bc

Dokuz

book_age18+
18
FOLLOW
1K
READ
revenge
fated
goodgirl
drama
bxg
realistic earth
coming of age
first love
illness
civilian
like
intro-logo
Blurb

Dalından koparılıp su dolu bir bardağa koyulmuş çiçek gibi hissediyorum. Ne yaşıyorum ne ölüyüm. Sırf beni koparan kişi istiyor diye hayattaymış gibi davranıyorum fakat çektiğim acı kimsenin umrunda değil.

Onlar için yalnızca güzel görünmeliyim. Nefes alsam da almasamda güzel görünmem yeterli. Artık nasıl güzel görüneceğimi dahi bilemiyorum. Mutlu gibi davranıyorum. İçimde öyle büyük bir mutsuzluk var ki, attığım kahkahalar onları saklamak istercesine kocamanlaşıyor her geçen saniye. Sanki kendimden bile saklamak istiyorum mutsuzluğumu, kabul edemiyorum öleceğimi.

Ben... Ben ölecek miyim? Nasıl olabilir ki bu? Benim hayallerim var, bir geleceğim, amaçların ve hedeflerim var. Benim sevdiğim adamla yaşamam gereken yıllar var fakat buna rağmen ben ölecek miyim?

Tanrı, inandığımız, güvendiğimiz Tanrı beni alacak mı yer yüzünden yani başına? Kıyacak mı benim sevdiğim adama?

"Ölmeyeyim... Lütfen ölmeyeyim. Alma beni sevdiğim adamdan Tanrım!"

**

chap-preview
Free preview
1'
Ölüm... Herkesin korktuğu, kaçabildiği kadar kaçtığı, kaçamayacağını anlasa da kaçmaya çalıştığı, birçok insanın karanlık bazılarınınsa aydınlık olarak gördüğü hayatın belki de en büyük gerçeği. Ben karanlık olduğunu düşünüyordum, kaçmaya çalıştım, kaçamadım. Çok istedim kaçmayı, sırf sevdiğim bensiz kalmasın diye ama olmadı. Yaşayacağım onca güzel günü düşünmedim bile, sadece sevdiğimi bırakmamak için kalmayı istedim. Şimdi o bensiz. Sonbaharda yapayalnız kalmış bir yaprak gibi savruluyor. Anılarımızın olduğu yerlerde kendini mahvediyor. Yapma diyemiyorum sevdiğim adama. Dur, mutlu olman lazım diyemiyorum. Çalan alarmla birlikte gözlerimi aralarken elimi uzatıp telefonumu bulmaya çalışmıştım. En sonunda bulup alarmın rahatsız edici sesini susturduğumda bedenim yorgunluğunu haykırarak ayaklanmakta zorlanmıştı. Saate baktığımda akşam dokuz olduğunu görmüştüm, ki zaten alarmım o saat için kuruluydu. Uzun koridor boyunca dengesiz adımlarla ilerlediğimde, koridorun sonunda, sağımda kalan mutfağa ulaşmıştım. İçeriye girdiğimde kalkmamın sebebi olan ilacıma uzanıp paketinden çıkarmıştım. Hemen yanındaki sürahiden su da aldığımda ilacımı içmiş, tekrar koridora dönerek banyoya ilerlemiştim. Beyaz rengin ağırlıklı olduğu banyoda yüzümü yıkadıktan sonra kafamı kaldırıp aynaya baktığımda solmuş tenim ve boş bakışlarımla karşılaşmıştım. Birkaç saniye kendimi inceleyip yansımama sırtımı döndüğümde yüzümü kurulamış ve banyodan çıkmıştım. "Hüda! Nerdesin, sesin çıkmıyor hiç?" Oturma odasına yaklaşıp bakındığımda cevapsız kalan sorumla ve Hüda'yı göremeyişimle aklıma Hüda'nın burada olmayışı gelmişti. Ailesinin yanına gitmişti ve birkaç gün gelmeyecekti. Kafamı onaylamazca salladığımda tekrar odama gidip yatağıma yerleşmiştim. Birkaç saat yatağımda telefonumla oyalanıp tekrar yattığımda çoktan yeni güne girmiştik. *** Gözlerimi yakan ışıkla birlikte gözlerimi açmış fakat hemen tekrar kapatmıştım. Günün ilk saatlerinde yatak odam çok güneş alırdı ve bu yüzden hep erken uyanmak zorunda kalırdım, yatağımın yerimi değiştirmeyi aklıma not etmeliydim. Saate baktığımda da haksız olmadığımı görmüştüm, saat henüz yediydi, ayaklandığımda hızlı kalktığımdan olsa gerek başım dönmüştü. Duvarın pürüzsüz yüzeyine tutunarak ilerlediğimde kısa süre içinde kendime gelmiştim. Bugün Cumartesi günü olduğu için hiç dersim yoktu, bu rahatlıkla işlerimi hallettiğimde çalan telefonumun sesini duymuş, hızla telefonuma ilerlemiştim. Gördüğüm isimle birlikte yüzümü kocaman bir gülümseme ele geçirdiğinde telefonu açmış ve kulağıma yerleştirmiştim. "Günaydın kül kedisi! Nasılsın?" "İyiyim güzellik, sen nasılsın? Özlettin kendini!" Birkaç saniye duraklamanın ardından konuşmaya başlamıştı. "Ben de iyiyim." Kaşlarımı çattığımda sesinin titremesine sebep olacak şeyi düşünüyordum. "Geliyorum ben bugün. Birkaç saate orada olurum hatta. Hazırlan da bizim kahvaltıcı amcaya git. Buluşuruz orada." Bu kez kaşlarım havalanırken konuşmuştum. "Hüda? N'oldu, sıkıntı mı var?" Nefeslenip "Aynı şeyler," dediğinde gözlerimi sıkıca kapatmıştım. "Tamam, ben hazırlanıyorum. Çıkarım biraz sonra. Görüşürüz orada." "Görüşürüz!" Biraz duraklamanın ardından telefonun kapandığını gösteren sesi duyduğumda, o ses, kapanmadan önce arkadaşımın titreyen sesini bana unutturmamıştı. *** Dolabının kapağını açıp hızla göz gezdirdiğimde siyah tişört, siyah tayt ve kırmızı kapşonlu sweatshirt'ü seçmiştim. İç çamaşırlarımı da alıp banyoya gittiğimde önce suyu açmış ardından ise kıyafetlerimi çıkarmıştım. Bir kez daha aynaya bakmamaya ve yorgun bedenimi görmemeye özen göstererek aynaya arkamı dönmüş ve duş almaya başlamıştım. Önce saçlarımı daha sonra da bedenimi yıkadığımda eskisinden çok daha rahatlamış hissediyordum. Kahvaltı yapacağımız yere ulaştığımda sakin adımlarla içeriye girmiştim. Mekanın sahibi amcayla minik bir sarılmanın ardından cam kenarındaki yerimize oturmuş, geçmeyen zamanla birlikte beklemeye başlamıştım. Aslında çok uzun sürmeyen fakat bana saatler gibi gelen sürenin sonunda Hüda gelmişti. Gülümsemeye zorladığı yüzüyle yaklaşıp beni sıkıca kucakladığında ben de aynı şekilde karşılık vermiştim. "Hoş geldin! Çok aç mısın?" Kaşlarını kaldırıp kafasıyla onayladığı da gülümsemiştim. "Sipariş verdim ben, gelir biraz sonra." "Çok iyi yapmışsın. Açlıktan ölebilirim. Yemek yemeden çıktım." Son cümlesiyle gözleri hafifçe nemlenmeye başladığında, bir kez daha ailesinin ona iyi gelmediğini anlamıştım. "Anlat hadi. Yemek gelene kadar ferahlarsın biraz. Şu haline bak, gözlerin şişmiş." Önce kafasını eğip ellerine bakmış ardından anlatmaya başlamıştı. "Annem, benim yaşam tarzım yüzünden akrabalarına karşı mahcup oluyormuş. Benim giyim tarzım, bakış açım ailesine uygun değilmiş. Ailesine? Ben senin ailen değil miyim dediğimde bana ne dedi biliyor musun? 'Sen oraya gittiğinde benim ailem olmayı bıraktın.' Bana bunu nasıl söyleyebilir ya? Ben o kadar şeye rağmen hâlâ onun yanına gideyim ama o beni ailesi kabul etmesin. Bıktım artık. Bir daha gitmeyeceğim oraya. Babam da istiyorsa buraya gelsin. Umrumda bile değil artık!" Konuşurken aralarda duraklamış, bazen hıçkırıklarını dindirmeye çalışmış bazense gözyaşlarını silmişti. "Seni ailesi kabul etmek zorunda değil ki canım benim. Eğer illa bir ailem olsun diyorsan zaten benim ailemsin. Benim senden başka kimim var?" Söylediğim şeylerle biraz olsun rahatladığını gördüğümde hâlâ eksik bir şeylerin olduğunu biliyordum. O yüzden devam ettim. "Eğer tek sıkıntı buysa tabi. Ama eğer sıkıntı annenin seni kabul etmesiyse bunun için yapacak bir şey yok maalesef. O seni kabul etmiyor ve hiçbir zaman etmeyecek." *** Eve geldiğimizde akşam olmuştu ve Hüda iyi olmadığı için benim odamda birlikte yatmaya karar vermiştik. Saat sekiz olduğunda ikimiz de yataktaydık ve Hüda çoktan uyumuştu. Onun düzenli nefes sesleriye birlikte ben de çok geçmeden gözlerimi kapatmıştım. "Yapma!" Fısıltıdan farksız çığlığımla birlikte yataktan doğrulduğumda terlediğimi fark etmiştim. Ben ne zaman uyumuştum da kâbus görmeye başlamıştım? Hızlanan nefeslerimi düzenlemeye çalışarak yataktan kalktığımda göz ucuyla Hüda'ya bakmıştım. Hâlâ uyuyordu, olması gerektiği gibi. Sessiz adımlarla odadan çıktığımda artık uyuyamayacağımın farkındaydım. Suyumu içtikten sonra tekrar odaya dönmeyip Hüda'nın odasına girdiğimde giyecek bir şeyler aramaya başlamıştım. Bol olmayan ama dar da olmayan paça kısmı lastikli eşofmanı elime aldığımda üzerine giyecek bir şeyler arıyordum. En sonunda siyah bir askılı ve aynı renkteki fermuarlı sweatshirt'ü giymiş, baştan aşağı siyaha bürünmüştüm. Birkaç dakikanın ardından dışarıya çıktığımda temiz hava beynimi açmıştı sanki. Fakat bilmediğim şey beynimin açılmasıyla kâbusumu hatırlayacak olmamdı. Biraz sonra o anlar beynime fotoğraf kareleri gibi düştüğünde tek fark o karelerde sessiz çığlıklarımın duyuluyor olmasıydı. Nefeslenmeye çalışırken ne olduğunu anlamadan görüşüm de bulanıklaşmaya başlamıştı. Başımı geriye atarak gözyaşlarını geri döndürmeye çalışırken birkaç damla çoktan gözlerimden kaçmıştı bile. İşe yaramadığını anlayıp kafamı önüme eğerken ne olduğunu anlamamıştım. Birden kendimi acı içinde yerde bulurken acıdan olsa gerek gözyaşlarım hızlanmıştı. Sanki hepsi birbirini kovalıyordu, belki de yarışıyorlardı, kim bilebilirdi ki hangisinin doğru olduğunu? Omuzlarım sarsılarak ağlarken önümde bir gölge olduğunu görmüştüm. O an eğer anlasaydım o adamı yapayalnız bırakacağımı, ne durmayan göz yaşlarım ne acıyan ellerim ve dizlerim ne de beni eski anlara hapseden kâbusum orada kalmamı sağlayabilirdi. Ama her şeyden habersizce orada kaldım, o adamın önce gözyaşlarımı silmesine ardındansa beni kollarımdan tutarak kaldırmasına izin verdim.

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

Hate Should Be A Hockey Term

read
2.9K
bc

The Rejected Mate

read
1.9M
bc

My Biker Stepbrother, My Ruin

read
24.2K
bc

The Golden Lycans

read
46.1K
bc

Winter's Mate: Fated on Ice

read
7.8K
bc

Made To Be Broken - The Boston Hawks Hockey Series

read
178.7K
bc

Varsity Bad Boy Series

read
225.7K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook