HOT HOT HOT MY GOD! 🤩🤩

1428 Words
İçimde sanki kocaman bir şato ve o şatonun içinde de binlerce oda vardı. Her odadan başka bir kadın çıkıyordu ve herbiri birbirinden arsız, birbirinden tutkulu ve gözükaraydı. Cenkay’ın karşısında gerçek bir kadın gibi davranarak onun beni deli gibi arzulamasını istiyordum, tıpkı benim de onu arzuladığım gibi… Dudaklarını arsızca ısıran dudaklarım, yavaş yavaş teninde aşağı inmeye başladı. Çenesinden boynuna indiğimde adem elmasıyla karşılaştım. Dudaklarımı oraya nazikçe bastırdım. Bunu yapmamla iç çekti. Cenkay, koskocaman heykel gibi adam, benim bu hareketimle derin bir iç çekti. Bu biraz garibime gittiği için kıkırdadım. Çenemden tutup, yüzümü yüzüne kaldırdı. ‘’Ne oldu küçük hanım?’’ dedi göz kırparak. Dudaklarında da alaycı bir tebessüm taşıyordu. Elimi erkekliğine götürüp, tam da testislerinin başlangıç noktasını parmağımla okşadığımda yüzünün ifadesi değişti ve aldığı hazdan boynunu geriye attı. Uzanıp, açıkta kalan boynunu izler bırakacak şekilde emmeye başladım. Bir eliyle saçlarımı kavrayarak, teninde aşağı inen dudaklarımı yönlendirmeye başladı. Dudaklarım önce göğüs kafesine indi, oradan meme uçlarına yöneldim. Meme uçlarını parmaklarımın arasında tuttuğumda sıktığı dişlerinin arasından bir küfür fısıldadı. Sonra parmaklarımdan birinin yerini dudaklarım aldı. Saçlarımdaki elinin tutuşunun sıkılaştığını hissettim. Dilimi de bu okşamalarımın arasına kattım. Elini çeneme getirip, sertçe sıktı. En son, dişlerimin arasında nazikçe çiğnemeye başladığımda çenemi sertçe tutarak beni uzaklaştırdı ve benimle yer değiştirerek üstüme çıktı. ‘’Sen, bunu kimden öğrendin?’’ Sesinde anlamlandıramadığım bir tını vardı. Kıskançlık gibi sanki… ‘’Biyoloji dersi alan herkes vücudun erojen bölgelerini bilir.’’ dedim. Bir elini çeneme getirdi yine yüzüne bakmam için. ‘’Bunu her kadın bilmez.’’ dedi. Yüzüne bir tokat attım. ‘’Beni başka kadınlarla kıyaslamaktan vazgeç! Ben seni daha önce yattığım kimseyle kıyaslamıyorum.’’ ‘’İstesen de kıyaslayamazsın artık. Senin aklını alacağım çünkü.’’ dedi ve ellerimi başımın üstünde birleştirdi. Cenkay’ın elleri, bileklerimi başımın üstünde sıkıca tutarken, gözlerindeki o karanlık, vahşi bakış içimi titretti. Sanki bir avcı, avını köşeye sıkıştırmış gibi bakıyordu. Ama bu av, kaçmak istemiyordu. Aksine, onun ellerinde, o karanlıkta kaybolmak istiyordum. Bedenlerimiz, yatağın buruşuk çarşaflarında birbirine dolanmış, terden parlıyordu. Az önceki orgazmın dalgaları hâlâ içimde yankılanıyordu, ama bu, sadece bir başlangıçtı. Cenkay’ın gözlerindeki o açlık, daha fazlasını vaat ediyordu. “Rana…” dedi, pürüzlü sesiyle. “Senin aklını alacağım dedim, değil mi?” Dudakları, alaycı bir gülümsemeyle kıvrıldı, ama bu gülümsemede bir tehlike vardı. Sanki beni hem sevmek hem de cezalandırmak istiyordu. Bileklerimi tutan elleri daha da sıkılaştı, tenimde hafif bir acı hissettim, ama bu acı, içimdeki arzuyu daha da körükledi. Onun kontrolü altında olmak, hem korkutucu hem de inanılmaz derecede tahrik ediciydi. “Denesen iyi olur.” dedim, sesimde meydan okuyan bir tınıyla. Gözlerime bakarken, dudaklarım istemsizce bir tebessümle kıvrıldı. Onunla oyun oynuyordum, ama bu oyun, tehlikeli bir dans gibiydi. Her hareketimiz, birbirimizi daha derine çekiyordu. Cenkay, bileklerimi tek eliyle tutmaya devam ederken, diğer elini yavaşça boynuma kaydırdı. Parmakları, çenemin altında gezindi, sonra boğazıma hafifçe bastırdı. Bu, tehditkar bir hareket değildi; aksine, kontrolü ve arzuyu hissettiren bir dokunuştu. Nefesim hızlandı, göğsüm inip kalkarken onun parmakları tenimde bir iz bırakıyordu. “Seninle ne yapacağımı biliyor musun?” dedi sesi karanlık bir vaat gibi. Dudakları, kulağıma yaklaştı, sıcak nefesi tenimde dalgalandı. Başımı yan tarafa çevirip dudaklarımla dudaklarını okşadım. ‘’Bence sen ne yapman gerektiğini bilmiyorsun. Bilseydin her şey çok farklı olurdu.’’ ‘’Biliyorum…’’ dedi dudaklarını boynumda gezdirirken. Boğazımdaki elini omzumdan göğsüme indirdi, oradan karnıma ve kasıklarıma… Baş parmağıyla klitorisime baskı yaptığında dudaklarımdan bir inleme koptu. Dilini aralık ağzımın içinden bırakarak dilimi okşadı ve sonra çok tutkulu bir şekilde öpmeye başlayarak, baş parmağının baskısını arttırarak hızlı hızlı hareket etmeye başladı. Dudakları hazla dudaklarımdan çeneme oradan da boynuma indi. Tenimde gezinen dudakları bir yandan da sanki bir yeminle beni kendine mühürlüyormuş gibi fısıldıyordu. ‘’Seni seveceğim Rana… Sevmeli… Bu ten, bu kadın…’’ Bana dokunuyor, dokunuşlarıyla bana haz veriyordu ama kendinden geçen oydu. Tıpkı ben ona dokunduğumda kendimden geçtiğim gibi… Dudakları yeniden dudaklarıma çıktığında, bir bacağımı kaldırıp omzuna dayadı. Klitorisimin üstünde erkekliğinin baskısını hissettim. Daha sonra kısa kısa yaptığı kalça hareketleriyle klitorisimin üstünde ileri geri kaydığını… Aldığım hazla dudaklarıma bastırdığı hafif aralık dudaklarına inliyordum. ‘’Dünyamı altüst ettin. Rana’m!’’ dediğinde yaralı bir asker gibi çıkıyordu sesi. Sesindeki o tını sadece kulaklarıma dolmamış, ruhumu sızlatmıştı resmen. Yani bilmesem, bana çaresizce aşık olduğunu ve kavuşmamız için aramızda engeller olduğunu düşünürdüm. Ben, bir şatoda ejderhalar tarafından tutsak edilmiş masum prenses, o da beni kurtarmaya gelen kara şövalyeymiş mesela. Ejderhaları öldürmeden beni kurtarabilir miydi acaba? Yani ejderha da olsa hayvan hayvandır çünkü. Cenkay’ın erkekliğini kadınlığımın girişinde hissettiğimde düşüncelerim dağıldı. Zihnimde gezinenlere o kadar dalmışım ki, bedenim o anda Cenkay’ı kabul etmedi. Cenkay bunu fark etmeden içime girmeye kalkışmış olacak ki, biraz canım da yandı. ‘’Rana?’’ dedi telaşla. ‘’İyi misin?’’ ‘’Acıdı…’’ dedim çocuk gibi dudaklarımı büzerek. ‘’İstemediğini söyleyebilirsin. Niye durdurmuyorsun beni?’’ ‘’Bir an aklıma bir şey geldi. Onu düşünürken dikkatim dağılmış.’’ dedim. ‘’Benimle sevişirken başka bir şey mi düşündün sen?’’ dedi alıngan bir şekilde. Aslında, yani teknik olarak seni düşünmüştüm Cenkay’cığım ama bunu sana nasıl ifade edebilirdim ki? ‘’Aslında seni düşündüm.’’ dedim. Yüzü değişti. Duyduğu şey onu mutsuz etmiş olmalıydı. ‘’Sanırım iyi şeyler düşünmedin. Bu yüzden de istemiyorsun.’’ dedi ve kendini geri çekip yatağa oturdu. Ben de doğrulup kucağına oturdum ve başımı göğsüne yasladım. Bunu yapmam onun hoşuna gitmiş olmalı ki ellerini saçlarıma getirip, okşamaya başladı. Derin bir nefes aldı, sıkıntısını def etmek ister gibi. ‘’Ne düşündüğümü bilseydin, böyle trip atmazdın.’’ dedim. ‘’Ben trip atmıyorum Rana ama kadınımın beni istememesi de biraz onur kırıcı.’’ dedi. ‘’Kadının?’’ dedim sorgulayıcı bir şekilde. ‘’Evet, kadınım.’’ dedi ve dudaklarıma beni ne kadar arzuladığını, sahiplendiğini belli eden bir öpücük bıraktı. Ellerinde resmen şampanyaya düşmüş bir pamuk şeker gibi eridim. Gözlerimi hazla kapattım ve derin bir iç çektim sanki damağımda kalan pamuk şekerin tadına varır gibi… Dudaklarını dudaklarımdan ayırdıktan sonra dudaklarına fısıldadım. ‘’Kendimi şatoda ejderhalar tarafından mahsur tutulmuş bir prenses ve seni de bir kara şövalye olarak hayal ettim. Sonra ejderhaları öldürmenden korktum. Onlar da hayvan sonuçta, öyle değil mi?’’ Bu kadar komik bir diyalog ancak bu kadar erotik bir şekilde yapılabilirdi. ‘’Senin içindeki o küçük kız var ya…’’ dedi. ‘’Evet?’’ dedim arsız bir ifadeyle fısıldayarak. ‘’Ben onun için canımı veririm.’’ dedi. Cenkay’dan duymaya alışık olmadığım sözlerdi bunlar, aynı zamanda da yıllardır beklediğim sözler… Dudaklarına arzuyla kapandım. Ellerimle yüzünü sıkı sıkı kavradım ve onu amansız bir tutkuyla öpmeye başladım. Elleri enseme sıkı sıkı baskı uygularken, yavaş yavaş sırtıma kaydı. Kucağındaki oturuşumu bacaklarım iki yanından sarkacak şekilde ayarladım ve iyice yerleştim. Ben ellerimi hazla saçlarına çıkarıp, saçlarını sertçe okşarken, onun da dokunuşları bana tezat bir şekilde nazik ve yumuşaktı. Kalçama geldiğinde sertleşen ve daha da sahiplenici bir hal alan elleri yeniden belime çıkınca, beni sıkı sıkı sardı. ‘’Rana, seni şimdi istiyorum.’’ dedi. ‘’Çok ama, çok istiyorum. Her şeyden çok.’’ Ona sözlerimle cevap vermek yerine, kucağında ani bir hareketle onu içime alarak cevap verdim. ‘’Rana’m!’’ dedi hazla inleyerek. Elleri kalçalarımı sıkı sıkı tutarak beni hareket ettirmeye başladı. Bir yandan da gözlerini kapatmış, başını geriye atmış, aldığı hazdan dolayı sağa sola sallıyordu. Kendinde olmadığı her halinden belli oluyordu. ‘’Rana’m…’’ diye fısıldadı tutkuyla. “Rana’m, gecemin eşsiz yıldızı, Saçların, rüzgârın şarkısını çalan bir keman, Çöldeki kumların susuzluğuna ninni fısıldıyor sanki Her bir telinde, unutulmuş bir aşkın gözyaşları saklı, Ve ben, o gözyaşlarında boğulmayı dileyen bir dilenciyim… Gözlerin… Ah, gözlerin! Karanlığın bile boyun eğdiği birer kutsal mabed, Onlar açıldığında, gece utanır, gölgeler kaçar. Bir bakışın, yıldızları kıskandıracak kadar aydınlık ve parlak… Ve ben, o ışıkta kayboluyorum… Senin yörüngende dönen, yanmayı göze almış, çaresiz bir uydu gibiyim… Nefesin, bir bahar fırtınası, Toprağın uykusunu uyandıran, dalları titreten. Her soluğunda, ruhumun çorak tarlalarına hayat iner, Sanki sen, ebediyetin kutsal nefesini üflüyorsun. Dudakların, bir şairin yazmaya yüreğinin yetmediği mısralar kadar büyük tutkulara taşıyor ruhumu Ve ben, o mısraları öpmekle lanetlenmiş, eşiğinde yalvaran bir gölgeyim. Tenin… Rana’m tenin! Bir bahçeyi kıskandıracak kadar narin, Ama bir volkan kadar yakıcı, asi ve dünyayı yakacak kadar tehlikeli. Sen, çiçeklerin en nadidesi değil; sen… Ah, sen Rana… Sen, çiçeklerin özünü kıskandıran bir baharsın… Her dokunuşunda, damarlarımda bir ilkbahar çağlar, kalbimdeki okyausa yazı doldurur. Avuçların, kaderimin yazgısını taşıyor, Parmakların, zamanın iplerini dokuyan birer peri kanadı... Sen dokunduğunda, evren bir an durur, Ve ben, o anın içinde bir ömür yaşarım. Kirpiklerin, kelebeklerin kanatlarına güç verirken, Göklerin kapılarına meydan okur; Her bir hareketinle, ruhumun zincirleri kırılır. Ama bil, benim Saklı Şehvet’im, sen benim ateşten gömleğimsin, Tenimde değil, ruhumun en kuytu köşelerinde yanıyorsun. Bir ırmak değilsin ki sakin sakin akasın, Sen benim fırtınam hatta kasırgamsın… Beni yakıyorsun, Rana’m, evet, alev alev, Ama bu alev, cehennemin korundan değil, cennetin nurundan. Seninle her an, bir mucizenin ışığını taşır. Ben, senin Romeo’n değil, Sana tapınan, sana tutsak bir Faust’um. Ve sen, ey Rana, benim hem lanetim hem kurtuluşum, Bir öpücükle hem öldüren hem dirilten tek varlıksın.”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD