“BANA AİTSİN”

571 Words
AVİN Üzerimdeki örtüyü iyice kendime çekip altına saklandım, boğazımda düğümlenen öfkeyle gözlerimi sıkıca kapattım. “Ne saçmalıyorsun sen?! Ne oldu burada?” diye fısıltıya yakın bir sesle, ama çaresizce sordum. O ise yüzüme bakmaya bile tenezzül etmeden, sanki olup bitenlerin hiçbir önemi yokmuş gibi hazırlanmaya devam etti. Ardından dolaptan çıkardığı beyaz, nakış işlemeli yöresel elbiseyi sertçe kapağın üzerine astı. “Acele et!” dedi, keskin bir emir tonuyla. “Başını da örtmeyi unutma!” Bacaklarımı kapatan çarşafı sıkıyla bir elimle üzerimde tutarken yataktan ok gibi fırladım. Bana sırtı dönük adam hızla koşup var gücümle sırtından itekledim. “Ne oluyor burada?! Sen kimsin de bana emir veriyorsun, bu aptallığı yaptığına göre kim olduğumu bile bilmiyorsun! Bana ne yaptığını bilmiyorum ama bunun hesabını sana ailem çok fena ödetecek!” Diye patladım. Öfkemden sesim çatallanırken o olduğu yerde ağır ağır döndü. Bir adım geri çekildim. Ellerini cebine koyarken o delici bakışlarını gözlerime dikti. “Bence sen kocanın kim olduğunu tam bilmiyorsun küçük hanım! Ama sorun değil öğretirim…” deyince bir elimle öfkeyle gömleğinin yakasına yapıştım. “Bana ne yaptın pislik herif?!” Gözlerime biriken yaşları düşmemesi için var gücümle tutarken onun karşısında aciz olmak istemiyordum. Alayla gülerken dudakları yukarı kıvrıldı, “vallahi bundan bende bir şey anlamadım. Ama önümüzde uzun yıllar var, ne yaptığımın üzerinde detay detay birlikte geçeriz.” Deyip elimi tuttuğum yerden söküp aldı. “Şimdi git abdestini alıp üzerini giy! Nikah kıyılacak!” Elimi onun iğrenç parmaklarının arasından hızla çekip kurtardım. İçimdeki öfke göğsümden taşarak dudaklarımdan döküldü: “Ne nikahından bahsediyorsun sen?! Ben Avin Resulhan’ım! Bana ne yaptıysan, ailem sana bunun hesabını çok fena soracak!” Sesim dört duvar arasında yankılanırken, o ise zerre etkilenmemiş gibi gayet sakin bir tavırla kolundaki saate göz attı. Dudaklarının kıyısında alaycı bir kıvrım belirdi. “Ailene haber verildi,” dedi buz gibi bir sesle. “Acele ederlerse nikahı görürler.” Çıplak bacaklarıma dolanan çarşafı avuçlarımda sıkarken, boğazımdan feryat kopar gibi bir ses yükseldi. “Sen manyak mısın! Sabahtan beri ne saçmalıyorsun!” O an gözlerindeki öfke daha da koyulaştı. Dişlerini sıkarak üzerime eğildi, parmakları kolumu demir bir mengene gibi kavradı. “Bana iyi dinle!” dedi tükürürcesine. “Senin karşında Arslan Reşwanlı duruyor! Bundan sonra sen bana aitsin! Az önce kanlı çarşaf çıktı meydana… ahaliye çoktan haber gitti! Ya paşa paşa yanıma oturur benim dediğimi yaparsın, ya da benim için fark etmez! Resulhanların göz bebeği biricik kızı benim yatağımı süslemiş olur! Söyle bana, hangisini seçersin?” Sözleri iliklerime kadar işledi. Boğazımda düğümlenen nefesimle titredim, gözlerim yanıp boşalmaya başladı. “B-ben… ben bir şey yapmadım seninle…” Sesim fısıltıdan öteye gitmedi. O an öyle çaresizdim ki, küçücük bir nefesimle bile kırılacak gibiydim. Ama o, acımı görmenin zevkiyle yüzüme eğildi. Dudak kenarı alaycı bir kıvrımla gerildi, sözleri yine yumruk gibi indi, “Çarşaf öyle demiyor ama!” diye haykırdı. “Şimdi git ya dediklerimi yap! Yada ailen gelince git onlarla seçim senin!” Öylesine sıkışmıştım ki… Duvarlar üzerime daralıyor, nefesim boğazımda düğümleniyordu. Daha bu sabah evimden, elimde kitaplarımla okula diye neşeyle çıkmamış mıydım ben? Hayallerimle, umutlarımla… Şimdi ise bir yabancının odasında, kanlı bir çarşafın gölgesinde mahkûm gibiydim. “Bunu bana yapmış olamazsın…” diye fısıldadım, kelimeler dudaklarımda titreyerek döküldü. Omuzlarım yenik bir şekilde düştü. Tam o anda dışarıdan gelen davul sesleri odanın sessizliğini böldü. Kalbim bir anlığına yerinden fırlayacak gibi oldu. Ritmik tokmak sesleri, sanki kaderimin mühürlenişini haber veriyordu. Her vuruş, içimdeki umudu biraz daha ezip parçaladı. Gözlerimi kapadım, kulaklarım davulun uğursuz yankısıyla çınlarken nefes alamıyordum sanki.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD