Mahir'in Anlatımından Devam
Arzu'yu o evde bırakmanın can sıkıntısı ile işime dönmüş ve karımı rahatsız ederek kendimi daha iyi hisseder bir hale gelmiştim.
Rahatsız edici şey durmadan onu öpmek için odasına gidiyor oluşumdu. Sinirden deliye dönmesi beni çok güldürüyordu.
Bırakamıyorum bu huyumu, çok seviyorum ve çok aşığım. Her an yanında olup onu öpme isteğime de maalesef engel olamıyordum.
Ama şimdi işe dönme zamanıydı.
Arzu planını işleme koymadan önce benim bir şeyler yapmam lazımdı.
"Bakalım Taner Toprak'ın zaafı neymiş?"
Bu sorunun cevabını bulmam zor olmadı. Adamın en büyük zaafı egosu tabi. Gösterişi seviyor ve her yaptığını mutlaka gündem ediyor.
O halde ben de onu egosundan yakalar ve oradan vururdum.
Taner Toprak'ın egosunu zedeleyecek ve onu rezil edecek bir hareket...
Gelecekteki programlarına baktım. Yarın bir konuşması varmış bir üniversitede. Çok önemli iş insanı ya o, tabi konuşması olur.
Ama benim de elim armut toplamıyor. Seninle yarın mutlaka görüşeceğiz Taner Toprak.
~ ~ ~ ~ ~ ~
İlahi Bakış Açısından Devam
"Herkes seni arayıp soruyor." dedi ve kadının ağzındaki bantı yavaşça çıkardı. "Canın yanmasın istiyorum bu yüzden sessiz olsan iyi olur." dedi Taner Toprak.
Selen Alyovalı, yirmi altı yaşındaydı ama gel gör ki böyle takıntılı bir adamın eline düşmüş ve gençliğini yaşayamadan öleceğini düşünmeye başlamıştı.
"Bırak artık. Yalvarırım bırak beni. Ben seni sevmiyorum. Neden anlamıyorsun beni?"
"Ben seni çok iyi anlıyorum ama seni bırakmak da istemiyorum." deyip elini kaldırdı ve elleri bağlı olduğu için cesaretlenip elini Selen'in yanağında gezdirdi. "Çok güzelsin Selen."
Selen başını arkaya attı ve dehşet dolu bir yüz ifadesi ile baktı ona. "Dokunma artık bana pislik, dokunma!" diye bağırdığında Taner Toprak sinirlenip ayağa kalktı.
"Sen... Sen yat kalk da bana dua et. Seni öyle çok seviyorum ki sana vurmaya kıyamıyorum." dediğinde Selen başını eğdi ve göz yaşlarını akıtmaya devam etti.
"Nefret ediyorum senden..." diye mırıldandı.
Taner Toprak bunu duymadı ve konuşmasına devam etti. "Seni öyle çok seviyorum ki sana dokunmuyorum bile, yoksa çoktan seni kadınım yapmıştım." dediğinde Selen tiksinerek yüzünü buruşturdu.
"Yapma, yapma artık yeter." deyip başını kaldırdı ve çaresizce baktı ona. "Ya madem beni seviyorsun bırak o halde artık beni." dedi, bir kez daha etrafına bakındı ama bir bağ evinde olduğunu bildiğinden sesini çıkaramadı. Eminim burada kimse yoktu, bağırsa bile kimse onu duyamayacaktı.
"Zaten seni sevdiğim için bırakmıyorum ben. Seni sevmesem bırakırdım." dediğinde Selen acı çeker gibi inledi ve dudaklarından küçük bir hıçkırık firar etti.
"Ne zaman?" dedi. "Ne zaman beni sevmekten vazgeçeceksin?" sesi bitkin çıkmıştı. Tek istediği buydu artık. Bu adamdan kurtulmasının tek yolu sanırım buydu...
"Senden mi?" deyip tekrar oturdu ve Selen'in yaşlı gözlerinin içine baktı. "Ancak ölünce vazgeçerim. Ama ben ölünce değil, sen ölünce." dedi.
"Sen hastasın. Sen hasta ruhlu bir manyağın tekisin!"
Taner Toprak bunu bildiği için hiç sorun etmeden ayağa kalktı ve ellerini cebine yerleştirdi. "Evet, bunu biliyorum ama çok da önemsediğim bir durum değil açıkçası." dediğinde Selen'in bütün umutları bir kez daha yıkıldı.
"Babam seni bulacak, abim seni bulacak ve senin doğduğuna pişman edecekler." dedi tehditvari bir ses tonu ile.
"O gün gelsin de bakarız ama sana söyleyeyim. Ben kolay lokma değilim. Abin ya da baban istediği kadar karşımda dursun." deyip duraksadı. "Hatta..." dedi. "Başka biri daha..." diye mırıldanırken kendi oğlunu dahi kastetmişti. "Kim karşımda durursa dursun sen sonsuza kadar benimsin ve benim kalacaksın." dedi, geriye doğru bir adım attı. "Şimdilik hoşçakal, yemeklerini yemeye ihmal etme Selen, seni sağlıklı kalmanı istiyorum."
Oysa Selen çoktan zayıflamış ve bitkin bir şekilde günlerini geçirir olmuştu.
"Senden nefret ediyorum!" diye bağırdığında Taner Toprak odasından çıkmıştı ama o tüm gücüyle bir kez daha bağırdı. "Duydun mu beni? Senden nefret ediyorum!"
Duymuştu, duymamak mümkün değildi ama bir gün onu bu söylediklerine de pişman edecekti.
"Ağzını bantlayın yemekten sonra, bağırıp durmasın." dedikten sonra evden çıktı ve arabasına bindi.
Yolda gelirken üç araba daha değiştirdi, temnkinliydi ve kimsenin onu bulmasını istemiyordu.
Bulamayacaklardı da, bu şekilde devam ederse bulamayacaklardı da...
~ ~ ~ ~ ~ ~
Arzu'nun Anlatımından Devam
Akşama doğru yeni evimde yani kalmak zorunda olduğum evde gezinip dururken gelen seslerle aşağıya giden merdivenlere yöneldim.
Meraklı oluşum bir gün başıma iş açacaktı ama önemsemedim.
Sanki biri kum torbasına vuruyordu ve bunun Yavuz olduğunu anlamam çok da uzun sürmemişti.
Kum torbasını yumruklarken sadece oraya odaklanmıştı. Geldiğimi fark etmemişti bile.
Üzerinde kolsuz bir kapüşonlu vardı, altında kısa siyah şort. Yumrukları kum torbasını delicesine döverken boğazımı temizleyip ona yaklaştım ama beni duymadı.
"Yavuz?" diye mırıldanıp biraz daha yaklaştım. Belki de vurup durduğu için beni duymuyordu. "Yavuz?"
Aramızdaki mesafeyi kapattım, baktım duymuyor kum torbasına yaklaştım. "Yavuz!" elimi kaldırıp kum torbasına dokunup durduracaktım ama sert bir darbeyle kum torbası yüzüme çarptı. "Ayy!"
Yüzümü tutup geri çekilirken başımı eğdim. Gözüm ve yanağım deli gibi zonkluyordu. "Arzu?"
Ve beyefendi nihayet beni duymuştu. Hatta görmüştü.
Omuzlarımda hissettiğim kollarla başımı kaldırıp yüzüne bakmaya çalıştım tek gözümle, endişeli görünüyordu. "Gözüne bir şey oldu mu?"
"Acıyor." dediğimde geriye doğru adımlayıp ondan kaçmak istedim ama o da benimle geldi ve gözümü kontrol etmeye çalıştı.
"Geç böyle." deyip biraz daha üstüme geldiğinde sırtım duvarla buluştu. "Aç gözünü bir bakayım." deyip elimi gözümden çekti ama acıdığı için açamadım.
"Acıyor."
"Ne diye kum torbasının arkasına geçersin ki sen?"
"Beni duyarsın diye yaklaştım, ayrıca koskoca beni nasıl görmezsin sen?" dediğimde aramızdaki mesafeyi sıfıra indirdi ve gözüme doğru nazikçe üfledi.
"Ben kulaklık takmıştım." deyip kısa bir ara verdikten sonra tekrar üfledi. "Ayrıca sen koskoca bir kadın değilsin, kum torbasına odaklanınca göremedim seni."
"Birisinden hıncını çıkarıyor gibi vuruyordun. Babamdan mı?"
"Her şey bittiğinde babanı yalnızca dövmeyeceğim." dediğinde gözümü yavaşça araladım. Bulanık görüyordum ve sanki kirpiklerim gözüme batıyordu.
"Seni anlıyorum ama eğer bir ihtimal olur da ölmemesine göz yumarsan mutlu olurum."
Kaşları çatıldı. "O ne demek?" diye mırıldandı.
" Sonuçta bunu istemesem bile o benim babam ve hata yapmış olsa da onu öldüğünü görmek istemiyorum."
"Fazla iyimsersin." dedi. "Baban mutlaka ölecek, ben olmasam başkası. Ve bence onu kaybetme fikrine alışsan çok iyi olur." dediğinde içime bir şey oturdu sanki. "Babanı seviyor musun?" dediğinde başımı eğdim.
Vurduğu gözüm zaten sulanıp durduğu için göz yaşım akarken diğerinden de bir damla yaş süzüldü yanağıma.
"Arzu?"
"Seviyorum." diye mırıldandığımda elini önce yanağıma sonra da çeneme götürdü ve nazikçe kavrayıp başımı kaldırdı. "Bir anda ondan nefret edemem." dediğimde hiç sesini çıkarmadı. "Yıllardır bana yapmadığı iyilik kalmadı, babam o benim. Beni çok sevdi, gözü gibi baktı ve şimdi iki günde bütün bunları görmezden gelemiyorum ben. Özür dilerim." diye mırıldanırken baş parmağını çenemde gezdirdi.
"Özür dilemene gerek yok." deyip eğildi. "Kimse babanı sevmene engel olamaz."
"Onun yaptığını gerçekten doğru bulmuyorum, hatta bu yüzden yanındayım. Senin yanındayım ben..." deyip başımı kaldırdım. "Ama bana biraz zaman tanı, olur mu? Sen ondan nefret ediyorsun, ben onun için ağlıyorum. Kızma bana." dedim.
Kendimi mahcup hissediyordum ve babamdan ölesiye utanıyordum.
"Sana kızmıyorum. Aksine..." diye mırıldandı. "Yanımda olduğun için, bu kadar yakınımda olduğun için sana karşı koyamıyorum." dediğinde içimi çektim.
Bir kaç saniye sonra eğildi ve dudaklarını dudaklarıma bastırdığında gergin bir şekilde titredim ve bu bir kaç saniyelik hatadan hemen dönebilmek için ellerimi göğsüne götürüp onu ittirdim.
Geri çekildiğinde hata yaptığının farkına varıp bakışlarını kaçırdığında elimi kaldırıp dudaklarımı araladım ama hiçbir şey diyemedim.
Arkamı döndüğüm gibi hızlıca uzaklaştım ve merdivenleri birer ikişer çıktım.
"Hayır, hayır..." diye mırıldandım. Bu öpücük asla olmamalıydı. Asla gerçekleşmemeliydi.
Ben gidecektim, bu oyun bittiğinde bizim yollarımız ayrılacaktı. Hem o babamın düşmanıydı.
"Aptal, aptal herif." deyip odama girdim ve kapıyı kapatıp kendimi yatağa attığım gibi yastığıma yüzümü gömdüm. "Aptal!" diye bağırıp içimi boşalttım.
~ ~ ~ ~ ~