Herkes birbirine şüpheyle bakıyordu, karşımda Kayahan Abi, onun yanında Gencer Abi oturuyordu. Herkesin gözü onların üzerinde olduğu için gergince etraflarına bakıyorlardı.
Nazlı onları görünce ne kadar gitmek istese de bir şekilde ikna ettik. Biraz şantaj yapmış olabilirim belki ama bu kesinlikle oyunbozanlıktan sayılmıyor.
Nazlı her ne kadar onlara bakmamaya çalışsa da gözleri arada onlara değiyordu. Yazık garibim Gencer Abi önündeki zorla getirttiğimiz çaya pür dikkat bakıyordu. Ama bakışlarındaki o acı her türlü okunuyordu. Bizimkilerin de sesi çıkmıyordu. Dağhan bile susmuştu. Yağız kaşları çatık bir şekilde karşıdaki ikiliye bakıyordu. Olanları üstünkörü mesaj yoluyla anlatmıştım. Başta itiraz etse de sonradan sessizliği kabul etti.
Yaklaşık on dakikadır kimseden ses çıkmayınca biri sanki beni boğazlıyormuş gibi hissettim. En sonunda dayanamadım konuştum.
"Ee millet nasılsınız ya?"
Arkasından yapma bir kahkaha attım. Hepsi bana atın üzerine çıkmış goril gibi bakınca sustum. Dizilerde hep böyle oluyordu ama.
Kayahan Abi derin bir nefes alıp konuşmaya başladı.
"Biz konuşmaya geldik."
İçimden ellerimle alkış tutmak istesem de yapmadım.
"Neyi konuşacaksınız abi? Her şey ortada. Emanete yan gözle bakmayı mı?"
Yağız bu sefer ileri gitmişti. Ne olursa olsun karşısında ondan yaşca büyük biri duruyordu. Hepimiz balık gibi ağzımız açık şekilde Yağız'a bakıyorduk. Kayahan Abi'nin eli yumruk olmuş, sinirden çenesindeki kas seğiriyordu. Ama ondan daha da sinirli biri varsa kesinlikle Gencer Abi'ydi.
Sandalyeden hışımla kalktı. İşaret parmağını hızla Yağız'a doğrulttu. Ben bile yerime sinmiştim.
"Siz... Hiçbiriniz benim sevdam hakkında ileri geri konuşamazsınız. Bana hakaret edin ama sevgime laf söyletmem."
O sinirle ilerlerken biz mekandan çıkmasını bekliyorduk. Ama olaylar bir anda çok farklı bir boyut aldı. Gencer Abi, Nazlı'nın kolundan tuttuğu gibi çıkışa ilerledi. Hepimiz kocaman gözlerle kapıya bakıyorduk. Şoktan ilk çıkan Yağız olmuş olacak ki tam kapıya ilerlerken Kayahan Abi onu sinirle durdurdu.
"Sen karışma Yağız. Bırak halletsinler."
Yağız uzun süre Kayahan Abi'ye baktıktan sonra sinirle önündeki sandalyeyi tekmeledi. Dağhan her zamanki istifini bozmadan gevşekliğine devam etti.
"Vay be, kaçır beni Gencer."
Hepimizin sinirleri bozuk olmuş olacak ki kahkahalarla gülmeye başladık.
(Yazar'dan)
Genç kız koluna mengene gibi yapışmış adama sinirle söyleniyordu. Bir yandan da kolunu kurtarmaya çalışıyordu.
"Bıraksana beni ya. Bırakmazsan bağırırım mahalle başına toplanır."
Gencer arkasında sinirle söylenen sevdiği kıza baktı. Sahiden öğrenmişti sevdiğini. Bu bile yeterdi onun için. Ama kalbi daha fazlasını istiyordu. Gözlerine doya doya bakmak istiyordu, o güzelim kızıl saçlarını koklamak, ellerini sımsıkı tutmak bir daha asla bırakmamak istiyordu. Kararlılıkla konuştu, bugün her şey konuşulacak ve halledilecekti.
"Bağır istersen, herkese söylerim ben de seni sevdiğimi. Anlamış olurlar. Bugün her şey konuşulacak."
Nazlı karşısındaki adama sinirle baktı. Yapardı o, ne kadar deli olduğunu biliyordu. Gitmek istemiyordu. Açıkçası onunla konuşmak istemiyordu. Hissettiği şeyleri kabullenemiyordu. Gencer Abi'siydi o. Abisinin, kendisini ona emanet ettiği Gencer Abi'si. Her ne kadar aklı sevgisinin çok yanlış olduğunu savunsa da kalbi ile düşününce onu anlıyordu. İnsan seveceği insanı seçemiyordu. Kabullenmişlikle başını salladı.
"Bari kolumu bırak. Dikkat çekiyoruz."
Gencer ne kadar bırakmak istemese de bıraktı kolunu. Mahallede gören olsa hemen yanlışa çekerlerdi. İç çekerek ilerledi her ikisi de. Gencer konuşmak için sakın bir yer istiyordu. Sahile götürecekti genç kızı. En uygun yer orasıydı hem de çok dikkat çekmemiş olurlardı.
"Bizim evin oraya uğrayalım ben arabayı alayım. Sahile gidip adam akıllı konuşalım."
Nazlı dik dik baktı karşısındaki adama. Ama yine de başını salladı. Bugün her şey bitecekti.
Gencerlerin evinin önünde geldiklerinde Nazlı kapının gerisinde durdu.
"Sen al arabayı. Cennet Teyze yanlış şeyler düşünmesin."
Yanlış şeyler diye tekrarladı içinden Gencer. Herkes yanlışa yoruyordu. İnsanları anlamıyordu. Sevmek ne zamandır yanlış olmuştu?
Derin nefes alıp buna da başını salladı Gencer.
Bugün o kızıl güzel anlayacaktı her şeyi. Yanlış olan bir şey olmadığını, sevgisini her daim koruyacağını her şeyi anlayacaktı.
Gencer evden arabanın anahtarını almak için girerken kendine kızıyordu. Arabanın anahtarını evde unutmasaydı eve girmek zorunda kalmayacaktı. Şimdi annesinin merakını da gidermemiş olacaktı. Kapının sesini duyan Cennet Hanım hemen kapıya gitti.
"Aa Gencer hani çocukların yanındaydın sen."
Gencer, annesine fire vermemek için yanına gidip yanağına bir öpücük kondurdu. Normal davranmazsa kesinlikle soru yağmuruna tutardı.
"Sultanım, biz deniz kenarına gideceğiz. Arabanın anahtarını almaya geldim."
Cennet Hanım, bir sıkıntı olduğunu oğlunun yüzünden sezse de kurcalamadı.
"Tamam oğlum. Hadi görüşürüz."
Cennet Hanım gidince Gencer derin bir nefes aldı. Annesi bir şey anlayacak diye ödü çok farklı yerlere karışmıştı. Anahtarları koydukları çekmeceden anahtarı alıp dışarı çıktı.
Bahçeden çıktığında Nazlı'ya bakındı ama bıraktığı yerde olmadığını gördü. Acıyla yutkundu. Gitmiş miydi?
Şapşal şapşal etrafına bakındı. Kalbi hayal kırıklığı ile dağlanmıştı.
En azından bir kere dinlesin istemişti. Kabul etmese de sevgisini görsün istemişti.
Tam geri dönecekken bir ses duydu.
"Sen ne yapıyorsun burada?"
Gencer karşısındaki manzaraya bakarken bir kez daha kalbi heyecanla tekledi. Bu kez acıyla değil de aşkla yutkundu. Nazlı'sı yere çökmüş bir köpeği seviyordu. Merhametine aşık olmuştu ya zaten onun. Sevgisine aşık olmuştu. Daha fazla uzaktan izlemek istemediği için yanlarına gitti.
Nazlı yanındaki hareketlilikle bakışlarını köpekten aldı. Gelen Gencer'i görünce ayaklandı.
"Gidiyor muyuz?"
Gencer yere eğilip köpeği severken konuştu.
"Gidiyoruz."
Arabaya doğru ilerlerken ikisi de sessizdi. Konuşmuyorlardı, ikisi de farklı şeyler düşünüyordu. Biri, aşkını haykırmak istiyordu. Anlasın istiyordu. Diğeri korkuyordu. Omuzlarına taşıyamayacağı yükler koymak istemiyordu. Kalbi kırılsın da istemiyordu.
Arabaya bindiklerinde bile aralarındaki sessizlik sürüyordu. Gencer daha fazla sessizliğe dayanamamış olacak ki radyoyu açtı. Çalan şarkı ise az daha kahkaha atmasına sebep olacaktı.
Kime bu kadar inat?
Kime bu kadar öfke?
Yabancı mı olduk şimdi seninle?
Ben mi yanlış yaptım?
Seni delice severken.
Nazlı daha fazla katlanamamış olacak ki hemen radyo istasyonunu değiştirdi.
Uzak benden aşk, uzak artık
Kanun mudur bu yasaklık?
Uzak benden aşk, uzak artık
Kanun mudur bu yasaklık?
İnan içimde yok fesatlık.
Alırım başımı giderim efeler gibi hey.
İkisi de derin bir iç çekti. Deniz kenarına gelmişlerdi. Gencer arabayı müsait bir yere park edince bir banka oturdular. İlk on dakika her ikisi de denizi izledi. Gencer başını yan tarafa çevirdiğinde gülümsedi. Kalkıp elma şekerciye giderken Nazlı arkasından şaşkınca bakıyordu. İçinden de sayıştırmayı ihmal etmiyordu. Bu adam ne dengesiz adamdı?
Nazlı denize dalıp gitmişken Gencer elinde elma şekeri ile geldi. Nazlı hala melül melül denize bakıyordu.
Gencer elindeki elma şekerini, genç kızın gözünün önüne kadar getirdi. Nazlı gözünün önündeki elma şekeriyle irkildi. Daha sonra teşekkür ederek Gencer'in elindeki elma şekerini aldı. Küçükken bunları almak için aşağı mahalleye giderlerdi. Yanında da ya abisi ya da Gencer gelirdi. Elma şekerine bakıp gülümsedi burukça.
"Sen küçükken bunları çok severdin."
Nazlı başını salladı. O da hatırlıyordu. Gencer ile birçok şeyi paylaşmışlardı. Böyle bir durumda olmak onu da üzüyordu. Ama içinde bir şeyler bu durumun yanlış olduğunu fısıldıyordu.
"Ben, sen küçük bir kızken bile hayranlıkla izlerdim seni. O kızıl saçların rüzgarla havalanırdı onları sevmek isterdim. Kardeşim gibi koruyup kolluyorum derdim sürekli. Öyle kandırırdım kendimi. Baban vefat ettiğinde hani ağlamıştın ya o tepeye çıkıp. Ben seni uzaktan izlemiştim. O gün anladım kardeşim gibi olmadığını, ben sana aşıkmışım. Fatih giderken bize "Annem anneniz, kardeşim kardeşiniz. İkisi de size emanet." dediğinde biri kalbimi sıkıyor gibi hissettim. Fatih'in yüzüne nasıl bakarım korkusu değildi, konu seni kardeş olarak görmememdi."
Gencer derin nefes alıp denize baktı. Konuşacakları bitmemişti henüz. Nazlı dikkatle yüzüne bakıyordu. Şaşırmıştı itiraflarına. Uzun zamandır sevmesine en çok da bu kadar sevmesine şaşırmıştı.
" 'Beni sev.' demeye hakkım yok belki ama sevgimi görmezden gelme. Yok sayma. Ben yıllardır onunla yaşıyorum. "Söküp at." deme bana, "Sevme beni." deme. Severim ben."
Söyleyecekleri bu kadardı işte. Eve gider odasına girerdi. Penceresini açar sigarasını yakardı. Arkadan bir Neşet Baba dinler geçirirdi gecesini. Senelerdir yaptığı gibi. Nazlı'ya döndüğünde ise hiç tahmin etmediği bir şey oldu.
Nazlı sessizce ona bakarak ağlıyordu. İşaret parmağını kaldırdı. Sol gözünden yanağına süzülen damlayı yere düşmeden yakalayıp sildi. Sonra diğerini sildi.
Sonra diğerini...
Nazlı banktan usulca kalktı. Kabul etmişti sevgisini. İnanmıştı ona. Kalbi ile beraber aklı da inanmıştı bu sefer.
Gencer de ayağı kalkınca arabaya doğru ilerlediler. Bu kez müzik de yoktu. Bu kez sadece sessizlik eşlik etti onlara. Yine farklı düşüncelerde boğuldu ikisi de. Biri kalbindeki sevgisini gösterdiği için rahatladı. İnandığı için rahatladı.
Diğeri korktu. Sevgisi böyle yüce olan bir adamı üzmekten korktu. Ya da kaybetmekten.
Gencer Nazlı'nın evlerinin önünde durduğunda yine sessizce eve girmesini bekledi. Ama beklediği hareketlilik olmayınca yan koltuğa baktı. Gördüğü manzara komikti. Nazlı bir elinde tutmaya çalıştığı elma şekeri, diğer eliyle emniyet kemerini açmaya çalışıyordu. Ne kadar zorlasa da bir türlü açamadı. Gencer başını iki yana sallayıp kemeri açmak için Nazlı'nın koltuğuna yaklaştı. Kemeri açmak için o kadar yoğunlaşmıştı ki Nazlı ile yüzleri arasında santimler kaldığını fark edememişti.
Bu ani yakınlaşma ile Nazlı'nın bütün hücreleri ayaklanmış horon tepiyordu. Kalbi belki ilk defa böyle hızlı atıyordu. Okulda hoşlandığı birkaç çocuk olmuştu ama kalbi ilk kez böyle delicesine atıyordu. Kemerin açıldığına dair ses duyulduğunda Nazlı kendini nasıl dışarı attığını bilemedi. Arabanın kapısını kapatmadan önce de ağzından bir "Teşekkür ederim" diye mırıltı döküldü. Ama ne kendisi anladı ne de Gencer.
Nazlı kapıya gelince çantasından eli ayağı titreye titreye anahtarı çıkardı. Gencer hâlâ arkada bekliyordu. Arkasına bakmamak için zor tutturdu kendini. Ne olduğunu da anlayamamıştı ki. Kapıyı açtığında içeri hışımla girdi. Kapıyı kapatıp arkasına yaslandı. Derin derin soluklandı. Birkaç dakika sonra ise arabanın sesi geldi. Ev karanlıktı. Annesinin uyduğuna işaretti bu. Odasına girince kendini yatağının üzerine attı. Karanlık tavana elleri karnında dakikalarca baktı.
Gencer'i düşündü ilk defa. Abi olarak değil de Gencer olarak düşündü. İlk başta iyi adamdı. Dürüsttü, cesurdu, yardımseverdi. Çok da yakışıklıydı mahallenin kızları peşindeydi. Ama en güzeli merhametliydi. Kalbi güzeldi. Nazlı kendini gülümserken buldu. Neyeydi bu gülücük? Niye onu düşünürken gülüyordu?
Daha fazla düşünmeden üzerini değiştirip yattı. Aklından geçen şey her ne kadar hemen uykuya dalmak olsa da bütün gece tavanı izledi.
Gencer eve gittiğinde odasına kapandı. Zaten annesi büyük ihtimalle uyumuştu. Üzerini değiştirip yatağının üzerine oturdu. Etrafı inceledi. En sonunda masanın üzerinde duran sigarasından bir dal alıp yaktı. Arkadan Neşet Ertaş açtı, pencerenin karşısına geçti. Sigaranın dumanını içine öyle bir çekti ki sanki son nefesi gibi.
Hep sen mi ağladın?
Bir taraftan şarkı söylüyor bir taraftan sigarasını içiyordu.
Hep sen mi yandın?
Gencer de çok yanmıştı. Kül olamamıştı bir türlü belki ama yanmıştı işte.
Ben de gülemedim yalan dünyada.
Sen beni gönlünce mutlu mu sandın?
Ömrümü boş yere çalan dünyada.
İşte tam burası şarkının kilit noktasıydı. İçindeki çığlıkların dile gelmiş hali.
Ah yalan dünyada.
İlk sigarası bitince yenisini çıkardı. Bugün özgürdü. Çok sigara içen biri olmasa da arada tiryaki gibi içerdi. En çok Nazlı'ya içerdi. Sahi ilk kez de ona içmemiş miydi?
Aklına gelen anıyla burukça gülümsedi.
Yaklaşık sekiz sene önce Gencer Nazlı'yı yeni yeni sevdiğini kabulleniyordu. Mahallede çocuklarla gezerken Nazlı'yı gördü. Elinde ekmek poşeti salık bıraktığı o kızıl saçlarıyla koşarak ilerliyordu. O kadar güzeldi ki.
Gencer melül melül bakarken çocuklardan biri lafa atladı.
"Şu kız Fatih'in kardeşi değil mi? Çok güzel. Özellikle saçları."
Gencer sinirlenmemek için kendine telkinler verse de hiçbir işe yaramıyordu. Onun saçlarına bir tek kendisi güzel diyebilirdi. Çocuk hala Nazlı ile ilgili konuşurken Gencer dayanamayıp geçirdi yumruğu suratına.
Çocuklar şaşkın şaşkın Gencer'e bakıyordu. O genelde komik, güldüren, ortalığı yatıştıran bir tipti. Şuan birine yumruk atması hele ki arkadaşına yumruk atması tuhaftı. Gencer hırsla bağırdı.
"Bir daha onunla ilgili sakın konuşma."
Koşarak uzaklaştı oradan. Bir markete gidip sigara aldı. Eve gittiğinde odasına kapanıp kapısını kilitledi. Pencereyi açıp sigara içti ilk kez.
Tıpkı şimdi olduğu gibi. Bundan sonra ne olurdu bilmiyordu. Ama tek istediği Nazlı'nın artık onun gerçekten farkına varmasıydı. Tam bir sigara daha alacakken pakettin bittiğini gördü. Saat de epey ilerlemişti. Dışarıdan son bir nefes alıp yatağına geçti. Uyuyamayacağını bilse de kapattı gözlerini. Bir çift yeşil göz ve kızıl saçların hayalini kurdu.
《》《》《》《》《》《》《》《》《》《》《》
Aynı gece pencere önünde bekleyen bir aşık daha vardı. Elinde kırmızı bandaj ile dışarıyı izleyen bir Kayahan vardı. Hayalinde ise Biricik...
Onunki biraz geç fark edilmişti. Ama asla inkâr etmeye çalışmamıştı. Seviyordu bir kere neden inkâr edecekti ki?
Biricik'in on altıncı yaş gününde ilk kez sarılarak kokusunu almıştı. O günden beri bir gün olsun unutamamıştı. İlk kez kalbi öylesine atmıştı. Ne sevdiği sandığı Melike ne de başka bir kadın sadece Biricik attırmıştı onu öyle delicesine.
Deli kız, ona aynı anda birçok duyguyu hissettiyordu. Görünce büyüleniyor nutku tutuluyordu. Bir müddet sonra bu büyü kıskançlığa dönüşüyordu. En çok ise "Abi" dediğinde sinir oluyordu. O kelimeyi kullandıkça gözü kararıyordu Kayahan'ın. Pencereden son bir kere derin nefes alıp elindeki bandaja baktı. Saklıyordu ve saklayacaktı.
Çekmeceyi açıp bandajı kutuya tekrar yerleştirdi. Yatağına geçip oturdu.
Bu gece uzun bir geceydi.
Bu gece uyku ile tamamen zıt bir geceydi.