. Bundan dolayı Asire kasabada bulunan büyüyle ilgili tüm kitapları Han ulaşamasın diye yok etmişti. Fakat şu an Pol, Han'ın hayal dahi edemeyeceği bir fırsatı ona sunmuş oldu. Han kekeleyerek "Sen... Yani siz... Büyücü müsünüz?!" dedi. Aelath ise garip garip Han bakarak "Evet öyleyim. Bunda bu kadar şaşıracak ne var ki? Daha önce hiç büyücü görmediğin için diyeceğim fakat annen var. Bu yüzden niçin bu kadar şaşırdın?" dedi. Asire elini yüzüne götürerek "Biliyor musun Aelath. Zaman sana gücün yanında patavatsızlıkta vermiş." dedi. Han ise fal taşı gibi açılmış gözleriyle annesine bakıyordu. "Bunca zaman bana büyü ve büyücüleri kötüledin. büyü öğrenme hevesimi kırmak için uğraştın. Hiç bir büyücünün bana yardım etmeyeceğini söyledin. Ama anneler çocuklarına yardım eder! Etmeli!" diyerek oradan koşarak uzaklaştı. Arkasından Pol ve Asire "Han!" diye bağırsa da Han durmayarak ormana girdi. Kendini çok üzgün ve aldatılmış hissediyordu. Sanki göğüsüne bir taş oturmuş ve nefes alamıyordu. İçinden sebebini bilmediği halde bağırmak, kırmak, dökmek istiyordu. İlk defa böyle bir duyguyla tanışmıştı. Yaydığı aura ormandaki tüm canlıları olumsuz etkilemişti. Sakinleşmek için eline taşlar alıp rastgele fırlatmaya başladı. Akşam olduğunda Han sakinleşmişti. Hiç bir şey söylemeden eve girdi. Asire, Han'ın eve girdiğini görünce "Han!" dedi. Sesi hüzün doluydu. Han annesine bakmadan doğruca üst kata odasına gitti. Han'ın odası çatı katıydı. Odanın yuvarlak ve büyük bir penceresi vardı. Bazen oradan çatıya çıkar ve yıldızları izleyerek uyurdu. Kapı tıklama sesi geldi. Tıklatan kişi annesi Asireydi. "Han girebilir miyim?" Han cevap vermedi. Asire tekrar tıklattı. Han yine cevap vermedi. Asire'nin bu durumu gören Pol "Asire sen git. Biz biraz baba oğlun konuşalım." dedi. Asire üzgün üzgün kafasıyla onayladı. Pol kapıyı tıklamadan Han'ın odasına girdi. İri vücuduna rağmen yuvarlak pencereden geçerek çatıya çıktı. Han, babasını görünce "Baba niye geldin?" dedi. Pol gülerek ve hafifçe Han'ın kafasına vurarak "Baba oğul konuşması yapmak için." dedi. Han cevap vermeden yıldızları izlemeye devam etti. "Ben senden biraz büyükken babam yani deden, beni ilk kez ava götürmüştü. Amacımız geyik avlamaktı. Gümüş boynuzlu geyik. Eti çok lezzetlidir. Üstelik boynuzları gümüşten olduğu için iyi para eder. Çok heyecanlıydım. Amacım babamın gözüne girmekti. Ona güçlüyüm demek istiyordum. Ormanda ilerlerken yavru bir geyik gördüm. Çok sevinmiştim. Çünkü vücudum büyük bir geyik avlamak için fazla küçüktü. Fakat yavru bir geyik avlayabilirdim ve babamın gözüne girebilirdim. Babamın gözüne girme duygusu, duyularımı kör etmişti. Yavruyu gözüne kestiren tek kişi ben değildim. 3 metre boyunda bir sivri diş kaplan da yavruyu istiyordu. Kaplan ve ben geyiğin üstüne atlamak için uygun anı bekliyorduk. Acemi olduğum için uygun an gelmeden geyiğin üstüne atladım ve geyik kaçtı. Kaçan geyiğe üzülmüştüm. Fakat kaplan üzülmemişti. Çünkü onun artık başka bir avı vardı. Ben kaçan geyiğin peşinden bakarken kaplan yavaşça gizlendiği yerden çıktı. Karşımda 3 metrelik bir sivri diş kaplan görünce dona kalmıştım. Bu donma ölüm korkusunun vücuda yaptığı muazzam baskıdan gelir. Konuşmasak da gözlerimiz bize olacakları söylüyordu. Tam kaplan güçlü bir pençe atmak için harekete geçmişti ki bu sefer donan o oldu. Arkamda biri olduğunu hissettim. Babam olduğunu düşünerek arkamı döndüm. Fakat arkamdaki kişi babam değilmiş. Karşımda annemi görünce şaşırdım. Onun burada ne işi vardı. Üstelik o gözler nasıl o kadar vahşi bakabilirdi ki... Bunca yıl ömrümde çok şey gördüm. Fakat hiç annemin kaplana baktığı gibi vahşice bakan bakışlar görmedim. Diyeceğim şu, anneler, babalar gibi değillerdir. Onlar hisseder. Onlar korur. Onlar sarılır. Annen senin iyiliğini istiyor evlat. Evet fazla korumacı fakat anneler hisseder evlat. Git annenden özür dile. Nasıl bir yolda yürümek istiyorsan onu söyle. Seni o yolda korumasını iste." Pol bir süre daha durduktan sonra Han'ın yanından ayrıldı. Han, babası giderken onu izledi. İlk defa babası ona kendi ailesinden bahsetmişti. Gözlerindeki özlemi görmüştü." Acaba dedem ve babaannem nasıl birileri" diye düşünmekten kendini alamadı. Yarın uyanır uyanmaz annesiyle konuşacaktı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD