“URFA”

557 Words
AVİN Bu kabusun artık burada son bulması gerekiyordu. Tokmak sesleri giderek beynimin kıvrımlarına işliyor, her vuruş yüreğime bir çivi gibi saplanıyordu. “Acele et de kendi düğününe geç kalma!” diye hırladı ve kapıya yönelirken topuk sesleri odada yankılandı. Dizlerimin bağı çözülmüş, çaresizliğimin ağırlığıyla yere kapaklanmıştım. Sert zeminin dizlerime sapladığı acı bile içinde bulunduğum dehşetin yanında önemsizdi. Kapı yeniden açıldığında yüreğim, sanki tek bir umut kıvılcımına tutunmak istercesine çırpındı. Başımı hızla kaldırdım… Ama karşımdaki yüz tanıdık değildi. Orta yaşlı bir kadınla gençten bir kız kapının eşiğinde duruyordu. Gözlerindeki ifade, bana kurtuluş değil, bu kâbusun daha yeni başladığını fısıldıyordu. Hızla içeri girip kapıyı kapattılar. Genç olanon bakışları ürkekçe ikimizin arasında gidip geliyordu. Emir bekler gibi… “Ne olur yardım edin ben bu adamı ömrümde ilk defa bu gün gördüm. Tanımıyorum. “ diye ağlamaya başladım. Hıçkırıklarımı tutamıyordum. Onlarda kadındı benim halimden anlaması gerekirdi. Orta yaşlı kadının sesi odada yankılandı bir anda, “Koskoca Arslan Reşwanlının yatağına girip kadını olmuş arsız daha neler der!” Diye kükredi, ardından yanındaki kız işaret ederek, “Kaldır şunu abdestini alıp giyinsin !” Dedi. Kız koşarak yanıma eğilerek kolumdan tuttu. “Yardım edeyim gelin ağam,” “Lütfen ben gelin falan değilim, neler oluyor anlamıyorum bana yardım edin!” diye çırpınırken kız çoktan koluma girmiş beni kaldırmıştı. “Ne gelin ağası dersin Melek! Sevde dururken ona gelin ağalık mı düşer?!” “Kusura kalma Gülizar ana, ben hemen gelin hanımı hazır eder getiririm,” dedi. Etrafımda sanki benden habersiz bi tiyatro dönüyordu. Şaşkınlığım ve göz yaşlarım birbirine girmişken isminin Gülizar olduğunu öğrendiğim kadın, “Hazırla önce bana getir!” derken baştan aşağı küçümseyen bakışlarla beni süzüp bir şeyler mırıldanarak çıktı odadan. Hemen yanımdaki kızın koluna sıkı sıkı sarıldım, parmaklarım çaresizlikten buz kesmişti. “Lütfen bana yardım et! Ben bu insanları tanımıyorum. Bak, ailem çok varlıklı… Sana ne kadar istersen veririz, yeter ki bana yardım et!” dedim titreyen bir sesle. Son umutlarımı, daha adını bile bilmediğim bu kızın koluna yapışarak ayakta tutmaya çalışıyordum. Kız şaşkın değil, sanki her şeyi biliyormuş gibi sakin bir ifadeyle başını iki yana salladı. “Ah gelin ablam,” dedi iç çekerek, “sen ne dediğini bilir misin? Reşwanlıların karşısında senin ailen de kimmiş?!” Sesindeki alayla karışık teslimiyet içimi buz gibi etti. “Dışarıda Urfa’nın kaç ağası, kaç aşireti var haberin var mı? Herkes bu düğünü bekler…” Urfa mı? Kafamda yankılanan bu tek kelime kulaklarımı zonklattı. Az önce… Urfa mı dedi? Gözlerim kocaman açıldı, boğazımda düğümlenen sözcükleri zorla ittim dışarı. “Ne diyorsun sen? Burası Mardin değil mi?!” dedim nefes nefese. “Yok ablam, ne Mardin’i ağam demedi mi? Burası Urfa,” dedi kız, sesi tuhaf bir ciddiyet taşıyordu. “Ne ağası?! Ne Urfa’sı!” diye bağırdım. “Ağam dediğin adam beni buraya kaçırdı, baygınken tecavüz etti!” Sözler ağzımdan fırlarken boğazım düğüm düğümdü. Kızın gözleri bir anlığına büyüdü ama hemen toparlandı. Kolumdan tutup beni yan odaya çekti. “Hadi gelin hanım, suyunu hazırlayayım da abdest al sen,” dedi hızlıca. “Ben abdest alacak bir şey yapmadım!” diye haykırdım. Sesim tireyerek banyoda yankılandı. “Aman susasın gelin hanımım,” dedi kız fısıltıya yakın bir sesle. “Gülizar hanımımın insafsız tarafına denk gelirsen, sade seni değil beni de harcar vallahi!” Su sesi yankılanırken aynada kendime baktım. Solgun bir yüz, korkuyla gerilmiş gözler… Kapının önünde duran kızın yüzünde bana karşı acımayla karışık bir endişe vardı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD