Kasırga & Arin: “Kodlar, Deliler ve Çelik Yürekler”
Arin dizlerinin üzerinde, çılgın gibi tabletine gömülmüştü. Saçları darmadağın, dudakları kurumuş, gözlerinde kan çanağı gibi damarlar vardı. Çevresinde onlarca kablo, açık işlemci, sinyal bozucular, EMP modülleri… Ama tek bir odak noktası vardı: çipler.
“Bu kod… bu kod bir iblis işi,” diye mırıldandı kendi kendine. “Kim böyle bir sistem yazar? Her şey döngüye bağlanmış. Hedef öldürme emriyle tetikleniyor ama aynı zamanda bir izleme ağı var…”
Tam o sırada Kasırga omzundan bastı.
“Ne var lan, gömü mü arıyorsun?”
Arin olduğu yerde sıçradı. “Yapma şunu! Senin o ayı gibi elinle beyin travması geçiriyorum her seferinde!”
Kasırga sırıtıyordu. “Bu ne lan? Kızıl kafanı gömüp gömüp bir şeyler karıştırıyorsun, sanki mahallenin delisi gibisin. Ya bomba patlatacaksın ya dünyayı kurtaracaksın, ikisinin ortası yok sende.”
Arin gözlerini devirdi. “Bana bulaşma Kasırga. Şu çipi kırmazsam senin de beynini patlatacaklar. O şakalarınla beraber!”
Kasırga onun yanına çömeldi. Tabletin ekranındaki kodlara baktı. Bir şey anlamadı ama anlamış gibi kafasını salladı. “Güzelmiş. Matrix gibi lan. Mavi hapı mı kırmızı hapı mı seçeceğiz?”
Arin dişlerini sıktı. “Bir seçim yok. Ya bu döngüyü kıracağım ya da hepimiz mezar taşımızda ‘Çip öldürdü’ yazacak. İster misin öyle bir ölüm?”
Kasırga gülümsedi ama gözleri ciddileşmişti. “Benim ölüm şeklim bellidir, kızıl kafalı. Kurşun ya da kahkahayla. İkisini birden olursa bonus.”
Arin derin bir nefes aldı, parmakları ekranda hızla dans ediyordu. “Bir şey buldum. Çip, ölü sinyali aldığında kendini imha ediyor. Ama… bunu taklit edebilir miyim bilmiyorum.”
Kasırga bir an sustu, sonra başını yana eğdi. “Ne yani… Yekta’yla Deren’i öldü göstereceğiz?”
Arin başını kaldırmadan, kaşları çatık şekilde, “Evet,” dedi. “Ama ya işe yararsa....”
“Ve ya gerçekten ölürlerse?” Kasırga yaklaşarak sesini alçalttı. “Sen buna hazır mısın, kızıl deli?”
Arin hafifçe gülümsedi. “Ben mi? Ben zaten öleli çok oldu, Kasırga. Bunu yapmazsak hepimiz sırayla gideceğiz. En azından bir savaşarak gitsinler.”
O sırada kapı tıklatıldı. İçeri giren kişi Yekta’ydı. Üzerinde zırhı, gözlerinde endişesiyle gergin bir yay gibi içeri süzüldü.
“Beni çağırmışsın.”
Arin bir an sustu. Göz göze geldiler. Yekta’nın gözleri kanlıydı, elleri gergindi. Deren’e olan bağlılığı artık bir sır değildi. O çip emir verirse… ya gerçekten vurursa?
Arin direkt konuya girdi. “Çipi sökemem. Ama kandırabilirim.”
Yekta’nın kaşları çatıldı. “Nasıl?”
“Ölüm sinyali.” Arin açıklamaya başladı, biraz teknik, biraz sarsıcı. “Sana ve Deren’e özel bir serum vereceğim. Tıpkı ölmüşsünüz gibi gösterecek. Bir dakika. Tam altmış saniye. Çip, beyninizin öldüğünü anlayınca kendini sökecek ve imha edecek.”
“Ve…?” Yekta hemen sordu. “Ya geri dönemezsek? Ya gerçekten ölürsek?”
Arin ellerini iki yana açtı. “İşte burada kader devreye giriyor. Ben elimden geleni yaparım. Ama bu bir savaş. Tereddüt ederseniz, ölürsünüz. Kabul etmiyorsanız hemen söyleyin, başka yol arayayım.”
Kasırga araya girdi, kolunu Yekta’nın omzuna attı. “Bak dostum, öleceksek de dramatik ölürüz. Ama bu kıvırcık kız seni yaşatmak istiyor. Bence dinle.”
Yekta bir an düşündü. Sessizlik odanın üzerine çöktü. Saatin tıkırtısı, kabloların cızırtısı dışında hiçbir ses yoktu.
Sonra Yekta başını kaldırdı.
“Ben razıyım. Ama önce Deren’le konuşmalıyım.”
Tam o anda, bir başka kapı açıldı.
Deren içeri girmişti. Gözleri şüpheli, vücudu hâlâ zayıftı ama zihni ayakta duruyordu. Arin hemen konuya girdi, planı ona da anlattı. Deren başta sessizdi, ama her kelimeyi dikkatle dinledi. En sonunda derin bir nefes aldı.
“Ne zaman yapıyoruz?”
Kasırga gülümsedi. “Siz avukatlar hep böyle mi hızlı karar verirsiniz?”
Deren dik dik baktı. “Ben bir avukat değilim. Ben bir savaşçıyım artık.”
Arin yanlarına geldi. “İlaçlar yarına hazır. Hazırlıklı olun. Geri dönemezseniz… üzgünüm.”
Yekta Deren’in elini tuttu, sımsıkı.
“Beraber girdik bu yola. Beraber çıkarız.”
Kapı yavaşça kapandı.
Arin bir kez daha terminale döndü.
> “Korkmuyorum,” diye fısıldadı. “Ama dua etmeyi unuttuysam… bu sefer beni affet.”
---
Kasırga boğazını temizledi. “O yöntemi anlatma bence. Deren duyarsa önce seni sonra kendini vurur.”
Arin bir anda başını kaldırdı, sinirle. “Ben olmasa ikiniz de şimdiden patates olurdu! Bırak da işimi yapayım. Sen ne işe yarıyorsun zaten? Göz mü boyuyorsun orada ayakta dikilip?”
Kasırga ona eğildi. Burnu neredeyse Arin’in alnına değiyordu. Gözlerinde o meşhur ölüm ciddiyeti vardı.
“Ben senin kodların patlamadan sırtına saplanacak bıçağı engelliyorum, kızıl kafa. Bir dahakine bana teşekkür et.”
Arin yutkundu. Ama hemen ardından dudaklarının kenarı kıvrıldı. “Korumaya mı çalışıyorsun yoksa flört mü ediyorsun?”
Kasırga gözlerini kısıp kalktı. “Ben seninle flört edersem bu üs 5 dakika içinde yanar. Sakin ol, başka bir kızıl bulurum.”
Arin arkasından bağırdı. “Senin o ıslıklarını bir daha duyarsam… seni EMP’yle yakarım Kasırga!”
Kasırga gülerek uzaklaştı, ama içinden geçen başkaydı:
> “Bu kadın deli… ama belki de kurtarabilecek tek kişi.”
Arin tabletine tekrar döndü. Parmakları hızlandı. Çipin döngüsünü kırabilecek bir yöntem şekilleniyordu kafasında. Ama ya doğruysa ya yanlışsa?
Başını kaldırdı. “Yekta… Deren… siz buna hazır mısınız bilmiyorum.”
Ve ekranda yazan satır netleşti:
“Sıfır noktası: Yaşayan ölü sinyali başlat.”
---