Kürenin rengini Açık mavi yerine turkuaz yazacağım. Sonuçta çok benzer bir renk.
----------------
Asire ve Pol şaşkın şaşkın birbirlerine baktılar. Bir kişinin yedi küreye sahip olması duyulmuş bir şey değildi. Efsanelere konu olan savaşçılar ve büyücülerin bile dört küre geçtiği görülmemişti. Yedi tüm dünya da şaşkınlığa ve korkuya sebep olacak bir şeydi. Tüm devletler o kişi kendi himayesine almak isteyecekti. Hatta sırf onun yüzüne yıllarca sürecek savaşlar bile başlayabilirdi.
Pol şaşkınlıktan kurtulunca derin bir nefes aldı. "Emin misin evlat? Doğru saydığına emin misin?" dedi.
Han anne ve babasının bu anormal tepkilerine pek anlam verememişti. Gotci'nin kitapları okumuştu. Fakat küre sayısının ne anlama geldiğini tam olarak bilmiyordu. "Evet."
Asire kekeleyerek sordu. "Renkleri neler?"
Han biraz düşünerek "Hatırladıklarım beyaz, koyu yeşil, lacivert" dedi.
Asire ve Pol bir kez daha yutkundular. Şaşkınlıktan ne yapacağını bilmedi. Eliyle Han'ın gözünü kapatıp "Hadi hemen zihin hapishanesi gir ve bana tüm renkleri söyle. Ayrıca küreleri doğru saydığına da emin ol!" dedi.
Han ailesinin bu garip davranışlarına anlam veremiyordu. Han, annesinin elini yüzünden çekerek "Anne iyi misin?" dedi.
Pol lafa girerek "Ham sadece annenin dediğini yap." dedi.
Han hala ailesinin bu alışılmışın dışında ki tavırlarına anlam vermeye çalışıyordu. Bir şey sormadan yere oturup bağdaş kurdu.
Kısa süre sonra zihin hapishanesine girdi. Küreler tıpkı gezegenlerin güneş etrafında dönmesi gibi Han'ın etrafında dönüyordu.
Han dikkatle küreleri incelemeye başladı. En yakın küre beyaz renkteydi. Sonrakiler ise turkuaz, mor, lacivert, koyu yeşil, kahverengi, turuncuydu.
Han zihin hapishanesinden dışarı çıktığında annesi ve babası onun başında endişeyle konuşuyorlardı.
Han "Anne" diyerek Asire'nin elbisesini çekti. Asire, Han'a döndüğünde büyük bir çığlık attı.
Çığlıkla beraber Pol ve Han korktu. Pol daha sonra Han bakınca o da iki adım geri gitti. Zihin hapishanesinden çıkan Han'ın gözleri yine değişmişti. Han durumu kısa sürede idrak etti ve ailesinin bu tepkisi onu istemsizce üzdü.
Asire panikle attığın çığlığın Han'ı üzdüğü fark edince Han sarıldı. Büyük bir kork duyuyordu. "Han! Oğlum iyi misin?" dedi.
Han başını yere eğerek "iyiyim." dedi.
Pol, dizlerinin üzerine çökerek Han'ın gözlerini incelemeye başladı. Daha sonra Asire'ye dönerek "Asire bunlar şey gözü gibi..." derken Asire'nin ağladığını gördü. Asire, Pol ile bakışmasıyla sadece kafasını sallayarak onayladı.
Asire bu gözleri çok iyi biliyordu. Bunlar iblis gözleriydi. Asire bir Bacileus ailesinin ferdiydi. Bacileus ailesi dünyaca ünlü bir aileydi. Ünlü olmalarının iki sebebi vardı. Bunlardan biri Constantinopolis gibi dünyanın merkezindeki şehri yönetmeleri ikinci ise çok nadir görülen çağırma küresi sahibi olmalarıydı. Ayrıca soyun en ilginç özelliği isen çağırma büyüsünü iblisler üzerinde kullanmalarıydı. Bu yüzden iblisler hakkında en çok bilgiye sahip soydu. Asire, Han'ın gözlerini gördüğü an anlamıştı. Lakin bunun nasıl olduğunu merak ediyordu. Üzüntüsünü bir kenara bırakıp olayı sakince düşünmeliydi.
"Bu durum nasıl olmuş olabilir acaba" diye sesli düşündü.
Pol, Han'ı incelemeye devam ediyordu. Han'ın köpek dişlerin de uzadığını fark etti. Bu durum kurt adamlığı küresinden olabilirdi. Lakin gözleri kesinlikle iblis gözleriydi.
"Güney Afrikadaki küçük kabileyi hatırlıyor musun İlmaelda? Orada ki savaşçılar çağırdıkları hayvanlarla birleşebiliyorlardı. Belki de Han da öyle olmuştur? İblis olması şaşılacak değil sonuçta benim olduğu kadar seninde oğlun." dedi Pol.
"Bende öyle düşündüm. Fakat önce bir iblis çağırması lazım. Dahası iblisle anlaşma yapması lazım. İblisle anlaşma yapması için cehenneme gitmesi lazım. Her şeyi geçtim. Bin yıllık aileyiz. Soyumuzda çok güçlü çağırıcılar vardı. Lakin hiç biri bir iblisle birleşemedi. Bu başka bir durum olmalı." dedi Asire.
"Han yine aynı Han. Bu durumu bu kadar büyütmeli miyiz sence? Sonuçta o hem Horn hem de Eye soyundan gelmiyor. Bu tarz tuhaflıklar olması normal olabilir." dedi Pol.
Asire ise üzüntünün vermiş olduğu öfkeyle "Fakat iblisler ve melekler ne Horn soyundan ne de Eye! Onlar başlı başına ayrı türler. Han da bir iblis gözü var." dedi.
"Varsa ne olmuş? Yine de bizim oğlumuz." dedi Pol sakince. Sonra da Han'ın kafasını okşadı. "Canım oğlum benim." diye mırıldandı.
Pol'un bu sözleri Han'ın yüreğine işledi. İlk defa böyle bir babanın oğlu olduğu için gurur duymuştu.
Asire derin bir nefes vererek pes etmiş gibi "belki de haklısın." dedi. Sonuçta Han kendi çocuğuydu.
-----------------
Eve geldiklerinde Pol ve Han hiç bir şey olmamış gibi aynılardı. Asire ise belli etmemeye çalışsa da düşünceliydi.
Ertesi gün Pol, Han'a dongweleri otlatmak için yaylaya gideceği isterse onunda gelebileceğini söyledi. Han hiç düşünmeden kabul etti.
Yol boyunca Han, Pol'a sorular sormaya başladı.
"Baba şimdi kurtlar bize saldırır mı? Sonuçta biz de kurdunuz?" dedi Han.
"Kurt olsakta sonuçta onlar hayvan. Aç kalırlarsa saldırırlar." dedi Pol.
"Peki ben ne zaman kurda dönüşeceğim?" dedi Han.
"13 yaşında seninle Karakorum'a gideceğiz orada şaman töreniyle dönüşeceksin. Yani umarım. Kesin ya sonuçta benim oğlumun. Hahaha" dedi Pol.
"Öyle bir dedin ki bunun bir ihtimal olduğunu düşünmeye başladım." dedi Han.
"İki ihtimalin var." dedi Pol.
"Nasıl iki ihtimal?" dedi Han.
"Şöyle ki Kurtadamlar iki formdan oluşur. Biri beni gördüğün canavar formu diğeri ise kurt formu. Onda da iri bir kurda dönüşüyorsun. Tabii bizim aramızda bile canavar forma dönüşmek ayrıcalıktır. Sen bir Üçpençesin. Canavar formu olacaksındır. Yani umarım. Gerçi olmasan da sıkıntı değil. Sonuçta benim biricik oğlumsun." dedi.
"Üçpençe ne demek?" dedi Han.
"Üç pençe bizim boyumuzun adı. En güçlü kurtadam boyuyuzdur. Karakorum bize aittir. Dünyaca ünlü bir soyuz kısacası." dedi ve gururla güldü Pol.
Han küçümser bir sesle "Bu soy bana pek güçlü gibi gelmedi." dedi.
Pol gözlerini devirerek Han'a baktı. "Enike bak... Altındaki bezi yeni bırakmışta iki bin yıllık kurtadam soyunu eleştiriyor." dedi.
Pol, Han'ı denemeye karar verdi. "Hadi bakalım seninle bir oyun oynayalım. Söyle bakalım sağ tarafta hangi hayvanlar var neredeler?"
Han bunun bir oyun değil babasının kendini denediğini anlamıştı. Tüm dikkatini sağ tarafa odakladı. Üç tane yabani tavşan vardı. Kokusundan bir yabani arı kovanını da hissetdi. Bunlar ilk anda hissediği ve gördükleriydi. Beş dakika oraya odaklandıktan sonra "3 tavşan, 2 yılan, 1 kovan, 6 kuş var." dedi.
Pol şaşırmıştı. Han'ın böyle keskin duyularının olması kurtadamların arasında bile normal değildi. Kuşları seslerinden, kovanı kokusundan tavşanlar hareketli olmasından algılayabilirdi. Fakat yılanlar soğuk kanlı hayvanlardı. Aynı zamanda da sessiz hayvanlardı. Onları hissetmek çok daha zordu. Özellikle de daha hiç kurtadama dönüşmemiş ve tecrübe edinmemiş birisi için...
Pol yol boyunca derin düşüncelere daldı. Han gibi bir evlat nasıl büyütülürdü acaba... Büyü gücü hayvanlar tarafından bile hissedilecek kadar güçlü ve tehdit kardı. Yol boyunca bırak önlerine bir hayvan çıkmasını üstlerinden bir kuş dahi uçmamıştı. Aynı zamanda kurt duyuları da öyleydi. Üstüne üstlük yedi küresi vardı. Sahi onlar hangileriydi? Onca curcuna içinde unutulmuştu...
------------------------
Han ile Pol akşam eve geldi. Asire kapıda onları bekliyordu. Gözlerinde merak vardı. Pol durumu anlamıştı. Asire sakinleşmiş ve asıl konuyu unuttuklarını fark etmişti. Küreler...
Asire, Han'a sarılarak "hoşgeldiniz." dedi.
Han gözlerini yana devirerek "Seni dinliyorum anne yine ne söyleyeceksin?" dedi.
Asire merakına daha fazla dayanamayarak Han'ı kolundan tutarak hızlıca odasına götürdü. Pol da arkalarından gitti.
Shel ve Gotci bir gariplik olduğunu fark etmişlerdi. Fakat ailevi olarak düşünerek çokta müdahil olmak istemediler.
" Han! Küreler... Küreler hangi renkler?" dedi Asire heyecanlı bir sesle.
Han umarsız bir ses tonuyla "İlki beyaz" dediği an Asire çığlık attı. Pol'un ise gözleri yerinden fırlayacak gibiydi.
"Beyaz mı?!" dedi Asire be devam etti. "Bu zihin küresi dünyanın en ender kürelerinin içinde bile en enderlerindendir. Zihin büyüleri çok eşsiz ve güçlü büyülerdir."
Pol Han'ın kafasını okşayarak "Aferim evlat aferim." dedi.
Han anne ve babasının böyle tuhaf tepki vereceğini hiç düşünmemişti. Bunda bu kadar büyütecek ne vardı acaba?
"İkincisi turkuaz." dedi Han.
Asire yine heyecanlanarak "Bu element küresi. Acaba hangi elemente yatkınsın. Ateş mi? Rüzgar mı? Toprak mı? Su mu? Yıldırım mı? " dedi.
Pol kendinden emin bir şekilde "kesin yıldırımdır. Sonuçta annesi usta bir yıldırım büyücüsü." dedi.
Han bunu duyunca aklına yıldırımın çarptığı sahne geldi. Annesi gerçekten güçlüydü.
"Üçüncüsü mor." dedi Han.
Asire bu sefer çığlık atmamış aksine gülümseyerek sessizce ağlamaya başlamıştı. Han sanki. Bir daha sarılamayacakmış gibi sarıldı." Teşekkürler oğlum." dedi.
Bu seferde şaşıran Han olmuştu. Asire eliyle göz yaşlarını silerek "Bu çağırma küresidir. Bizim ailemizin mirası gibidir. Şu an seninle gurur duyuyorum." dedi.
"Dördüncüsü koyu yeşil" dedi Han.
Pol kahkaha atarak "Buna gerek yok. Zaten belli oluyor." dedi. Dişlerini göstererek. Pol un yüzünde büyük bir gurur vardı.
"Beşinci küre lacivert." dedi Han.
Asire gülerek "Bu boyut küresi. Nadir küreler arasında sıradan sayılacak bir küredir. Kürenin çok güçlü büyüleri vardır. Fakat büyük büyü gücüne ihtiyaç duyarlar. Küreye sahip olan büyücülerin çoğu bu küreyi gerçek anlamda kullanamaz. Çünkü büyü için gerekli büyü gücüne sahip değillerdir. Sonuçta yapay boyut yaratmak kolay değil." dedi.
"Altıncısı kahverengi" dedi Han.
Asire tek kaşını kaldırarak "bu küre nadir bir küre değildir. Fakat tüm küreler arasında en gizemli ve çözülmemiş küredir. Bu tılsım küresidir. Genelde tuzaklar kurmak gibi işlere yarar. Çok işlevsel olduğu düşünülmez. Çünkü tılsımları önce çizmen gerekir. Bu daha savaş esnasında olmayacağı için pek sevilmez." dedi.
" Yedinci küre de turuncu." dedi Han.
Asire anlamamış gibi yaparak "Turuncu mu?" dedi.
Han kafasını sallayarak "Evet." dedi.
"Böyle bir küre yok. Emin misin Han?" dedi.
Han yine kafasını sallayarak "Evet." dedi.