Saldırı

1146 Words
Üç ceset, Deren’in önündeki tablete sabitlenmiş ekranlarda dönüp duruyordu. Odadaki herkes sessizdi. O metal sandalyede oturanlar, Deren’in gözlerine değil – ellerine bakıyordu. O eller… savaş hukuku kitaplarından daha keskin, vicdandan daha acımasızdı. Çünkü o eller artık hem bir hayat kurtarmış, hem de bir tetik çekmişti. “Tanık numarası 04. İçeri alın.” Kapı açıldı. Kirli üniforması hâlâ kanlıydı. Deren göz ucuyla yüzüne baktı. Bir yalan söyleyecekse, şimdiden kaşının seyirmesinden anlardı. Ama Deren'in içi kaynıyordu. Yekta... O adam… O öptüğü, kanını verdiği, tenini ezberlediği adam şimdi burada değildi. Kuzey’deydi. Ve o yokken, Deren bir kadından çok bir bıçak gibiydi. “Adın?” “S-salih, Salih Kaya komutanım.” “Unvanın?” “Zırhlı birlik uzman çavuşu.” “13 numaralı sanığın ölümünden önce en son onunla ne zaman görüştün?” Salih yutkundu. Deren hiç göz kırpmadı. Bu odada hiçbir yalan yaşayamazdı. Yekta’nın çenesini hatırladı o an. Dilinin kenarındaki küçük kesik… “Dikkat et, kanayacaksın,” demişti Deren. Yekta da, “Kan da sana akar zaten,” demişti. Lan... şimdi bu moruğun gözünün içine bakarken bile aklıma geliyor. “Cevap ver Salih.” “Bir gün önceydi… Kule nöbetinde konuşmuştuk. Ama… ama ben öldürmedim!” Deren eğildi. Yüzü Salih’e çok yakındı. “Emin misin?” dedi. Sesi öyle sertti ki, odanın sıcaklığı düştü. “Yani… ben…” Deren elini kaldırdı, susturdu. Onu yargılamayacaktı. O, gerçeği sıyıracaktı. Deriyi yüzmek gibi. Bıçağın kemiğe değene kadar gitmesi gibi. “Tanık 05. İçeri alın.” Sorgular art arda geldi. Sorgulananlar gergin, bazıları yaralı, bazıları terliydi. Ama hepsinde ortak bir şey vardı: Yalanları vardı. Ve Deren, onların yalanlarını yerle bir etmek için oradaydı. Çünkü adalet, bazen bir kadının bacaklarının arasında değil; gözlerinin içindeydi. Ve Deren’in gözleri, bir kurşun kadar keskindi artık. --- “Bu sandalye rahat mı?” Kasırga, sorgu odasının bir köşesinde, çapraz oturmuş, sakız çiğnerken sırıtıyordu. “Bunu öldürmeyeceğiz değil mi Deren? Bak yazık,” dedi, gözlerini kırparak. Tanık 07, başını eğmiş, kıpırdamadan oturuyordu. Deren sabit bir ifadeyle gözlüklerini düzeltti. Masaya bastığı elleri, tırnaklarına kadar kontrol altında. Ama içi fokur fokur. Yekta'nın nefesini, alnındaki damarı, o ısırdığı dudakları özlüyor. Ama şimdi karşısında bir katil olabilir. Ve Deren, geçmişte Yekta’ya nasıl hayat verdiyse, şimdi de bu adama ölümü hatırlatmak zorundaydı. “Adın?” Tanık sessiz kaldı. Kasırga eğildi. “Oğlum adını soruyorlar lan. Yoksa ben uyduracağım. Rıza Baba mı yazayım buraya?” “Ali...” dedi tanık. “Soyadın?” “Gümüş...” Deren kaşını kaldırdı. Bu isim dosyada yoktu. Sahteydi. Yüzündeki ifade, hafif alaycı bir kıvrıma dönüştü. “Demek Ali Gümüşsün.” “Evet.” “Peki 16 numaralı sanığın cesedi bulunmadan üç saat önce onun bulunduğu bölgeden neden sinyal verdin?” “Ben... yanlışlıkla geçtim oradan.” Deren başını Kasırga’ya çevirdi. Kasırga, tabancasıyla oynarken keyifle sırıttı. “Yanlışlıkla mı? Biz de yanlışlıkla beynine sıkmayalım, olur mu?” Deren derin bir nefes aldı. Yekta'nın parmaklarını düşündü. Sırtında gezinen o teni, o kavrayışı. Bir saniyeliğine gözleri daldı. “Eğer şimdi burada olsaydı, bu herifi duvara çakardı,” diye geçirdi içinden. Ama yoktu. Kuzey’deydi. Hayattaydı ama Deren’in içinde hâlâ yanıyordu. “Bize gerçek adını söylemezsen, seni sanık yaparım,” dedi Deren. “Avukatsın sen,” diye sızlandı adam. “Savcı değilsin ki.” Deren öne eğildi. Gözleri karardı. “Ama ben artık sadece bir avukat değilim.” “Ben, vicdanını kaybetmiş bir kadının ölüm sessizliğiyim.” “Konuşmazsan, seni bu salondan tek parça çıkaramayabilirim.” Kasırga ayağa kalktı, adamın arkasına geçti. Kulağına eğildi. “Burası mahkeme değil. Bu oda, ruhunu soyma odası. Hadi lan, bir yalan daha söyle de eğlenelim.” Adam titredi. “P-pardon… Adım gerçek değil. Ben... Emir Soykan. Tim dışı görevlerde çalıştım. 16 numarayla şahsi husumetim vardı... Ama ben öldürmedim! Ben onu sadece tehdit ettim.” Deren dosyayı açtı. Parmak izleri uyuştu. Yalan yoktu artık. Ama cinayet de henüz ispatlı değildi. Kapı çaldı. Bir asker başını uzattı: “8 dakika doldu komutanım. Son 1 tanık kaldı.” Deren gözlerini devirdi. “Bu 8 dakika kaç saattir bitmiyor amına koyayım,” dedi içinden. Kasırga ise sırıttı. “Son tanık mı? Oh... Eğlencenin finali.” --- Deren, sorgu odasının kapısını ağır ağır kapadı. Son tanık, gözlerini kaçırıyordu. Adı: Teğmen Fuat Demir. Yekta'nın Kuzey’deki ilk görevlerinden biri sırasında aynı timde yer almış. Ve şimdi, 16 numaralı sanığın ölümünden önce bölgedeymiş. Ama bu odada bir başka şey daha vardı. Yekta’nın kokusu. O gömleklerinin dikişindeki barut. O dudaklarının bastırdığı kan. Deren, baştan aşağı titredi. Sanki Yekta’nın elleri şimdi sırtına konmuş gibiydi. Sanki o lanetli komut: "ÖLDÜR" hâlâ içini yakıyordu. Ama bastırdı. Avukat cüppesiyle değil, içindeki karanlıkla konuşacaktı artık. “Fuat. Sana son kez soruyorum. 16 numaralı tanık ölü bulunmadan önce onunla ne konuştun?” Adam başını eğdi. “O… Yekta yüzünden peşindeydi. Onu ifşa etmek istiyordu. Bize verilen görevlerin bir kısmı... resmi değildi. Yekta itiraz etmişti.” Deren'in gözleri büyüdü. “Ne demek resmi değil?” “Yani… işin içinde başka bir akıl vardı. Ama Yekta kabul etmedi. Tanık da onu tehdit etti. 'Seni sileceğim' dedi.” “Peki ne oldu?” “Ben sonra yoktum. Ama birileri... onu susturdu.” Deren içinden geçirdi: “Yekta yapmaz. Onu tanıyorum. O adamı ben soyup dokudum. Eli kana değse bile, bunun için değil.” Ama soru bitmemişti. Kasırga bu kez sadece dinliyordu. Sakindi. Sanki fırtına öncesiydi. Deren derin bir nefes aldı. “Yekta hakkında daha ne biliyorsun?” Fuat gözlerini kaçırdı. “Onunla son görevimizde... ben de emir dinlemedim. Çünkü... çip yüzünden.” Deren bir an dondu. “Çip mi?” “Evet. Çip. Bizim hepsinde vardı. Ama Yekta'nın çipi diğerlerinden farklıydı. Ona emir gitmedi. Çünkü... birine bağlandı.” “Kim?” “Sana.” Oda bir anda buz kesti. Kasırga elindeki kalemi yere düşürdü. Deren'in kulakları uğuldadı. “Ne saçmalıyorsun lan?” “Hayır, hayır... ben dinledim. O gece... kampın kuzeyindeydim. Yekta, bir ses kaydı bıraktı. Kendi kendine konuşuyordu. Sanki seni kurtaracağını biliyordu. Çipini değiştirmişti.” Deren’in boğazı kurudu. Kafasını yavaşça çevirdi: “O kayıt nerede?” Fuat yutkundu. “Sistemde saklı. Kod adı: 2098. Ama şifreli. Sadece onun timindeki biri çözebilir.” Tam o anda kapı çaldı. Bir asker içeri girdi: “Komutanım... dış hatlardan biri bağlandı. Kod adı: Kasırga.” Kasırga başını çevirdi. “Ben buradayım lan, niye arıyorlar?” Asker gözlerini kaçırdı. “Hayır... öyle değil. Kendisi değil. Kaydı.” Deren yerinden fırladı. Odasına koşarken sadece bir şey düşünüyordu: Yekta. Ve onun sesini duymak. --- Ses kaydı odasına girer girmez oynatıldı. Titrek bir ses. Tanıdık. Derin. Soğuk. Ve kanla ıslanmış. “Eğer bu mesaj açıldıysa... Deren’e ulaşamadım demektir. Ama bu sistem hala yaşıyorsa... onun yaşadığını gösterir. Ben... ben kendime de çip taktırdım. Ama farklı kodla. Onunla senkronize olsun diye.” “Deren’e bir şey olursa... ben dayanamayacağımı biliyordum. O benim tek gerçekliğimdi.” “Eğer biri onu tehdit ederse... o çip değil, ben öldürürüm.” --- Deren dizlerinin üstüne çöktü. Gözlerinden yaş değil, ateş indi. Ve o anda karar verdi. O çipi sistemden sökecekti. Yekta’nın gerçeğini mahkemeye getirecek, kanı değil adaleti akıtacaktı. ---
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD