Kaçmak için odama doğru yol aldığımda kaçmaya çalıştığım silah tam yerine isabet etti. O an nefesim kesildi ve yere düştüm. Acı içinde kıvranıyordum. Hayatımın anlamı beni gözünü kırpmadan yere sermişti. Sık sık nefes alıp veriyordum. Acı, beni gafil avlamıştı.
"Sen, kadın bana hiç acımadın. Mutlu musun ha? Cevap ver anne mutlu musun? Canım yanıyor?"
Annem yine 'seni doğurmakla çok büyük bir hata yaptım' bakışlarını bana atarak söylendi.
"Biricik, kızım senin nöronlarında sıkıntı var annem. Nörolojiye bir gidelim baktıralım."
Yalandan bir ağlama sesi çıkardım ve saçlarımın arasından anneme baktım.
"Sen cani bir kadınsın. O elindeki silah benim hayatımın sonu oldu."
Annemin sabrı taşma noktasına gelmiş olacak ki ellerini beline koyarak sesini yükseltti.
"Bak çocuğum, bu elimdeki terlik ve sadece senin çok kıymetli totona geldi. Ve bu işten böyle sıyrılacağını zannediyorsan yanılıyorsun. O düğüne gidilecek nokta."
Bu numaranın da işe yaramayacağını anlayınca annemin yanına gittim ve ellerine öpücükler kondurmaya başladım.
"Annem, canım annem. Kulun kölen olayım anam. Nolursun o düğüne gitmeyeyim. Allah var ya tuttuğunu altın etsin götürme beni o düğüne."
Anneme baktığımda yumuşamadığını aksine iyice burnunu havaya diktiğini gördüm.
"Hayır gidilecek. Kızım ayıp olur. Bekir Abi'nle Derya Abla'n seni ne kadar çok seviyorlar ayıp değil mi senin yaptığın?"
Böyle deyince derince ofladım. Bugün Bekir Abi ve Derya Abla'nın düğün günüydü. Annem sabah kahvaltıdan sonra 'O düğüne gidilecek.' diye kesin emir vermişti. Ben karşı çıkıp gitmek istemediğimi söyleyince annem terlikle evin içinde beni kovalamıştı.
Aslında gitmek istememin sebebi düğün değildi. Düğündeki o dedikodu çetesiydi. Giydiğimiz elbiseden, saçımıza, göz göze geldiğimiz erkek sineğe kadar laf yapıyorlardı. Tabi bu çetenin baş kahramanından biri de benim canım arkadaşım Dağhan'dı. Diğer bir kahramanı ise Mukadder Teyze. Kadının adını düşünürken bile bir ürperme gelmişti.
Kabullenmişlikle başımı salladım. O düğüne gidecek ve başımı oturduğum masadan kaldırmayacaktım. Büyük ihtimalle bizimkiler de orada olacaktı. En azından onlarla da vakit geçirebilirdim.
Odama gidip hemen telefonla Bahar'ı aradım.
İkinci çalışta açtı.
"Nabıyon stalkına yandığımın kızı?"
Karşıdan bir esneme sesi geldi. Kesin yeni uyanıyordu.
"Yeni kalktım. Sen ne yapıyorsun?"
Telefonun ucundan duyulması için bilerek iç geçirdim.
"Annemle uğraşıyorum. Akşam düğüne gidecekmişiz. Bahar eğer gelmezsen senin şu anonim olarak mesaj attığın Berke'ye giderim "Dolabına kokuşmuş çorap koyan Bahar'dı." derim. Yaparım biliyorsun."
Bahar ağlamaklı bir ses çıkardı. Bu numaraları bende işe yaramazdı. O yüzden homurdanarak rolüne bir son verdi.
"Ya niye hatırlatıyorsun? Neyse tamam annem gidecek büyük ihtimalle. Ben de gelirim. Cenk Ali'yi de getirmeye çalışırım. Salak çocuk, kobay farelerini bırakabilse tabi. Şimdi de biri doğum yapacakmış. Yanında olursa kolaylıkla yapabilirmiş. Ya düşünebiliyor musun? O şeyler çoğalacak."
Kahkahalarla gülmeye başladım. Meryem Teyze'nin cinnet geçirdiğine emindim. Cenk Ali'nin şu kobay fareleri onu delirtmek için yetiyordu. Bir de çoğalacaklarını öğrenirse kıyamet kopardı.
"Neyse kapatıyorum ben. Ha bu arada Nazlı seni aradı mı hiç?"
"Hayır aramadı. Ama ben meraktan çatladım oldum. Ya Gencer Abi'nin kolundan nasıl tutup çıkarttığını gördün değil mi? Ah ah acaba bir gün beni de çıkaran olur mu?"
Kıkırdadım. Bu kızın aklı hep böyle şeylere çalışıyordu.
"Bende merak ediyorum. Nazlı'yı da arayım. Sen gruba mesaj atarsın. Düğüne gelsinler."
Tamam deyip kapattı. Ben de yatağa oturarak düşünmeye başladım.
Gencer Abi dün Nazlı'yı mekandan çıkarınca bizler de dağılmıştık. Deli gibi merak ediyordum ne konuştuklarını. Daha fazla dayanamadım Nazlı'yı aradım. Hemen cevapladı.
"Günaydın Nazlıların Nazlı'sı ne yapıyorsun?"
"Kahvaltı yaptık bulaşıkları topluyorum."
Sesi biraz kırık çıkmıştı. Biraz da düşünceli. Merak duygum daha da bir kabardı.
"Nazlı kıvranıyorum kızım ya. Dün neler oldu anlat hadi bana."
Nazlı kıkırdadı. Bu durum tek kaşımı kaldırmama neden oldu. Kötü bir olay olsa kesinlikle oflar poflardı ama bu durumda o kadar da kötü bir şey olmamıştı.
"Bilmiyorum yani konuştuk. Biricik ben dün onun sevgisine inandım. Çok tuhaf bir durum. Kabullenmek çok zor."
Tekrar derin bir nefes aldı. Nazlı'nın bu konudaki kesin tavrı kırılmıştı. Bu durum iyiye işaretti. Bu kez ben konuştum.
"Bak kuzum ben böyle şeylerden pek anlamam. Ama Gencer Abi'nin seni çok sevdiğini ben bile gördüm. Sana hak veriyorum yani bu durum kabullenmesi zor. Ama kalbinle bir kere bakmanı istiyorum. Bir kere kalbinle düşün Nazlı. Ben Gencer Abi'yi görmeni istiyorum. Bir şans ver en azından."
Nazlı'nın yutkunma sesini ben bile duymuştum. Anlatmadığı bir şey olduğunu da sezmiştim.
"Hadi yavrum çıkar ağzındaki baklayı."
Nazlı derin nefes alıp anlatmaya başladı. Büyük ihtimalle saçlarıyla oynuyordu.
"Ben bilemiyorum Biricik. Dün onu üzmek istemediğimi anladım. Yani düşüneceğim."
Nazlı'nın böyle düşünmesi beni çok mutlu etmişti. En azından kestirip atmamıştı ki bu bir gelişme olduğunu gösteriyordu.
"Ben çok sevindim kuzum. Doğru kararı verdin. Bu arada akşam düğüne gidiyoruz itiraz istemem."
Nazlı yine kıkırdadı. Büyük ihtimalle annemin terlikli saldırısını falan hayal etti.
"Tamam tamam annemle geliriz."
"Hadi öptüm o zaman ben seni."
Nazlı bende deyince telefonu kapattım. Gruptaki mesajlarda bizimkilerin de geleceğini öğrenince bir oh çektim. En azından yalnız olup o dedikodu çetesini tek başıma çekmeyecektim.
Odamda biraz daha oyalanınca annem gelip yeni bir terlik saldırısına geçti. Bu kez evleri silmem gerektiğini söyleyip hiçbir iş yapmadığımı ekledi. Bir de evde kalacakmışım. Son sözlerimi söyleyip gidince arkasından bağırdım.
"Ne güzel işte. Evde kalırsam hiç ayrılmayız. Sen ve ben ayrılamayız. Bizim aşkımız o kadar büyük ki kimsenin gücü yetmez bizi ayırmaya."
Annem terlikle kapının önünde belirince hemen ayaklanıp yatağımı düzelttim. Eli ağırdı canını sevdiğimin.
Evleri de topladıktan sonra saat üçe geliyordu. Öğlen yemeğimizi yemiştik ya da ikindi bilemiyorum. Bugün babamla dükkana gitmediğime bin pişman olmuştum. Annem karşı komşuya gitmişti. Ben de evde Mert'le tek başıma kalmıştım. Canım iyice sıkılınca kendimi Mert'in yanına attım.
"Naber bücürük?"
Mert bana küçümseyici bakışlarını attı. O böyle bakınca kendimi yaratık gibi hissediyordum.
"Abla senin şu lakap takmaların çok çocukça değil mi? Ergenliğini bir türlü atlatamadın. Lütfen biraz büyümüş rolü yap."
Güler gibi ses çıkardım. Bu minik şeytan kesinlike işine geldiği gibi davranıyordu.
"Hah, sen kime ergen diyorsun be?"
Mert bir sağına sonra soluna baktı.
"Burada senden başka ergen göremiyorum abla."
Saçlarını karıştırıp onu yanağından defalarca öptüm. Öpülmekten nefret ederdi. Tam ağzını açmıştı ki bir öpücük atınca geri kapattı. Somurtup kollarını birbirine bağladı. Ben de haince gülümseyip ayaklandım.
"Akşam şu annemin aldığı papyonlu takımını giy."
Ardından göz kırptım. Mert kirpiklerinin arasından bana baktı.
"O bebek kıyafetini giyeceğimi düşünüyorsan yanılıyorsun. Onu giyemeyeceğim."
Yanına yaklaştım ve sessizce konuştum.
"Mert kızlar bu tür kıyafetlerden hoşlanır. Eminim Derya Abla'nın yiğeni Cemre de orada olacak."
Mert hipnoz olmuş gibi başını salladı. Arkamı dönünce kahkahamı bastırmak için elimle ağzımı kapattım. Kardeşim diye söylemiyorum ama kanı bozuktu. Yeter ki kız ismi duysun hemen atlıyordu. Gizem'le Burcu sanırım pabucunuz bu gecelik dama atıldı.
Odama gidince dolabımı açıp bakındım. Bana kalsa kot ve tişörtle halledebilirdim ama annem beni oyardı. Elbise giymeyi çok sevmiyordum o yüzden dolabımda çok fazla elbise yoktu. Şöyle bir karıştırınca yine annemin zorla aldırdığı kırmızı elbiseye gözüm takıldı. Omuzları düşük, dizimin bir karış üzerinde, belinden sonra bollaşan kırmızı bir elbiseydi. Elbiseyi elime alıp yüzümü kırıştırdım, ben bunu giyecektim. Elbiseyi sandalyenin üzerine bırakıp yatağıma tekrar yayıldım. Yatağın üzerine fırlattığım telefonu aldım. Bir mesaj vardı ve mesaj atan kişiyi görünce kaşlarım havalandı. Kayahan Abi bana mesaj atmıştı.
Gönderen:Kayahan Abi
"Düğüne geliyor musun?"
Düğüne gelip gelmediğimizi niye merak etmişti? Anlamamıştım ama sonra aklıma Canan Teyze'nin merak etmiş olma ihtimali gelince hemen cevapladım.
Gönderen:Ben
"Evet, geliyoruz."
Çok geçmeden cevap verdi. Telefonun başında bekliyordu heralde.
Gönderen:Kayahan Abi
"Tamam fıstığım, akşam görüşürüz."
Şuanda zaman ve mekan yetimi kaybetmiştim. 'Fıstığım' mı demişti? Mesajı belki bin beş yüz kere okudum. Kayahan Abi daha önce hiç böyle seslenmemişti. Bir şey yazmadım. Yazmalı mıydım? Sakin oldum. Adam sonuçta sadece 'fıstığım' demişti. Başka bir şey değil.
Telefonla biraz daha oynadıktan sonra hazırlanmak konusunda kararsız kaldım. Şimdi hazırlansam annem çağıracak yemek yiyecektik. Yemekten sonra hazırlansam yetişemeyebilirdim. Ama ben risk aldım ve yemekten sonra hazırlanmayı seçtim. Şimdi giyinirsem kesin üzerime yemek dökerdim.
Odamdan çıktığımda annem hazır ve nazır bir biçimde mutfakta masayı kuruyordu. Üzerinde dizlerinin aşağısına gelen etekli takımı vardı. Kısa saçlarını da açık bırakmıştı. Annemi öyle görünce ıslık çaldım. Annem ıslığı duyunca bir irkildi. Ellerimi cebimden çıkarıp alkış tuttum.
"Vay vay vay! Anne yakıyorsun. Masadan iki saniye kalkarsan karışmam."
Annem başta biraz kızardı ama son dediğimi duyunca ayağındaki terliği hafifçe bacağıma fırlattı.
"Kime çektin bilmiyorum ki? Hem sen niye hazırlanmadın? Baban gelecek şimdi yemekten sonra hemen çıkacağız."
Bu ihtimali düşünmemiştim işte. Annem arkasını dönüp işine devam etti. Sonra aklına bir fikir gelmiş gibi bana döndü.
"Kaya'ya diyeyim o alsın seni."
Tam itiraz edecekken annem susturdu beni. O sırada içerden Mert papyonlu takımıyla çıktı.
Ben kıkır kıkır gülmeye başladım. Annem Mert'i görünce şaşırdı.
"Aa, Mert ne oldu? Sen o takımı hiç sevmezdin."
Mert biraz düşündü. Sonra önemsiz bir ayrıntı gibi omzunu silkti.
"Tarzımı biraz değiştirmeye karar verdim. Kızların seveceği tarzda şeyler giymek istiyorum."
Bundan sonra kahkahalarla güldüm. Annem ne diyeceğini bilemedi bir an ama sonra o da kahkaha atmaya başladı. O sırada kapı zili çaldı. Açmaya gittiğimde babamı gördüm. Hâlâ gülüyordum.
"Hoşgeldin baba."
Babam benim güldüğümü görünce şüpheyle baktı.
"Hoşbulduk. Sen niye öyle gülüyorsun?"
Yine kahkaha atmaya başladım.
"Mert kızlar için tarzını değiştirmiş de ona gülüyorum."
Babam da içeri girince gülmeye başladı. Mert'le biraz dalga geçtikten sonra sofraya oturduk. Yemeği yiyince annemle sofrayı ve bulaşıkları topladık. O sırada babam giyinmişti.
"Biricik sen niye hazır değilsin?"
Babam sorunca ona döndüm.
"Baba ben sonra hazırlanırım diye düşündüm annem 'Yetişmezsin sen sonra gel.' dedi."
Babam başta kaşlarını çattı. Annem hemen olaya el attı.
"Yusuf şimdi bunun makyajı, saçı derken geç kalır. Kaya getirsin onu."
Babam başını salladı. Onlar gidince koştura koştura banyoya gittim. Dişlerimi fırçalayıp yüzümü yıkadım. Odama gidince hemen makyaj malzemelerini alıp dolabımın üzerindeki aynanın önüne oturdum. Çok abartmayacaktım. Hemen yüzüme bir fondöten sürdüm. Gözüme ince bir eyeliner çektim. Rimel de sürüp göz makyajımı bitirdim. Ruj konusuna gelince kararsız kaldım. Kırmızı rujun kapağını açıp bir müddet baktım. Sonra omuz silkip sürmeye karar verdim. Bir kereliğe mahsus taviz gösterebilirdim.
Makyajım bitince saçlarımın uçlarına maşa yaptım. Böyle yerlere gitmekten nefret etmemin sebeplerinden biri de buydu: hazırlanmak.
Saçlarım da bitince elbisemi giydim. Meyveli parfümümü de sıkıp telefonumu alarak odamdan çıktım. O sırada mesaj geldi.
Gönderen:Kayahan Abi
"Biricik, hazırsan aşağıda bekliyorum."
Siyah şertili ayakkabılarımı ayakkabılıktan alıp kapıya çıktım. İyi ki birinci katta oturuyorduk. Yoksa hayatta o kadar merdiveni hayatta inemezdim. Aslında çok uzun topuklu değildi ama ben alışık değildim.
Aşağı inince araya yaslanmış Kayahan Abi'yi gördüm. Bir gömlek ve Bir pantolon bu kadar mı yakışırdı? Onda çok güzel duruyordu. Beyaz gömleğinin kollarını dirseklerine kadar sıvamıştı. Siyah bacaklarını saran pantolonu onu daha da bir yakışıklı göstermişti.
Yere baktığı için beni görmemişti. Biraz daha yaklaşınca topuk sesleriyle başını kaldırdı, aynı anda ben de nefesimi tuttum. Önce gözleri parladı ve kocaman açıldı. Ben tam yanına gelmiştim baştan aşağı süzünce elbisemde kaşlarını çatmıştı.
"Merhaba."
Sonra dilimi ısırdım. Merhaba ne ya? Kayahan Abi başını salladı. Yine dengesiz hareketlerine başlayacak zannederken araba bindi. Derin bir nefes alıp kendime telkinler verdim. Ama bu adam cidden dengesizdi.
Arabaya binip kemerimi bağladım ve hareket ettik. Kayahan Abi benimle konuşmamakta kararlıydı. Ama direksiyonu tutan sımsıkıydı. Ağzımı açmadım. Bir ara gözleri bacaklarıma kaydı kendi kendine bir şeyler mırıldandı. Daha fazla içinde tutamamış olacak ki bir anda yükseldi.
"O elbise çok kısa değil mi?"
Elbisenin eteğine baktım. Aslında çok kısa sayılmazdı.
"Aslında o kadar da kısa değil? Kötü mü olmuşum?"
Kayahan Abi yüzüme baktı. Siniri artmış olacak ki kızarmıştı.
"Normal olmuşsun."
Tam o an eğer gözlerimle insanı yakma gibi bir özelliğim olsaydı kesin Kayahan Abi yanmıştı. Cama dönüp "Öküz!" diye fısıldadım. Beni duymayacağını biliyordum. Bir daha yol boyunca konuşmadım.
Düğün salonuna gelince arabadan onu beklemeden indim. Salona girip etrafıma bakındım.
Annemler bir masada oturuyordu. Bizimkiler bir masada hemen bizimkilerin masasına gittim. O sırada annem beni görünce el salladı ben de ona salladım. Masaya gelince Dağhan bana bakıp ıslık çaldı.
"Vay vay. Kızım sen ne güzel olmuşsun ya."
Şakadan kibirli bir bakış attım. Bizim kızların yanına iliştim. Onlar da çok güzel olmuştu. Erkekler kendi arasında konuşmaya geçmişti bile.
"Çok güzel olmuşsunuz kız."
Kızlar bana dönünce gülümsediler. Bahar konuştu.
"Sen de çok güzelsin. Kayahan Abi getirmiş seni."
Kayahan Abi lafını duyunca suratımı astım. O sırada Nazlı bunu fark ederek sordu.
"Niye suratını astın?"
Omuz silktim. Onlara sonra anlatacaktım. Biz konuşmaya dalmışken masaya Kayahan Abi ve Gencer Abi geldi. Nefesimi tuttum. Şuan Nazlı'nın tepkisini çok merak ediyordum. Hemen başımı ona çevirdim. Eliyle elbisenin kenarını sıkıca tutuyordu. Heyecandan yaptığını adım gibi biliyordum. Kayahan Abi konuştu.
"Naber gençler?"
Suratına bakmayacaktım. Tam bir öküz gibi davranmıştı. Bizimkilerden ayrı ayrı ses çıkarken sanki yer yokmuş gibi geldi benim yanıma oturdu. Gencer Abi de onun yanına geçti.
Bakmamakta kararlıydım. Bakmamıştım da ta ki o, kolunu benim sandalyeme atana kadar. Elleri saçlarıma değiyordu ve saçlarımın uçlarıyla oynadığını hissediyordum. Yine de sesimi çıkarmadım. Yüzünde gülümser gibi bir ifade vardı. O sırada Bekir Abi ile Derya Abla geldi. Salonda alkış tufanı koptu. Dans etmeye başladılar. Onlara imrenerek baktım. Birbirlerine çok yakışıyorlardı. Sonra yavaş yavaş çiftler çıkmaya başladı.
Gencer Abi ayaklanıp Nazlı'nın başına dikilip elini uzattı. Ben bile nefesimi tutmuştum. Nazlı'nın yutkunduğunu duydum. Elini kaldırıp tuttu. Böylece Nazlı Gnecer Abi'ye bir adım atmış oldu. Gencer Abi gülümseyerek elini sıktı. Dans ederken hepimiz pür dikkat onlara bakıyorduk.
Masada hareketlilik olunca yan tarafa döndüm.
Ceyda gelmişti. Sırnaşık Ceyda. Bütün erkeklere yapışırdı. Kayahan Abi ile konuşuyordu, arada elini Kayahan Abi'nin kolunda gezdiriyordu. Kayahan Abi rahatsız olmuş olacak ki bana biraz yaklaştı.
"Kaya dansa kalkalım mı?"
Sinirle yüzümü ona çevirdim. Utanmaz yüzsüzün tekiydi. Kayahan Abi bir müddet bakıp ayaklandı.
Ben sinirle önüme dönecekken elimden tutup beni kaldırdı.
"Benim Biricik'e sözüm var."
Bir anda kendimi dans pistinde buldum. Ceyda'nın suratının mor renkte olması bile beni mutlu edememişti çünkü kalbim maratona koşmuş gibi hızlı atıyordu. İki elini belime koyunca nefes alamadığımı hissettim. Bir an duraksadım ama toparlayıp kollarımı boynuna doladım. Kulaklarım uğuldadı bir an sonra şarkıyı dinledim.
Fikrimin ince gülü.
Kalbimin şen bülbülü.
Nefesin nerden alındığını öğrenmeye çalışırken Kayahan Abi sanki bunu istemiyor gibi daha daha yaklaştı. Elleri sımsıkı belimi sarıyordu.
O gün ki gördüm seni.
Yaktın ah yaktın beni.
Kulağıma yaklaşmıştı. Şimdi şarkıyı kulağıma fısıldamaya başlamıştı.
Gördüğüm günden beri,
Olmuşum inan deli.
O gün ki gördüm seni,
Yaktın ah yaktın beni.
Gözlerimi sımsıkı kapatmış boynuna sokulmuştum. Parfümü çok güzeldi. Şarkıyı hâlâ kulağıma fısıldarken sonuna geldiğini anlıyordum ama bitmesini istemiyordum. Son sözü de fısıldadı.
Yaktın ah yaktın beni.
Ben çekileceğini düşünürken kulağıma bir şey daha fısıldadı.
"Çok güzel olmuşsun melek gibi."
Saçlarımı öpüp geri çekildi. Hayatımda ilk kez kalbimi derinden hissediyordum.