7

2047 Words
Mahalle olay yerine dönmüştü sanki. Kayahan Abi'yi üç kişi tutarken iki kişi de Şerif Abi'yi kaldırıyordu. Gencer Abi olayın 'Allah Allah' seviyesinde olmadığını anlayınca Kayahan Abi'yi sakinleştirmeye çalışıyordu. Şerif Abi ne kadar sarhoş olsa da birkaç kere Kayahan Abi'nin yüzüne vurmayı başarmıştı. Kaşında biraz kanama vardı ama çok da kötü görünmüyordu yine de yüzümü buruşturdum sanki benim canım acıyordu. Mahalledeki ablalar, teyzeler Gönül Abla'nın etrafını kuşatınca aralarından sıyrılıp Kayahan Abilerin yanına gittim. "Kaya tamam kardeşim sakin, az sonra polis gelecek götürür bu ayyaşı." Gencer Abi konuşuyordu ama onu dinler gibi bir hâli yoktu. Daha çok gidip Şerif Abi'yi hastanelik etmek ister gibi bir hâli vardı. Normalde mahallede böyle şeyler çok olmazdı. Ama Şerif Abi mahallede adı çıkmış ayyaşlardandı. Mahallenin büyükleri çok laf dökmüştü ama dinlememişti. Bir noktadan sonra herkes kendi hayatına adapte olmuştu. Ama ilk kez şiddet uygulamaya kalkmıştı. Buna sessiz kalamazdık. "Nasıl sakin olayım? Herif el kaldırdı kadına, kendi karısına. Bırakın benzeteyim gelsin kendine it." Hâlâ burnundan soluyordu tam gideceği sırada ben önüne geçtim. Koyu kahve gözleri başta şaşkınca açıldı sonra ifadesizce bana baktı. "Çekil Biricik! Ben sana bekle demedim mi?" Geçmeye yeltenince tekrar önüne geçtim. "Bıraksan olmaz mı? Zaten polisler gelecek onlar halleder." Yüzüme sabırsızca bakmaya devam etti. Çekilmemi istiyordu ama daha çok beklerdi zaten müdahale etmişti daha fazlası kendisinin de zararına olacaktı. Tekrar geçmeye çalışınca elimi göğsüne koyup önüne geçtim. O an bir şey oldu. İkimiz de donup kaldık. Gözlerini ilk kocaman açtı sonra derince yutkundu elim kalbindeydi kalbinin normalden daha fazla atmasının sebebi neydi? Öfke? Belki ama kalbi göğüs kafesini delecek gibiydi. Ya benim kalbim, o niye düzensiz atıyordu? Birkaç saniye sonra elimi elektrik çarpmış gibi çektim. Kalbimin atış hızı hala aynıydı. İkimiz de gözlerimizi birbirinden çekip birbirimizden başka her yere baktık. Ellerimi nereye koyacağımı bilemedim, insanlara çekinerek baktığımda bizimle değil de olayla ilgilendiğini görünce nefesimi rahatça dışarı verdim. Bir de onların saçma dedikodularını dinlemek istemiyordum. Polisler gelince Kayahan Abi ile biraz olayla ilgili konuştular. Şerif Abi birkaç gün nezarethanede kalacakmış. Gönül Abla ise bu sürede boşanma davası açmayı düşünüyormuş. Gönül Abla'ya baktığımda yorgun bir ifade gördüm. Tahammülsüzlük, yenilgi, peş ediş... Severek evlenmişti ya da öyle sanıyordu. Bir yuvanın yıkılmasını hiçbir zaman istemezdim ama sağlıksız bir yuva ise bu, olması gereken yola başvurulmalıydı. Onların yuvasının sağlıksız olduğunu kestirebiliyordum. İki senedir evli olmalarına rağmen Gönül Abla'nın o gülümsemesi nadiren çıkıyordu artık. Şerif Abi zarar veriyordu. Hem kendine, hem eşine hem de yuvasına. Başımı eğip Kayahan Abi ve Gencer Abi'nin yanına gittim. Nadiren kızarırdım ama az önceki olay yüzünden suratımın salçalık domates gibi kızardığına emindim. "Oğlum sakin ol artık ya, adamı haşat etmişsin zaten." Kayahan Abi Gencer Abi'ye ters bir bakış attı. Mahalleli dağılmıştı önüne dönerken yine gözlerimiz kesişti. Yanaklarımın alev aldığından bir an için şüphelendim. Hemen gözümü kaçırıp yere baktım. O da anlamış gibi gözlerini çekmişti üzerimden ama sırıttığını hissedebiliyordum. Alt sokağa geçtiğimizde kimseden çıt çıkmıyordu. Kayahan Abi dikkatle yola bakıyordu ama suratında ciddi bir ifade vardı. Gencer Abi'ye döndüğümde gözlerinin kıpkırmızı olduğunu fark ettim. Dağılmış gibiydi. Üzülüyordum onu böyle gördükçe. Pes etmeyecekti ama her ikisi de yıpranacaktı bu süreçte. Dükkana yaklaştığımızda tam giriyordum ki aklıma Kayahan Abi'nin kaşı takıldı. "Kayahan Abi?" Hemen yüzüme baktı. Yutkunup başını salladı 'söyle' der gibi. "Kaşına pansuman yapalım, mikrop kapmasın." Kaşı aklına yeni gelmiş gibi eliyle dokundu sonra yüzünü buruşturdu. "Bir şey olmaz, zahmet etme." İstemem yan cebime koy hesabı yaptığının farkında değildi sanırım. İç çekip konuştum. "Zahmet olsaydı söylemezdim." Gözlerime daha bir dikkatle baktı. Normlade utangaç bir insan değildim ama o böyle bakınca kafamı deve kuşu gibi gömmek istiyordum. Gencer Abi kendini fark ettirmek adına boğazını temizledi "Hadi Kaya dinle Biricik'i, kaşına bir pansuman yapsın. Ben de dükkana gideyim." dedi ve dükkanlarına doğru ilerledi. Onun bu hallerine alışık değildim o böyle sessiz değil de daha çok deli dolu bir adamdı. İç çekip Kayahan Abi'ye döndüm. Bugün dükkanı ben açacaktım, babam dünki işini halledememiş bugüne kalmıştı. Anahtarı deliğe zar zor girdirdim, gözleri üzerimdeydi bu durumdan nefret ediyordum. Biri beni izlerken yapacağım işi beceremiyordum. Nihayet kapıyı açtığımda Kayahan Abi sordu. "Yusuf Amca yok mu?" Kapıyı kapatıp içeri geçtik. "Onun bugün için işi var, dükkana ben bakacağım. Sen otur istersen ben dolaptan malzemeleri getireyim." Kayahan Abi iç çekerek koltuğa oturuken ben de eczane dolabından ilk yardım malzemelerini çıkardım. Koltukta tam karşısına geçip malzemeleri masanın üzerine koydum. Kaşını incelerken yüzüm kendiliğinden buruştu. Çok derin bir yara değildi ama kanamıştı. İç çekip konuştum. "Çok kötü görünmüyor." "Bir şey yok ya, it herif boş anımda vurdu." Yüzünde kibirli bir gülümseme vardı. Başımı iki yana sallayıp güldüm. Alaylı bir bakış atıp masanın üzerinden oksijenli su ve pamuk aldım. Oksijenli suyu pamuğa sıkıp masaya geri bıraktım. Yaraya bakmak için Kayahan Abi'ye iyice yaklaştım. Ayakkabılarımızın ucu birbirine değiyordu. Birkaç kere yutkunup kendime telkinler verdim. Sonuçta ufak bir pansumandı. Pamuğu kaşına bastırdığımda yüzündeki değişimi görmek için başımı eğdim. Yüzünde bir değişim yoktu ama gözünü kırpmadan yüzüme bakıyordu. Gözüme gelen saçlarıma ilk kez dua ettim. Kalbim ağzımda atmaya başlamıştı sanki. Yüzümün kıpkırmızı olduğuna adım kadar emindim. Saçının birkaç tutamı alnına dökülmüştü. Kaşını da kapattığı için elimi saçına götürdüm. Bir anda elini benim saçımda hissettim. O da benim suratıma gelen saçı kulağımın arkasına sıkıştımıştı. Bunu yaparken elini çenemde fazla tutmuştu, elini indirirken çenemi okşadığını bile hissetmiştim sanki. Ona hissettirmeden derin bir nefes aldım yoksa nefessizlikten yakın zamanda ruhumu uğurlayacaklardı. Yarabandını kaşına yapıştırırken "Siz bu tercihleri ne zaman yapıyorsunuz?" diye sordu. "Bugün diye kararlaştırdık." Bir süre yere bakarak düşündü. Sonra bana bir fikir bulmuş gibi gözleri parlayarak baktı. "Yeni bir mekan açılmış aşağı sokağa orada halledelim." Halledelim mi dedi o? Biz, hep beraber. Kaşlarımı çattım. Kayahan Abi bizimle pek takılmazdı. Çok düşünmeden omuz silktim. "Tamam, ben bizimkilere haber veririm." Onayladı sonra aklına başka bir şey daha gelmiş gibi hızla başını kaldırdı. "Nazlı da orada olacak değil mi?" Kaşlarım bu kez havalandı. Yüzüne dikkatle bakıp "Gencer Abi'yi çağırmayı mı düşünüyordun?" diye sordum. İç çekip "Onu da çağıracaktım." dedi. Başımı salladım. Gencer Abi'nin gelmesi demek Nazlı'nın sinirlenmesi demekti. Kaldı ki benim planlı yaptığımı sanabilirdi. Aklıma gelen fikirle gözlerimi sonuna kadar açıp Kayahan Abi'ye baktım. "Buldum, buldum. Şimdi biz mekana gideceğiz sadece bizim tayfa." Tam itiraz edecekti ki susturdum. "Dur hemen itiraz etme. Biz tercih işlemlerini halledeceğiz sonra siz gelirsiniz. Sanki tesadüf gelmiş gibi olur. Belki Nazlı, Gencer Abi ile konuşur." Son sözlerimi yere bakarak söyledim. "Sen onların konuşmasını istiyor musun ki?" Sesinde sanki bunun olmayacağını iddia eden bir tını vardı. Belki de ben böyle hissetmiştim. "Ben hemen kestirip atmasını istemiyorum. Bence her insan bir şans hak eder." Kayahan Abi'nin gözlerinin parladığına şahit oldum. Yutkundu ve bir kere daha ardından bir kere daha. "Yani...Yani senin için imkansız değil." Kekelemiş miydi o? Bu kadar şaşıracak bir şey yoktu ki. Ben imkansız olduğunu düşünmüyordum. "Evet, değil." Daha da bir parladı sanki gözleri. Başını ağır ağır sallayıp gülümsedi. Tuhaf davrandığının farkındaydı umarım. Elini ensesine götürüp konuştu. "Ben gideyim o zaman. Saol pansuman için." Ciddi anlamda Kayahan Abi'nin içine ne kaçmıştı? Normalde ciddi ve sert yönünden taviz vermezdi. Arada bizimle şakalaşırdı ama aramıza kesin be kesin sınırlar koyardı. Bu hali sanki biraz daha 'ponçik' gibiydi. Bu sözü ona söylesem büyük ihtimalle beni kovalardı. O yüzden bu lafı yutup "Önemli değil." demekle yetindim. Daha sonra dükkandan çıkmıştı. Ben de öğlene kadar bahçeyi toparlayıp dükkândaki gülleri suladım. Arada gelen müşterilerle ilgilendim. Öğle vakti olunca kendime bir tost ayran söyledim. Baya acıkmıştım hepsini silip süpürdüm. Tam işin başına dönecekken bir şey oldu. Kayahan Abi beni aradı. Kaşımı çattım. Artık gerçekten bir şey olduğuna dair şüphelerim vardı. Daha fazla bekletmemek adına telefonu açtım. "Efendim?" Bir süre ses gelmedi hatta telefonun ekranına bile baktım. "Aç mısın?" Bir anda sorduğu soruyla afalladım. İnsan bir "Nasılsın?" der. Doğrusu birbirimizi görmeyeli çok da olmamıştı ama olsun. "Hayır az önce doyurdum karnımı." Sabırla bir iç çekti. Kendi kendine bir şeyler mırıldandı hatta bir ara küfür ettiğini bile duydum. "Tamam!" Ve telefonu yüzüme kapattı. Ekrana bakakaldım. Sinirle gözlerimi kırpıştırdım, en sonunda sinirle ayağımı yere vurup çığlık attım. Tam bir, tam bir "öküzdü". Düşünmemeye çalıştım. Düşündükçe kan beynime sıçrıyordu yüzüme telefonu kapatmıştı. Derin derin nefes alıp verdim. Düşünmeyecektim. Dükkândaki işlere verdim kendimi. Babam kendine yardımcı olacak birini istememişti yanında. Tek başına olmayı seviyormuş öyle söylüyordu. Biraz önceki olay aklıma gelmesin diye neredeyse bütün işleri halletmiştim. Ama sinirim hala geçememişti. Babamın masasına oturup yüzümü ellerimin arasına aldım. Sıkılmıştım tam bizimkileri arayacakken kapı açıldı. "Hoşgeldiniz." Başımı kaldırdığımda Yağız gülümseyerek bana bakıyordu. "Hoşbulduk. Burada Biricik adında bir çiçek var mı?" Söylediği şeye normalde olsa güler omzuna şakadan yumruk atardım. Ama aramız bozuktu ve böyle jestlerle kurtulamazdı. "Biraz konuşalım mı?" Derin nefes alıp başımı salladım. Konuşup sorunlarımızı halledebilirdik. Ama konu sorunlar değildi, konu onun değişmesiydi ve bu beni rahatsız ediyordu. "Ben özür dilerim Biricik. Bazen kendimi kontrol edemiyorum." Yüzüne ifadesizce baktım. "Değişiyorsun." Yüz hatları gerginleşti. Sinirlenmeye başladığını anlamıştım ama durmayacaktım. Susarsam kırgınlıklarım ve korkularım kalırdı. Ben onları bugün açığa çıkarmak istiyordum. "Hemen bakma öyle. Sen de bunun farkındasın. Bu değişiklikler uzun zamandır var. Sigaraya başladın, hepimizle arana çizgi çektin, kavgalara katılmaya başladın. Sorun ne? Ailen mi? Bizler mi? Okul mu? Kız arkadaşın mı? Hangisi Yağız söyle ki yardım edeyim sana." Bir an yüzünü ekşitti. Bir şeyler söylemek istiyordu ama beceremiyordu. Bugün taşlarını döksün istiyordum. Çünkü ben öyle yapacaktım. "Ben böyle hissettirdiğimi bilmiyordum. Bocalıyorum, sorun sizler değilsiniz. Sorun benimle alâkalı. Bir tür kafa karışıklığı sanırım." Kafa karışıklığı olmadığını anlayacak kadar akıllıydım. Başımı yenilmişlikle salladım. Anlatmak istemiyorsa onu zorlamayacaktım. "Affettin mi beni?" Gamzelerini gözlerime sunarak bana rüşvet teklif ediyordu resmen. Ben de dayanamayıp güldüm. "Affettim." Yüzünü saçma saçma şekillere sokunca kahkahalarla gülmeye başladım. Sonra aklıma akşam bizimkilerle buluşacağımız gelince telefonu hemen telefona sarıldım. "Ne oldu?" "Bizimkilere haber vereceğim. Akşam tercih için aşağı sokaktaki yeni açılan mekana gideceğiz." Bu kez başını mahçup bir şekilde salladı. Onun tercihlerini yaptığını unutmuştum. Ona öldürücü bakışlar atıp Tarkan'ı aradım. "Efendim Biricik?" Sesi biraz boğuk geliyordu. "Bizimkilere haber versene akşam aşağı sokaktaki yeni açılan mekana gidelim tercih işlerini halledelim. Sen nerdesin ya sesin bir boğuk geliyor arkadan da değişik sesler geliyor." Su sesi de geliyordu. "Biz Dağhan'la havuza geldik ya. Onun salakalıklarıyla uğraşıyorum. Lan gerizekalı herif boğulacaksın. Neyse ben şuna bakayım haber veririm diğerlerine." Onaylayıp telefonu kapattım. Yağız yere bakıyordu. "Akşam sen de geliyorsun mazeret yok. İsterse Müjde'yi de getir." Ensesini kaşıyıp başını salladı. Sonra ayaklandı "Ben gideyim artık. Bir daha aramız bozulmasın Biricik. Sevmiyorum." dedi. Başımı salladım yine. Benlik bir sıkıntı yoktu sadece onun bu halleri beni tedirgin ediyordu. Yanına gidince birden sarıldı bana. Ben de ellerimi sırtına koyup birkaç kere vurdum. İki dakika sarıldıktan sonra gitti. Yağız gidince kalan birkaç işi de halledip dükkanı kapattım. Eve gidince yemekten sonra bizimkilerden akşam için izin aldım. Annem baya bir mırın kırın etse de babam izin vermişti. Şimdi bizim tayfayla birlikte cafe pastane tarzı olan mekana doğru ilerliyorduk. Biz üç kız önde, erkekler ise bizim arkamızda ilerliyorduk. Yağız'ın sevgikisi gelmemişti. Bugün aile günleriymiş sanırım. Arkadaki geyik sohbetlerin aksine biz konuşmuyorduk. Nazlı'nın düşünceli bir hâli vardı. Büyük ihtimalle Gencer Abi ile ilgili düşünüyordu. Bahar ise büyük ihtimalle olanları düşünüyordu. Ben ise olacakları. Çok büyük bir tepki vermemesini umuyordum. Karşıya baktığımda mekanı gördüm. Sıcak bir yere benziyordu. Dışı tamamen camdı, içindeki kocaman kütüphane ve gemi figürleri görünüyordu. Tabelada kocaman "Dümen" yazıyordu. İçeri hengameyle girdik ve bir masaya oturduk. "Cenk Ali, beni seviyor musun?" Bu cıvık soruyu soran Dağhan'dı ama ses tonu kendisini tanımasam içimi parçalayacaktı. Kesin yine bir dümenler döndürüyordu. Cenk Ali, safım hemen atladı. "Seviyorum oğlum, o nasıl söz? Salaksın falan ama kardeşimsin." Dağhan biraz daha hüzünlü baktı hepimiz 'ıyy' diye bağırmaya başladık. "Ben ölsem üzülürsün yani." Cenk Ali başını salladı. "Üzülürüm tabi lan." Dağhan bir anda değişiverdi. Yüzü hınzırca parladı. Ellerini birbirine sürttü. "Eğer bana çikolalatalı pasta almazsan ölümü gör." Hepimiz kahkahalarla gülmeye başladık. Altından böyle bir şey çıkacağı belliydi. Söz konusu Dağhan'dı. Cenk Ali yenilmişlikle başını salladı. Garson gelince hepimiz siparişlerimizi verdik. Siparişler gelene kadar bilgisayalarları çıkardık. Önce Tarkan'a girdik. "Yazın oraya Hacettepe, Marmara, Çapa falan zaten hepsi beni almak için kapışıyor." Kafasına bir tane patlattım. Hepimiz İzmir ve çevresini yazacaktık. Küçüklükten beri hayalimiz buydu. Aynı okula gitmesek bile en azından aynı şehirde olacaktık. Hepimizin işlemleri bittiğinde Bahar Yağız'a soru sordu. "Ee Yağız, sen nereleri yazdın?" Sıkıntılı bir nefes aldı, kollarıyla oynamaya başladı. Kaşlarım yine çatıldı. "Nereyi yazacağım ya? Buralar işte." Şüpheli davranıyordu ama bunu söyleyip ortamı bozmayacaktım benim aklım az sonra olacaklardaydı. "Aa şu gelenler Kayahan Abiler değil mi?" Cenk Ali bunu söyler söylemez bütün kafalar oraya döndü. Nazlı'ya baktığımda yutkundu ve yutkundu. "Ben gitsem iyi olur." Tam kalkacaktı ki kolunu tuttum. O sırada içeri Kayahan Abiler girmişti bile.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD