Olcay, çorbasının sıcak buharı yüzüne hafifçe çarparken gözleri hâlâ karşı tarafta, tezgâhın yanında siparişleri toparlayan kıza takılıydı. Kızıl saçları, köyün loş ışığında bile ateş gibi parlıyordu; sanki dışarıdaki ayazdan kaçıp gelmiş bir güneş parçasıydı. Olcay, kaşığı eline aldı ama çorbayı dudaklarına götürmeden önce, farkında olmadan gülümsedi. Binnaz, masaların arasından geçerken yanından geçtiği müşterilere kibar bir sesle “Afiyet olsun.” diyordu. Olcay’ın masasına geldiğinde ise, göz göze geldiler. O an, Olcay’ın içinde tuhaf bir şey kıpırdadı; yıllardır şehirde gördüğü onca kadın arasında hiçbiri bu kadar gerçek, bu kadar sahici gelmemişti. "Çorbanız iyi midir, abi" diye sordu Binnaz, mahcup bir tebessümle. "(abini sikim kız emi ne diye abi deyip yolumu kapatıyorsun) diye iç

