ARSIZ ARZULAR

1404 Words
“Rana…” dedi, sesi boğuk, elini boynuma koydu, parmakları enseme kaydı, saçlarımı sıktı, başımı kendine çekti, dudaklarımız bir nefes kadar yakındı. “Ne?” diye fısıldadım. Dudakları benim dudaklarımla çarpıştı. Öpüşmemiz çok vahşi şekilde başladı. Gecenin devamındaki yangını haber verecekmişcesine… Bizi kimsenin görüp görmediğini bilmiyoruz. Zaten sorgulayacak halde de değildik. Koridorda, odamıza doğru sendeleyerek ilerledik, dudaklarımız ayrılmadan… Avını parçalayan vahşi bir hayvan gibi, yırtıcı ve aç bir şekilde öpüşüyorduk. Kapıyı itip içeri girdik ve bizi bekleyen yatağa ilerledik. Cenkay, beni yatağa resmen savurdu. Aceleci ellerimiz, birbirimizin bedeninde maraton koşturuyordu. Cenkay’ın parmak hareketiyle elbisenin askıları omuzlarımdan kaydı. Elleri önce belime, belimden, kalçalarıma kaydı. Herbir teması tenimde alevler yakıyordu. Parmakları elbisemin kumaşını sıyırdı ve yırtmacını parçaladı. “Kahretsin Rana! Çok güzelsin, kahretsin!” diye sayıklamaya başlaması kulaklarımı doldurdu. Dişleri sertçe boynuma gömüldü ve derin bir iz bıraktı. Elleri saç tellerime dolandı ve başımı geri çekti. Yüzümü bir süre izleyip, dudaklarını dudaklarımla birleştirdi yeniden. Sonra dudakları boynuma indiğinde dişleri tenimi yakaladı ve mor bir iz bıraktı. “Cenkay…” diye adını fısıldadım çaresizce. Parmaklarım gömleğine gömüldü, düğmelerini çekiştirdim ve kopardım. Kaslı ve terden parlayan göğsü karşımda duruyordu. Gömleğini tamamen sıyırdım, tırnaklarım derin ve kırmızı izler bırakacak kadar gömüldü tenine. “Beni yakıyorsun!” dedi boğuk sesiyle. Elleri elbisemin kalanını sıyırdı ve tenimi tamamen çıplak bıraktı. Sonra da kendi gömleğini fırlatıp attı. Dudaklarını, ona susayan dudaklarıma yeniden getirdiğinde ona vahşi bir hazla karşılık verdim. Tırnaklarım sırtına gömüldü ve teninde çizdiğim her yolda dudaklarımın arasında inledi. Ellerim, sırtından ensesine ve oradan da yüzüne çıktığında, o da dudaklarını göğsüme indirdi. Dişleri tenimde derin izler bırakırken, dudakları o izleri yatıştırıyor ve benim içimi kaynatıyordu. Yatağın serin çarşafları, tenimizin altında çoktan buruşmuştu, ama bedenlerimiz bir yangın gibiydi. Cenkay’ın nefesi, göğsümde, boynumda, tenimde alevler gezdiriyordu, her soluğu tenimde başka bir yangının kıvılcımını bırakıyordu. Onun aç, talepkar ve vahşi elleri, bedenimin her santimini keşfediyor, parmakları tenimde izler bırakarak, sanki bir harita çiziyor, her kıvrımımı, her hattımı ezberliyordu. Dudakları, boynumdan göğsüme doğru kaydı. Her öpücüğüyle tenimde ayak izi bırakıyor gibiydi. Tenim, onun dudaklarının sıcaklığında titriyordu. Nabzımın kulaklarımda yankılandığını hissettim. Bu, daha en başından, kaldırabileceğimden de fazlasıydı. Ellerim, onun siyah, dalgalı saçlarında kayboldu. Parmaklarımın arasındaki telleri avuçlarımda sertçe sıkarak başını kendime bastırdım. Onu içime gömmek, tenime kazımak istiyordum. “Devam et!” dedim arzudan çatlamış sesimle. Kelimeler dudaklarımdan bir inilti gibi dökülürken, kollarında titremeye başladığımı hissettim. Onun gözleri, karanlıkta parlıyordu. Bakışları aç ama derindi. “Rana… Rana’m!” dedi sanki çok büyük bir özlem duyuyormuş gibi. Viski kokusuyla karışık, sıcak nefesi tenimde tıpkı bir deniz gibi dalgalandı. Elleri kalçalarımı buldu, parmakları tenime gömüldü… Sertti ve acı veriyordu ama bu acı, arzuya dönüşüp, bir zevk dalgası olarak iliklerimde yankılandı. Parmakları, kalçalarımın kıvrımlarını takip etti yavaş yavaş… Tenim, onun avuçlarında titriyordu, sanki bedenim onun ellerine aitmiş gibi… Cenkay’ın dudakları göğsümden aşağıya, karnıma doğru kayarken, her öpücüğü tenimde bir iz bırakıyordu. Nefesim hızlanmış, nabzım kulaklarımda çınlıyordu. Martini’nin o hafif tatlı, keskin kokusu hâlâ damağımda, başımı döndürüyordu. Ama asıl başımı döndüren, Cenkay’ın elleri, dudakları, tenime gezen her dokunuşuydu. Sanki bedenim onun ellerinde eriyor, yeniden şekilleniyordu. “Rana…” dedi, sesi boğuk, neredeyse bir hırıltı gibi. Dudakları göbeğimin hemen altından geçti, tenimde bir titreme dalgası yaratırken parmaklarım saçlarında daha sıkı kenetlendi. Onu daha da yakınıma çekmek istiyordum, sanki bu mesafe bile fazla geliyordu. Gözlerimi kapattım, karanlığın içinde sadece onun nefesini, sıcaklığını, kokusunu hissediyordum. Viski, ter ve onun kendine has kokusu… Hepsi birleşip içimi dolduruyordu, bir fırtına gibi ruhumu sarsıyordu. Dudakları daha aşağı kayarken, iç çamaşırımın ince kumaşına ulaştı. Parmakları, kalçalarımın kenarlarında geziniyor, kumaşı yavaşça sıyırıyordu. Her hareketi bilinçli, yavaş ve işkence edercesine kontrollüydü. Kalbim göğsümde öyle hızlı atıyordu ki, sanki dışarı fırlayacaktı. “Cenkay…” dedim titreyen sesimle, neredeyse yalvarır gibi. Ama ne için yalvardığımı bile bilmiyordum. Daha fazlası için mi, yoksa bu ateşin bir an önce sönmesi için mi? Bilmiyordum… Tek bildiğim, onun ellerinde kaybolduğumdu. İç çamaşırımın kumaşı yavaşça bacaklarımdan aşağı kayarken, tenim geceye tamamen açıldı. Soğuk hava tenime değdi, ama bu serinlik bile içimdeki yangını söndüremedi. Cenkay’ın nefesi, iç uyluklarımda geziniyordu şimdi. Dudakları, tenimin en hassas noktalarına dokunduğunda, bir inilti dudaklarımdan kaçtı. Sanki kontrolüm tamamen kaybolmuştu. Ellerim yatağın çarşaflarını sıkıca kavradı, parmaklarım kumaşı buruştururken tırnaklarım avuç içlerime gömüldü. Dudakları, beni keşfetmeye başladı. Yavaş, kasıtlı hareketlerle, her dokunuşu bir dalga gibi bedenime yayılıyordu. Zevk, iliklerime kadar işliyordu. Başımı yastığa gömdüm, gözlerim sıkıca kapalıydı. Onun dili, kadınlığımda gezinirken, her hareketi bir fırtına gibi içimi altüst ediyordu. “Cenkay…” dedim tekrar, bu kez sesim bir iniltiyle karışmıştı. Onun elleri kalçalarımı sıkıca tutuyor, beni kendine sabitliyordu. Sanki kaçmamdan korkuyordu, ama nereye kaçabilirdim ki? Zaten onun ellerinde, dudaklarında, tamamen teslim olmuştum. Zaman durmuş gibiydi. Dakikalar mı, saatler mi geçti, bilmiyordum. Sadece onun nefesini, dudaklarını, tenimde bıraktığı o yakıcı izleri hissediyordum. Bedenim titriyor, her nefeste daha da fazla ona teslim oluyordu. “Lütfen…” dedim, kelime dudaklarımdan istemsizce döküldü. Ne istediğimi bilmiyordum, ama o biliyordu. Gözleri karanlıkta parıldadı, bakışları hem vahşi hem de derin bir şefkatle doluydu. Dudakları tenimden ayrıldığında, bir anlık boşluk hissettim. Ama o, hemen kendini yukarı çekti, yüzü yüzüme yaklaştı. Nefeslerimiz birbirine karışıyordu. “Rana…” dedi, sesi o kadar derindi ki, içimde bir yerlere dokundu. Dudakları dudaklarıma çarptı, bu kez daha yavaş, daha derin bir öpücükle. Ellerim, onun göğsüne kaydı, kaslarının sertliğini hissettim. Parmaklarım, göğsünden aşağıya, pantolonunun kemerine doğru indi. Titreyen ellerle kemeri çözmeye çalıştım, ama çok sabırsızdım. Cenkay gülümsedi, o hafif, alaycı gülümsemesiyle. “Acele etme, bebeğim. Ben hep seninim…” dediğinde sesinde çok ama çok farklı, tanımadığım, yabancı bir tını vardı. Kendi elleriyle pantolonunun kemerini çözdü, fermuarını indirdi. Pantolonu bacaklarından aşağı kayarken, sadece boxer’ıyla kaldı. Bedenlerimizin arasındaki mesafe artık neredeyse yoktu. Onun sıcaklığı, tenime yayılıyordu. Ellerim, boxer’ın kumaşına dokundu, onun sertliğini hissettim. Kalbim bir an duracak gibi oldu, ama bu korku değil, saf bir arzu dalgasıydı. Parmaklarım kumaşı sıyırırken, Cenkay’ın nefesi kesildi. Gözlerimiz buluştu, karanlıkta birbirimizi gördük. O anda, sadece ikimiz vardık. Dünya, zaman, her şey kaybolmuştu. Cenkay, kendini yavaşça üzerime bırakırken, içimdeki yerini de kolayca almıştı. Bedenlerimizin teması, tenimin her hücresinde bir elektrik dalgası gibi yayıldı. Dudakları, boynuma gömüldü. Dişleri tenimi hafifçe ısırıyor ve elleri kalçalarımı kavrıyordu. “Rana’m…” dedi, sesi titriyordu. “Özledim… Çok özledim… Hep özlüyorum.” Bu sözler, içimde bir yerleri kırıp geçirdi. “Ben de seni…” diye fısıldadım. Ona aldanmak istiyordum o anda, bile bile tüm gardımı yıkmak… Gardımı almaktan yorulmuştum artık. ‘’Ben de seni çok özledim Cenkay…’’ Bu fısıltı içimdeki tüm arzuyu ve yorgunluğu taşıyordu. Onun erkekliği, tenime değdiğinde, bir an nefesim kesildi. Yavaşça, kontrollü bir şekilde içime girdi. İlk anda, hafif bir acı hissettim, ama bu acı hemen yerini yoğun bir zevke bıraktı. Bedenim, ona uyum sağladı, sanki onun için yaratılmış gibi. Her hareketi, içimde bir dalga yaratıyordu. Zevk, bedenimin her zerresine yayılıyor, beni tamamen ele geçiriyordu. Ellerim sırtına gömüldü, tırnaklarım teninde izler bırakırken, onun inlemeleri kulaklarımda yankılandı. Hareketlerimiz hızlandı, ritmimiz bir uyum içinde akıyordu. Yatağın çarşafları altında buruşuyor, odanın havası bizim nefeslerimizle doluyordu. Cenkay’ın dudakları, boynumdan göğsüme, oradan dudaklarıma kayıyordu. Her öpücüğü, her dokunuşu, aldığım zevki katlanılmaz bir hale getiriyordu. “Rana…” dedi inlemeleri arasında boğuk sesiyle. “Beni sakın bırakma…” Bu sözler, içimdeki ateşi daha da körükledi. Bedenlerimiz, bir dans gibi hareket ediyordu. Onun her hareketi, beni daha da yükseklere taşıyordu. Zevk, dalgalar halinde geliyordu, her biri bir öncekinden daha güçlüydü. Gözlerimi kapattım, sadece onun nefesini, sıcaklığını, hareketlerini hissediyordum. İçimde biriken o yoğun his, sonunda patladı. Bir çığlık dudaklarımdan kaçtı, bedenim titrerken Cenkay’ın kollarında kayboldum. Onun da nefesi kesildi, bedeninin titremesini hissettim. Bir an, ikimiz de hareketsiz kaldık, sadece nefeslerimiz odada yankılanıyordu. Cenkay, yavaşça yanıma uzanıp, beni göğsüne çekti. Nefeslerimiz hâlâ düzensizdi, tenlerimiz terden parlıyordu. Elini göğsüme koydu, parmakları kalp atışlarımı hissediyor ama ufak temaslarıyla meme uçlarıma da dokunuyordu. “Rana… Sen… Ah, Rana’m sen bambaşkasın!” dedi beni kollarının arasında iyice sararak. Alnını alnıma değdirerek gözlerimin içine baktı. Gülümsedim, ama konuşacak gücüm yoktu. Sadece elimi onun yüzüne götürüp, kirli sakallı yanaklarını biraz sevdim. Odanın sessizliğinde, sadece birbirimizin nefesini dinledik. Martini ve viski kokusu, tenimizin sıcaklığıyla karışmıştı. Yatağın buruşuk çarşafları, geceyi anlatıyordu. Ama o an, sadece ikimiz vardık. Cenkay’ın kollarında, onun sıcaklığında, o anın özelinde her şey mükemmeldi. Gözlerimi kapattım, onun kokusunu içime çektim. Kalbim hâlâ hızlı atıyordu, ama bu kez sakin bir huzurla. Cenkay’ın parmakları saçlarımda geziniyor, beni yeni bir fırtınaya katmadan önce, nabzımı yavaşça sakinleştiriyordu. ‘’Bununla kurtulduğunu sanma, daha yeni başlıyoruz.’’ dediğinde kucağında ata biner gibi oturup, onu çenesinden sıkı sıkı tuttum ve dudaklarına yaklaşıp, dilimle dudaklarını okşadım. ‘’Elinden geleni ardına koyma.’’ dedikten sonra dudaklarını ısırdım. Onu çıldırtma sırası bendeydi. Hayatındaki bütün kadınları unutturacak, arzuladığı tek kadın ben olacaktım.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD