Bölüm(5)

680 Words
Ben bunları düşünürken Leyla’nın sesiyle irkildim: “Baba hadi, geç kalacağız!” Döndüm. Ve gözlerim donup kaldı. Zarin… Elbisesiyle, saçlarıyla, o zarif duruşuyla… karşımdaki kadına değil, sanki rüyama bakıyordum. “Baba hadi, ne bekliyorsun?” diye tekrar seslenince kendime geldim. Kızları arka koltuğa yerleştirdim. Ön kapıyı açtım, “Zarin, sen böyle geç,” dedim. Arabaya bindiğinde kokusu arabanın içine yayıldı. Bir lavanta, bir kadın, bir huzur… Başımı döndürdü. O an… Baktım yan yana oturmuşuz, arkada iki çocuk… Dört kişilik bir aile gibiydik. Mutlu, tamam, eksiksiz… Berçem’le evli kaldığım onca yıl boyunca bir kez bile böyle hissetmemiştim. Bu, ona da haksızlıktı belki, kendime de. Ama insan duygularına hükmedemiyor işte… O zaman hissedemediklerim, şimdi iliklerime kadar işliyordu. Sesli söylemiyordum belki ama yol boyunca içimden neler söyledim bir bilsen… Bir ben, bir Allah… Düğün alanına geldiğimizde arabadan inip girdik içeri. Etraftakiler şaşkın bakışlarını üzerimize dikti. Yıllardır ilk kez yanımda bir kadın… Belli ki meraklarını bastıramıyorlardı. Aldırmadım. Geçip yerimize oturduk. “Baba, biz geline bakmaya gidebilir miyiz?” dediklerinde “Gidin tabii,” dedim. Zarin de kalkacaktı ki, istemsizce elimi elinin üzerine koydum: “Sen otur.” Bana baktı. “Ama… kızlar?” “Burada bir şey olmaz,” dedim yumuşakça. Elime değil de… sanki ateşe değmişti. Bir anlığına göz göze geldik. “Düğünleri sevmiyorsun anlaşılan,” dedim sonra, hissettirmeye çalıştığım ilgiyi bastırarak. Yüzünde hafif bir gölge gezindi. “Düğünleri değil… kalabalığı pek sevmem,” dedi. “Yalnızlık her zaman daha iyi gelir bana. Genelde böyle yerlere gitmektense sessiz sakin köşelerde oturup kendimi dinlemeyi severim.” Yine içimden söyledim: İşte tam bana göre bir kadın… Onu orada öpmek istedim. Sarılmak, sevmek… Gönlümü anlatmak. Eğer bu hisse aşk deniyorsa — ben artık âşık olmaya başlamıştım. Hem de fena halde… Gece boyunca kızlar dur durak bilmeden koşuşturdu. Yorulmuşlardı. Neredeyse masada uyuyakalacaklardı. “Gidelim mi?” dedi Zarin. “Olur,” dedim. Kızlardan birini ben, diğerini o aldı kucağına. Arabaya yerleştirdik. Tam biz de binecekken bir ses durdurdu beni: “Serhat!” Döndüm. Levent… O serseri sırıtmış, yanımıza doğru yürüyordu. “Nereye böyle erkenden?” “Kızlar uyudu. En iyisi gitmek,” dedim. “Şey… bu hanımefendi kim?” Gözlerini Zarin’e dikti. “Yoksa kız arkadaşın mı?” dedi ve birkaç adım daha yaklaştı. Bir an duraksadım. Sonra kararlı bir sesle cevap verdim: “Evet, öyle.” Zarin şaşkınca döndü bana. Ama Levent’in gözlerindeki şehvetli niyeti görüyordum. Onun gibi bir adamdan Zarin’i uzak tutmanın en kestirme yolu buydu. “Vay be… yine turnayı gözünden vurmuşsun,” dedi. O alaycı, gevşek sesiyle. “Sarhoşsun sanırım,” dedim soğukça. “Yoksa karşımda böyle konuşacak cesareti başka türlü bulamazdın.” Zarin hâlâ ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. “Elini ver,” dedim ona. Hiçbir şey sormadan, sadece gözlerimin içine bakarak uzattı elini. Onu usulca arabanın içine yerleştirdim. Sonra direksiyona geçtim. “Yarın için kusura bakma,” dedim yolda. “Levent tam bir baş belasıdır. Seni rahatsız etmesini istemedim.” “Anladım…” dedi sadece. Ve sustu. Ama sessizliği kırgın değildi… Sakindi. Kabul ediciydi. Kızlar çoktan uyumuştu. Gecenin serinliğinde, çiftliğe doğru ilerliyorduk ki… Birden pat! diye bir ses… Araba sarsıldı. Tekerlek patlamıştı. Yolun ortasında kalakaldık. “Sen dur, ben bir bakayım,” dedim ve arabadan indim. Eğilip baktığımda içimden geçeni doğrular gibiydi her şey: Yeni bir lastik şarttı. Kapıyı açıp içeri uzandım, çiftliği arayıp yeni lastik getirmelerini istedim. Kahya’ya durumu anlattım. Geleceklerini söyledi. Ardından beklemeye başladım. Tam o sırada, Zarin de kapıyı açıp indi arkamdan. Sessizce yanıma geldi, yanımda durdu. Gözlerini gökyüzüne çevirdi. “Buradan gökyüzü ne güzel görünüyor,” dedi yumuşak bir sesle. Yüzüme bakmadan söylemişti ama gözleri yıldızlardaydı. Ben ise… yıldızlardan başka her şeye benzeyen o gözlerindeydim. “Evet…” dedim. “Güzel ve parlak… Tıpkı senin gibi.” Bir an döndü bana. “Anlamadım?” dedi fısıltı gibi. Söylediğimin farkına varıp toparlamaya çalıştım. “Yıldızlar,” dedim, “güzel işte…” Gülümsedi. “Ben küçükken… annemle izlerdik yıldızları. Beni dizine uzatır, masallar anlatırdı. Ben de gökyüzüne bakarak dinlerdim hep.” Sustu birden. Boğazında bir düğüm… Bir suskunluk ki tüm gecenin üzerine çöktü. “Sonra ne oldu peki?” diye sordum usulca. “Sonra… bir anda büyümek zorunda kaldım.”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD