Yol boyu ağzını bıçak açmadı Halenin.
İkimizde sessizdik ama gözlerimizde çokça şükür vardı.
Konağın önüne çektim arabayı, Cemil ise izliyor bizi terastan..
Yavaşça indim arabadan, ama Hale hala içeride.
Kapısını usulca açıp, eğdim basımı kapıya doğru.
“İndirmeliği düğün vakti mi yapsaydık he Gül’üm..” dedim gülerek.
Anlamadı önce, çattı kaşlarını..
“Ne.. Anlamadım..” dedi şaşkınca, ama hala oturuyor koltukta.
Salladım basımı iki yana gülerek, uzattım elimi..
“Gel Gül’üm gel..” dedim dudaklarımda alayvari bir gülüşle..
Tuttu elimi Hale..
İlk kez ikiletmeden, tereddüt etmeden tuttu..
Ve Ben bu hissi hangi kelimeye sığdırsam bilemedim..
“Buraya gelmese miydim Yusuf..” dedi tedirgince Hale.
Dudaklarım hafif kıvrık baktım yüzüne..
“Korkma..” dedim uzattım elini yüzüne inen perçemine.
“Hiçkimseden, hiçbirşeyden korkma bundan sonra.”
Ama Hale’nin gözleri yüzümde değil, konaktaydı.
Konağa dikmişti kara gözlerini.
Çekinerek, ama sanki her taşını tek tek suçluyormuş gibi.
Taş duvar, oyma ahşap kapı… ne varsa didikledi bakışları.
“Burası mı?” dedi sert öfke dolu bir sesle..
Önce anlamadım, çattım kaşlarımı.
“Anlamadım… Neresi mi?” dedim, elim hâlâ onun avucundayken.
Ama o yutkundu, ellerini usulca çekti ellerimden.
Gözleri hem bende, hem konakta geziniyor.
Dinmez bir öfke vardı bakışlarında.
“Mevânın yıllarca eziyet gördüğü cehennem…” dedi, sesi soğuk bir bıçak gibi.
“Burası mı?”
Yutkundum..
Çevirdim başımı konağa..
O bir cümleyle ezilmişti içim…
Ama o bakışları…
bana değil belki.
Perwan konağına, bu soyu taşıyan herkeseydi öfkesi.
Ama ben de bir Perwandım işte.
Yıllarca omzuma yük olmuş, sırtımda kambura dönmüş bir soy…
Şimdi sevdamla arama girecek korkusu düşmüştü yüreğime.
Bir adım yaklaşmıştım Hale’ye.
Elini tutmak istedim yeniden… Allah biliyor ya cesaret edemedim.
Titredi ellerim, dokunamadım..
“Burası değil…” dedim, gözlerim yüzünde asılı kalırken.
“Burası bana ait… sadece bana.”
Çevirdi başını, baktı gözlerime.
O öfke dolu bakışları sönüp gitmişti anında.
“Özür dilerim…” dedi, sesi çekingen.
“Kırmak istemedim seni. Ama dilime geleni tutamam ben.”
Dudaklarımda belli belirsiz bir tebessüm gezindi.
“Dileme özür, Gül’üm… Hele haklıysan, hiç dileme.” diyip tekrar açtım arabanın kapısını.
Yüzüme baktı şaşkınca.
“Nereye gidiyoruz yine?” dedi.
“Bin, Gül’üm… hadi.”
Bıkkın bir edayla bindi araca.
Direksiyona geçtim bende, bastım gaza..
Konağın taşları arkamızda küçüldükçe, içimdeki ağırlık büyüyordu artık..
Yarım saatin ardından vardık.
Sokak tabelasına bile büyük harflerle kazınmış:
Perwan Sokağı.
Konağın olduğu sokağa girer girmez düştü içime yine o karanlık.
Sıkıntılı bir nefes alıp çevirdim başımı Hale’ye.
Anlamsızca izliyordu etrafı.
O kadar masum ki, içim titriyor her baktığımda..
Olurda kırarım, istemeden soldururum yüzünü diye aklım çıkıyor..
İyi mi yaptım kötü mü bilmiyorum, ama görmesi lazım..
Benim onu, o cehenneme sokmayacağımı bilmesi lazım..
Konağın kapısına geldiğimizde durdurdum arabayı..
Tam karsımızdaydı,
Herkese cehennem olmuş o taş yığını..
Aylar sonra ben de ilk kez dönmüştüm buraya.
Vahap Ağa’nın sürgününden sonra sessizliğe gömülmüş koca konak.
Ne kapıda seferber olmuş koruma yığınları,
ne içeriden gelen telaşlı sesler..
“Vay Vahap Ağa vay…” dedim içimden.
“Kibrinle ördüğün, zalimliğinle ilmek ilmek işlediğin saltanatın… nasıl da yerle yeksan olmuş, bak da gör.”
Kapıdaki Perwan konağı yazısını görür görmez çattı kaşlarını Hale..
“Neden geldik buraya? Ne yapmaya çalışıyorsun?” dedi sertçe .
Sesinde öfkeyle karışık bir tedirginlik vardı.
Benim gözüm ise hâlâ Perwan konağında.
“Gel,” dedim sadece.
İndim arabadan.
O da beklemeden indi peşimden.
“Neden getirdin beni buraya Agir..!” dedi tekrar.
Sesi bu defa daha yüksek, daha sert..
“Gör istedim..” dedim tuttum elini. Ama beklemeden geri çekti ellerini elimden..
Var gücümle sıktım dişlerimi,
Öfkeden değil, acıdandı aslında..
“Neyi göreyim istiyorsun..!” dediğimde sesindeki imadan ne dediğini anlamıştım..
“Beni gör Gül.. Beni bil.. istiyorum..” diyip eğdim başımı..
Sesim istemeden de olsa titremişti..
“O sorduğun cehennem burası Gül.. Ben bu cehennemde büyüdüm..” diyip tuttum elini..
Konağın kapısını tek elimde sertçe açtığım gibi girdim avluya..
Haleyi de soktum peşimden tabi..
Tam avlunun ortasında kaldım öylece..
gözüm babamın kurulduğu sedirde..
İçimde ise koca bir sıkıntı..
Halenin ellerinden çektim elimi..
Yumdum gözlerimi..
kulaklarımda babamın paslı sesi..
“Ne zaman adam olacaksın lan sen..” diye bağırıyor habire..
Açtım gözlerimi, kaldırdım basımı..
Zara hanım terasta dikilmiş, nefret dolu bakışlarıyla süzüyor beni..
Ve onunda sesi yankılandı o an kulaklarımda..
“Agir yaptı..”
“Ben yapmadım.. ben kırmadım..” diye mırıldandım sessizce..
Birden Merdivenlerde belirdi Raşit..
Bedeni büyümüş haliydi ama sesi çocuk Raşit..
“Senin annen seni bıraktı gitti.. Seni kimse sevmiyor ki..”
“Benim annem gitmedi..” dedim bu defa.
Sesim boğazımı tırmalaya tırmalaya çıkıyor sanki..
Zihnimde dönen geçmişten farketmeden sıkmışım yumruğumu..
Birden elimde hissettiğim sıcaklıkla irkildim..
Hale..
Sımsıkı tuttu elimi..
Ben buradayım der gibi..
Ben gitmedim Agir der gibi..
Öyle bir tutuş, öyle bir bakıştı sanki..
Çevirdim basımı Haleye..
Gözlerinde korku vardı..
Delirdiğimi düşünüyor muhtemelen..
“İyi misin? Ne oluyor..” dedi sesinde hem şefkat vardı hem korku..
Salladım basımı iki yana..
“Değilim..” dedim çaresizce..
“Burası bana da cehennemdi Gül..”
Gözleri dolmuştu Halenin.. Bakamadı yüzüme..
Tam ağzını açmaya yeltenmişken, kestim sözünü..
“İzin ver Gül.. izin ver bu defa konuşayım.. Bu suskunluk artık çok ağır geliyor..” diyip çöktüm merdivenin başına..
Bacaklarım taşıyamıyor artık yüreğimdeki yükleri..
Halede hemen çöktü yanıma, tuttu elimi sımsıkı..
“Konuş Yusuf.. Sen yeterki konuş.. Dök içinde ne kadar birikmiş suskunluk varsa.. Ben dinlerim seni, hep dinlerim..” dedi.
O an gördüm, bir damla süzüldü aşık olduğum Karalarından..
Benimde durmadı göz pınarlarım..
bir damla eşlik etti Halemin gözyasına..
“ Ben bu konakta hiç çocuk olamadım Gül.. Demiştim ya sana , ben pamuklara sarılı büyümedim diye.. Ne beni pamuklara saracak bir annem vardı, nede başımı oksayacak bir babam..” diyip yutkundum acıyla..
Basım ise yerde..
Sanki dilimden dökülen her kelam geçmişime ihanetti..
Derin bir soluk alıp, kaldırdım basımı gökyüzüne..
“Çok küçüktüm Zara hanım bu konağa geldiğinde..” diyip baktım yüzüne Halenin..
Anlamsızca bakıyor yüzüme, Zara hanım kimdir merak ediyor haliyle..
“Zara hanım.. Raşit’in anası..” dediğimde şaşkınlıkla açıldı Karaları..
Bişey diyecek ama tüm kelimeler düğümleniyor dilinin ucunda, görüyorum..
“Peki.. annen..” dedi sesi titreye titreye..
Eğdi başını..
Yarası annemle aynı olan kadındı Hale..
Tek farkı, o güçlüydü..
Haleyi ilk araştırdığımda öğrenmiştim herşeyi..
Çocuğu olmadığı için kapısına gelip giden kadınları..
Ama dedim ya güçlü kadındı Hale, annem gibi değildi..
Onun bu hali tutuldum ya zaten,
öylesine güçlü, öylesine başı dik.. Ateş parçası Allah’ıma..
“Annem sustu..” dedim çevirdim basımı annemin odasının camına..
“Bu suskunluk bana annemden kalan tek miras Gül.. Ben kapısına teliyle duvağıyla kuma gelmiş kadına, -‘hayırlı olsun.’ diyen kadının oğluydum..”
Bir damla süzüldü yine gözlerimden, hemen çevirdim basımı diğer tarafa..
Ama görmüş Hale, elini uzatıp usulca sildi gözyasımı..
“Ağlamak utanılacak bişey değildir Yusuf.. Kaçırma benden gözlerini..” dedi.
Onun o sesi, içimde birseyleri eritti gitti..
Böylesine merhametli bir kadındı işte benim Gülüm.
“Senden değil Gül’üm.. geçmişimden kaçıyor bu gözler..” dediğimde dudaklarını bastı birbirine..
Cevap vermedi, tek kelime etmedi ama yanımdaydı..
Onun varlığı hayatımdaki tüm eksikleri tamamlıyordu sanki..
Kısa bir sessizlik çöktü aramıza, ama uzun sürmedi bu defa..
Çünkü ilk defa bugün içim susmak istemiyor.. avaz avaz bağırıp haykırmak, tüm geçmişime sayıp sövmek geliyordu..
“Babamın anneme hiç güzel baktığını görmedim ben.. Hiç sevilmedi benim annem, o sevdi mi babamı onuda bilmem.. annemin odası bak tam şurasıdır.” diyip parmağımla işaret ettim odanın tozlu camını..
İkimizde sildik gözlerimizi annemin camına..
Hale ne görüyor bilmem, ama ben annemi görüyorum.. O mahur gözleri..
Gülerken bile acıyla gülen gözbebekleri..
Yutkundum, eğdim başımı..
“ Ama ben kendimi bildim bileli annemin odasına bir kez bile uğramadı babam.. Ne sağlığında, ne hastalığında.. Orası sanki ona yasakmış gibi o kata çıktığını bile görmedim bir gün..” dedim.
Dikkatle dinliyor beni Hale.
Ağzımdan çıkan her kelimeyi ölçüp tartıyor kafasında anlıyorum..
“Zorla mı evlenmişler peki?” dedi merakla.
“Bilmiyorum.. Anneme ne zaman babamla ilgili soru sorsam üstün körü cevaplar veririrdi bana.. Zaten koskoca Vahap ağaya soru sormak gibi bir lüksümde olmadı hiç..” diyip kıvrıldı dudaklarım acıyla..
Derin bir soluk çektim içime.. ama aldığım her nefeste geçmiş bir cam kırığı gibi batıyor ciğerlerime..
“Babam.. Vahap ağa.. annemi sevmediği gibi benide hiç sevmedi.. Muhtemelen annemden ötürü sevmedi.. Ama ben bekledim Gül.. hep baktım gözünün içine, bir kez olsun bana oğlum desin diye baktım.. demedi.. nefrette etmedi ama sevmedi de.. görmedi beni.. yok hükmündeydim onun için..” diyip koydum basımı dizlerime..
Halenin iç çekiş sesi değdi kulaklarıma o an..
kaldırdım basımı baktım yüzüne..
Ağlıyordu..
onun gözünden düşen her damlada ben boğuluyordum sanki..
Elimi uzattım kirpiklerine usulca..
“Ağlama Gül’üm.. Dökülmesin gözünden tek bir inci tanesi..” diyip dayadım dudaklarımı alnına..
“Koca memleketi yakabilirim tek bir damlası için..”
Bir süre kaldık öylece orada..
ne Hale devamını sordu, ne benim yüreğim dahasını kaldırdı…
Herkese cehennem olan o konağın avlusunda kaç saat kaldık bilmiyorum, Halenin titremesiyle geldim kendime..
Başı omzumda, dizlerini çekmiş kendine, soğuktan iki büklüm..
Öylece uyuyakalmış kollarımda..
uzattım elimi yüzüne , buz kesmiş suratı..
“Gül’üm..” dedim usulca kaldırdım başını..
Hemen aralandı gözleri..
“Yusuf..” dedi uyku mahmuru sesiyle..
“Yusuf’un şifası..” dedim fısıltıyla..
hemen kalkıp ceketimi çıkardım, attım Halenin omuzlarına..
“Üşümüşsün Gül’üm.. Kusura bakma bende farketmemişim..” diyip yaklaştım yanına..
Aldım küçücük yüzünü avuçlarımın arasına, ısıtmak istedim sadece..
Ama onun tenine her dokunusum, içimde bir yarayı iyileştiyor.. hissediyorum..
“Yüreğim üşümüyor artık Yusuf.. Sen varsın ya, üşümeme izin vermezsin..” dedi.
Dudaklarında büyük bir tebessüm..
Gözlerinde umut..
“Vermem Gül’üm..” dedim bir adım daha yaklaştım yanına.
Aramızda bir nefeslik mesafe..
“Sevilmek.. nasıl bişey bilmem ben.. Sevilmeyen bir çocuk büyüyünce nasıl sevecek derdim hep..”
Yutkundum..
Tuttum ellerini..
“Senden sonra gördüm, anladım.. Bu sevgi nedir bilmeyen kalbim seninle atmaya başladı.. Seni sevdi.. sen yokken bile yalnızca seni bekledi.. Şimdi sana bu doğduğum cehennemin tam ortasında söz veriyorum Gül’üm.. Nefes aldığım müddetçe kalbim yalnız senin için atacak..Söz.. Yusuf sözü..”
Baktı yüzüme Hale, dudaklarında aynı tebessüm, gözlerinde karanlığımı aydınlatan bir ışık..
“Biliyorum.. sen sözünü tutarsın Yusuf.. Yusuf Gül’ünü soldurmaz ki..”
“Soldurmaz Gül’üm..”
Dayadım alnımı alnına..
Keşke dedim kendi kendime.
Şu an kopsa kıyamet, dursa dünya, akmasa zaman..
Ben sevdiğim kadının nefesi nefesimde kalsam sadece..
Dünya buymuş işte.. yaşamak, nefes almak tamda buymuş..
Ne kadar zaman geçti bilmem, telefon sesi böldü sessizliğimizi..
Cemil’di arayan..
“Buyur Cemil..” dedim sakin bir sesle..
“Ağam Nihat..” diyip sustu Cemil..
Onun bu lafı yarıda kesmelerinin ardından bir felaket gelirdi hep..
Çattım kaşlarımı, baktım Haleye..
Oda merakla bakıyor yüzüme..
“Nihat ölmüş..” dedi tek nefeste Cemil..
O an kocaman açıldı gözlerim, şaşkınlıkla..
“Nasıl..! Nasıl ölmüş lan..” dedim.
Üzüldüm mü?
Allah biliyor üzülmedim..
Ama bu kadar erken beklemiyordum işte.. Oysa ben bazı hesapların bu dünyada kesilmesini isterdim..
Olmadı.. Nihat’ın Şimâlle hesabı başladı ahirette işte..
Hale hala bakıyor yüzüme ne oldu der gibi..
Cemil’e cevap vermeden kapattım telefonu..
Döndüm yüzümü Haleye..
“Ne oldu? Kötü bir haber mi aldın.?” dedi.
Çekmedim gözlerimi gözlerinden..
Baktım uzun uzun..
Ne yapacak, ne tepki verecek görmek istedim..
“Nihat..” dedim sustum..
Onun adını duyduğu gibi yüzü gerildi Halenin gördüm..
“Ne.. Nihat ..!” dedi.. çattı kaşlarını..
Tam ağzımı açacakken konağın önünde kulakları sağır eden siren sesi ile ikimizinde bakışları döndü kapıya. Ve içeri girdi üç beş polis memuru..
“Ne oluyor?” dedi Hale korkuyla.. Hemen Haleyi arkama aldım, geçtim memurların karşısına..
“Agir Perwan..” dedi içlerinden biri.
Yaklaştı yanıma..
Halenin gözbebekleri daha da büyüdü korkudan..
“Buyur memur bey, benim.”
Önce dikkatle Baktı yüzüme memur,
“Nihat Kozdağlının ölümünüyle ilgili bizimle emniyete gelmek durumundasınız..” dediğinde Halenin iç çekisi deldi kulaklarımı.
Çattım kaşlarımı, baktım memurun yüzüne..
“Anlamadım..! Benimle ne ilgisi var..” dediğimde adam arkasındaki memurlara basıyla işaret verdi. Polisler hemen kelepçeyi çıkarıp taktılar bileğime..
“Baş şüpheli sensin Agir Perwan.. Zorluk çıkarma..”. dedi buz gibi sesiyle..
Benim gözlerim ise sadece Hale de..
O hayal kırıklığına bürünmüş gözlerinde..
Yutkundu sertçe, ama ayırmıyor bir an olsun bakışlarını yüzümden..
Konuşmadım, sadece salladım basımı iki yana..
ben yapmadım der gibi baktım gözlerine..
Çenesi titredi Halenin..
Yaklaştı yanıma..
“Yusuf sözünü tutar.. Agir sözünü tuttu mu? Aramıza başka mezar soktu mu?” dedi sesi titreye titreye..
Öylece baktım gözlerine..
Tüm kelimeler dizildi boğazıma o an..
Yine salladım basımı iki yana..
“Ben yapmadım..” dedim kendimin bile zor duyacağı sesle.. Bir damla süzüldü Halenin kirpikleri arasından..
Ardından da kolumdan tutan polisle ilerledik avlu kapısına..
Tam adımımı dışarı atacakken son kez döndüm arkamı..
Hale..
Yüreğimin incisi..
O soğuk betona çökmüş öylece bakıyor ardımdan..
“Ben yapmadım..” dedim tekrar, dönüp gitmek geldi içimden, sımsıkı sarılmak, bana inan demek.. ama müsade etmedi polisler..
Avlunun dışına adımımı atar atmaz, Halenin sesi ile titredi önce konağın taşları , sonra benim yüreğim..
“Yusuffffffff”
Öyle bir acıydı ki sesi.. Kalbimin tam orta yerine bir bıçak sapladılar sanki..
“Gül’üm..” dedim sesim titreye titreye.. ama elim kolum bağlıydı.. sevdiğim kadını o betonda bırakıp gitmek en zoruydu.
Polis arabasının kapısı kapandığında, içeride ince bir metal sesi yankılandı.
Bileğimdeki kelepçeyle birlikte, tüm geçmişimin de kapısı aralanmıştı sanki..
Yurdun kapısı, annemin mezarının sessizliği, babamın sözleri ve Hale’nin bakışı.. hepsi aynı tınıyla vurdu kulaklarıma.
Çevirdim Başımı.
Hala oradaydı Hale, avlunun taşlarında..
Gözleri gözlerimde..
Gözlerindeki o hayal kırıklığı.. yapmamış ol bakışı..
Kalbimin en derininde bi sızı oldu o bakış..
Kollarım bağlıydı, koşamadım.
Gidip kaldıramadım onu düştüğü yerden..
Ama ruhum onun yanındaydı, kaldırdı, sarıldı..
Bu Demir durdurdu bedenimi belki ama gönlümü susturamadı.
Sorgu odası…
Demir masa, iki sandalyeden ibaret dar bir kutu.
Ama bana koca bir mezar gibi geldi.
Tek bir lamba tepeden vuruyor, ışığı sert,
gölgesi daha da sert..
Karşımdaki komiser gözlerini dikmiş, dosyayı çarptı masaya.
“Anlat…” dedi, sesi kalın ve otoriter.
Arkama yasladım, ellerim masanın üzerinde..
Başım dik, baktım yüzüne..
“Ne anlatayım komiserim..?” dedim alayvari bir sesle..
Kaşları çatıldı komiserin, ellerini masaya koyup yaklaştı yüzüme..
“Nihat Kozdağlıyı neden öldürdün, nasıl yaptın onu anlat..” dedi sakince..
Sözleri sakindi, ama altında öfke birikintisi vardı gördüm..
Ben yine istifimi bozmadım tabi.
Aynı tonda, aynı tınıyla..
“Ben yapmadım..” dedim sadece..
Komiserin kahkahası ile doldu sorgu odası..
“Buraya giren kimse ben yaptım demez zaten Agir Ağa..” dedi alayla..
Güldüm..
Salladım basımı iki yana..
“Uzun zamandır araştırıyorsun beni zaten Bekir komiserim.. “ dedim..
“Bilirsin.. yapsam yaptım derdim..”
Gülmesi durdu bir anda, iyice çatıldı kaşları..
Sözlerimin altındaki imayı anlamıştı..
Aylardır beni, yaptığım işleri alttan alttan araştırıp, bir açık aradığını biliyordum..
Ama onlar benim bildiğimi bilmiyordu haliyle..
Sandalyesini sertçe ittirip kalktı ayağa, dikildi tepeme..
“Benim canımı sıkma lan..! Burası senin at koşturduğun Gürcistan’a benzemez..! Anlat..! Neden yaptın..!” diyip eğildi üzerime hafifçe..
Alayvari bir sırıtış taktım dudaklarıma,
Bende çevirdim sandalyemi komisere doğru..
“Ben yapmadım..” dedim tekrar..
Sıktığı yumruğunu gördüm..
Önce eline baktım, sonra çevirdim alayla gülen gözlerimi memura..
“Bir gün önce mezarlıkta kavga etmişsiniz..! Silahlar çekilmiş.. Sonra nasıl oluyorsa Nihat Kozdağlının arabası uçuruma yuvarlanmış..” diyip masadaki dosyayı ittirdi önüme..
“Ve ne hikmetse arabanın frenleriyle oynanmış.. Tesadüf mü bunlar Agir Perwan..!” dediğinde çatıldı kaşlarım..