Bazı uykular vardır, sanki insanın yattığı yatak gittikçe derinleşen bir çukura dönüşür de, yatağın sizi anbean daha çok sarmaladığını hissedersiniz… Tam da öyle bir uykunun içinde, beni sıkı sıkı saran kolların arasında, keyfim çok da yerinde bir şekilde uyuduğum uykumdan uyanmak üzereydim. Gözlerimi açmadan önce yavaş yavaş uyanan zihnim, sabah olduğunu kapalı olan gözlerimin arkasından bile sezebiliyordu. Burnuma dolan, çok cazibeli bir erkek kokusu keyfimi iyice yerine getiriyordu. Tenimin, sanki iç içe geçmiş gibi yakından temas ettiği o sıcak ve altındaki sert bedeni yumuşak bir örtü gibi saran o tenle birlikte yapış yapış olduğunu hissettim. Odanın da havasız olduğunu… Hem odanın havalandırılmasını hem duş almam gerektiğini hem de su içmem gerektiğini saniyeler içinde düşünürken, zihnim de her bir saniyede daha da büyüyen bir uyku katmanında uyanıyordu. Tıpkı büyük bir çiçeğin geniş yapraklarını tek tek açması ve kıvrımlarını serbest bırakarak kokusunu esen rüzgara salması gibi… Acelesi olmadan, huzurlu ve kendi zaman akışında…
Zihnimin açtığı uyku katmanlarının son yapraklarına yanaştıkça içinde bulunduğum yatağın kimin yatağı olduğunu sorgulamaya başladım, kimin kollarında olduğumu, nerede olduğumu… Beni bir şeylerin rahatsız ve huzursuz ettiğini fark ettim, hatta korkuttuğunu. Gözlerimi açmadan önce -açmaya cesaret edemiyordum daha doğrusu- gece olanları düşünmeye çalıştım. En son dans ediyordum. Hayır, ben elinde büyüdüğüm, babam yaşındaki adamla birlikte olmuş olamazdım.
Önce ellerimle yokladım, yaşlı bir adamın tenini ayırt edebileceğimi düşünüyordum. Bir yandan ellerimle, beni saran kollara dokunuyordum, diğer yandan da iğreniyordum. Midemin bulandığını hissedebiliyordum.
Son bir cesaretle derin bir nefes çektim ve gözlerimi ani bir hareketle açtım. Gözlerimin ışığa alışmasını bekledim birkaç saniye. Sonra da beni saran kolların sahibine baktım bir cesaretle. Bir koluyla belimi sarmış, diğer eliyle başımı göğsüne sıkı sıkı sarmış ve çenesini başımın üstüne dayamış bir Cenkay’la karşılaştığımda derin bir oh çektim. Gecenin sonunda Fırat Bey’le yatağa gelmiş olsaydım, aklımı kaçırır hatta büyük bir yıkım yaşardım. Hem evli bir insandı hem de beni elinde büyütmüştü… Neyse ki Cenkay’dı…
Cenkay’dı… Neyse ki… Neyse ki? Cenkay ve neyse ki mi? Aman Tanrı’m! Cenkay’la yeniden birlikte mi olmuştum ben?
Yatakta telaşlı kıpırdamam onu da uyandırdı. Yüzüme sevimli bir ifadeyle gülümseyerek baktı. Keyifli keyifli esneyip gerinerek, çok keyifli bir şekilde ‘’Günaydın’’ dedi. Yüzünün rengi aynı, güneşli ve masmavi bir gökyüzünün, saniyeler içinde fırtınalı ve kurşuni bir havanın gökyüzüne ait paltoyla üstünü değiştirmesi gibi değişti. Kendini yatakta toparlamaya çalışarak ‘’Dün gece ne oldu?’’ diye sordu.
Yüzüne nasıl baktıysam, kendini savunur gibi ‘’Bu sefer gerçekten hatırlamıyorum.’’ dedi.
Ne düşüneceğimi, nasıl bir tepki vereceğimi bilemez bir halde ona baktım. ‘’İyi bari, bu defa ikimiz de olanları hatırlamıyoruz.’’dedim renksiz sesimle.
Üstümdeki nevresime sarınarak banyoya gitmek için yataktan kalkacak oldum ki, kasıklarımda bir sızıyla yatağa geri dönüp kasıklarımı da kendime çektim. Gece birlikte olduğumuz hatta birbirimize vahşice saldırdığımız belliydi.
‘’İyi misin?’’ dedi endişeyle bana doğru uzanırken.
‘’Dokunma!’’ diye bağırdım. Bu tepkiyi istemsizce verdim.
İkimiz de sudan çıkmış balıklar gibiydik. Çaresiz, bilgisiz, yolu yöntemi olmayan…
‘’Sana yardım etmek istiyorum sadece.’’ dedi. Sesinde hem şefkat hem de saf bir ifade vardı.
Sinirden ‘’Hah!’’ diye bir nida firar etti dudaklarımdan.
‘’Neren ağrıyor? Bakabilir miyim?’’ dedi bu sefer de.
‘’Sen doktor musun, Cenkay abi? Ata mı benzettin yoksa beni? Olaf’a baktığın gibi mi bakacaksın? Yoksa tam olarak ne kadar zarar verdiğini mi görmek istiyorsun? Söylesene, bana zarar verdikçe kendinle gurur mu duyuyorsun?’’
Gözlerimden ateş çıktığına emindim. Her zerrem öfkeden titriyordu. Alkolün etkisiyle bile olsa, ona yeniden teslim olduğum için kendime kızıyordum, çok kızıyordum üstelik. Bu öfkeyi de ondan çıkarıyordum. Üstelik onun da sarhoş olduğunu bilmeme rağmen, bu halde onunla birlikte olmak, bana rızam dışında dokunulmuş gibi hissettiriyordu. Karmakarışık duygular içindeydim ama bunların hiçbiri içinde güzel bir enerji barındırmıyordu.
‘’Özür dilerim.’’ dedi.
Sesindeki pişmanlık benim bile kalbime dokunmuştu ama ne için özür diliyordu ki? Yıllardır yaşattığı onca şeyden sonra neden özür diliyordu?
‘’İkimizin de alkol aldığı bir gecede, benim kendimi biraz daha kontrol etmem lazımdı. Özür dilerim.’’ dedi.
‘’İkimizin de alkol aldığı bir gecede, öyle mi? İkimizin de alkol aldığı ilk gece miydi peki dün gece? Daha önce de bu kadar dikkatli miydin sen?’’
‘’İnsanın bir iki kadeh almasıyla, dün geceki kadar sarhoş olması başka sonuçlar doğurur. Biz, dün sarhoş olduğumuzun farkına bile varmamışız. Ben en son senin dans ettiğini hatırlıyorum. Şimdi de buradayız.’’
‘’İki kadeh olunca özür dilemen veya pişman olman gerekmiyor yani, öyle mi? İki kadeh içen kızın, sabah olunca bütün gece yaşananları unutmasını beklemeye ne denir peki? Sabah olduğunda, o kızın içtiği iki kadehe sığınarak, bütün yaşananları inkar etmekle ilgili de bir savunman var mı Cenkay abi?’’
‘’Allah kahretsin!’’ diyerek yataktan kalktı.
Karşımda çırılçıplak bir şekilde duruyordu. Giyinmesine resmen gerek yoktu çünkü bütün vücudunu benim bıraktığım morluklar, tırnak izleri ve diş izleri kaplıyordu.
‘’Kaç kaç… Yine nereye kaçacaksın acaba?’’
Elleriyle yüzünü kapattı.
‘’Cevap ver!’’ diye bağırdım en sonunda. ‘’Bir kere de yaptıklarının hesabını verecek yüreğin olsun!’’
‘’Hesap mı istiyorsun?’’ dedi.
‘’Bir kerre olsun yürekli olmanı istiyorum.’’ dedim. ‘’Bana, o gece olanlardan pişman olduğunu ve yaşadıklarının arkasında duramayacak kadar korkak olduğunu söylemeni istiyorum.’’ dedim.
‘’Pişmanım evet!’’ diye bağırdı.
Bu yüzleşmeyi çok uzun zamandır bekliyordum ve bu sözleri duymaya hazırdım ama, içimde hep bir yer başka bir ihtimali de umut etmişti.
‘’Senin gerçek duygularını bilmeden sana dokunduğum için pişmanım Rana. Bana karşı sadece tensel bir çekim hissettiğini zannederek sana dokunduğum için, sabah yaşadıklarına sebep olduğum için çok pişmanım. Benim gibi değmeyecek bir herif için kendini yıprattığın için pişmanım. Zamanı geriye alamadığım, beni hiç tanımadığın o güne geri dönemediğim ve senin hayatına bambaşka bir halde giremediğim için pişmanım. Senin en iyi arkadaşın olmayı başarmış, sana sonsuz güven veren ve senin kıymetini bilen sevgilini benimle aldattığın için pişmanım, Rana.’’
Kaan’dan bahsediyordu. Kaan’ı, hâlâ benim sevgilim sanıyordu. Allah kahretsin, ne lanet bir gece geçirmiştim ben öyle? Eğer gerçekten hayatımda biri olsaydı, onu aldatmış olacaktım. Her an kendime olan öfkem daha da artıyordu ve bunun acısını Cenkay’dan çıkarıyordum.
‘’Beni neden sevdin ki?’’ dedi çaresizce.
‘’Ben seni hiç sevmedim.’’ dedim.
‘’Ama o gece, bütün saflığınla, bütün masumiyetinle itiraf etmiştin. Hem de benim için değmeyecek gözyaşınla…’’
‘’Her detayını bu kadar iyi hatırladığı bir geceyi hatırlayan birini sevemem ben. Olsa olsa o gece içtiklerimin etkisidir. Tebrikler! O geceyi aklımdan çıkaramamış olsan bile, en azından yalan duygularımı itiraf etmem konusunda başarılı olmuşsun.’’
‘’Beni hiç sevmedin yani, öyle mi?’’ dedi.
Yalandan kim ölmüş? Yani Cenkay bugüne kadar ölmediyse, ben hiç ölmem.
‘’Tabii ki sevmedim.’’ dedim. ‘’İnsan sevdiğinden bu kadar kolay vazgeçer mi?’’
‘’Haklısın, vazgeçmez.’’ dedi. ‘’Vazgeçemez, kopamaz, bırakamaz…’’ Neden gözlerime baka baka, sanki kalbime ok saplıyormuş gibi konuşuyordu bu?
Bana doğru adımlamaya başlarken, adımlarına uygun bir hızda konuşmasına devam etti.
‘’Madem sevmedin, madem senin için sadece bir et parçasıyım, o zaman beni kullanmanda hiçbir sakınca yok.’’
Yatağın önünde diz çöktü, üstümdeki örtüyü çekti ve itiraz etmeme izin vermeden, başını bacaklarımın arasına gömdü. Bir elimle yatağın çarşafını sıkarken, diğer elimle saçlarını sıkı sıkı çektim. Hazdan başımı geriye atıp, titrek bir nefes verirken, gözlerim yavaş yavaş kapandı. Ona itiraz etmek için araladığım dudaklarımı, kısık kısık inlemelerimi bastırmak için ısırırken buldum kendimi.
İtiraz edecektim… Ama önce bu anın tadını çıkarmalıydım. Bence bu ödüle hakkım vardı.