Gelenler

1588 Words
Kurşunlar etrafımdan vızıldıyor. Siper dedikleri şeyin çatlağından giren rüzgâr iliklerime kadar işlemiş, ama asıl soğuk tenimde değil — içimde. Yekta... Yekta önümde. Sanki göğsüme yaslanan o değilmiş gibi hâlâ nefesini dizlerimin arasına hissediyorum. "Sol kanat!" diye bağırıyor biri. Kasırga. Yine cehennemi yönetiyor gibi. Ama ben... ben artık savaşmak istemiyorum. Ben sadece o ağzı öpmek istiyorum. O dudak. O dili. O lanet olası nefesi. Yekta bana bakıyor. Silahımız aynı anda patlıyor. Onunki düşmanı buluyor, benimki ise... onu. Kurşunları değil, o bakışları yiyorum içime. Kafamın içi yanıyor, amına koyayım. Bir yandan insanların beynini dağıtıyoruz, diğer yandan onun dilini arıyorum dişlerimin arasında. Bu nasıl savaş? Bu nasıl bir savaşın ortasında böyle bir yanma? Sırtımı betona yasladım. Sol omzumda bir çizik. “İyisin,” diyor Yekta, sesi kısık, elleri titrek. O iri elleri benim karnıma bastırırken, bir an gözlerimiz çakışıyor. Anasını satayım, bu nasıl bir yakınlık? Bu nasıl bir tutuş? "Öp beni," dedim. Bildiğin öyle dedim. Kurşunlar ıslık çalıyor, bombalar kulağımı uğuldatıyor ama ben oradayım. Onun ağzında. Onun elinde. O kaslı gövdesiyle üstüme eğildi. Ve dudakları... Tanrım. Sadece et değil onlar. O dudaklarda cehennem var. Yekta’nın iç sesi: O bana “öp” dediğinde, dizlerimin bağı çözüldü amına koyayım. Savaş ortasında kadın dilini dişime geçiriyordu. Ağzıma ateşli bir dua gibi yapıştı. Sanki öpünce her şey bitecek. Ama bitmiyor. Bitmesin istiyorum. Kurşunlar bile sustu o an. İkimiz de tetikteyiz ama bir yandan da birbirimizin ağzında. Dudaklarımı dişliyor, ben onun kalçasına bastırıyorum kendimi. Tetiğe değil, onun beline abanmak istiyorum. Gözleri kısıldı, nefesi boğuk. Birden elimi tuttu. “Hazırım,” dedi. Benim aklım başka yerdeydi, ama onun hazır oluşu her yere yetiyordu. Deren anlatıyor: Tam üstüme çöküyordu ki, bir el bombası düştü sağımıza. O an geri çekildik ama elimi bırakmadı. Savaşta bile teni sıcaktı. Yekta’nın sıcağı insanın aklını alır. Kulağıma eğildi. “Biraz daha yaşarsak, seni o siperin içinde düzmek istiyorum,” dedi. Ben de güldüm. “Yaşarsak ben seni bağlayacağım,” dedim. Yine çatışma başladı. Bu sefer düşman çok daha yakındı. Kasırga yandan siper değiştirirken göz göze geldik. “Ne yapıyorsunuz lan siz burada, öpüşe öpüşe adam mı öldürüyorsunuz?” dedi. “Ne yapalım,” dedim, “Bizim silahlarımız çok işlevli.” Yekta o sırada iki kişiyi yere serdi. Biri daha arkamıza sarktı. Ben Yekta’nın boynunu tuttum, sanki tekrar öpecekmişim gibi başını eğdim ve arkamdaki askeri kendi tabancamla kafasından vurdum. Kan sıçradı. Ama biz hâlâ birbirimizin nefesindeydik. Çünkü öyle bir sahneydi ki, savaşla seks arasında sadece birkaç santim vardı. Yekta gözümün içine baktı. “Orospu ruhunu seviyorum,” dedi. Ben de ona baktım. “Seninkini de mahvetmeyi.” Kurşun sesleri azalmıştı. Geride sadece bedenler vardı. Ve biz... Siperin içinde, dudağımızdan tüten buharla hâlâ yanıyorduk. Kasırga bir daha seslendi: “Burası çatışma alanı mı lan yoksa porno seti mi?” Ona bir kurşun sıyırdı geçti. “Yorum yapmazsan daha az kurşun yeriz belki,” dedim. --- Deren: Siperin ortasında öptüm seni. Kurşunlardan daha sıcak geldi dilin. Ve sen, Yekta... artık sadece bir asker değilsin. Benim cehennemimsin. Yekta: Ben seni ilk gördüğümde ölmüştüm zaten. Bu öpüşme... sadece toprağa gömülmemin son aşamasıydı. --- Sorgu odasının ışıkları bembeyaz. Soğuk. Sessiz. Ama o sessizlik, fırtınadan önceki sessizlik. O masanın üstündeki elleri bağlı adam, yanaklarından aşağı kan ter karışımı bir sıvı süzülüyor. Üniformasının yarısı yırtık. Dili ağır, ama gözleri çakmak. Hainliğin gözüne baksan böyle olur. Ben, Deren Sualp, karşısında dikilmişim. Yanımda Yekta var. Kapının yanında ise Kasırga, duvara yaslanmış. Onun bir ayağını diğerinin üstüne atışındaki rahatlık, sanki “Ben bu itle on dakika sonra aynı havayı paylaşmak istemiyorum,” der gibi. Masaya yumruğumu koydum. “Konuş,” dedim. Sesimdeki ton bile kurşun gibiydi. Ama o gülümsedi. “Artık çok geç,” dedi. “O orospu karı yok artık.” Yekta’nın parmakları silahına kaydı. Kasırga, yavaşça gözlüğünü çıkardı. Ben öne eğildim. “Kimden emir alıyorsun?” Sustum. Bir. İki. Üç saniye geçti. Sonra adam başını kaldırdı. Ve gülümsedi. “Öldünüz,” dedi. “Zaten hepiniz ölmüşsünüz, farkında değilsiniz.” Yekta bir adım atmıştı ki, bir anda kafasının içinden bir "klik" sesi geldi. Gözleri büyüdü. Adamın alnında bir çizgi belirdi. Minicik, kırmızı bir yanma. Ve sonra— PAT! Beyni odaya fırladı. Bir anda sessizlik çığlıkla bölündü. Masaya sıçrayan parça Deren’in eline çarptı. Yekta’nın yüzüne et, göz kapağına kan bulaştı. Kasırga geri çekilirken küfretti. “Çip,” dedi Yekta. “Uzaktan patlattılar... Amına koyayım,” diye tısladı. Deren elinin üstündeki et parçasına baktı. Bir saniye… sadece bir saniye önce adam canlıydı. Cevap verecekti. Ama artık, masa üstünde sadece beyninin parçaları vardı. Yekta hızla yerinden çıktı. Odanın arkasındaki monitöre yöneldi. Kasırga zaten telsizi almıştı bile. “Sinyal geldi mi? Kim aktif?” Hiçbir yanıt yok. Sinyal izi yok. İz bırakmadan yok etmişlerdi. Deren iç ses: Yine sustular. Yine kirli işler, gizli çipler, beynin içinden yapılan infazlar... Artık delirmemek elde değil. Adaletin ağırlığı benim omuzumda ama önümdeki her tanık birer birer buharlaşıyor. Sistem, kendi pisliğini konuşmasın diye patlatıyor. Ve ben bu oyunun ortasında hem savcı, hem infazcı oldum. Yekta gözlüğünü sildi. Kana bulanmıştı. “Bize her yolu kapatıyorlar. Her bilgiye sıfır erişim.” Sonra dönüp Deren’e baktı. “Sen hâlâ hukukla bu işin çözüleceğini mi sanıyorsun?” Sesi hırıltılıydı. Yorgun ama tehlikeli. Deren gözlerini kaçırmadı. “Sen de hâlâ sadece öldürerek her şeyi çözebileceğini mi düşünüyorsun?” İkisinin arasında hava yeniden kıvılcım doldu. Kasırga araya girdi. “Yeter! Biri beynini patlatıyor, diğerleri birbirini sikecek gibi bakıyor. Ben hangi cehenneme düştüm?” Bir saniye sessizlik oldu. Sonra Yekta dudaklarını yalayıp Deren’e yanaştı. “Senin beynin de patlatılacak,” dedi sessizce, “ama önce beni patlatacaksın.” Deren gülümsedi. “İlk kim ateşlerse kazanır.” Kasırga gözlerini devirdi. “Ben gidiyorum. Biri yine ölmüş olabilir, gidip birinin daha beynini toplamam gerek.” Odadaki ışık tekrar yanıp söndü. Yeni bir sinyal mi geliyordu? --- Deren: Bir adam daha yok oldu. Cevap yerine kan bıraktı bize. Her biri, ölü bir sır. Ama ben hâlâ buradayım. Konuşan tek şeyin ceset olduğu bir savaşın ortasında, hâlâ hukuk arıyorum. Yekta: Bir şey değişmeyecek. Hepsi ölecek. Ve sen hâlâ onların adaletine güveneceksin. Ben sana güveniyorum, Deren. Ama artık güvenmek yetmiyor. --- Soğuktu. Kuzeyin o lanet soğuğu, her şeyin içine işliyordu. Çelik yeleğin altına bile. Ama Yekta’nın içinde yanıp tutuşan başka bir şey vardı: boğazına dayanmış bir tehdit. Çip. Artık eminlerdi. Hem onun içinde hem Deren’de. Ve son saldırıdan sonra, içeriden biri bu çipleri aktif etmeye başlamıştı. Beyin patlatan bir tetik sistemi. Düşmanı bilmediğinde silahı nereden tutacağını bilemezsin. Yekta bunu en iyi bilen adamlardandı. O yüzden şimdi, hayatta kalan en dengesiz ama en zeki kod çözücünün kapısındaydı. Yüzsüz. Gerçek adı Arin. Ama kimse ağzına almazdı o ismi. Kızıl, minyon, güzelliğiyle çelişen bir delilik vardı suratında. Bir keresinde bir yüzbaşının bilgisayarını çözüp uyurken rüyasına kabus göndermişti. Uyandığında dilini yutmuştu adam. Kapı açıldığında, içeriden gelen ilk şey bip sesiydi. "Kim ulan yine buraya gelen?!" diye bağırdı bir ses içeriden. Elektronik aletlerin cızırtısı arasında yankılandı o tiz çığlık. Kasırga öne atıldı. Elini beline attı. “Hooop. Sakin. Tatlısın ama ateş etmeyi biliyor musun bakalım?” diyerek ıslık çaldı. Gülümsediği sırada bile gözleri tarıyordu içeriyi; adamın her an bir mermi yiyebileceği delilikteydi çünkü bu kadın. Yüzsüz sonunda göründü. Kızıl saçları darmadağın, gözlerinin altında mor halkalar vardı. Üstünde yarım bir hoodie, içinde sütyen falan yoktu tabii. Elindeki tornavidayla kapıya dayanmıştı. "Yine geldin ha, Yekta. Seni öldürecek bir nedenim daha oldu. Bu ıslık atan kim lan?" diye fırladı içeriye doğru yürürken. Yekta içeriye girdi. Soğuk, delilik, teknoloji ve geçmişin çürümüş hatıraları kokuyordu burası. Arin’in baktığı ilk şey Yekta’nın şakaklarına doğru bastırılmış metal çıkıntılardı. Parmak uçlarıyla yokladı, sonra göz hizasına alıp dikkatlice baktı. Derisinin altında kıpırdayan şey, Arin’in yüzünü aydınlattı. “Yapmışlar sana… ahh yapmışlar…” diye mırıldandı. "Çip aktifleştirildi," dedi Yekta. "Hem bende hem onda. Deren." Yüzsüz’ün gözleri bir anda parladı. “O kız mı?! Şu kaç kere seni öldürüp sonra öpmeye yeltendiğin kız mı?!" Kasırga araya girdi. “Bak bak bak... Ne hikayeler dönmüş lan. Benimki yalnızca birkaç kurşunla ikna oluyor.” Arin dönüp onu süzdü. "İkna mı? Siktir git. Senin kafanı kod çözücü diye masaya yatırırım." “İlk defa bir kadından korktum lan,” diye fısıldadı Kasırga Yekta’ya. Ama ağzı hala sırıtıyordu. Yekta masaya oturdu. Damarlarında hâlâ titreyen o anılar, Deren’le geçirdiği son çatışmanın sıcaklığı, onun kanlı yüzüne düşen gözyaşları… Hepsi beyninin içinde parazit gibi çınlıyordu. Ama çipin sesi daha yüksekti. Öldür. “Ben artık kontrolü kaybedemem,” dedi. Sesi sakindi ama kaslı elleri titriyordu. "Ya onu öldürürüm ya da kendimi." Arin ciddileşti. Kendi bilgisayarının başına geçti. Ekranına düşen kodlar, çırılçıplak bir ölüm ilanı gibi akıyordu. Yekta’nın çipinden sinyaller çekti. Deren’in kodlarını tanımlamaya çalıştı. "Bu bir çiftleme sistemi. Senin sinyalin onunkiyle paralel çalışıyor. Sizi birbirinize bağlamışlar ama aynı anda da karşı karşıya koymuşlar. Bunu yazan beyin… ya Tanrı’nın kendisi… ya da bir iblis." “Çıkarabiliyor musun?” dedi Yekta. Arin’in gözleri karardı. "Hayır. Ama çipi kandırabiliriz." "Nasıl?" "Kalp ritmini değiştiririz. Seni başka biri gibi gösteririz. Çip senden gelen sinyali tanımazsa seni öldürmek istemez. Ama bu geçici olur. Deren’e de aynı işlem yapılmalı. Aynı anda. Yoksa biri gider." Yekta’nın kafasında bir infilak oldu. Gözlerini kapattı. İçinde bir yerde Deren’in gülüşü çınladı. “Onu ben koruyamazsam kim koruyacak lan?” diye geçirdi içinden. O sırada Kasırga, bir masanın üzerinde duran eski bir radyo sinyali cihazını kurcalıyordu. Gözleri bir şeye takıldı. Eski bir ses kaydıydı bu. Yekta'nın daha önce Arin'e bıraktığı ama sonra unutulmuş bir kodun içinde gizlenmişti. Ses Kaydı Başlıyor: “Arin, bu çip sistemine sadece onun için girdim. Onu kurtarmanın başka yolu yoktu. Eğer bu mesajı duyuyorsan... ben hala onun için ölürüm.” Kasırga başını kaldırdı. Bakışlarını Yekta’ya dikti. “Orospu çocuğu... Bu ne lan?” Yekta gülümsedi. Sessizce. İlk kez. “İşte bu yüzden ölmemem gerekiyor.” ---
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD