Önümüzdeki ekranda aynı görüntü tekrar tekrar oynuyordu. Her bir tekrarda Cenkay'ın öfkesi daha da kabarıyordu. Ben şaşırmış ve işin arkasında başka birinin olabileceğini düşünmüştüm ama Cenkay safi öfke taşıyordu. Sanırım önce yapıp sonra düşünmek onun huyuydu; aynı birlikte olduğumuz ilk gece gibi...
Karşımda cinayet işleme potansiyeli yüksek biri duruyordu; bu öfkeyle belki de rahatlıkla kurtulabileceğimiz bu durumda bizi ele verecekti.
Bilgisayarın ekranını kapattım. ''Tamam, yeter bu kadar. Sakinleşmen lazım.''
''Ne saçmalıyorsun sen, Rana? Ne sakinleşmesi? Annesinden doğduğuna bin pişman edeceğim o şerefsizi!''
''Cenkay, her şeyi mahvedeceksin yine.''
Böyle dememle bir an şaşırdı, bu da onu duraksattı. 'Mahvedeceğim... Hem de yine, öyle mi?' dedi alınmış bir şekilde ama onun dramatikliğiyle uğraşamayacaktım.
''Otur iki dakika, sakinleş.'' dedim balkona gidip yarım biramı alırken. Bir iki yudum alması işe yarayabilirdi. Elimdeki yarım birayla odaya döndüğümde, elleri ensesinde volta atıyordu. Yanına gidip kolundan tuttum ve yatağa oturttum. ''Al, iç şunu.'' dedim elimdeki şişeyi dudaklarına uzatıp.
''Rana, değil bu bira, seni sabaha kadar öpsem sakinleşemem. Bana ancak bu bira şişesini onun münasip bir yerlerine-'' elimle ağzını kapattım.
''Cenkay, sen ne biçim konuşuyorsun? Bak, dayım aşağıda, halan da... Burada daha fazla oyalanamazsın. Öfkeni diri tutarak aşağı da inemezsin. Belki de kendimizi rahatlıkla kurtaracağız bu durumdan; bizi hiç yoktan ele verme.''
''Bir planın mı var?''
''Aslında var.''
''Nedir?''
''Aşağı in şimdi. Ben biraz sonra bir bahaneyle çıkarım. Buluşup, konuşuruz.''
''Nerede buluşacağız?''
''Arabada otururuz diye düşündüm.''
''O zaman iyice uzaklaşmamız lazım. Karşıya geçmemiz gerekebilir. Kuzguncuk'a geçelim mi?''
''Ben sokağın başında otururuz diye düşünmüştüm.''
''Bizi gören biri olursa ne diyeceğiz peki? Gece gece arabada hem de evinin biraz ötesinde neden buluşuyoruz?''
''Senin bir fikrin var mı?''
''Yanlış anlamazsan benim evimde buluşalım.''
Böyle demesiyle güldüm.
''Lafa 'Yanlış anlamazsan...' diye başlamasaydın bile yanlış anlardım, Cenkay. Senin iyi niyetli olabileceğine ihtimal vermeyi bırakalı çok oluyor.''
Böyle söylememle gülümsedi. En azından sakinleşiyordu, bu da iyiye işaretti.
''Sence burada da yanlış anlaşılacak şeyler yapamaz mıyım? Daha önce defalarca yapmıştım, sabaha kadar üstelik. Seni şimdi, bu oturduğum yatağa çekip, üstüne çıkmamı neyin engellediğini söyler misin?''
''Rızamın olmaması olabilir mi? Hakkını yemeyelim; çok şerefsizsin!''
''Sağ ol ya!'' diye karşılık verdi.
''Şerefsizsin, ama istismarcı değilsin.'' diye ekledim.
Söylediklerimi tartarken gözlerime baktı. Ne demeye çalıştığımı anlamaya çalışıyor olmalıydı.
''Sen şimdi bana iyi bir şey mi dedin?''
Kahkahama engel olamadım.
''Saçmalama Cenkay; ben sana hiç iyi bir şey der miyim?''
''Seni kollarıma aldığım anda iyi anlama gelen inlemelerin ve nidaların oluyor.''
''Cenkay, defol! Defol ve bu işten de uzak dur, tamam mı? Senin sululuklarınla uğraşamayacağım. Ben hallederim.''
''Ne yapacaksın? Tunç'un yanına gidip rica mı edeceksin?''
''Sen kendi içler acısı planına bakmadan benim planımla dalga mı geçiyorsun? Merak etme, Tunç benim başa çıkabileceğim biri. Onu yönlendiren biri olduğunu düşünüyorum, Yalova'ya gelmiş biri yani. Tunç üzerinden ona ulaşacağım.''
''Tamam işte, ben de onu soruyorum. Ne diyeceksin?'' Aklınca benim taklidimi yaparak 'Tunç, rica etsem sana o notu kimin koydurduğunu bana söyler misin?'
Elimdeki birayı komodinin üstüne bırakıp, yatağın üstünde duran yastıklardan birini alarak kafasına çarptım. Beni bileğimden tutup çekti ve kucağına düşürdü. Bileğinden tutmadığım elimle onu omzundan iterek ayağa kalkmaya çalıştım.
''Sence de bugün gereğinden fazla temasta bulunmadın mı benimle?''
Sanki kendine yeni gelmiş, transtan çıkmış bir halde beni yatakta, sağına gelecek şekilde bıraktı ve ani bir refleksle ayağa kalktı. Ne yapacağını bilmez bir halde ağzında 'ben gidiyorum, ararım konuşmak için...' gibi bir şeyler geveledi, sonra da çıktı.
Artık ısınmaya başlayan biramı olduğu yerde bırakıp, odamdaki mini buzdolabından yeni bir tane çıkardım ve balkonda dizime kaldığım yerden devam ederek biramı yudumladım. Beş dakika kadar sonra Cenkay'dan mesaj geldi.
'Seni iskelenin karşısındaki sokakta bekliyorum. Yarım saat sonra gel.'
'Saat geç oldu, yarın sabah işten önce buluşalım.' diye cevap verdim.
Sabah işten önce buluşursak, mesaiye yetişmek için benimle oyalanamazdı. Konuşacağımızı konuşurduk ve işe giderdi.
Sabaha kadar yatamadım. Hem kamera kayıtları aklımı kurcalıyordu hem de Cenkay'la baş başa kalmanın ne kadar doğru bir fikir olduğunu düşünüyordum. Yalova'dan sonra bir şeyler oldu ona; daha önce gizlemeye çalıştığı, inkar ettiği ne varsa artık tam tersini yapıyordu.
Yalova'daki o sabahı düşündüm... Kendisini sevmediğimi söylediğimde rahatlamıştı. Bu muydu yani? Bütün bunları sırf kendisini sevdiğimi söyledim diye mi yaşadım? Beni sevmediği halde, geçen bunca zamanda arzulamaya devam etmesi normal değildi. Konuşmaları da hep çelişkiliydi. Cenkay'dan en kısa sürede kurtulmak zorundaydım.
Sabah altıda evdeki çalışanlara koşuya çıkacağımı söyleyerek evden çıktım. Cenkay'ın attığı konuma doğru yola çıktım. Yaklaşık yarım saat sonra Zincirlikuyu'da bir apartmanın önündeydim. Asansöre binip üçüncü kata çıktım. Cenkay beni takım elbisesini çoktan giymiş bir şekilde karşıladı, bir tek kravatını takmamıştı.
''Günaydın, hoş geldin.''
''Hoş buldum...''
Evden mis gibi kokular geldi burnuma.
''Kahvaltı mı yapacaktın?''
''Sen geleceksin diye hazırladım.''
''Bu saatte?''
''Sen mesaj atınca ben de mutfağa girdim. En sevdiklerinden hazırladım, umarım beğenirsin. Filtre kahve de yaptım.''
''Çok uğraşmışsın, gerek yoktu. Sadece bir kahve içer kalkardım.''
''Evime ilk defa geliyorsun. Seni bir kahveyle geçiştiremezdim. Geç hadi, oturalım. Omletin soğuyunca yiyemezsin sen.''
Mantarlı omlet yapmıştı, tam sevdiğim gibi de maydanoz serpmişti üstüne.
''Mantarlar zehirli değildir umarım.'' diye takıldım.
''Aşk olsun Rana, ben sana ne zaman kıydım?''
''Bana bu kadar uzun bir listeyi şimdi saydırma Cenkay.''
Konuyu değiştirmek için ''Reçelden de yesene.'' dedi. Badem reçeli almıştı.
''Badem reçeli mi aldın?''
''Senin için yaptım.''
''Sen, bana reçel mi yaptın? Yarım saatte hem de?''
''Yok, onu gece yaptım. Uyku tutmadı da...''
Uyku tutmaması normaldi. Bana her ne kadar blöf yapsa da, böyle bir şeyin ortaya çıkması işine gelmezdi çünkü.
''Evet, Tunç konusu...'' dedim.
''Aslında bu konuyu konuşmaya boşuna geldin. Ben yapacağımı biliyorum. Konuşana kadar döveceğim ve iş çözülecek.''
''Cenkay ve harika planlarında bugün...''
''Senin aklında ne var peki?''
''Hepimiz şirketin wi-fi ağına bağlanmıyor muyuz?''
''Evet.''
''Tunç da bağlanıyor yani, öyle değil mi?''
''Evet.''
''Telefonundan kimlerle iletişim kurduğunu böylece bulabiliriz. Arkasında birinin olup olmadığını anlarız böylece.''
''Güzel Rana'm...'' diye seslendi bana küçümseyici bir ses tonuyla.
''Ne var? Beğenmedin mi planımı?''
''Yani güzel ama, bu kadar uğraşmaya gerek yok.''
''Sen öner o zaman daha iyi bir planın varsa.''
''Var ama sen bu saatten sonra hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam edeceksin. Ben her şeyi çözeceğim.''
''Cenkay, ya halledemezsen, ne yapacaksın?''
''İstediği parayı veririm artık.''
''Sen, istenilen meblağı okudun mu? 10$ demiyor, Cenkay.''
''Ben bulurum o parayı, tamam mı?''
''Ben de bulurum ama ya para istemeye devam ederse? Tek seferde durdurabilir miyiz onu?''
''Ben bir çözüm bulurum, tamam mı? Zannettiğin kadar parasız değilim.''
''Cenkay, ne saçmalıyorsun sen ya?''
''Halamın maddi durumu biraz orta halli diye ailemizin maddi durumunu küçük görmüş olabilirsin belki ama, biz de aslında varlıklı bir aileyiz Rana.''
''Konu buraya ne ara geldi Cenkay?''
''Bilmiyorum! Yani aklında bulunsun; benim senin parana ihtiyacım yok.''
Ağzım açık bir şekilde bakakaldım.
''Cenkay, ne alakası var?''
''Bilmiyorum ya... Böyle para, halam filan... Kafam çok karışık. Halamın da durumu iyiydi aslında. Ben lisedeyken eski eşi bir ihaleyi kaybetti, iflas ettiler, adam intihar etti filan... Halam bir süre terapi görmüştü...'' dediğinde masadan kalkıp kahve almaya gitmişti.
Peşinden mutfağa gittim.
''Cenkay, bunlar ne alaka şimdi?''
''Bilmiyorum Rana... Bütün gece alakalı alakasız o kadar çok şey düşündüm ki... Bu arada ben Oolong değil, earl grey seviyormuşum.''
Bunu demesine kıkırdadım.
''Bunu biliyordum, sen şimdi mi fark ettin.''
''Madem biliyordun cadı, neden her içtiğinde benim de önüme koydun?''
''İçmek zorunda değildin.''
''Kendi ellerinle demliyordun, nasıl hayır diyebilirdim.''
Bir an için duraksadım. Sonra içinde bulunduğumuz duruma kahkaha atmaya başladım. O da gülmeye başladı benimle birlikte ama kısa sürdü, çünkü elindeki kahveyi üstüne döktü.
''Yandım!'' diyerek gömleğini çekiştirdi. Elimdeki kahveyi tezgaha bırakıp hemen yanına koştum. Gömleğinin düğmelerini açarak, yanığına baktım. Biraz kızarıklık vardı ama ciddi durmuyordu.
''Yanık kremi var mı evinde?''
''Bilmiyorum. İş güvenliği eğitiminde verilen listeyi lazım olur diye eve almıştım. Banyodaki dolaptalar. Geçti zaten, ben üstümü değiştireyim.''
Mutfaktan çıkınca onu takip ettim ve merdivenlerden çıktım. Yatak odası üst katta olmalıydı. Eğer şimdi bir şey yapmazsa su toplayabilirdi. Peşinden gitmemi biraz yanlış anlayıp beni kapı pervazıyla arasına sıkıştırdı ve karın kaslarına ellerimi yapıştırdı. Dudaklarını dudaklarıma iyice yaklaştırdı.
''Dokunmak mı istiyorsun bebeğim? Sen de beni özledin, değil mi?''
''Cenkay, beni korkutuyorsun. Madde mi kullanıyorsun, anlamıyorum.''
''Yatak odama kadar gelmenin nedeni nedir?''
Önümdeki yanık tenine elimin tersiyle çarptım. Canı yanmış olacak ki beni bırakıp iki büklüm oldu.
Odadan çıkarken geriye doğru seslendim.
''Seni düşünende kabahat. Su toplamasın dedim ama, umarım bir gün oraya kurşun da yersin!''
''Amin!'' diye bağırdı arkamdan salak. Peşimden gelen ayak seslerini duydum sonra.
Nedenini bilmiyorum ama kaçmam gerektiğini düşündüm. Basamakları koşarak inmeye başladım. Kaçtığımın ne olduğunu bile bilmiyordum. Cenkay'dan mı, onun dokunuşlarından mı yoksa onu arzulamaktan mı?
''Rana, az önce şaka yaptım. Özür dilerim.'' diyerek peşimden geliyordu.
Beni tam kapıda yakaladı ve kendiyle kapı arasında sıkıştırdı. Kalbim ağzımda atıyordu aynı onun gibi...
''Böyle gitme, lütfen...'' dedi. Sesinde gerçekten pişmanlık vardı.
''Cenkay, bırak beni.''
''Tamam, otur kahveni iç. Çıkıp üstüme bir şey giyeceğim. Sonra beraber çıkarız. Lütfen...''
Gözlerine bakınca samimiyetine inanmamak elde değildi.
''Bana bir söz vermeni istiyorum. Bir tek o şartla kalırım.'' dedim.
''Ne istersen yaparım.''
''Bu şantajcı işini çözdükten sonra git, Cenkay. Bir daha asla karşıma çıkma, lütfen. İstifanı ver ve hayatımdan çık.''