Telefon sessizliğe gömülmüştü, ama içim çığlık çığlaydı. Yatakta kıvrıldım, battaniyenin ucunu parmaklarımla buruşturarak çeneme çektim. Bir yandan gözlerimi ekrana dikmiş gibi yapıyor, diğer yandan zihnimde bir senaryo oynatıyordum ama başrolünde ben yoktum artık. O kadın kimdi? Ve o ismi… Hira’yı neden bu kadar tanıdık, bu kadar tehditkâr hissettim? Kalbim, başka bir kadının ağzından çıkan adla sarsılacak kadar kırılgan mıydı? ‘Bir açıklama yapsa, kabullenirdim.’ dedim kendi kendime. ‘Bir ‘üzgünüm’ dese, kendimi toparlardım.’ Ama hiçbir şey yoktu. Sadece suskunluk. Sadece o meşgul sesi ve ardında yankılanan bir terk ediliş hissi. Ayağa kalktım, odanın içinde amaçsızca bir tur attım. Perdeleri araladım, geceyi seyrettim. Şehrin ışıkları uzakta bir karaltı gibi. Sessiz. Soğuk. Uykuda b

