DİLİNİN UCUNDA

1247 Words
‘’Madem sevmedin, madem senin için sadece bir et parçasıyım, o zaman beni kullanmanda hiçbir sakınca yok.’’ Yatağın önünde diz çöktü, üstümdeki örtüyü çekti ve itiraz etmeme izin vermeden, başını bacaklarımın arasına gömdü. Bir elimle yatağın çarşafını sıkarken, diğer elimle saçlarını sıkı sıkı çektim. Hazdan başımı geriye atıp, titrek bir nefes verirken, gözlerim yavaş yavaş kapandı. Ona itiraz etmek için araladığım dudaklarımı, kısık kısık inlemelerimi bastırmak için ısırırken buldum kendimi. İtiraz edecektim… Ama önce bu anın tadını çıkarmalıydım. Bence bu ödüle hakkım vardı. Dudaklarının ve dilinin hem tutkuşu hem de nazik hareketi beni hazzın kıyılarında gezdiriyordu. Zevk dalgaları usul usul ayak uçlarıma değip, geri çekiliyordu. Klitorisime yaptığı ve gitgide şiddetini artırdığı dilinin baskısıyla benim de çekingen ve tereddütlü tavrım, daha sahiplenici hatta tutkulu bir hal almaya başladı. Onun dokunuşlarını daha derinden hissetmek için iki ayağımı da omuzlarına bastırarak, başını bacaklarımın arasına aldım. Dudaklarının ucunda kıvranarak anın tadını çıkarıyordum. İnlemelerim, odanın duvarlarında yankılanmaya başladı. Benim bu tavırlarım, Cenkay’ın da yaptığından keyif almasını sağlıyor olmalıydı. Hareketlerinden öyle görünüyordu daha doğrusu. Kendimi yatakta geriye attım. Çıplaj sırtım, yatakla buluştuktan sonra iyice kıvranmaya başladım. Ben kıvrandıkça, Cenkay’ın dil darbeleri daha baskılı ve hızlı hareket ediyordu. Arada, dudakları, resmen kadınlığımla öpüşüyor, diliyse girişimi zorluyordu. Ellerini göğüslerimde hissettim. İki eliyle, göğüslerimi sıkarak okşuyor, meme uçlarımı parmak aralarında çekiştiriyor, aynı zamanda da dilini kadınlığımın her noktasında dans ettiriyordu. ‘’Cenkay, yeter!’’ dedim kuruyan dudaklarımla fısıldayarak. Onu içime almamın zamanı gelmişti de geçiyordu. Hazla dilinin ucunda kavruluyordum. Beni duymazdan geldi ve dakikalarca yaptığı şeye devam etti. Memelerimdeki elleri tenimi okşayarak kalçalarıma indi. Kalçamdan destek vererek, kadınlığımı dudaklarına iyice bastırmaya başladı. Elleri etimi morartırcasına sıkıyordu. İnlemelerimin ritmiyle onun hareketleri birbirini kovalıyordu. En sonunda onun hareketleri, benim inlemelerimi yakaladı ve ben de gitgide yükselen hazzın dalgalarına teslim oldum. Keyifli bir şekilde, bacaklarımın arasından doğruldu ve dudaklarını dudaklarımla birleştirerek, terden ıslanmış yüzüme yapışan saçlarımı geriye attı. Onun öpüşüne karşılık verirken, bir elimle ensesini okşamaya başladım. Diğer elimi göğüs kaslarına götürdüm ve karnına indirdim. Elim yavaş yavaş kasıklarının yolunu bulduğundaysa, beni bileğimden tutarak durdurdu. Bunu yapmasının üzerine ben de başımı geriye çekerek dudaklarımızı ayırdım. ‘’Neden durdurdun beni?’’ diye sordum. ‘’Bu, sana özeldi çünkü prenses. Dün geceyi hatırlamıyoruz ama, bu sabahı ikimiz de hatırlayacağız. Böyle keyifli bir anın olsun istedim. Hem gevşersen, ağrın da hafifler.’’ Beni o kadar tahrik etmişti ki, vücudumun ağrılarına veya etimdeki morluklara aldırmadan daha fazlasını istiyordum. Dudaklarını boynuma bastırdı ve ‘’Bekle burada…’’ diyerek banyoya gitti. Bir iki dakika sonra gelip beni kucağına aldı. ‘’Evcilik mi oynuyoruz?’’ diye sordum. ‘’Prensese hizmet etmek istiyorum.’’ dedi. Bu söylediğine istemsizce güldüm. Beni jakuzinin içine bıraktı. Köpüklü su, mis gibi elma kokuyordu. Uzanıp alnıma bir öpücük bıraktı. ‘’Sıcak su seni gevşetecektir. İyice rahatla burada, tamam mı?’’ dedi ve çıktı. Ben bana katılacağını düşünmüştüm oysa. Gerçekten çok garip bir sabah yaşıyordum ama olanları sorgulamak için çok yorgundum. Önce kendime gelmem gerekiyordu. Yıkanıp, banyodan çıktıktan sonra odada Cenkay’ı göreceğimi umuyordum ama öyle olmadı. Odada yalnızdım. Kapı çalınca, Cenkay’ın geldiğini düşündüm ama gelen oda servisiydi. Cenkay, kahvaltı siparişi vermiş olmalıydı. Ama tek kişilik servis vardı. Oturup, sevdiğim gibi tropikal meyve salatasının olduğu bir kahvaltı yaptım ve üstüne de sert bir kahve içtim. Daha sonra da giyinme odasında üstümü giydim. Saçlarımı da kurutup topladıktan sonra aşağı indim. Seminer saati yaklaşıyordu. Hem yatağa her bakışımda da allak bullak oluyordum, odadan çıkmalıydım. Aşağı indiğimde Cenkay’ın konferans salonunda bize yer ayırdığını gördüm. Beni fark edince elini kaldırdı ve ayağa kalktı. Onun yanına ifadesiz bir şekilde adımladım ve bana ayırdığı yere oturdum. Masadaki sulardan birini açıp önümdeki bardağa doldurdu. Sessizce teşekkür ederek bir iki yudum aldım. ‘’Biraz daha iyi misin?’’ diye sordu fısıltıyla. Başımı onaylar biçimde sallayarak cevap verdim. ‘’Banyodan çıktığımda seni göremedim.’’ dedim. ‘’Odan olmadığı için benimle banyo yapacağını düşündüm.’’ ‘’Otelin spor salonundaki duşları kullandım. Seminerden sonra SPA rezervasyonu yaptırdım sana bu arada.’’ ‘’Buna gerek yoktu.’’ ‘’Kasların gevşer diye düşündüm. Hem yarın Pazartesi, biliyorsun. Yeni haftaya hazır hale gelirsin işte.’’ Bu adamın derdini asla anlayamayacaktım. Seminer başladığında konuşmacılar, sunumlarını destekleyen analiz raporları ve grafikleri eşliğinde ekonomik parametrelerin gidişatından ve yeni nesil girişimcilik anlayışından bahsetmeye başladılar. ‘’İş kıyafetleri içinde çok sexy oluyorsun.’’ diye kulağıma fısıldadı. Gözlerim kocaman oldu ama ona karşı kayıtsız gibi davranmaya devam ettim. ‘’Seninle dosyaların üstünde sevişmek istiyorum.’’ dedi. ‘’Benimle böyle konuşmaya utanmıyor musun?’’ dedim en sonunda. ‘’Utanmıyorum.’’ diye fısıldadı arsız bir şekilde. ‘’Yine nasıl bir oyun peşindesin?’’ diye sordum. ‘’Bu sefer oyun yok Rana…’’ dedi. ‘’Madem ki beni sevmiyorsun, o zaman senin incinmenden korkmadan sana istediğim gibi dokunabilirim.’’ ‘’Beni incitmediğini düşünecek kadar salak olduğunu bilmiyordum. Şu an beyninin fonksiyonsuzluğundan hicap duyuyorum. İçler acısı bir durumdasın.’’ ‘’Evet, içler acısı bir durumdayım. Ne halde olduğumu görmek bile istemezsin.’’ dediğinde neyi kastettiğini çok iyi biliyordum. ‘’Seni sevmediğim için, bana dokunabileceğini, benimle flört edebileceğini sana tam olarak ne düşündürdü? Seni sevmiyorsam, neden sevişmek isteyeyim ki?’’ Çarpık bir şekilde gülümsedi ve ‘’O zaman s*x yaparız biz de…’’ diyerek göz kırptı. ‘’Sarhoş olduğumuz birkaç anda birbirimize zaaf göstermemiz, bunu senin canın her istediğinde yaşayacağımız anlamına gelmez. Üstelik dün gece bir hataydı. Unuttun mu, benim bir sevgilim var.’’ ‘’Utanmadan onun yüzüne bakabilecek misin? Bu ilişkiyi sürdürebilecek misin?’’ ‘’Orası seni hiç ilgilendirmez.’’ dedim. AR-GE çalışmalarının grafiklerini gösteren Yelda Hanım bizim fısır fısır konuşmamızdan alınmış olmalı ki, ‘’Buraya kadar anlattıklarımla ilgili bir sorunuz var mı Rana Hanım?’’ diyerek topu bana attı. Karşısında Rana Uzunlar olduğunu unutuyordu ama, ben aynı anda birden fazla işi yapabilirdim. Tabii ki konuşmasını dinlemiştim. ‘’Evet Yelda Hanım, aslında merak ettiğim bir konu var.’’ dedim. ‘’Konuşmanızın bitmesini bekliyordum ama madem bana şimdi soru sorma hakkı tanıdınız, o halde sorabilirim. Bu arada, öncelikle teşekkür ederim.’’ dedim ve sorumu sordum. ‘’AR-GE çalışmları yaptığınız sosyo ekonomik gruplardaki mikro çeşitliliğe ne ölçüde dikkat ettiğinizi merak ediyorum. Örneğin A+ grubuna ev, araba, yazlık sahibi olan ve yurt dışına tatile çıkabilen insanlar da giriyor, özel uçağı ve fabrikaları olan insanlar da… Keza, D sınıfı da içinde hem 75 m² bir daire sahibi, et yiyebilen insanlar da bulunurken, evi kirada ve pazar alışverişini zorla denk getiren insanlar da temsil edebiliyor. Bunlar, ne ölçüde göz önünde bulunduruldu ve/veya göz ardı edilmesi araştırmayı ne ölçüde etkiler? Bunun cevabını açıkçası merak ediyorum.’’ ‘’Bu çok kapsamlı bir konu ve açıkçası başka bir araştırmanın konusu. Dikkatimizden kaçan bu konuya değindiğiniz için teşekkür ederim.’’ dedi mosmor olmuş bir şekilde ve kaldığı yerden devam etti. Seminerden sonra Cenkay’ın bana ısmarladığı SPA’da biraz stres attım ve rahatladım. Sonra da eşyalarımı topladım ve Cenkay’la aynı arabada baş başa İstanbul yoluna çıktım. Yolculuk tedirgin olduğum gibi Cenkay’ın sırnaşık hareketleriyle geçmedi. Biraz düşününce, yaptığı hareketlerin saçma olduğunun farkına kendi de varmış olmalıydı. İstanbul’a geldiğimizde arabadan inip bir taksiyle eve döndüm. Cenkay kendi evine gidecekti. Çok yorgun olduğum için dayıma kısa bir merhaba dedikten sonra odama çıkıp güzel bir duş aldım ve yatağımla kavuştum. Sabah uyandığımda saat 10.00’a geliyordu. Yalova gezisi nedeniyle Pazartesi yarım gün kadar izinliydik neyse ki. Dayımla ve yengemle uzun bir kahvaltı yaparak seminerlerden ve toplantılardan bahsettim. Yengem, bu kadar çok iş konuşmamızdan sıkılmıştı ama dayımla bunları konuşmam gerekiyordu. Ofise dayımla beraber gittim. Cenkay’ın da yeni geldiğini orada öğrendim. Masama geçtiğimde küçük bir zarf gördüm. Aynı zarfı, Cenkay'ın da masasında bulduğunu öğrenmem beş dakika bile sürmemişti. Zarfı açtığımda içinden bilgisayarda yazılmış ve çıktısı alınmış küçük bir not çıktı: ‘’Yaptığınız yaramazlıkları biliyorum ve ispatım da var. Sizi ele vermeme engel olmak ve bu şehvetli oyununuza devam etmek istiyorsanız, on gün sonra, mesai saati bitiminde, yemekhanedeki buz odasına 1 Milyon Dolar bırakacaksanız. Yoksa sırrınızı tüm Türkiye öğrenir.''
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD