Meltem kapıyı çalıp çalmamak arasında gidip gelirken dudağını ısırdı gerginlik ile. Görmek istiyordu Mehmet'i. Sonunda cesaretini topladı ve elini zile götürüp çaldı. Meltem'in kalbi hızla atarken kendisi titreyen ellerini beyaz pantolonuna sildi ve sonunda kapı açılınca Mehmet ile karşı karşıya kaldı. Mehmet'i ilk defa takım elbise dışında bir kıyafet ile gören Meltem şaşırsa da hemen kendini topladı. Mehmet'in üzerinde dar kesim bir kot pantolon ve açık Mavi bir tişört vardı. Ayağında ise her zaman giydiği rugan kaliteli ayakkabılarının aksine spor ayakkabı vardı. "Meltem?" Dedi Mehmet şaşkınlıkla. Soran gözlerle bakıyordu ona. "Şey ben..." Dedi Meltem ne diyeceğini bilemeyerek. Ama sonra elinde ki poşet geldi aklına ve toparlandı hızla. "Sarma yapmıştım. Cemre abla laf arasında fındık yaprağından sarmayı çok sevdiğini söylemişti de. Sana yapmak istedim," Dedi Meltem gözlerini kaçırarak. "Mine teyze için de sebze çorbası yaptım." Mehmet elinde poşetle dikilen kızı süzdü ve belki de aylar sonra ilk defa yüzünde küçük bir gülümseme belirdi.
Meltem'in utanç ile kaçırdığı gözlerinin aksine Mehmet ondan gözlerini ayırmadan kapı önünden çekildi. Meltem içeriye girdiğinde ayakkabılarımı çıkarmalı mıyım diye düşündü ve ardından Mehmet'in ayakkabılarını görünce vazgeçti. Sağlıksızdı evde ayakkabı ile gezmek ama neyse kendi evi değildi sonuçta düşüncesini söylesin. "Geç," Diyen Mehmet eliyle koridoru gösterince Meltem kafa salladı ve gösterdiği yere ilerledi. Sonunda salona girdiklerinde Mine'yi ikili koltukta oturmuş camdan dışarısını izlerken bulmuşlardı. Meltem elinde ki poşeti yemek masasının üzerine bıraktı ve Mine'ye doğru ilerledi. O sırada Mine kendi kendine konuşmaya başlamıştı. "Nedim görüyor musun şu çocuğu ne kadar tatlı. Yani Mehmet'in küçüklüğüne benzemiyor mu sence de? Evet bence de öyle," diye konuşan Mine yanına bakıyordu. Meltem'in içi giderken kadının bu haline yutkundu. Meltem Mine'nin yanında Nedim'i hayal ettiğini düşünerek oraya oturmadı ve hemen diğer yanına geçip elini omzuna koydu kadının.
Mine gözlerini hayalinin üzerinden aldı ve diğer yanında duran Meltem'e çevirdi. "Aaa, sen mi geldin Meltem? Cemre de geldi mi? Balayından dönmediler mi onlar daha?" Dedi Mine gülerek. Cemre'yi ve Poyraz'ı balayında sanıyordu. Gözlerini Mehmet'e çevirdiğinde o olumlu anlamda kafasını salladı. "Yok, onlar biraz daha yalnız vakit geçirmek istemişler ama ben sizi görmeye geldim. Nasılsınız?" Diyen Meltem Mine'nin elini tuttu. "Çok iyiyim neden ki?" Diyen Mine yanına baktı. "Değil mi Nedim çok iyiyiz," diyen kadın ile Meltem'in içi ürperdi. "Tabi ki iyisiniz," Dedi Meltem zoraki bir gülümseme ile. "Aç mısınız? Size mis gibi sebze çorbası ve su böreği yaptım," Dedi Meltem gerçek bir gülümseme ile. "Fındık yaprağı sarması da var."
"Çok sever Mehmet o sarmayı," dedi Mine oğluna bakarak. "Yerim tabi zahmet etmeseydin keşke," dedi kadın donuk bakışları ile gülümseyerek. "Ne zahmeti, keyifle yaptım," Diyen Meltem ayağa kalktı ve poşete doğru ilerledi Mehmet'e bakmadan. Onu özlediği için gelmişti ama adamın yüzüne bile bakamıyordu utançtan.
Meltem poşetleri alınca Mehmet'e döndü. "Mutfak nerede?" Diyen Meltem hemen sorunca gözlerini kaçırdı. "Burada," diyen Mehmet ilerleyince Meltem de arkasından gitti. Mehmet'in gözünden kaçmamıştı kızın kendisine bakmadığı. Mutfağa girdiklerinde Meltem mutfak tezgahına poşeti bıraktı ve üzerinde ki deri ceketi çıkarıp sandalyenin üzerine astı. Bileğinde ki toka ile buraya gelirken saldığı saçlarını topladı tekrar. Mehmet kızın her hareketini izlerken Meltem izlemenin verdiği hatta Mehmet tarafından izlenmenin verdiği gerginlik ile eli ayağı titriyordu.
Meltem poşeti açtı ve önce sarmayı çıkarıp dolaptan bulduğu bir kaba koydu ve mikrodalga fırına ilerledi. Sarmayı oraya koydu ve kapağını kapayıp mikrodalgayı ayarladı. Sarma ısınırken çorbayı da çıkardı ve ısıtmak için ocağa götürüp koydu. Altını açtığı ocağı öyle bıraktı ısınması için ve çaydanlığı bulup aldı baktığı dolaplardan. Demliğe biraz çay koyup altına da su koyarken onu da altını açtığı ocağa koydu. "Börekleri de ısıtırım ben, annen yemek yiyince çay ile börekten koyarsın ona," diyen Meltem kendisini izleyen Mehmet'in yüzüne bakmıyordu. Meltem konuşarak fırına gitti ve kapanan mikrodalganın kapağını açtı. O sırada bileğini tutan el ile irkildi. Mehmet hızla elini Meltem'den çekince ikisi bir kaç saniye sessizce durdu.
"Hemen gidecek misin?" Dedi Mehmet gözlerini kaçırarak. "Gitme biraz daha kal," diyen adam ile Meltem kafasını eğdi. O da gitmek istemiyordu ama adamın yanlış anlamasını istemiyordu. Evlilikten vazgeçmiş olabilirdi, evlilik yolu yapıyor gibi görünsün hiç istemiyordu. "Bilmiyorum. Ben şeye bakayım çorbaya," Dedi Meltem. Fırından ısınmış sarmaları çıkararak çorbanın yanına koştu. Isınmış çorbanın altını kaparken. Mehmet'e yan gözle baktı. Duvara dayanmış kolları göğsünde birleşik Meltem'i izliyordu. "Açsın değil mi?" Dedi Meltem. Ne olur aç olsundu ve yemeklerini yerken Mehmet'in tepkisini merak ediyordu. Dün gece saatlerce uğramıştı bu yemekleri yapabilmek için.
"Değilim," Diyen Mehmet ile Meltem hayal kırıklığı ile kafa salladı belli etmeden. "Ama Yiyeceğim," diyen Mehmet dolaptan tabakları çıkarırken Meltem'in yüzünde ki gülümseme belirdi. "Çok güzel kokuyorlar ellerine sağlık," dedi Mehmet. "Afiyet olsun." Mehmet Meltem ile birlikte sofrayı kurunca üçü de masaya kuruldu. Mine önünde ki çorbadan bir kaşık alırken gülümsedi Meltem'e. Meltem ise merakla sarmadan bir tane yiyen Mehmet'e bakıyordu. Mine Meltem'in oğluna oğlan bakışlarını iyice süzünce ortaya bombayı attı. "Mehmet al sen bu kızı, çok becerikli bu kız yabancıya gitmesin," diyen Mine ile Meltem'in kendine koyduğu çay boğazında kalmış öksürmeye başlamıştı.
Mehmet yan gözle Meltem'e bakıp gülümserken önünde ki suyu uzattı Meltem'e içmesi için. Meltem suyu alıp içerken Mehmet gözlerini kısarak annesine baktı. Annesi yaramaz çocuk edası ile gülüyordu. "Şey ben gidecektim," Diyen Meltem utanç ile masadan kalkınca Mehmet gitmesini istemeyerek yüzünü düşürdü. "Ceketimi alayım."
"Benim sırtım çok ağrıyor da kızım krem sürüp gidebilir misin?" Dedi Mine bahanesini sunarak. Meltem utançla onaylayınca Mine ayağa kalktı. "Hadi odama götür beni." Meltem Mine'nin koluna girdi ve birlikte üst kata çıktılar. Mehmet arkalarından huzurlu bir gülümseme ile bir kaç saniye baktı. O sırada Meltem kadının sırtına krem sürüp masaj yapmıştı ve işi bittiğinde ise kadını uyuyakalmış olarak buldu. Meltem kadına doğru eğildi ve gözlerinin önüne gelen saçları rahatsız olmasın diye çekerek üzerine pikeyi örttü. Meltem sessizce odadan çıkıp aşağı inince Mehmet'i elinde kahveler ile mutfaktan çıkarken gördü.
"Kahve yaptım bize," Diyen Mehmet ile Meltem ona doğru gitti. "Gidecektim ben ama," dedi Meltem saatine bakarak. Saat beşe geliyordu evden beklerlerdi onu. "Gitme. Yani kahve içelim," diyen Mehmet elinde ki kahveyi uzattı. Meltem titreyen elleri ile kahveyi aldı ve geçip kanepeye oturdu. "Mine teyze uyudu."
"Ağrısı dindiyse uyuya kalmıştır," diyen Mehmet Meltem'den uzak bir köşeye oturmuş ve gözleri kızın üzerindeydi. "Sen nasılsın?" diye sorabilmişti sonunda Mehmet. "Daha iyiyim. Aldığım psikolojik destek iyi geldi," Diyen Meltem Mehmet'e baktı onun gibi ilk defa gözlerini kaçırmadan. "Sen peki?" dedi kız mırıltı ile. "Görüyorsun işte," Dedi Mehmet iç çekerek. "Görüyorum..." Dedi Meltem hayranlık dolu bir sesle. Hayrandı Mehmet'in ayakta kalışına. Mehmet kızın kendisine dalan bakışlarına gülmemek için zor tuttu kendini.
"Yarına da mı kalsam ki?" Dedi Mehmet. Meltem ona anlamayarak bakarken Mehmet'te ona bakmaya başladı aynı bakışlarla. "Teşekkürler kış güneşi. Buraya kadar gelip annem ile ilgilendiğin için teşekkürler," Dedi Mehmet minnettarlık ile. "İçimden geldi yapmak. Hem anneni hem de-" diyip susan Meltem ile Mehmet gülümsedi biraz daha. "Beni mi görmek istedin?" Meltem utanç ile gözlerini kaçırırken sessiz kalışı her şeyi anlattı zaten Mehmet'e. "Kaçırma benden gözlerini. Tek benden kaçırma, benden utanma," Diyen Mehmet ile Meltem gözlerini kaçırmadan ona baktı. "Özledim seni," diye açık açık söyleyen Mehmet ile Meltem nasıl nefes alınacağını unutmuştu. "Gel buraya," Diyen Mehmet kollarını açınca Meltem yutkundu.
İçi gitmişti o kolların arasına girmek için. Titreyen ellerinde ki kahveyi bıraktı orta sehpaya ve gidip gitmemek arsında kaldı o kollara. Mehmet hala sabırla onu bekliyordu. Meltem koltukta ona doğru gitti ve titreyen bedeni ile Mehmet'in kolları arasına girdi. Mehmet sıkıca kızı sararken eğilip saçlarına öpücük kondurdu ve Meltem güveni dibine kadar hissettiği kolların sahibine kollarını doladı. "Nasıl bu kadar güçlüsün? Nasıl hala ayaktasın?" diye sordu Meltem. "Hayallerim için ayaktayım Kış güneşi," Diyen Mehmet Meltem'in saçlarımı okşuyordu. "Sen uyuduktan sonra seni izleyip nefesini dinlemek gibi hayallerim var." Meltem duyduğu kelimeler ile eli kolu tutmadı ve Mehmet'in bedeninin yanına salındı kolları. "Aylardır yoktum diye bitti mi sandın evlilik konusu?" diye sordu Mehmet gülümseyerek.
"Bitmedi. Her şey daha yeni başlıyor." Meltem kafasını kaldırıp Mehmet'e baktığında Mehmet Meltem'in o şaşkın haline şiirler dizebileceğini düşündü. Ama Mehmet sadece eğildi ve dudaklarını Meltem'in dudaklarına götürüp öpmeye başladı. Meltem artık elini kolunu hissetmiyordu. Tek hissettiği deli gibi atan kalbiydi.