"Ya Nazlı yardım et Allah'ın aşkına tepeme çıktılar inmiyorlar."
Damlanın haline bakınca kendime engel olmadan kahkaha atmıştım. Ben de Efenin gelmediği günlerde kaçırdığı yerleri tekrar anlatıyor ona yardımcı oluyordum.
O sırada da Damla Fatma ve Eylül'le oyun oynuyordu. Yani en son oyun oynuyorlardı. Şimdi ise ikisi de Damlayı aralarına almış saçlarını düğüm yapmışlardı. Saçlarına bir sürü toka takmışlardı.
Fatma ve Eylülü sırasıyla koltuktan indirdim. Efe'nin yanına boyama yapmaları için sandalyeye oturttum.
"Efecim kardeşlerine dikkat et düşmesinler bende Damla ablana yardım edeyim." Başını aşağı yukarı sallayıp kardeşlerine yardımcı olmaya başladı.
Bende Damlanın yanına oturup saçlarındaki tokaları çıkarmaya başladım. "Ay nazlı yavaş acıyor."
"Ne yapabilirim ki dolanmış tokalar zor çıkıyor. Hem sana kim dedi kuaförcülük oyuna diye"
"Ne yapayım sıkıldılar bende oynayınca eğlenirler dedim Ama ben sanırım kendi başımı yaktım."
Saçındaki son tokaları da çıkarıp tarakla güzelce taradım. Düğüm olmuş saçları açılmış tokalardan kurtulmuştu. "Evet geçmiş olsun Damla hanım"
"Ay Nazlı çok sağol ya bir an saçlarımı kaybettim zannettim."
"Merak etme kökü de saçında oldukça sağlam Ama sende artık çocuklar ile kuaförcülük oynamayacağını bil." Başını aşağı yukarı sallayıp ayağa kalktı. Yerdeki saçları ve lastik tokaları alıp çöpe atmaya mutfağa gitti.
Bende koltuktan kalkıp Efe'nin yanına gittim. Derslere gelmeyip geride kalmasına rağmen hemen toparlamış öğrenmişti her şeyi "Aferin Efe çok güzel olmuş."
"Teşekkür ederim öğretmenim hem tüm hepsini bitirdim. Artık bende arkadaşlarım gibi biliyorum her şeyi."
Elimle saçlarını okşadım. Fatma ve Eylül'e baktığımda ikisinde boş sayfayı oldukça dikkatli bir şekilde boyuyor hatta karalıyorlardı.
Saate baktığımda oldukça geç olduğunu fark ettim. Biz yarın okula Damla da revire gidecekti. "Evet çocuklar yatma vakti hadi bakalım kalkın."
Sırt çantalarından pijamalarını çıkardım. Eve banyoya gidip üstünü kendi giyeceğini söylemişti. Bu yüzden ben Eylülü Damla da Fatma'yı giydirmişti. Salondaki koltuğun ikisini de açtım. Çarşafları serip yastıkları koyduğum da Efe ve Eylül koltuğa yattı. Ev ne kadar sıcak olsada üşümemeleri için üstlerine çok kalın olmayan battaniyeleri örttüm.
"Efe biz damla ablan ve Fatma ile karşıdaki odada olacağız bir şey olursa hiç düşünmeden gel. Tamam mı?"
Başını sallayıp gülümsedi. Saçlarını okşayıp öptüm. Eylüle de baktıktan sonra salonun ışıklarını kapattım. Ardından dış kapıyı da kilitledim.
Odaya geçtiğim de Fatma çokta uyumuş Damlanın kollarının arasında uyuyordu. Kızarmış yanakları o kadar tatlı duruyordu ki öpmemek için zor tutuyordum kendimi "Çok çabuk uyumuş."
"Öyle oldu yatağa yatırdım iki pışpışladım baktım uyumuş gitmiş." O sırada Fatma dönüp Damlaya iyice sokuldu. "Çok yakıştı Damla evlenince yap hemen bir tane"
"Nazlı ya öyle deme" Sesi fazla çıktığı için hızlıca Fatma'ya bakmıştı. Ama Fatma uykuya çoktan dalmış bizi duymuyordu.
"Ne çocuk yapmayacak mısın?"
"Tabiki de anne olmak isterim de daha evlenmedim onu bırak belki Oğuz istemez ne olacağını bilmiyoruz."
"Ay Damla bu dediğine sen inandın mı Oğuz çocuk istemeyecek."
"Aman Nazlı ben bir evleneyim de çocuğu da sırası gelince yaparım hadi gelde uyuyalım." Dediğine ister istemez kahkaha atmıştım. Yorganı ucunda tutarak kaldırdım. Çoraplarımı çıkarıp yatağa iyice yerleştim.
Fatma'nın başına ufak bir öpücük kondurdum. "Biz uyurken ezmeyiz değil mi çocuğu"
"Merak etme Damla ezmeyiz koca yatak bir şey olmaz." Hafif geri kayıp onlara biraz daha yer açtım. Ardından da gözlerimi kapatıp kendimi uykuya bıraktım.
•••
"Ahmet senden sadece süt istedim nerede kaldın ya"
Arkamı dönmem ile Oğuz'u görmüştüm. Elindeki süt şişesini sallayarak yanıma geldi.
"Sevgilim senin ne işin var burada" yanıma yaklaşıp ellerini belime sardı. Ve beni kendine çekti.
"Benim güzelim bir şey istemiş bende dedim ki onun o Nur yüzünü göreyim mis kokusunu ciğerlerine kadar çekeyim de nefes alayım dedim."
"Ya Oğuz" utandığım için başımı boyun girintisine koydum ve bende onun kokusu içime çektim. Sigara içmişti belli kokusu üzerine sinmiş kendi kokusuyla karışmıştı.
Yüzümü boynundan çıkardım. Gözlerimiz kesişmiş birbirinden ayırmıyordu. "Sen dün evde değil miydin? Geldim o kadar kapını çaldım ama yoktun."
"Evet arkadaşımda kaldım. Biraz kafayı dağıtalım dedim." Oğuz'un belimdeki eli sıkılaşmış beni sertçe kendine daha çok çekmişti.
"Kim bu arkadaş benim niye haberim yok bunlardan Damla Hanım"
"Olması mı gerek Oğuz Bey" Tam bir şey söyleyecekken arkadan Fatma'nın ağlamasıyla hızlıca Oğuz'un kollarından çıktım ve koşarak odada ki sedyenin yanına gittim.
Yaklaşık iki saattir uyuyordu. Bende bu yüzden Ahmet'ten süt istemiştim uyanınca içmesi için ama Oğuz bey aklımı başımdan almış çocuğu unutmuştum. "Geldim canım geldim."
Fatma'yı kucağımı alıp ıslanan yanaklarını ellerim ile sildim. "Oy kuzum sen kötü rüya mı gördün de bu kadar ağladın. Kıyamam ben sana kıyamam."
Kucağımda salladığım Fatma artık susmuş yeni uyandığı için yüzündeki o masum ifade ile çok tatlı duruyordu. Etrafı incelerken gözleri Oğuz'da durmuş ona bakıyordu.
"Damla, bebek, Damla, bebek"
İkimiz arasında takılı kalmış bizi inceliyordu.
"Of Oğuz salak gibi durma ya Nazlının öğrencisi Efe'nin kardeşi"
"Ben biran şaşırdım da onda güzelim."
"He Oğuz senden sakladığım gayri meşhru çocuğum var. Tövbe tövbe ya hem öyle durma şuradaki biberona süt koy çocuk acıktı."
Donmuş halinden ayrılıp masamdaki biberonu eline aldı. "Oy ben senin yanaklarını yerim yer maşallah sana maşallah"
Etrafımda bir kaç kez dönüp onu zıplatıyordum. Yüzündeki gülümseme ve şen şakrak o minik kahkahası beni de güldürmüştü.
Etrafımda dönmeyi bıraktığımda Oğuz ile göz göze geldik. Elindeki biberon ile bana ve Fatma'ya hayran bir şekilde bakıyordu.
"Allahım ilerde nasip ederse her akşam seninle uymayı her sabah seninle kalkmayı, zar zor yediğim o yemekleri senin sohbetin ve gülüşünle yemek istiyorum. İlerde de sana benzeyen bir kız aynı sahne aynı duyguyu tatmak istiyorum. Kısacası seninle bir ömür istiyorum be Damlam"
"Bu ikinci bir evlenme teklifi mi Oğuz bey"
"Sen ne anlam da istersen ben seninle bir ömür olayım o bana yeter be güzelim." Saçlarımı öpüp elimdeki biberonu Fatma'nın ağzına verdi. Damlada başını omzu yaslayıp üstünü içmeye başladı.
"Kucağına da pek yakıştı ilerde artık çocuklarımız daha da çok yakışır." Fatma başımı biberondan çekip omuzuma koymuştu. Sanırım doymuştu. Bende boynuna yaklaştım. Kokusun soludum. Oğuz'da Fatma'nın başına öpmüş ve kolları ile bizi sarmıştı.
Çok güzel bir aile olmuştuk...resmen
•••
"Ya öğretmenim Efe'ye bir şey deyin saçımı çekiyor."
Esma'nın bağırması ile arkamı döndüm. Okula geldiğimizden beri rahat durmayan Efe şimdi de Esma'ya sarmıştı. Gün boyu sınıfta uğraşmadık kimse kalmamıştı.
"Efe seni bu konuda uyardım arkadaşlarının istemediği şeyleri yapmıyoruz."
"Ama öğretmenim sıkıldım."
"Sıkıldın mı? Sen şimdi sıkıldığın için arkadaşın ile uğraşıyorsun doğru mu?" Sadece başını sallamıştı.
"Peki madem sıkıldın o zaman biz de biraz eğlenceli hala getirelim. Fikrin var mı?"
Elini çenesinin altına koyup bakışlarını tavana çevirdi. Neydi şimdi bu düşünüyor gibi yapmak mı? Allahım ya bir de yüzünü de şekilden şekilde sokuyordu.
"Buldum bence hepimiz uyuyalım böylelikle sıkılmayız."
"Uyumak mı? Emin misin yada Efe'ye katılan var mı uymak isteyen."
Cümlemi bitirmem ile Efe ve onun çetesi elini kaldırmıştı. Ama benim diğer kuzularım elini kaldırmamıştı.
"Çocuklar kızarım diye düşünmeyin herkes istediğini söyleye bilir." İki kişi daha el kaldırınca toplam sekiz kişi uyumak istiyordu.
"Hımm peki uyumamak onun yerine ders işlemek isteyenleri göreyim."
Bir anda diğer eller de havaya kalmıştı. Ben boşa demiyorum ya akıllı kuzularım benim
"Evet Efecim gördüğün gibi oy birliği ile ders işlemeye devam edeceğiz ama sen çok istiyorsan ve diğerleri uyuyabilir en azından arkadaşlarına karışmaz ve bende dersimi işlerim."
Arkamı dönüp yazmaya kaldığım yerden devam ettim. Yaklaşık yirmi dakika sonra zil çalmış ve herkes dışarı çıkmıştı. Bende peşlerinden telefonumu alıp dışarı çıkmıştım.
Bahçeyi boydan boya dolanıyordum. Kadir ile dün ki kavgadan ve bakkaldan sonra bir daha görmemiştim. Böyle olacağımız tahmin etmezdim. Yani bir an yaklaşmıştık ve sonra ne olduysa zıt kutuplara gitmiştik. Böyle olmak bana koyuyordu çünkü hiç kimseye anlatamadığım annemi ona anlatmışken şimdi böyle olmak...
"Ahh"
Gözümü daldığım yerden çektiğim de yere düşmüş Eylülü gördüm. Sınıftan Efe'nin elini tutup çıkmıştı. Ve dolanırken de onu takip ediyordum hangi ara düşmüştü.
Koşarak yanlarına gittiğimde Efe kardeşini kucağına çekmiş dizine üflüyordu. "Canım iyi misin ne oldu."
Dizine baktığımda çok büyük bir şey yoktu sadece soyulmuş ve kanıyordu.
Tabi benim için hiç bir şey ama onun canını yakıyordu.
"Çocuklar hadi oyunuza dönüm bakalım. Efecim sende merak etme ben halledeceğim hadi sen arkadaşlarının yanı git."
"Olmaz öğretmeni kardeşimi tek bırakmam korkar o"
"Bana güveniyorsun dimi Efe"
"Tabiki de güveniyorum öğretmenim."
"O zaman bende güvenini boşa çıkarmayacağım bu yüzden kardeşinle ilgileneceğim hadi sen git." Zorda olsa onu göndermiştim. Bende Eylülü kucaklayıp revire doğru ilerledim.
Boncuk boncuk akan göz yaşları üzerime damlıyordu. Revire gelince onu güzelce onu sedyeye oturtmuştum. Arkadaki dolaptan pamuk,tentürdiyot ve sargı bezi almıştım.
Pamuğu biraz ıslatıp önce kanları bacağından sildim. Ardından temiz bir pamuk bu seferde azıcık oksijen suyu damlatttım ve üzerine tentürdiyot damlattım. Oksijen suyu mikropu kırar ve mikrop kapmasına engel olurdu. Güzelce yarasını temizledikten sonra sargı benzinden ufak bir parça kesip dizini sardım.
İnce olan sargı bezi onu kısıtlamaz ve çokta sarmamıştım. "Evet bitti daha iyi misin?"
"Evet iyiyim nazlı abla"
Yanağındaki kurmuş gözyaşları vardı. Eylülü kucağıma aldım. Önce ellerini sonrada yüzünü yıkadım ve güzelce kuruladım. Ardından da saçını tekrardan çok sıkı olmayacak şekilde at kuyruğu yaptım.
"Yürüye bilecek misin? İstersen kucağıma da alabilirim seni"
"Bilmem ki ayağım öyle çok acımıyor artık." Koltuk altlarından tutup onu sedyeden yavaşça indirdim. Bacağının üzerine basıp bir iki adım atmıştı yavaşça sadece hafiften topallıyor gibiydi.
"Acıyor mu? Sana yardımcı olayım."
"Sadece elimi tutar mısın Nazlı abla düşmeyeyim yine" gülümseyerek söylediği cümle benim de gülmeme sebeb olmuştu.
"Tabiki de ver bakalım elini"
Küçük ince parmaklarını avucumun içine bıraktı. Ardından bende elini sıkıca kavrayıp ilerlemeye başladık.
Yavaş yavaş giderken koridorun sonundan gelen sesleri anlamaya çalışıyordum.
"Şey Nazlı öğretmenim gelir birazdan bekleyin isterseniz siz"
Koridoru dönünce olduğum yerde durdum. Kadir'in gelmişti. Burada ne işi vardı niye gelmişti dün ki azarlaması yetmemiş miydi yada dur biraz da okulda da mı azarlayayım demişti.
"Bakın hatta geldi. Öğretmenim bu abi sizi soruyor." Daha fazla durmayıp yanlarına doğru ilerledim.
"Ayşe'cim sen Eylülü abisinin yanına götür sınıfa bende geleceğim şimdi" Anladım der gibi başını sallamış Eylülün elini tutup ona yardımcı olmuş sınıfa gitmişlerdi.
"Bir sorun mı var? Niye geldin." Sorduğum soru ile kaşları çatılmıştı.
Benden böyle bir şey beklemiyordu. Ama ne yapalım o istedi böyle olmasını.
"Evet bir sorun var ve seninle konuşmam gerek."
"Tamam işte konuşuyoruz ne olduysa ya da ne varsa hızlıca anlat sınıfa dönmem gerek."
"Seni şikayet etmişler."
"Ne! Ne şikayeti"
"Çocukları zorla götürdüğün ve onları ailelerinden ayırmak istediğin için çocukların amcası şikayetçi olmuşlar."
"Bu ne saçmalık ben kimseyi ayırmadım ailesi zaten beni hem taciz hemde darp ettiği için içerde çocuklara da kimse bakmadı bende onları kısa bir süreliğine yanıma aldım. Yani bir kere çocuklar kendi istekleri ile geldi."
"Tamam her şeyi biliyoruz ancak çocukları geri istiyorlar aksi takdir de seni görevinden azledilmesi sağlayacaklar."
"Kadir şu an şaka yapıyorum de çünkü ben sinirleniyorum."
"Bu konu da şaka yapmam buraya gelme sebebim bu oldukça da belli senin iyiliğin için"
"İyiliğim için öyle mi siz ne zamandır benim iyiliğimi düşünüyorsunuz yüzbaşı çünkü ben en son iyiliğinizi ne zaman gördüm hatırlamıyorum."
"O zaman hatırlatalım öğretmen hanım hatırlatalım ki unutmayın."
"Ben bir şeyi kolay kolay unutmam eğer düzgün yapılırsa." Hızlıca arkamı dönüp sınıfa girdim. Gözüm direkt en arka sırada oturan Efe ve Eylülü gördüm. Sadece bir gece onları bu karamsar ve pis hayattan çekmiştim. Umarım amcaları iyi biri çıkardı.
•••
"Nereye gideceğiz peki Nazlı öğretmenim"
Okul bitmiş herkes evlerine gitmişti. Bende toparlanıp Efe ve Eylülü de alıp okulun çıkışına yürüyordum.
"Tanıdığınız birinin yanına gideceğiz amcanız gelmiş onunla görüşeceksiniz ."
Okulun kapısından çıkıp sağ dönmemiz ile karşımda Kadir'i gördüm. Ne işi vardı gitmemiş miydi?
"Aa Kadir abi sende mi buradaydın. Öğretmenim bakın Kadir abi"
"Naber aslanım"
Efeye doğru gelip onu kucağın aldı. O sırada da elimi tutan Eylül hayran bakışlar ile Kadir'i izliyordu. Ne yani bu küçük hanım Kadire hayran mı olmuştu.
"İyiyim hemde öğretmenim sayesinde daha da iyiyim."
"Evet konuşmanız bitti ise yüzbaşım siz niye gitmediniz."
"Sizi askeriyse götüreceğim Kemal Albayımın emri bu yüzden hayde arabaya geçelim."
Daha cevap vermemi bile beklemeden Efe ile arabaya doğru ilerledi. Bende mecburen Eylül ile yavaş yavaş arabaya geldik. Hem Eylülün bacağından hemde keyfimin isteği ile yavaş yavaş yürüdüm.
Eylülü arka koltuğa oturttum. Kemerini bağlayacağım sırada aynı şekilde Kadir'in de Efe'nin kemerini bağladığını gördüm. Ardından da göz göze geldik. Yüzündeki belli belirsiz sırıtışı ile gözlerimin içine bakıyordu.
Daha fazla kapılmamak için hızlıca kemeri takıp ardından da kapıyı kapattım. Derin nefes alıp ön kapıyı açıp koltuğa oturdum. Kadirde arabaya binince yola çıkmıştık.
10-15 dakika içinde askeriye gelmiştik. Çocukları arabadan indirip beraber içeri doğru yürüdük. Daha önce buraya geldiğim için yolu biliyordum.
Kemal amcanın odasına gelince Efe ve Eylülü kapıdaki askerin yanına bıraktık. Biz konulurken yada sesler yükselir tartışırsak diye çocukları dışarda bıraktık.
Kadir kapıya vurmuş gel sesi geldiğinde içeri girmiştik. Kemal amca koltuğunda otururken karşısında da bir adam vardı. Sanırım çocukların amcalarıydı. Oldukça şık giyinmişti. Sanki köyde yaşamıyor gibi duruyordu.
"Merhaba"
Bana doğru uzatılan eli tutacakken arkamdan Kadir elini uzatıp adamın eline sarılmıştı çoktan. "Merhabalar" Arkamı dönüp ona ters bir bakış attım. "Gelin çocuklar ayakta kalmayın oturun."
Kadir tam adamın karşısına oturmuştu. Bende mecburen yan tarafına oturdum. "Siz Nazlı olamalısınız öncelikle onlara sahip çıktığınız baktığınız için çok teşekkür ederim ve bende çocukların amcası Sinan"
"Memnun oldum Sinan Bey ve rica ederim elbette onlara bakacaktım. Tek başlarına bir evde kalamayacaklarına göre"
Bey kısmını bilerek bastırmıştım. Daha destur yani hemen Nazlı demek hayırdır yani? Nerden geliyor bu samimiyet. "Şimdi Nazlı kızım Sinan Bey çocukları alıp merkeze götürmeyi düşünüyor. Ailesi de zaten en yakın zaman da buradan başka bir yere sevk edilecek. Anlayacağım çocuklar amcaları ile güvende olacaklar."
"Peki bundan nasıl emin olacağım Kemal amca iki düzgün giyinince yada maddi durumu iyi olunca çocukları hemen verecek miyiz."
"İstersen sende gel Nazlı çocuklara yani yeğenlerime nasıl baktığımı gör."
Sinan Beyin sözünü bitirmesi ile Kadir ayağını sertçe masaya çarptı yada vurdu diyelim. "Gerek yok Sinan Bey iki gün yanımda iyi davranıp sonra ne olacağını bilemeyiz bu yüzden eğer çocuklar sizinle kalacak ise memur arkadaşlarımdan bir ricada bulunup sizi denetlemelerini isterim. Habersiz bir anda olabilir."
"Sıkıntı yok istedikleri zaman gelebilirler hatta sende gel bir kahvemi içersin."
Adamdaki rahatlığa bak ya ben sizli bizli konuşurken o hala sen diye konuşuyordu. Kadirde oldukça gerilmiş olmalı ki elini sıkıyordu ve bu sayede kollarındaki damarlar orataya çıkmıştı. Evet Nazlı konuyu dağıtma bakma kızım oraya bakma.
Kadir bir anda ayağa kalktı. Ve Sinan Beye doğru gitti. Elini serçe omzuma koyup orayı sıkmaya başladı. "Bak şimdi Aslan parçası biz sana yeğenlerini vereceğiz. Ancak her gün veya her saat kontrolü geleceğim. Belki de habersiz bir anda o çocuklar okula gidecek ihtiyaçları karşılanacak. Ve eğer onlarda kötü bir söz duyarsam örnek bize kızdı, bağırdı gibi şeyler duyarsam bilakis seni kendim misafir edeceğim çok sevdiğim bir yerde"
Oo Kadir yüzbaşım ne yapıyorsunuz siz ya bu ne tavırlar böyle acaba Sinan Beyin bana olan tavırlarından dolayı mı böyle sinirlenmişti. Ama sonuç olarak Sinan Beyin yüzündeki o ifade ve morarmaya başlayan yüzü oldukça komikti. Kadir yüzbaşımız oldukça korkutmuştu anlaşılan Sinan Beyimizi.
"Evet umarım anlamışsınızdır Sinan bey durumun ne kadar ciddi olduğunu"
"Elbette Kemal bey şüpheniz olmasın yeğenlerime çok iyi bakacağım. O zamana ben müsaadenizle kalkayım artık malum yol uzun diyelim."
Hep birlikte ayaklanmıştık. Kemal amca ve Sinan Bey önden çıkmış ben ve Kadirde onları takip ediyorduk. Efe ve Eylülü bıraktığımız askerden almıştık. Bende Damlayı arayıp Fatma'yı getirmesini istemiştim.
Hepimiz askeriyenin kapısına gelmiştik. Ve veda zamanıydı. Efe doğru yaklaşıp dizlerimin üstüne çöktüm. "Efe bana bakar mısın lütfen."
Yüzünü yere eğmiş ve kaldırmıyordu. Elimi çenesine koyduğumda parmak uçlarıma değen ıslaklıkla ağladığını anlamıştım. Göz göze gelmemizi sağladığımda gözlerinin hafif kızarık olduğunu fark ettim. "Niye böyle yapıyorsun Efe bak amcan geldi onunla ve kardeşlerinle seni çok mutlu günler bekliyor."
"Öyle ama siz olmayacaksınız Öğretmenim yada Kadir abi ben sizi çok özlerim."
"Bende seni çok özleyeceğim hem ben seni hiç unutur muyum elbette seni ve kardeşlerini ziyarete geleceğim."
"Gerçekten mi?"
"Evet hatta ben getireceğim Nazlı öğretmenini sen hiç merak etme." Ya bu adam niye her yerden kendine pay çıkarıyordu. "Ay öğretmenim Kadir abi ile gelin bizi ziyaret etmeye."
"Geleceğiz elbette Efecim şimdi hadi bakalım amcanı bekletmeyelim."
Efe amcasına doğru gidince aynı şekilde Eylül'e de sarılmıştım. Em son olarak da Damlanın kucağındaki uyuyan Fatma'yı da öpmüştüm. Daha sonra Çocukları arabaya bindirmiştik. Hep birlikte lojmana gidip çocukların eşyalarını çantalarına toparlayıp onları da teslim etmiştim.
•••
"Ay sadece iki günde nasıl alışmıştım çocuklara şimdi böyle bir tuhaf oldum."
Çocuklar girmişti yaklaşık üç saat olmuştu. Daha sonra Damla ve ben eve geçmiştik. Şimdide sohbet ediyor çay içiyorduk. "Hiç sorma ya Efe sınıfın haylazıydı ortalığı karıştırıyordu şimdi sınıf sessiz olacak. Gözlerim onu arayacak."
"Yokluğu belli olur diyorsun."
"Hemde nasıl ama bir şekilde toparlayacağız mecbur yani"
"Ee başka ne yaptınız bakalım. Sen ve Kadir cephesinde anlat bakalım."
"Ay ne anlatayım her zamanki Kadir işte bugün okula geldi ne işim var burada dedim o da Efe'nin amcasını geldiğini söyledi. Bende tamam dedim. Çıkış saati gelince okulda çıkıyorduk bir baktım köşede duruyor. Gitmemiş bizi bekliyormuş."
"Askeriye gidince Kemal amcanın yanına gittik odada Efe'nin amcası Sinan Bey vardı. Adamın konuşmalarına bir gıcık kaptı var ya ayağını masaya falan vuruyor sinirden ellerini sıkıyor. Sonra Sinan beyin konuşmaları böyle devam edince kalktı adamın omzuna elini koydu sıktı Aslan parçası falan dedi."
Ben ona Kadir'i anlatmıştım o da bana Oğuz'u anlatmıştı. Özeliklikle Fatma ile olan anlarında bahsettiğinde çok mutlu olmuştum. İkisi de o kadar tatlıydı ki şuraya mutluluktan bayılacaktım. Kadir bey ise anca racon kessin.
Sohbet etmeye devam ederken çalan kapı ile koltuktan kalktım. Kimseyi beklemiyordum.
"Kim geldi Nazlı"
"Bilmem beklemiyordum kimseyi ben bir bakayım bekle sen"
Kapıya gittiğimde ilk önce delikten baktım. Kimse görünmüyordu. Kapının kilidini açtım. Etrafa baktığımda kimse görünmüyordu. Tam bir adım atacakken ayağım bir kutuya çarptı. Aşağıya baktığımda karadutlu dondurma kutusu vardı.
Kim almıştı ki bunu?
Eğilip elime aldığımda üzerinde de bir not vardı. Küçül zarfın içini açtım. İçinden çıkan kağıdı çevirdim.
“Uzamadımı bu küslük Öğretmen hanım barışalım mı?”
Yüzbaşı
Bölüm Sonu...