Hakkâri Yüksekova, 23 Mayıs 2025
İki ay önce;
Nisan:
Elinde silahla içeri giren teröristi görünce gözlerini kıstım. Oysa ki az önce can sıkıntısından patlıyordum. İşte insan bazen kendi kendisine kaşınıyor başına da bela çekiyordu.
Oysa ki gün güzel diyebileceği kadar normal başlamıştı. Sabah her zamanki gibi aile hekimliğinde görevlerini yapmıştı ki çoğunlukla bu kaçak çay ve sigara içmek oluyordu. Belde küçük olduğu için çok fazla kalabalık olmuyordu.
İki doktor iki hemşire ve bir temizlik görevlisi ile birlikte toplam beş kişiydiler. Burada işe başlayalı neredeyse iki yıl olmuştu. Günleri aynı ve sıradan geçerken devletin lojmanında kalıyordu.
Lojmandaki evler eski ve küçüktü. Ancak Nisan artık hiç bir şey ile ilgilenmediği için ona fark etmezdi. Ayrıca sadece sağlık personeli değil ihtiyacı olan diğer memulara da lojmanda yer veriyorlardı. Polis, asker, öğretmen gibi birçok komşusu olmuştu. Zaten çoğu da birkaç ay içinde ev tutup gidiyordu.
"Ee hadi ne görüyorsun söyle bakalım Fatoş abla." demişti.
Yine sabah kahvelerini içmişler ve her sabahki fal bakma rutinlerini gerçekleştiriyorlardı. Fatoş abla temizlik personeliydi. Yakınlardaki bir okulda da eşi hizmetli olarak çalışıyordu.
Canı sıkıldıkça gelip gelip Nisana fal bakıyor her gün yeni bir kısmet görüyordu. Eğer falda gördüğü her kısmeti çıksaydı, ohoo Nisan şimdiye yedi kocalı Hürmüz olurdu.
Fatoş abla yıllardır bu ilçede yaşıyordu. Buranın köylerindendi aslen. Kulağı delik dediğimiz her şeyi duyan bilen o ablalardandı. Nisan'da en önemli haberleri ondan alır olmuştu.
Birisi mi geldi hemen, ne hastalığı var daha önce ne olmuş ne bitmiş Fatoş abla hepsini dökerdi ortaya ee bu da Nisanın işine yarıyordu. Boş yere gelmemişti ya buraya.
"Valla burda boylu poslu bir adam var ben sana diyim." dediğinde güldü.
"Ay Fatoş abla..hep aynı şeyleri diyorsun... " dedi.
"Ama doğru kız. Hep aynı adamı tarif ediyorum. Kara Kaş kara göz işte. Uzun boylu cengaver gibi adam. "
"Kahvede, mavi gözlü olacak hali yok ya."
"Sen bu kafayla evde daha çok kalırsın." dedi gülerek. Ahh ablam ah bir bilsen ne yaşadığımı diye düşündü.
Kimse benim şehit eşi olduğumu bilmiyordu, gizlenmişti. Kimseye de söylememesi emredilmişti. Meğerse Timur burada da görev yapmış. Nisan bilmiyordu. Onu Teoman abinin yeni doktor çıkan kardeşi sanıyorlardı. Fatoş abla elinde fincanlarla kalkınca bir sigara daha yakmıştı Nisan.
Kalp cerrahı olmuştu ama burada ancak teyzelerin tansiyonunu ölçmekle falan yetiniyordu. Teoman abinin onu buraya boş yere getirdiğinden şüphelenmeye başlamıştı artık. Çünkü geldiğinden beri tek bir olay yaşanmamıştı. Ya da yaşanıyordu da Nisanın haberi olmuyordu.
Nisan her zaman olmasa da arada şom ağızlı olduğundan şüphelenmeye başlamıştı. Daha sabah böyle düşünürken akşamına hastaneye terörist gelmesi de nasıl bir tesadüftü acaba...
Arkadaşı Kerem, Hakkari devlet hastanesinde doktordu. Bu gece acil için nöbet tutacaktı. Ama daha birkaç hafta önce yeni bebeği olmuştu. Hem iş hem bebek hem nöbetler onu çok yoruyordu.
Nisan genelde gelip onun yerine nöbet tutardı. Kendisini bu şekilde işe yaramış hissediyordu. Hem bu şehirde kimseleri olmayan bir anne babaya da yardımcı olmuş oluyordu.
Keremin eşi Hayal de burada Kadın doğum doktoruydu. Hatta tek kadın doğum doktoruydu. Kendi doğum yapmasına rağmen yeni atanan doktor gelmediği için hala daha hastalarına bakmak durumunda kalıyordu.
Nisan'ın kimsesi yoktu. Gün içinde yorulmuyordu. Akşamları evde boş oturmaktansa birilerine yardımcı olabilirdi.
"Doktor sen misin?" diyen sesle düşüncelerinden sıyrıldı. Keremin odasında pinekliyordu. Acil bir hasta olunca zaten çağrı cihazı ile ekip hemen onu çağırırdı.
"Hee benim." dedi Nisan sandalyesinden doğrularak.
"Bizim bir yaralı vardı doktor. "
"Getirin." dedi adam kapıya doğru.
İçeri iki adam, kollarından bir adamı taşıyarak girdi. Adam yarı baygın şekildeydi. Yüzünde ise kar maskesi vardı. Diğerlerinin de öyle. Onunla konuşan haricinde hepsinin yüzü kapalıydı.
Nisan kafasını kaldırmadan önündeki işe devam etti. Aşağıda hem asker hem polis nöbet tutuyordu. Nasıl hastahaneye girdiklerini düşünüyordu bir yandan da. Üstelik doğrudan doktorun odasına çıkmaları daha önce buraya geldiklerini ya da keşif yaptıklarını gösterirdi.
"Doktor dedim."
"Evet."
"Yaralı bakmayacak mısın?"
"Bakmayacam." dedim onu taklit ederek. Böyle dememler birlikte elindeki silahı bana çevirdi.
"Eceline mi susadı doktor...!"
"Hee ecelime susadım.. Çok severim eceli. Arada gelsin de muhabbet edelim diye bakarım." demesiyle adam far görmüş fare gibi kaldı.
Sedyeye yatırılan adam bacağını tutup inliyordu. Kurşun yarasına benzese de yardım etmeyecekti Nisan. Yemişler hipokrat yeminini falan. Eskide kalmıştı o günler.
Kim olursa olsun yardım etmeyi görev bildiği günleri hatırlıyordu da ne salak mışım diye düşünmeden edemiyordu. Oysa onun en sevdiğini gözlerini bile kırpmadan vurmuşlar kara toprağın altına gömmüşlerdi.
Bazı insanlar yaşamayı hak etmiyordu. Karar vermek ona düşmezdi belki ama en azından kendi kararını vererek istemediği hastaya bakmazdı ve kesinlikle askere silah sıkan bir teröristi iyileştirip daha çok asker ölsün diye geldiği yere geri gondermeyecekti. Ucunda ölüm bile olsa...
"Doktor.." dedi adam tekrar.
" Çekip vur. Gene de sizin gibi bir pisliği iyileştirmeyeceğim." dedi.
"Sen ölüsün.." dedi adam.
"Ben üç yıldır zaten ölüyüm." dedi gülerek.
"Peki sen kardeş.. beni öldürdün diyelim buradan sağ çıkacak mısın?"
"Kendine çok güvenirsin doktor!"
"Şimdi öldürmüyorsan çıkın."
"Git aşağıda kim varsa bul getir ya da oracıkta gebert.." dedi adamına.
Adam anında sözünü dinleyerek odadan çıkarken bir bu eksikti şimdi diye düşünürken buldu kendisini. O neyseydi. Ölmek umrunda bile değildi ama kimsenin de günahına girmek istemiyordu.
Nisan'ın gözü sedyede inleyen adama ilişti bir an. Nedense bir hisle ayağa kalktı. İçinde anlam veremediği sesi susturmaya çalışırken nedenini anladı. Adamın duruşu çok tanıdık geliyordu. Ancak konu adamın duruşu değildi. Parmaklarını tutuş şekliydi. Sadece Bordo bereli askerler serçe parmaklarını bu şekilde tutardı.
Tamam hayatında belki hiç terörist görmemişti ama bu eğitimden yoksun, yani en azından askeri eğitimden yoksun adamlar için bu duruş fazla belirgindi. Timur'da ve Teoman abisinde farkettiği bir durumdu. Ya da doktor olduğu için meslek hastalığından muzdaripti bilmiyordu.
Aklına asla nedenini sormak gelmese de şimdi içindeki hissin nedenini anlamıştı. Adam yüksek ihtimalle teröristlerin içine sızmış bir askerdi. Şimdi Nisan onu kurtarmasa şehit olacaktı ve nereye gömüldüğünü kimse bilmeyecekti.
Tam adama doğru bi adım atmıştı ki içeri az önce çıkan adam ve saçından tuttuğu bir hemşire girdi. Hemşirenin kafasına silah dayamıştı. Kız korkudan tir tir titrerken Nisan hızlıca sedyedeki adama ilerledi.
"Tamam kızı bırakın adama bakacağım." dedim.
"Olmaz bırakmam." diyerek karşı çıktı anında adam.
"Kız gitmez ise yapmam. Kurşunun çıkarılması gerek."
" Sana yardım etsin işte. Şimdi bizi ispiyonlar. Hastahaneyi birbine katmak mı istersin." dediğinde sinirle bir soluk aldım.
Ama en azından adama bakma nedeni olmuştu. Böylelikle onun asker olduğunu ya da neden fikir değiştirdiğine dair açıklama yapmak zorunda kalmayacaktı.
"Siz uzaklaşın rahat hareket etmem gerek."
"Bir yanlış yapmayasın doktor.."
"Yanlış sizde. Biz de olmaz.."
Adamlar uzaklaşırken önce yaraya odaklandı. Neyseki kurşun çok derinde değildi. Biraz kesii atarak çıkarabilir sonra da dikişle kapatırdı. Öyle düşündüğü gibi hayati tehlikesi falan yoktu.
Sonra adamın yüzüne doğru başını kaldırma gafletinde bulundu. Adamın yüzünü görmüyordu ama kar maskesinin tek açıkta bıraktığı yeri yani gözlerini görüyordu.
Bir anda dondu kaldı Nisan. Nasıl donup kalmasın yıllarca aşk dolu gözlerle bakmıştı bu gözlere. Şahin gözlü derdi de kimse inanmazdı. İki siyah kuyu. Eline almış olduğu makası düşürdü. Pantolonunu kesecekti sözde.
"Timur.." dedi fısıltıyla ama onun dışında kimse onu duymadı.
Can havliyle adamın kar maskesine uzandı ve aniden çekti. Ama hayır o değildi. Bir umutla çekip aldığı maske bir süre elinde kaldı. Acı çeken adam bir süre ona baksada başını başka yere çevirdi. Maskeyi ona geri verdi Nisan.
Acı ve hayal kırıklığı tüm bedenini yeniden kaplarken kendisine kızdı. Bir anlık ışık yansıması falan olmalıydı. Adamı, Timur sanması kadar trajikomik bir durum daha yoktu. Değil gözleri kemikleri bile çürümeye başlamıştı sevdiğinin.
Ara ara yüzüne baksada bir daha cesaret edip gözlerine bakamadı. Emin olduğu tek şey ise adamın bir asker olduğuydu. Çünkü onun fısıltısını duymuş ama belli etmemişti.
Ancak çok tecrübeli ve eğitimli kişiler bunu yapabilirdi. Bordo bereli bir asker...