Küçücük odanın kapısı açık,evrak işi bitmiş,ranzaya uzanmışım,elimde telefon...Zaman tüketmenin en basit yolu.Saatin epey ilerlemiş olduğunu fark ediyorum.Gecenin ne getireceği bilinmez anları.Az da olsa tedirginim.Artık kendimi pek tekin görmüyorum.Galiba sadece tepkilerim biraz değişmişti.Korku hep var ama,sanki artık bu kanıksadığım bir hale dönmüş.Bu da yıllarca hep kurtulduğumu sanıp da tekrar tekrar burun buruna geldiğim bir dehşet hissi.
Öncekilerin aksine bu gece sakin bir hava var.Günlerdir süren inadını terk eden rüzgar durmuştu.Bu hoşuma gidiyor.Sabaha dek sarsılıp,zangırdayan demir kapının sesinin kesilmesi demek.Ayrıca en ufak bir sesi duyabilmek.Oyalanmaya çalışsam da beynimde bin bir düşünce dolanıp duruyor.Bir parça buldum sandığım huzuru böyle böyle kaybediyorum.Saplantılı bir şekilde uyumak istemiyorum.Nedense burada hiç rahat hissetmiyorum.Her an hiç akla gelmeyen bir şeyle karşılaşacak gibiyim.Bakışlarım bir telefonun ekranına dönüyor bir çevremi kontrol ediyor.Hani anlıkta olsa karşıma çıkabilecek tuhaf bir görüntü ihtimali.
Üst kattan tek tük kapanan ya da açılan kapı sesleri duyuyorum.Anlaşılan hâlâ uyumayanlar var.Kalkıp bir kere daha odaları kontrol etmem gerek.Sakince doğruluyorum yerimden.İki üç adımda kapıya ulaşıyorum ve merdivenler...Ağır adımlarla çıkıyorum ve ayak seslerimin duyulmasını istiyorum.Geldiğimi anlasınlar ve hemen yatsınlar.Üst koridora vardığımda kimseyi görmüyorum.Tek tek oda kapılarını açıp bakıyorum.Işıklar kapatılmış,herkes yatağında.Bu gece beni uğraştırmadıklarına seviniyorum.Gerisin geri alt kata iniyorum.Merdiven sonunda duraklıyorum.İstemsizce sağıma dönüp bakıyorum,malûm odaya.Kapısının iki yanında iki saksı var.Bir an donup kalıyorum.Bugün nöbete geldiğimde bunlar kurumuş ve yerlere düşmüş haldeydi.Ama şimdi taptaze ve canlı...Bir süre boş boş bakıyorum ve yanıldığımı düşünerek normale dönüyorum.Bir el beni odaya doğru itiyor.Birkaç adım atıyorum.Garip bir müzik sesi duyuluyor,derinden derine.Aniden o korkuyu duyuyorum.Sanki kapalı kapının ardından beni görüyor.Telaşla arkamı dönüyorum,aceleyle odama ulaşıyorum,kapımı sımsıkı kapatıyorum.Uyku yok,sıkıntı fazlasıyla...Ranzanın ayak ucundaki dolabın çekmecesini açıyorum,tahminimde yanılmıyorum.Birkaç kitap görüyorum.Öğrencilerin hiç sevmedikleri ama,bizim faydalı diye ısrarla okutmaya çalıştığımız klasik eserlerden hem de.Rastgele birini alıyorum.Okursam,daha çabuk vakit geçirebilirim.
Yastığıma dayanıp okumaya başlıyorum.Ne kadar geçti bilmiyorum,sigara içmek istiyorum hem de karşı konmaz bir halde.Bir ara kapının önüne çıkıp içmeye niyetlensem de vazgeçiyorum.Sabaha karşı tenha bahçeye çıkmak hem ürkütücü hem de zor geliyor bana.Yeniden kitabıma dönüyorum.Hatta zorluyorum kendimi.Bir zaman daha böyle geçiyor.Hafif bir tıkırtı duyuyorum.Hafifçe oda kapımın açılmaya zorlandığını fark ediyorum.Bir ara ses kesiliyor.Yine yanıldığımı düşünüyorum.İçimi rahatlatıyorum ama,kapı hafifçe aralanıyor.İlk önce kemikten ibaret birkaç kuru parmağını görüyorum.Hafifçe içe kaymış.Oturduğum yerde dikiliyorum.Milim milim,hafif bir gıcırtı çıkara çıkara açılıyor kapı iyice.Donuk yüzü beliriyor karşımda.Kabus desem değil!..Uyanığım,her yer aydınlık ve oldukça gerçek.Uzun,zayıf bedeni yine o siyah kumaşa sarılı.Yürümeden hareket ediyor adeta.Çalışma masasının sandalyesinin yanında duruyor.Bakışları bana sabit.Sabırsızca bir şeyler demesini bekliyorum.Benden ne istiyor?!.Bir süre sonra o donuk yüz dalgalanmaya başlıyor,şekil değiştirir gibi.Kadının yüzü yok oluyor.Ve bambaşka bir yüz beliriyor karşımda...Yıllar öncesine ait...Aynı sert ifade,aynı korkunç bakışlar ama,bu sefer daha öfkeli...
Yine aynı şey yaşanıyor.Ben yerimde kıpırdayamıyorum bile.Son derece rahatsız edici.Karşılıklı duruyoruz öylece.Böyle yaşamaktansa ölmek daha iyi,diye düşünüyorum.Sonra kaybediyorum bu düşünme yeteneğimi...Beynimi de ele geçiriyor bir an.Dudakları kıpırdamıyor ama,ben içimde hissediyorum dediklerini:
''-Merve...Yine seninleyim...Hiçbir tedbir beni senden ayıramaz....''
Cümleleri zihnimde yankılanıyor.Her cümle bedenimin her zerresini alt üst ediyor.Her sorumu biliyor gibi,merak ettiğim her şeyin cevabını veriyor:
''-O küçük kağıt parçası artık seni koruyamaz...Cezam bitti...Kapatıldığım yerden kurtuldum...Hep benimsin....''
Son günlerde yaşadıklarım birer birer anlam kazanmaya başlıyor.O vakit en büyük sıkıntıyı yaşıyorum.Meğer biz yıllardır hep berabermişiz...Kurtuldum dediğim an yeniden korku içinde boğuluyorum...Sessizce,bu sefer umutsuzca...Bir an bağlarım gevşiyor...İzin veriyor buna sanki.Sesim titriyor ama,soru dudaklarımdan dökülmeden yine hemen cevabını veriyor:
''-Yazdığın iki satırla yolumu açtın.Senden vazgeçmem...''
Ama,ben yalnız değilim,çocuklarım var,ne olur beni bırak demeye hazırlanırken,yine benden önce davranıyor:
''-Ne olursa olsun!..Benimsin!..''
Kocaman kocaman açılan gözlerimden akan yaşları yüzümde hissediyorum.Allah'ım ne kadar zayıf ve çaresizim!..Yine değişim başlıyor...Yüz siliniyor,yerine donuk bir sıfat geliyor yeniden...Ağır ağır,geldiği gibi çıkıp gidiyor odamdan...Yalnızım hem de hiç olmadığım kadar yalnızım...Üzerimden kalkan karabasanın ağırlığı beni yorgun düşürüyor.Uzanıp kalıyorum olduğum yere...Beynim iflas halinden çıkıp yavaş yavaş işlemeye başlıyor.Ben şimdi ne yapacağım?..Ortada sadece ben olsaydım,belki hiç itiraz etmeden onunla felakete gidebilirdim.Zaten şu dünyadan ne anlamıştım ki?!..Çocuklar önemli,benden başka kimseleri yok.Ve düşünüyorum,ne yapılabilir?!..
Madem yazdığım iki satırla gelmişti bu boyuta,bunun bir dönüşü olmalı...Kendimi toplamalıyım evvela.Hızla ayağa kalkıp lavaboya gidiyorum.Musluktan akan suyun altına kafamı sokuyorum...Soğuk su ilk defa bu kadar iyi geliyor.Yüzümden,saçlarımdan akan suların fazlasını elimle lavaboya akıtıyorum.Başımı kaldırınca aynada beliren yüzüme bakıyorum...Kendime yabancı geliyorum.Artık en şiddetlisini yaşadığım için korkmaktan korkmadan bahçeye açılan demir kapıdan çıkıyorum...Cebimdeki paketten aldığım sigaramı yakıyorum.İlaç gibi geliyor böyle panik hallerinde,rahatlatıyor...Bakınıyorum,hava henüz aydınlanmamış...Derin bir sessizlik var.Yaşadıklarımın tek tanığı bu karanlık ve sükût zaten.Kime anlatabilirim ki bu kabusu?!.Kimsecikler inanmaz.Derin düşüncelere dalıyorum,bu halin bir çıkışı olmalı diye.Bir sigara daha yakıyorum....
''-Bu sabah erkencisin.'' diyen sesle sabahın olduğunu fark ediyorum.Aşçımız gelmişti kahvaltı hazırlamak için.Hiç konuşmadan bakıyorum kadına.
''-Hasta mısınız yoksa?!''diye soruyor ardından.
''-Hayır.Sadece uyuyamadım...''
Kadın geçip gidiyor yanımdan,mutfağa doğru.Ardından kızların sesleri geliyor kulağıma,uyanmışlar.İçeri geçiyorum.
''-Hocam,kahvaltıya gelmiyor musunuz?!''diye soruyor bir tanesi.
''-Geleceğim.''kısa cevabıyla onu gönderiyorum başımdan.Bu arada aklıma başka bir soru geliyor.Buradaki genç öğretmen ile benim kabusum arasındaki bağlantı ne?!Aklıma gelen parlak fikrin heyecanı ile mutfağa yollanıyorum.Aşçı ciddi bir şekilde kahvaltı hazırlığında.Bir süre yanında durup seyrediyorum.Ve soruyorum:
''-Bizimle kalan öğretmen hakkında ne biliyorsun?''
Kadın şaşkın:
''-Neden soruyorsun?''
''-Merak ettim,biraz garip geliyor bana bazı hareketleri.Sence de öyle değil mi?''
''-Yooo!.Gayet akıllı,işinde gücünde biri.''cevabını alınca şaşırma sırası bana geliyor.Ve yine düşünüyorum.Demek ki benim gördüğüm ile diğerlerinin gördükleri aynı kişi değil.Aynı görüntünün farklı görünüşleri...Kadını şüphelendirmeden uzaklaşıyorum yanından.Bitişikteki yemek salonuna geçiyorum.Birer ikişer kızlar gelmeye başlıyor...Hiç canım istemese de kocaman tabağa bir parça peynir ile birkaç dilim domates alıyorum ve ilk masaya oturuyorum.Sonra aklıma çay içmek geliyor,gidip bir fincan çayla geri dönüyorum.Gözüm onun oturduğu yerde.Her ne hikmetse ne zaman yemeğe insek hep ikinci masaya ve tam benim karşıma oturuyor.Bekliyorum,gelmesini.Hayret,bu sefer gecikti!..Bense sabırsızım...Derken o çok iyi tanıdığım ayak seslerini duyuyorum,garip bir ritimle sanki bana geldiğini hissettirmeye çalışan sesler...Kapıda göründüğü andan itibaren dikkatle izlemeye başlıyorum hareketlerini.Bugün biraz sarsak...Ne yaptığının farkında değil gibi.Tabağını tepeleme dolduruyor...Büfeden alınacak ne varsa...Ve yine ikinci masa,tam karşı karşıyayız...İlginçtir ki benim farkımda değil gibi.Sıradan bir ademoğlu,sakin kahvaltısını yapıyor.Benim kafamsa dün gece yaşananlarla dolu...Israrla bakışlarım üzerinde.Her şey o kadar normal ki sanki ben kötü bir düş görmüşüm!..Dalgın dalgın çayımı yudumluyorum...Aniden göz göze geliyoruz.O an beklediğimi buluyorum.Hafifçe kanlı gözlerdeki o öfkeli bakışlar...Bir insanın bedenini kullanıyor,bana ulaşmak için!..Oradan uzaklaşmak isteğim oldukça yoğun...Aceleyle kalkıyorum masadan.Bir an ardımdan geldiğini sanıyorum.Kafamda süpürgesine binip uçan bir cadı resmi canlanıyor.Odamdaki birkaç parça eşyamı aceleyle çantama tıkıştırıyorum.Zaten görevimin bittiğini de fark ediyorum.Saat 08.00.Demir kapıyı açıyorum sabırsızca,okul saati.Kendimi dışarı atıyorum,kaçarcasına uzaklaşıyorum ama,sadece yurttan.Asıl kurtulmam gereken tepemde dolanan kabusum...