14. BÖLÜM: KADER VE ŞEYTAN

1313 Words
Katiliyle aynı masada kalmaya dayanmayan Sümbül hışımla kalkıp gitmişti. Öyle ki Ecmel'in asıl orda olma sebebi olan bağış çekini verme planları suya düşmüştü. Şimdi Ecmel Haktan ve Haktan'ın başına yıkılan gerçeklr aynı masadaydı. Haktan durumları sindirmek için mi yoksa aç olduğu için mi yemeğiyle ilgilenip çıt çıkarmıyordu anlamak zordu. Bu yüzden de Ecmel konuşmak yerine gözlemlemek ile yetiniyordu. soracağı yanlış bir soru kurmaya çalıştığı bağı koparıp atabilirdi.  Önünde duran tuhaf yabancı bir isimle tanıtılan içinde erişte ve daha önce görmediği yiyeceklerle dolu olan tabağından bir çatal aldı. Görüntüsünün aksine lezzetli diye düşündü.  "Sevdin mi, şefin tavsiyesini?" "Doğruyu söylemek gerekirse başta görünce tiksindim. Ama yedikçe lezzetli olduğunu fark ettim." İsmini unutmazsa tekrar geldiğinde kesinlikle sipariş ederdi. "Burası iyi bir restoran, çoğu şey lezzetlidir." Ecmel profilini gördüğü adamı inceledi. Sanki başka şeyler konuşmak istiyordu. Ama bir türlü sormaya cesaret edemiyordu.  Bu yüzden "Benimle her şeyi konuşabilirsin." dedi. Sesi oldukça anlayışlı çıkmıştı. Amacı ağzından laf almak değildi. İçini dökmesini istiyordu. Böylece onun hakkında daha fazla şey öğrenebilirdi. Zaafları mı gibi mi? Diye sordu iç sesi ama Ecmel aldırmadı. "Babanla aran nasıl?" Bu soru kesinlikle Ecmel'in beklemediği bir soruydu. Babasından bahsetmeyeli yıllar olmuştu. "Beni bırakıp gidene kadar iyi sanıyordum." "Özür dilerim." dedi Haktan babasının gittiğini bilseydi asla böyle bir soruyu asla sormazdı. "Bu hikayede özür dilemesi gereken son kişi bile değilsin, Haktan. Kasma yani" "Öyleyse ne hissettin, seni bıraktığında?" diye sordu Haktan. "Ben ne hissettiğimi hiç bilmiyorum da." Ecmel'in tamamen dürüst olabildiği tek konu buydu. Bu yüzden anlatmaktan çekinmedi. "Ben, aslında beni bıraktığına inanmadım hiç." Ecmel'in donuk gözlerine üzüntüyle baktı Haktan. Gözünün önünde üzgün bir kız çocuğu belirmişti bir anda. Asla dönmeyecek olan babasını bekliyordu. Sessizlik büyüyünce Ecmel bunu bölmek için devam etti. "Çok uzun bir süre beni bıraktığı otobüs durağında bekledim. Öyle ki birileri polise falan haber vermiş. Günler sonra beni oradan aldılar. Karşı koydum ama çok uzun süre direnemedim. Onlarda beni yetimhaneye bıraktılar. Orda da beklemeye devam ettim. Gelmeyeceğini söylediler ama bekledim." Soluklanmak için içkisinden bir yudum aldı. Dudaklarında kalan ıslaklığı yalayıp devam etti. "Aylar geçti. Hala gelmemişti. Beni bıraktığı yerde bulamadığı için olduğunu düşündüm. Koskoca şehirde olduğum yeri nerden bilecekti ki? Bana durakta beklememi söylemişti. Bu yüzden bende pek bir şey hissetmedim. Yerimi bilseydi gelirdi." "Sence seni arıyor mudur?" Bu çok masum bu soruydu. Ecmel onları düşündüğünde çocuktu. Artık yetişkin biri olduğundan elbette terk edildiğinin farkındaydı. "Hiç sanmıyorum. Arayacak olsa bırakıp gitmezdi, Haktan." Kaşlarını çatıp Haktan'a baktı "Hala babamı beklediğimi ya da beni terk etmediğine inandığımı falan düşünmüyorsun değil mi?" "Ne düşüneceğimi bilemiyorum." "O zaman beş yaşımdaydım. Öyle şeyler düşünmem gayet normaldi. Şuan ki hislerimi sorarsan ona kızgın veya kırgın değilim. Bana bakacak durumu yokmuş ki bırakmak zorunda kaldı. Olsaydı bırakmazdı." "Çok küçükmüşsün ve ustaca atlatmışsın. Birde bana bak koskoca adamım ama paramparça bir haldeyim ve altından kalkabilir miyim bilmiyorum." Nasıl ustaca atlattığını bir bilse şok olur. "O kadar da iyi atlattığım söylenemez." Öyle iyi atlattın ki hobi olarak birilerini vuruyorsun. Birilerini vurmadığın zamanlarda da vurduğun insanların resimlerini yapıyorsun. Cesetlerinin... Ve Ecmel'in elindeki kadeh aynı saniyede tuz buz oldu. Kendi kırdığını sansa da aslında olan bardağın patlmasıydı. Patlamıştı çünkü içinden kurşun geçip masaya saplanmıştı. Hızlıca oturduğu yerden kalkıp Haktan'ı arkasına aldı. Bu adamlar her kimse manyağın teki olmalıydılar ya da acayip para almışlardı. Çünkü öğlen vakti kimse bu kadar kalabalık bir restoranı silahla basıp birini öldürmeye çalışmazdı. Haktan yere çökerken Ecmel belindeki silahı çıkartıp kurşunun geldiği yöne döndü. Garson kıyafetleri içinde koşan biri vardı. Vakit kaybetmeden o da koşmaya başladı. Onu yakalayıp bir güzel hırpalayacaktı.  Panik içindeki insan kalabalığının içinden silah ile koşarak geçmeye başladığı. her gittiği yönde farklı bir çığlık korosu peydah oluyordu. Ecmel aldırmadı. Normal insanlar kurşunlardan korkar. Restoranın arka kapısına vardıklarında ara sokağa çıktılar adam 10 metre kadar önünde sırtı dönük bir şekilde koşuyordu.  "Kaçmaya devam ettikçe uğrayacağın işkence sayısı artacak!" diye bağırdı Ecmel. Sanki sonsuza dek kaçamayacağını ifade ediyordu. "Sana diyorum aptal adam. koşmayı kes. Yaptığın bokun arkasında dur!" Adam hızını daha da arttırırken sokaktan çıkmıştı. Ama birkaç saniye içinde takla atarak yere düştü. Kaçarken sağına soluna bakmayı unuttuğu için gelen arabayı görmemişti. Neyse ki araba çokta hızlı değildi. Araba çığlık atarak durduğunda içinden de bir çığlık sesi yükseldi. Aynı süre zarfında arabanın kapısı açılmış içinden çıtı pıtı bir kadın inmişti. Oldukça genç olduğu her yanından belli oluyordu. "Aman Allahım çok özür dilerim! Birden fırladı duramadım ben. Şimdi ne yapacağız ya ölürse ben ne yaparım. Beyefendi  lütfen cevap verin. İyi misiniz." Ecmel kadını dinlerken bir nefese kaç sözcük sığabilir diye düşünmeden edemedi. Kadın korkudan tirtir titriyordu. Sanki incecik bacakları kırılıp her an yere düşecek gibiydi. "Korkma ablacığım sen. Bu yarmaya bir şey olmaz. Devam et yoluna. Senin suçun yok önüne baksaymış ayı." dedi Ecmel. Kadından bir an önce kurtulması gerekiyordu ki herifi konuşturabilsin.  Kadın ne kadar kalıp hastaneye götürmek istese de Ecmel onu ikna etmiş arabasına bindirip göndermişti. Sıra adama gelmişti. Adamın yanına yürüyüp yere çöktü. Yüzü koyun yatan adamın gözleri kapalıydı. Kanayan bir yeri de yoktu. Elbette iç kanaması olabilirdi ama Ecmel olmama ihtimalini benimsedi. "Aç lan gözünü. kartal mıyım ben ölü taklidi yapınca kurtulabileceğini mi sanıyorsun." Açmazsa gözünü amma göt olursun ama ha!  "Aç dedim ulan. Açsana!"  Ecmel ne kadar bağırsa da adama dokunmak veya onu sarsmak gibi bir davranışta bulunmuyordu. Sinirli olabilirdi ama salak değildi. Kaza geçirmiş birini itip kakmazdı. İyileşene kadar...  Adam gözlerini açtı. "Lütfen bana bir şey yapmayın Ecmel Hanım. Ben emir kuluyum."  Böylelikle Ecmel'i şaşırtmayı başaran tek insan olmuştu. "Kimsin sen?" diye sordu soğuk kanlılıkla. "Ben yeni korumayım. Patron sana yardım etmem için yolladı. Böylikle Haktan'a yaklaşmanızı sağladım." Ecmel derin bir nefes verip adamı yerden kaldırdı. "Eh be kardeşim haber niye vermiyorsunuz." dedi bıkkınlıkla. "Ya sıksaydım kafana?" "Canınız sağ olsun." "Hey ya!" "Ecmel!"  Arkasından duyduğu ses ile gözleri koskocaman açıldı Ecmel'in. Böylece Haktan da onu şaşırtan ikinci adam olmuştu. Ecmel fısıldayarak "Yumruk at bana." dedi. Adam oldukça şaşırmıştı. "Atamam Ecmel Hanım." "Emrime karşı mı geliyors-" Cümlesini bitirememişti çünkü burnuna oldukça güçlü bir darbe almıştı. Acıyı hissetmediği için tanrıya şükür etti. Zira böyle bir darbeden sonra burnunun kırılmış olması gerekirdi. Ağzına ve eline bulaşan bolca kan da bu düşüncesini destekliyordu. Adam yumruk attıktan sonra hızla gözden kaybolmuştu. "Ecmel! İyi misin?" Haktan, Ecmel'in beline sarıldı. Düşmesinden korkmuştu. Kadının burnundan oluk oluk kan akıyordu. "O ibne nasıl vurabilir!" Haktan çok öfkelenmişti. Onun yüzünden zarar görmesi hoşuna gitmemişti. "İbne işte." dedi Ecmel ağzını burnu kan dolmuyormuş gibi. "Çok acıyor olmalı derhal hastaneye gidip iyi bir doktor bulalım." "Hiç acımıyor." deyiverdi birden Ecmel. Böyle bir şeyi Haktan'ın bilmemesi gerekirdi. Ağzından kaçırmıştı. Zayıflıklarını çok az insan bilirdi. Onlarda ağzı sıkı insanlardı. "Saçmalama Ecmel!" dedi Haktan. Cebinden peçete çıkartıp kanayan burnuna bastırmıştı. "Acıyor yani... Ahhh!" diye numardan bağırdı Ecmel. Acının nasıl bir his olduğunu bilmiyordu ama bir sürü acı çeken insan görmüştü. Ve öğrendiğine göre acı çeken insan her şeyi yapabilirdi. Ama en çok bağırıp çığlık atardı. "Şu haline bak ya. Her yerin kan içinde kaldı. Of Ecmel ya. Neden koşuyorsun peşinden. Bırak kaçsın." Ecmel öyle sıkılmıştı ki az kalsın oflayacaktı.  "Ben hastaneye gideyim. Şuna baksınlar." dedi. Öyle iyi numara yapıyordu ki hissedemediği acı sesine yansımıştı adeta. Duyan herkesin içi burkulabilirdi. Haktan da dahil... Haktan merhametle Ecmel'i sarmalayıp aracına doğru yürütmeye başladı. Kendi yüzünden acı çeken bu kadına destek olmalıydı. İki seferdir hayatını kurtarıyordu. üstelik bunu yaparken canının tehlikede olmasını umursamıyor görevini layığı ile yerine getiriyordu. Bir an için annesinin böyle birini nasıl bulduğunu düşündü. Daha sonra bulduğu için teşekkür etmeye karar verdi çünkü böyle bir korumaya sahip olmak büyük ayrıcalıktı. Çünkü kendi acısını umursamayacak insan yoktu. Hele ki yabancı biri için. İş söz konusu olsa bile. Adamın düşünceleri böyleydi. Bu da Ecmel'i planında bir adım daha öteye taşımıştı. Çünkü Haktan ona güvenmeye başlamıştı. İlgilenmesi yeterli değildi. Önemli olan güven duymasıydı. Ecmel de bu güveni kolayca kazanmıştı. Artık önüne çok az engel çıkardı. Çıkan engelleri de ustalıkla aşardı.  Söyleyemeyeceği yalan, yapamayacağı rol, alamayacağı risk yoktu. Çünkü, gizli psikopatlar evrendeki en iyi oyunculardı. O gözlerdeki bakışlara kanmamak gerekirdi. Aksi takdirde kaderini bir şeytana emanet etmiş olurdu. Haktan'ın hayatının ipleri artık Ecmel'in elindeydi. 
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD