AVİN
Hayatımın en zor banyosuydu. Kasıklarımdaki sancı hala devam ederken hızlı bir duş aldım. Sanki Regl olacakmışım gibi felaket bir sancı vardı. Hayvan herif, eminim ailem öğrenir öğrenmez gereğini yapıp beni onun elinden ve buradan kurtaracaktı.
Odaya döndüğümde ne telefonum ne çantam… görünürde bana ait hiç bir şey yoktu.
Melek hazır vaziyette beni bekliyordu, “gelin hanımın ben yatağın üzerine hazır ettim giyine dur kapıda kuaför sen bekliyor, hanımın çağırdıydı ben hemen gidip geleyim,” dedi.
Yatağın üzerine baktığımda serilmiş bir gelinlik ve kırmızı bir jartiyer takım duruyordu.
“Ben bunları asla giymem!” Deyip etrafta kendi kıyafetlerimi aramaya başladım. Ama ne çıkardığım yerde yoktu.
“Boşa aramayasın Gülizar hanımım onları çöpe attırdı. Giymen için bunları yolladı.” Diye yatağın üzerindekileri gösterdi.
“Vallahi çıldırmış bunlar billahi çıldırmış! Zorla kaçırıp tecavüze uğramam yetmiyor gibi birde her şey yolundaymış gibi gelinlik giyip onun için mi hazırlanacağım?!”
Melek koluma yapışıp yalvaran gözlerle baktı, “sessiz olasın gelin hanımım vallahi bu bir duyulursa duyanlarla birlikte gömerler bizi!”
“Gömsünler o zaman gelsinler de gömsünler beni!” Diye var gücümle bağırdım.
O an kapı sertçe açıldı. Karşımda Gülizar denen kadın kaşlarını çatmış öfkeyle burnundan soluyordu.
“Çık dışarı Melek!” diye sinirle kükredi,
Melek ürkek bi ceylan gibi başını sallayıp hızla çıkarken geriye dönüp bana attığı bakış susmam için yalvarıyordu sanki…
Kapı ardından kapanır kapanmaz öfkeyle bana doğru yürüdü. Üzerimdeki havluyu sıkıca avuçlarımın arasında tuttum.
“Bana bak densiz! Sen kendini bulunmaz hint kumaşı mı sandın?!” derken bi kaç adımda üzerime yürüyüp ıslak saçlarımı eline doladı. Çekiştirince acıyla çığlık attım.
“Acıyorrr! Bırakkk!!!” diye elinden saçlarımı kurtarmak için tuttum ama nafileydi.
“Şimdi beni iyi dinle bakalım Mardin kızı! Bana kalsa oğluma seni alacağıma az önce kapıdan çıkan yetiştirmeyi bile alırdım! Lakin oğlum böyle uygun gördü!” Deyip saçlarımı biraz daha çekti. Göz yaşlarım bu sefer canımın acısıyla düşmeye başladı
Ama geri adım atmaya niyetim yoktu. “Almasaydın o zaman! Böyle gelin mi alınır!” Diye bağırdım.
“Susta dinle!” Diye benim bağırdığım tonda tekrar bağırdı. “Eğer akıllı bi kadın olup oğlumun döşeğini ısıtıp bi torun verirsen bize el üstünde tutulursun! Gelin ağa olup kızım olursun! Ama yoook ben laftan anlamam dersen senin burnunu öyle sürterim ki anandan emdiğin sütü fitil fitil burnundan getiririm!” Var gücüyle “duydun mu beni?!” Diye bağırıp yatakta serili iç çamaşırlarının üzerine fırlattı.
“Şimdi hazırlan!”
“Ben bunları giymem!!!” Diye inatla bağırdım. Ne onun oğlunun yatağını ısıtmaya niyetim vardı ne de bu manyaklara bu çocuk vermeye…
Bana vurmak için elini öfkeyle kaldırdığında, refleksle kolumu kaldırıp kendime zarar siper ettim.
“ANAA!!!”
Bir ses odada yankılandı. Ellerimi yavaşça indirip baktığımda karşımda Arslan dedikleri o mendebur pisliği gördüm. Burnundan soluyordu; öfkesini zor zapt eder gibiydi. Birkaç adımda annesinin karşısına dikilip hırladı adeta:
“Seninle konuştuk bunu!”
Gülizar, oğlunun sözleriyle dona kaldı. Sonra bakışlarını bana çevirdi gözlerindeki öfke daha da keskinleşmişti, dişlerini sıkarak nefes aldı.
“Bi yıla vermesin kucağımıza bebeyi o zaman sen düşün konuştuklarımızı!”
“Bu kız bundan sonra benim namusumdur ana! Canım ne vakit isterse o vakit veririm kucağına torun!” Deyip eliyle dışarıyı işaret etti, “şimdi az bize müsade et karımla…”