3. Bölüm

1238 Words
Revin, Hastaneden çıktığımızda annemin yüzü hâlâ solgundu. Ağa oğlu Sait bize süresiz izin verdi. Hastane masrafları, tedavi masrafları derken annemin sağlığıyla ilgili birçok maddi konuya ise itiraz etmeme rağmen el attı. Bizi eve bırakıp gittikten sonra annemi usulca yatağına yatırdım. Gidip yemek yaptım, etrafı süpürüp toparladım. Zaten çok geçmeden nemrut gibi suratıyla babam eve geldi. Annem, yattığı yerden kaş göz işareti yaptı; halsizce kalkıp sofrasını hazırlamam için mutfağa doğru gittim. Ben sofra hazırlarken babamın o itici sesi kulaklarıma değdi, anneme laf sayıyordu yer yatağında yattığı için. “Hayırdır Emine Hanım? Bedir’e karısının konağında çalışa çalışa kendini o mu zannetmeye kalktın da hanımağa gibi yer yatak yatıyorsun? Hani sofra? Hani yemek?” diye çıkıştığında hemen odaya koşup, cevap vermeye mecali olmayan annem için ben açıklama yaptım. “Anama kızma baba, keyfinden değil; hasta olduğundan yatıyor.” dedim. “Ne hastalığı?” diye sordu. “Baba…” dedim, zar zor ağzımdan nasıl çıkacaktı annemin gözlerinin içine bakarken o hastalığın adı? Babam sinirlendi. “Söylesene kız!” Gözümden bir damla firar etti. “Kanser.” dedim fısıltı halinde. Gözleri şaşkınca büyüdü. “Ne?” dedi önce, sonra toparlanıp, “Öyle şey mi olur? Grip falan olmuştur. Emine ha? Öyle değil mi? Köpeğin kızı, sen nereden bileceksin kanser nedir! Kafandan uydurma!” deyip gözleri dolunca üzerime yürüyüp elini kaldırdığında, bana doğru refleks olarak ben de yüzümü, kafamı savunmak için ellerim ve kollarımla siper pozisyonu aldım. Babam yaklaşmadan annem cılız sesiyle, “Revin doğru söylüyor Şehmus, vurma ona yazıktır.” dedi. Hasta hâliyle bile beni korumaya çalışıyordu. Babam, ilk defa kaldırdığı elini bana vurmadan indirip kendini dışarı attı. O gece eve gelmedi. Ağabeyim ise eve geldiğinde sanki annemin her günü böyleymiş gibi bir şey sormadan, ilgilenmeden yemeğini yiyip başını kaldırmadığı telefonu ile iki göz odadan biri onun olduğu için odasına çekilip kapısını kapattı. Annem, tek oğluna kırgın bakışlarını yolladı. Sofrayı topladıktan sonra annemin ilaç saati gelince su ve ilaçlarla başucuna gittim. Çok halsizdi, yardım edip kaldırdım. İlaçlarını içirip uzandırdığımda tekrar elimi tutup, “Allah senin ne muradın varsa versin kızım. Rabbim seni darda koymasın hiç. Bak gördün mü? Sen de benim doğurduğumsun Azad da. Gel gör ki, sen benim için koşturup bugün perişan oldun ama o, içeriye girip bir hâlimi hatırımı sormaktan aciz bir şekilde odasına girdi. Allah Azad’ı ıslah etsin, ne diyeyim evlat.” dedi gözü dolarak. Ellerini sıkıca tuttum. “Ben varım ana… Hep senin yanında olacağım, sen onu takma kafana, iyileşmeye bak.” dedim. Günler nasıl geçiyordu anlamıyordum. Annemin hastalığı ağırlaşınca Zinari konağına gittim. Annemin artık gelemeyeceğini söyledim. Tazminat diye iki üç kuruş verdiler elime, gönderdiler. Tabii bu parayı aldığımı babam ve ağabeyime söylemeyecektim; biliyordum ki haberleri olduğu gibi döve döve alıp çatır çatır yerlerdi. Annemin tedavisi için iyi saklamalıydım. Yine bir akşam üzeri anneme yemeğini yedirip, meyvesini soyarken annem hasta sesiyle “Revin!” diye seslendi. Hemen toparlanıp, “Efendim ana?” dedim. “Kızım… anasının ceylan gözlüsü, güzel yüzlüsü… iyi ki seni doğurmuşum.” dediğinde hâlâ yüzüne boş boş bakıyordum. Gülümseyip, “Bakma öyle şaşkın şaşkın, bugün senin doğum günün, on altı yaşına girdin.” dediğinde hatırladığım şeyle yüzüm güldü. Annem, benim bile unuttuğum, umursamadığım günü hatırlamıştı. Gözlerim doldu o an. “Ben… Ben unutmuşum ana.” dedim gülümseyerek, gözlerimdeki doluluğu saklamaya çalışıp. “Kızım… bak bu akşam ikimiz tekiz; ağabeyin yok, baban yok. Senden başka da bu evde aklı başında yok. Diyeceklerimi iyi dinle.” dedi. “Olur da bana bir şey olursa…” demesiyle ağlamaya başladım. “Ana öyle deme! Ne olur öyle deme!” dedim yarıda keserek. “Dinle beni Revin! Ölüm hepimiz için kızım. Sen akıllı kızsın. Benden sonra babanların elinde heder olup gidersin, gözünün yaşına bakmazlar.” deyip durup soluklandı. Sonra devam edip, “Benden sonra git Ağa oğlu Sait’in yanına, okumak istediğini söyle. O vicdanlı, iyi bir çocuktur; anası babası gibi değil, kol kanat gerer sana. Ha, ola ki ilgilenmedi, işte o zaman benim birikim yaptığım gizli yerimi biliyorsun; git oraya, babana ağabeyine bir şey söylemeden, belli etmeden taziyemin üçüncü gününden sonra oradaki iki üç altınımı, birikmiş paralarımı alıp kaç, git bu topraklardan. Büyük bir şehre git; seni bir sene idare eder bu birikimlerim. Kendini bir devlet lisesine kaydet, yatılı olsun öyle ki dışarılarda kalma. Liseyi bitir kızım, pes etmeden üniversiteni oku. Sonra istediğin o bölüm… adı neydi? Mim… mimarlık, mimarlık!” dedi heyecanla. “Hah! İşte o bölümü oku, büyük bir insan ol. Ayaklarının üzerinde dur kızım. Her ne kadar Şehmus kocam, Azad oğlum olsa da nasıl olduklarını ben iyi biliyorum; onlar sana sahip çıkmaz kızım, eziyet ederler.” dedi. Cevap veremedim. Gözyaşlarım sürekli akıyordu. Sadece başımı salladım. Annem kısa bir süre sonra uykuya daldığında, benim de gözüm yere doğru düşünceyle daldı. Ben annemin ölmesini istemiyordum. Üstelik bir de bana vasiyetlerini dizip durdu, nasıl yapardım? Ertesi gün olduğunda artık anneme bakmaktan sürüye, tarlaya babama yardıma gidemediğim için babam iki katı yoruluyor; üstelik eve geç gelip dövmeseler de lafını saydırıp canımızı sıkmayı başarıyordu. Annemin ilaçlarını verdim ve alnında biriken terlerini usulca elimdeki bezle sildim. Bugün annemde bir tuhaflık vardı; bir şeyler mırıldanıyordu, anlamıyordum. Ateşi yoktu ama terliyordu. Gözünü de arada sırada zar zor açıp bakabiliyordu. Ağabeyim yine sabah erkenden, nereye gittiği belli olmadan çıkıp gitmişti. Babam yine sürüye erkenden gitmişti ve evde annemle tek kalmıştım. Annemin hâlindeki tuhaflığı fark ediyordum ama ne olduğunu anlayamıyordum. Çok geçmeden tahta dış kapımız çalındı. Gidip açtığımda gelen kişiye çok şaşırdım. Ağa oğluydu. “Nasılsın çoban kızı?” diye sordu. “İyi… iyiyim.” dedim şaşkınlıkla. Alışkın olduğumuz bir durum değildi, ağa kısmının maraba evine gelmesi. “Beni içeriye davet etmeyecek misin Revin?” diye naif bir şekilde sordu. Şaşkınlığımı atıp, “Tabii ağam, buyurun.” deyip geçmesi için alan açtığımda bana bozulmuş gibi baktı. Anlamadım ama umursamadım da. Salona geçtiğinde gözleri etrafı süzdü. Şimdi kendi konağıyla bizim gecekondumsu iki göz odalı evimizi kıyaslayıp ne kadar küçük olduğunu düşünüyordur diye içimden geçiriyordum ama o beni düşüncelerimden sorduğu soruyla çıkardı. “Emine abla nasıl, Revin?” diye sordu. Elimle annemi işaret edip, “Gördüğünüz gibi ağam.” dedim. Yine yüzü şekil değiştirip bozulmuştu. “Revin, bana ağam deyip durma. Senin ağzından duymak istemiyorum.” dediğinde şaşkınca ona baktım. “Peki ağam.” dedim. Bu defa bana kaşları çatık bakıp, “Bak yine…” dedi. Başımı eğip, “Bağışlayın, alışkanlık.” dedim. “Ben size çay bırakayım?” dedim. “Yok, zahmet etme.” dedi; hâlâ ayakta dikiliyordu. Elimle bu defa koltuğu işaret edip, “Ayakta durmayın, geçip oturun.” dedim. İkiletmeden geçip oturduğunda ben de uzak bir köşeye geçip oturdum. O bir şey söylemiyordu, ben bir şey söylemiyordum. Bir süre böyle devam ettikten sonra annemin eli havaya doğru kalktı bir anda ve gözü tavana dikildi. Ağzından tek bir şey çıktı: “Revin!” Sonra kendinden geçince korkuyla yanına gidip uyandırmaya çalıştım ama uyanmıyordu. Yine korkuyla ağlamaya başladığımda Sait gelip beni Omuzlarımdan tutup geri çekti. Uzanıp annemin sol bileğini parmaklarıyla yokladı; nabzını hissetmeye çalışıyordu. Emin olamayınca bu kez kulağını annemin kalbine dayadı. Yüzü bir anda değişti. O an gözlerim korkuyla ona bakarken içimden yalvarıyordum: Allah’ım, ne olur anneme bir şey olmasın… “Ne oldu?” diye sordum titrek bir sesle. Yavaşça doğruldu. “Revin… hastaneye gitmemiz lazım.” dedi. Kendi kendime teselli etmeye çalıştım. Sait böyle diyorsa… demek ki annem yaşıyor… Başımı hafifçe salladım. “Tamam.” dedim güçlükle. Sait, geçen sefer olduğu gibi annemi kucağına aldı. O an annem tamamen hareketsizdi. Komşular yine fısıldaşmaya başlamış, kapı önünden bizi izliyorlardı; ama artık hiçbirinin bakışı umurumda değildi. Sait arabayı süratle sürdü. Hastaneye ulaştığımızda annemi sedyeye alıp hızla bir odaya götürdüler.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD