Aynanın karşısında durmuş, beyaz keten bir elbise giyiyordum; kumaş bedenimi nazikçe sarıyor, derin yakası göğsümü hafifçe sergiliyor, eteği dizlerimin üzerinde hafifçe dalgalanıyordu. Saçlarım gevşek bir topuzda toplanmış, ipek bir eşarpla bağlanmıştı.
Bugün, planımın altın vuruşunu yapacaktım. Geceyi düşündükçe içimde bir zafer hissi dalgalanıyordu. Bugünü bekliyordum, iki yıldır adım adım bugün için çalıştım. Artık bitiyordu, kurtulacaktım ve kendi yoluma bakacaktım.
Telefonu elime aldım ve Kaan’ı aradım. Liseden arkadaşımdı. İtalya’ya moda tasarımı okumaya gitti. İstanbul’a yeni dönmüştü. Uzun boylu, esmer, mavi gözlü, çikolata reklamlarında ki modeller gibi bir çocuktu.
‘’Buongiorno!!!’’ dedim telefonu açtığında.
Sesimi duyunca, ses tonumdan bir şeylerin peşinde olduğumu anladı. “Rana, ne planlıyorsun yine?” dedi.
“Sadece gel, Kaan and go with the flow, baby! (Kendini akışa bırak bebeğim!)” dedim gülümseyerek.
Sesimdeki hinlik gitgide kendini daha da belli ederken “Ve en iyi halinle gel, sahneye çıkıyoruz.” dedim.
Planım basitti, ama keskin bir hançer gibiydi: Cenkay’ın gözleri önünde Kaan’la bir tiyatro sahnesi oynayacaktım, onun sinirlerini bozacaktım, ve sonra, onu kendi yalanlarının, kendi arzularının gölgesinde bırakacaktım.
Odamdan avluya baktığımda, kahvaltının yavaş yavaş hazır olduğunu ve herkesin yerini aldığını gördüm. Dayım ve yengem, neşeli sohbetleriyle masayı ısıtıyordu. Annem ve babamdan sonra gördüğüm en iyi çift onlar olabilirdi. Yengem, dayıma hiçbir şekilde karşı gelmiyor, onu üzecek hiçbir şey yapmıyordu. Bana karşı da çok sevgi doluydu.
Gözüm, yengemin karşısına oturan Cenkay’a takıldı. Açık mavi keten gömleği kollarına sıvanmış, kahve fincanını dudaklarına götürürken gözleri etrafı tarıyordu.
Yengem ‘’Bir şey mi arıyorsun oğlum masada? Söyleyelim yapsınlar.’’ dedi.
‘’Yok, gözüm peyniri arıyordu, buradaymış.’’ dedi peynire uzanırken.
Uzandığı peynir keçi peyniriydi. Cenkay şaşkını keçi peyniri sevmezdi ki. Gözlerinin beni aradığı çok belliydi. Yüzümdeki gülümsemeyle odamdan çıktım ve neşeli bir şekilde aşağı indim.
Cenkay salağı beni görünce bir gözleri parladı, heyecanlandı filan… İçten içe güldüm ona. Dayımın yanağına bir öpücük bıraktım, sonra da yengemin. Cenkay’ın yanına servis açılmıştı benim için, oraya geçmem bekleniyordu ama ben masanın ucuna geçtim.
‘’Hülya abl, tabağı buraya uzatır mısın sana zahmet?’’
‘’Sen genelde buraya oturursun diye buraya açtım kızım.’’
‘’Oraya çok güneş vuruyor sanki. Burası daha rahat. Bir de rica etsem bir servis daha açar mısın? Bir misafirimiz var.’’
‘’Öyle mi kızım? Kim geliyor? Beren mi yine?’’
‘’Hayır, çok sevdiğin biri.’’
‘’Öyle mi? Kim peki?’’
‘’Kaan…’’
‘’Satranç şampiyonu olan çocuk mu?’’
‘’Ta kendisi!’’
‘’Döndü mü İtalya’dan?’’
‘’Evet, okulu bitmiş. Burada kendi markasını çıkaracakmış. Bir de modellik de yapmaya başlayacak sanırım.’’
‘’Ooo… Yakışıklı adam, yakışır. Vay be… Ne kadar çabuk büyüyorsunuz.’’ dedi iç çekerek.
‘’Kaan kim sevgilim?’’
‘’Kaan, Rana’nın liseden en yakın arkadaşlarından biriydi. İtalya’ya, moda okumaya gitti. Altın çocuk derim ben ona. Benim adamım resmen o ya.’’
‘’Evet, benden çok dayımın arkadaşıydı kendisi.’’ dedim gülerek.
Cenkay’a göz ucuyla baktığımda yaptığı tek şey fincanını sıkı sıkı tutmasıydı. Masada bir noktaya bakıyordu sadece.
Kaan’ın arabasının sesini duyunca ‘’Kaan geldiii!!!’’ diyerek avlunun girişine koştum. Arabadan inen arkadaşıma sıkı sıkı sarıldım. Onu çok özlemiştim.
‘’Hoşgeldiiiiinnn!!!’’ dedim neşeyle.
‘’Hoşbuldum prenses. Nasılsın?’’
‘’Bomba gibiyim!’’ dedim.
‘’Belli oluyor. Bu ne güzellik, kızım?’’
Yanağından bir makas aldım. ‘’Sen de hiç fena değilsin. İtalya yaramış.’’
‘’Kendi çapımızda var işte bizim de fiyakamız. Sen söyle bakalım, beni niye çağırdın?’’
‘’Şimdi sen sanki benimle flört ediyormuşsun tamam mı?’’
‘’Rana, canım arkadaşım… Güzel kızsın filan ama ben seni sadece arkadaşım olarak görüyorum.’’
‘’Öyle değil be salak. Sen sadece bana uyum sağla. Her şeyi anlatırım ben sana sonra.’’
‘’Tamam, öyle olsun. Ama karşılığını isterim.’’
‘’Ne istiyorsun?’’
‘’Katalog çekimleri için bütçem kalmadı. Bana model olacaksın.’’
‘’Ben sana veririm o bütçeyi ya. Canın sağ olsun.’’
‘’Sen var ya… Sen bir tanesin!’’ diyerek yanaklarımı sulu sulu öptü.
‘’Bana aynen böyle sırnaş bebişim. Sana Bella Hadid’i tutarım ben.’’
Bu dediğime kıkır kıkır gülerek masaya geldik. Dayım hemen ayağa kalkıp kollarını iki yana açarak karşıladı Kaan’ı.
‘’Hoşgeldin oğlum! Koca adam olmuşsun.’’
‘’Ooo… Melih abi! Gençleşmişsin! Yine çok yakışıklısın!’’
‘’Hadi oradan, yalaka.’’ dedi şakayla karışık.
‘’Gel seni karımla tanıştırayım. Eşim Nergiz.’’
‘’Memnun oldum.’’ dedi yengemin elini öperken. ‘’Hangi modellik ajansıyla çalışıyorsunuz?’’
Salaktı bu ya… Dakika bir gol bir, geldiği gibi renklendirmişti. Cenkay’a da baş selamı verdi. Cenkay sanki onu gözleriyle parçalayacak gibi duruyordu.
Kaan’ın servisini Cenkay’ın yanına açtılar. Kahvaltı sırasında ara ara Kaan’ın elinin üstünü okşuyordum. Bunu özellikle Cenkay’ın göreceği şekilde yapıyordum.
‘’Kaan, sana pancake yaptıralım mı hayatım?’’
‘’Her şey yeterince güzel prenses. Sen de öyle…’’ dedi göz kırparak.
‘’Sizin aranızda bir şey mi var?’’ dedi yengem tek kaşını kaldırarak.
O anda gözüm Cenkay’a takıldı. Kahvesinden bir yudum alacaktı ama boğazına takıldı. Bakışlarımı soruyu soran yengeme çevirdim.
‘’Kaan benim için böyle ayaküstü konuşulamayacak kadar önemli.’’ dedim.
Benim biricik suç ortağım hemen elimi tutup, ufak bir öpücük bıraktı elimin üstüne.
‘’Sen de benim için öylesin Rana’m.’’ dedi.
‘’Bunlar liseden beri birbirlerine çok düşkündür sevgilim. Kaan artık döndüğüne göre, sen de alışırsın bunların bu haline.’’
Dayım ve yengem kahvaltılarını bizden önce bitirmişlerdi. Kaan ve biz didişmekten yiyemiyorduk. Birbirimizi sürekli zorbalardık ve birlikteyken bir işi beceremezdik. Buna yemek yemek, bir yerden bir yere gitmek bile dahildi. Dayımlar gittikten sonra benim cilveler dozunu arttırınca, Kaan kendince olayı çözdü ve o da gaza bastı. Nazikçe kolumu okşuyor, arada yanağıma öpücük bırakıyordu. Bir parça scone alıp, üstüne sakız reçeli sürdü ve dudaklarıma uzattı.
‘’Kaan, unutmamışsın.’’
‘’Evet, bu senin yaz kahvaltılarında son lokmandır hep. Seninle ilgili hiçbir şeyi unutmadım.’’
Uzattığı scone’u gülümseyerek yerken, dudaklarımın kenarına bulaşan bir parça reçeli de parmağıyla güzelce sildi ve bana göz kırptı.
‘’Biraz baş başa yürüyelim mi Rana? Seninle konuşmak istediklerim var.’’ dedi.
Cenkay yarım saat önce kahvaltısını tamamlamıştı, ama masada durmuş, bizi izlemeye devam ediyordu. Sessizce durursa, bizim onu göremeyeceğimizi mi zannediyordu acaba salak?
Kaan’ın bir centilmen, bir salon beyedendisi gibi uzattığı elini tuttum ve ayağa kalktım. El ele arka pahçeye doğru yürümeye başladık. Elimi tutan eliyle beni kendine çekip, elini belime sardı.
‘’Sen neyin peşindesin küçük hanım?’’
‘’Cenkay’dan sana bahsetmiştim, biliyorsun.’’
‘’Evet, bana neredeyse her gün anlaltıyordun ama sonra birden kestin onun hakkında konuşmayı. Ben de sormadım.’’
‘’Biz onunla birlikte olduk bir gece.’’
‘’Ne zaman? Sinsi! Niye anlatmıyorsun?’’
‘’Anlatamazdım çünkü…’’
‘’Çünkü ne Rana? Neden analatamazdın?’’
‘’Güzel bir anı değildi.’’
‘’Nasıl yani? Zorladı mı seni? Tehdit mi ediyor?’’
‘’Öyle değil. Sabah olunca inkar etti olanları. Beni kafamda bir şeyler uydurmakla suçladı.’’
‘’Ben şimdi ona gösteririm.’’ dedi hırsla. Bıraksam, gidip de arkamızda bıraktığımız Cenkay’ı döverdi ama engel oldum.’’
‘’Kaan, dur. Yıllar oldu, ben atlattım.’’
‘’Utanmadan, seninle aynı sofraya mı oturuyor bu şerefesiz şimdi?’’
‘’Yüksek lisans programını bitirdi. Gidecek zaten. Bir daha görmem artık.’’
‘’Namussuz herif! Neden daha önce söylemiyorsun kızım? Haddini bildirirdim ben bu şerefsizin!’’
‘’Merak etme, ben ona yapacağımı biliyorum. Bu salak hiçbir şey olmamış gibi davrandı ama beni yıllardır deli gibi kıskanıyor. Hatta dün gece mezuniyetime sızacak kadar…’’
‘’Eee?’’
‘’Ben de dün gece onunla yeniden birlikte oldum.’’
‘’Ne? Rana bunu nasıl yaparsın ya? Ben giderken senin beyin hücrelerini de mi bavula koydum?’’
‘’Ya oğlum bir dursana! Bak şimdi… Bu salak dün gece kendince bana duygularını açtı.’’
‘’Duygularım varmış gibi çek panpa!’’
‘’Oğlum bir dursana, anlatayım.’’
‘’Tamam, dinliyorum.’’
‘’İşte ben de onunla birlikte oldum. Şimdi de seni gözüne sokuyorum. Bana birazdan gelip hesap soracak ve ben de ona aynı, onun bana yaptığından yapacağım.’’
‘’Emin misin peki bunun işe yarayacağından.’’
‘’Eminim. Zaten bugün tatile gidiyorum. Döndüğümde gitmiş olur. Bunların hesabını sorabileceği veya intikamını alabileceği bir alanı olmayacak yani.’’ dedim şeytani bir gülümsemeyle.
‘’Umarım oynadığın bu tehlikeli oyunlara sen düşmezsin Rana. Ben her zaman senin yanında olurum ama bu yaptığın her şeyi onayladığım anlamına gelmez. Keşke hiç intikam bile almaya çalışmadan, sadece kendi yoluna baksaydın.’’
‘’Boşver sen şimdi bu kamu spotu konuşmalarını da kulağıma bir şey fısıldıyor gibi yap. Bize bakıyor.’’
Kulağıma eğilip ‘’Gudurmayacah mıyık, Niloya?’’ diye fısıldadı salak.
Kollarımı cilveyle boynuna sardım ve cıvıl cıvıl bir kahkaha attım.
‘’Şimdi bizi yalnız bırak kısa bir süreliğine. Odama çıkabilirsin. Ben de gelirim beş dakikaya. Gitmeden önce öpüşüyormuş gibi yapalım ama.’’
‘’Ben İtalya’da moda değil, oyunculuk okudum Rana, biliyorsun değil mi?’’
‘’Kaan, hadi ya… Bak şimdi sırıtmı duvar daya benim.’’ dediğimi yaptı.
‘’Bir elini omzumun yanına koy, diğerini belime… Yüzüme de şöyle bakma, bir gülümse, kur yapıyorsun bana burada.’’
Yüzünde gülümsemeyle ‘’Allah akıl fikir versin sana…’’ dedi.
Elimi yanağına koydum ve ‘’Amin canım, çünkü bendekini iki kişilik kullanıyorum.’’ dedim.
Devamına gerek kalmadan Cenkay geldi zaten. Kaan’ın yüzünde bir rahatlama ifadesi belirdi, ben de içimden bir oh çektim.
“Rana, bir dakika konuşabilir miyiz?” dedi kontrollü tutmaya çalıştığı sesiyle ama altında bir volkan kaynıyordu.
Kaan tabii dünden razı bir şekilde ‘’Ben siz iki kuzeni baş başa bırakayım, ailevi bir mesele olmalı. Seni odanda bekliyorum prenses.’’ dedi ve resmen sıvıştı.
Cenkay, beni yalının gölgeli bir köşesine, gözden uzak bir yere çekti. Kolumdan nazikçe tuttu, ama parmaklarının tenimdeki baskısını hissediyordum. Öfkeli bir dokunuştu.
“Bu neydi, Rana?” dedi hesap sorar gibi. “Ne yapıyorsun o herifle, ha? Gözümün önünde sana dokunmasına izin veriyorsun.’’
Sakinliğimi hiç bozmadım. ‘’Bu kadar yobaz olduğunu bilmiyordum Cenkay abi. İki sevgili, flört ediyoruz sonuçta.’’ dedim. ‘’Bu seni neden rahatsız etsin?’’
Gözleri geceki yangını hatırlatıyordu. Kıskançlık ve çaresizlik içinde kıvrandığı ortadaydı. Planım tıkır tıkır işliyordu, kalbim zaferle çarpıyordu.
‘’İnanamıyorum sana! Dün gece her şeyi halletmiştik biz. Gece olanlardan sonra, gözüme gözüme nasıl başka bir adamı sokarsın sen?’’ dedi hayalkırıklığına uğramış gibi.
Oscarlık performans sergiliyordu, helal olsun. Neredeyse ben bile ağlayacaktım.
‘’Ne oldu ki dün gece Cenkay abi?’’ dedim.
Sinirden saçlarını bozdu.
‘’Ne abisi Rana? Ne abisi? Biz seninle dün gece sevişmedik mi kızım?’’
“Ne diyorsun, Cenkay abi?” dedim, sesim masum, gözlerimde sahte bir şaşkınlık, kelimelerime tatlı bir zehir katıyordum. “Dün gece hiçbir şey olmadı. Sen içkiyi fazla kaçırmış olmalısın.’’
‘’Tenimde tırnak izlerin var Rana.’’ dedi gömleğinin düğmelerini açmaya çaresizce yeltendiği anda.
Bana yaşattığını birebir yaşıyordu gözlerimin önünde.
‘’Ne yapıyorsun Cenkay abi?’’ dedim gözlerimi yalandan kapatarak. ‘’Utanmıyor musun gözlerimin önünde soyunmaya. Hem bahçedeyiz, görenler de yanlış anlar.’’
‘’Dün gece tenimde bıraktığın izleri göstereceğim sana.’’ dedi.
‘’Çok ayıp böyle konuşman. Biz kuzeniz, utanmıyor musun böyle şeyler düşünmeye?” Cenkay’ın yüzü dondu, gözlerinde bir şok dalgası, bir öfke, ama aynı zamanda derin bir yara da vardı.
“Rana...” dedi titrek sesiyle. Kelimeler boğazında düğümlendi, ne diyeceğini bilemedi.
Zafer çığlıkları içimi dolduruyordu ama ben renk vermemeye çalışıyordum. Onun bu çaresizliği, bu şaşkınlığı, intikamımın tacıydı.
“Ş
‘’Şimdi müsaade edersen, sevgilimin yanına gidip, eşyalarımı hazırlamak istiyorum. Bugün tatile çıkıyoruz. Sanırım döndüğümde seni göremem. Yüksek lisans programın bittiğine göre artık ailenin yanına dönersin sen de… Hayatta her şey gönlünce olsun Cenkay abi. Kendine çok iyi bak.’’
Onu olduğu yerde bıraktım ve içimdeki buruk zaferle odama çıktım. Ben yapmıştım. Düşmüştüm, kalkmıştım, çamura bulanmıştım ama başarmıştım. Bir parça bile olsa ona kendi zehrini tattırmış, ağzının tadını kaçırmıştım. Daha da güzeli, onun bu zehri tükürecek bir yerinin olmaması ve çaresizce kalmasıydı.
Bundan sonra sadece kendi yoluma bakacak ve kendim için yaşayacaktım.