Dokuz

1386 Words
Günler sonra Seyhan'ın regli de bitmişti sancıları da, Halil günlerce onun elini sıcak sudan soğuk suya sokmamış etrafında pervane olmuştu. Seyhan bu ilgiyle daha bir serpilmiş daha rahat hareket ediyor, Halil'e söyleyeceklerinde çekinmiyordu. Fakat günlerdir çapalanmayan tarlaya gitmesi gerekiyordu Halil'in, az bir kısmı kalmıştı onu da yalnız yaparım diye kahvaltıdan sonra üstünü değiştirmiş, kapı eşiğinde onu uğurlamak için evden çıkan Seyhan'ın gülümseyen yüzüne bakıyordu. "Öğle yemeğine eve gel, tavuk pilav yapıcam" diyen gencin gözlerindeki sıcaklığa ölebilirdi Halil oracıkta. Başını yavaş yavaş sallayan adam Seyhan'ın kapı arkasından aldığı su bidonunu uzatıp "Şunu da gelirken dolduruver, soğuk soğuk içeriz" demesiyle şişeyi alıp başı önde gülümseyerek yürümeye başladı. Seyhan çatal kapıya kadar da gelip kapıdan çıkan uzun boylu adamla kocaman gülümseyip "Güle güle git" diyerek yüzüne hâlâ hayran hayran bakan Halil'le elini yola doğru savuşturarak "Bakmasana öyle aşık gibi Halil, hadi git git" deyip yavaşça kapıyı kapattı. Ama kapıyı kapatır kapatmaz kalbi ağzında elini göğsüne attı. "Adamda utanma da yok töbe töbe, dikiyor gözlerini." Ağzı kulaklarında eve doğru yürüdü. Tek katlı evin önünde ellerini beline attı. "Sana da çeki düzen vermek gerek ha ev. Seyhan eli değmeli, o zaman evim derim sana" Gülerek kapıdan içeri girdi. Halil ise yüreği pır pır ede ede elindeki bidonla tarlanın yolunu tuttu. Köyün ortasından geçerken kimi selam veren kimi yüzüne bile bakmayan köylülerle kaşlarını çata çata yoluna devam etti. Normalde Halil'i kim görse selamını esirgemezdi ama vardı şimdi bir şeyler. "Hayrola inşallah" diyerek dudaklarını büzüp tarla yoluna girdi. İki yüreği yaralı gencin yüreğini kan revan edecek bir şeyler dönüyordu usul usul saman altından. Ama bundan ne Seyhan'ın sevdasına düşmüş Halil'in haberi vardı ne de evin içinin altını üstüne getirip temizlik yapan Seyhan'ın. Yüklük olarak kullanılan ve Halil'in kıyafetlerini koyduğu küçük odaya girip teker teker yatak döşekleri büyük odaya götürüp "Burada güzel bir yer açmak lazım, arada Nazike ninem gelir kalır ha" diyerek odayı süpürmek için yerdeki bir kaç kıyafeti de çıkardı. Kıyafet dolabı tam pencerenin önüne geldiği için küçük odayı daha bi karanlık yapıyordu. O yüzden içindeki Halil'in kıyafetlerini de çıkarıp dolabı hoflaya poflaya çekerek pencerenin önünü açtı, bir de camları açınca derin bir nefes verdi. "Ha şöyle içeri güneşin girme zamanı gelmişti." Odayı güzelce süpürüp kapı arkasındaki halıyı da yere serdi. Büyük odadaki yün döşeklerden iki kişilik olanını da çıkarıp küçük odanın duvar dibine serdi. Büyük odaya dönünce televizyonun altındaki sehpanın üstünde duran çiçek saksısını alıp "E benim akılsız Halil'im bu.." dediğinde şokla kendi söylediğine gözlerini kocaman açıp hızlı hızlı elinde saksıyla odanın penceresine gitti, tam güneşin alacağı yere koyup "Bu çiçekler güneş görmezse açmaz ki" diye mırıldandı. Az önce söylediğini sanki hiç söylememiş gibi söylene söylene tekrar küçük odaya döndü. Yerdeki döşeğin üzerine incesinden bir de yorgan koyup başına da yastığı koydu. "Tam misafir odası oldu he" diyerek elleri belinde yaptığı işi takdir etti. Halil'in kıyafetlerini katlaya katlaya tekrar dolaba yerleştirip boşta kalan yerleri görünce yüzünü al al eden bir utançla diğer odaya gidip geldiğinde yattığı yatağın altına tepiştirdiği kendi kıyafet çıkınını çıkarıp avucunun içinde sıka sıka odaya dönüp dolabın boş yerlerine baktı. Başı önde elindeki kıyafetlere bakarak dudakları kıvrıldı. Sonra da omuz silkip "Dolap sadece onun değil ya" diyerek kendi kıyafetlerini de katlayarak Halil'in kıyafetlerinin yanına yerleştirdi. Yüzü artık alev aldığı için eliyle yüzüne yelpaze yapa yapa dolabın kapaklarını kapatıp odadan çıktı. Yüklükten kalan yorganları da dolabın üstüne dizip şimdi kocaman yer açılan odaya bakarak gülümsedi. Seyhan'ın eli değmişti bir kere, o güneşi getirecekti penceden vuran hafif meltem rüzgarlarıyla. Mutfağa döndüğünde tezgahtaki bulaşıkları yıkamaya girişti. Onlar da bitince ellerini silip evin anahtarını kapı arkasından alıp evden çıktı. Nazike ninesine uğrayacak, ona güzel bir ıhlamur kaynatacaktı. O gün rezene kaynatırken aklına yer etmişti. Seyhan da ninesine iyi bakacaktı, başını okşayanıydı geldiği yerde. Nazike ninesinin açık kapısından "Ben geldim nine" diyerek girdi ama küçük odaya girdiğinde Nazike ninenin yattığı yatağın yanında oturan ninenin komşusu yaşlı kadını görünce korkuyla yatağa koştu. "Nine." Yaşlı kadın ateşler içinde gözlerini zorla açıyordu. Komşu kadın Seyhan'ın kolunu tutup "Sabahtan ateşler içinde yatıyor çocuğum, üşütmüş herhal. Geldiğimde ayağa kalkamadı" deyince Seyhan telaşla ninesinin alnına elini koydu. Baya ateşi çıkmıştı. "Bu havada nerden kaptıysa nezle olmuş" diyen kadınla odanın içine bakındı. "Hekim. Halil'e haber vereyim" kapıya yöneldi ama komşu kadın tekrar kolundan tutup hırkasının cebinden telefon çıkarıp "Köyde hekim yoktur kuzum, şurdan örtmenin numarasını ara. O köylü hastalanınca gelip bakıyor, anlıyor az buçuk. Ne edeceğimizi söyler" dediğinde Seyhan hiç düşünmeden telefonu eline alıp rehbere baktı. "Adı neydi teyze öğretmenin?" Yaşlı kadın "Kenan, Kenan Örtmen yazıyor" dedi ve Seyhan da adını bulup hemen aradı. Yarım saat sonra Kenan daha öncede Nazike nine hastalanınca gelip baktığı eve gelince telaşla odanın içinde tur atan Seyhan'a baktı. Yatağında uzanan yaşlı kadının yattığı yatağa gidip çantasından çıkardığı ateş ölçer ve tansiyon aletiyle Nazike nineyi muayene etti. Varsa ilaçlarını sordu Seyhan onu arkasındaki yastığa yaslarken. Korkuyla gözleri dolan gence bakarak "Sakin olun biraz, korkulacak bir şeyi yok" deyip çantasının içindeki telefonu alıp birini aradı. Söylenilenlere "Tamam, yazıyorum şimdi" diyerek çantasından aldığı küçük not defterine bir şeyler yazıp telefonu kapattı. Yatağın ucundan kalkıp elindeki kağıdı gence uzatarak "Kağıtta yazan ilaçları alın, antibiyotik alması lazım. Ciddi bir durum yok ama yaşı itibariyla ilaçlarla desteklenmeli" dedi. Seyhan elindeki kağıtta yazan kelimeleri seçemiyordu. Yıllar önce alındığı okulda geri kalmıştı öğretmeni de genci umursamayınca. Kenan onun utana sıkıla kelimeleri okumaya çalıştığını, beceremeyince de alt dudağını kemire kemire çekinerek "Halil gelince ona gösteririm ben" deyip kağıdı cebine koymasına dudaklarını büzdü. "Okuma yazma biliyor musun genç?" diye sordu. Seyhan gözleri dolu dolu yatakta yatan Nazike teyzesine bakıp başını Kenan'a çevirdi. "Biraz biliyorum." Kenan o an karar vermişti, insanların hor gördüğü, küçümsemediği bu genci eğitecekti. Tüm samimiyetiyle elini onun omzuna koyup "Okuma yazma bilmiyorsan bu hayatta bir sıfır geriden başlarsın genç. Adın Seyhan'dı değil mi?" diye sordu Seyhan ilk kez bir yabancının karşısında utanıyordu. Yıllarca aklıyla hayatta kalabilmişti ama şimdi ninesinin ilacını bile okuyamıyordu, köyden çıksa çarşıya, pazara, eczaneye gidecek ne yol biliyordu ne de iz. Cahil gelip cahil gidecek olması yüreğindeki öyle büyük bir yaraydı ki bu, kendine bile dile getiremiyordu. "Evet Seyhan" diye mırıldandı başı öne eğilirken. Karşısındaki koskoca üniversite okumuş bir öğretmendi. O da olmak isterdi, kendi gibi çocukları yetiştirsin köy yerlerinde cahil kalmasın. Kenan onun içindeki okuyamamanın yarasını gören ilk öğretmendi. Bunu eşin dostun göremezdi, okuma aşkının söndürüldüğünü bir tek idealist bir öğretmen görebilirdi. Seyhan'ın kolunu tebessümle sıvazlayarak "Nazike nine güzelce iyileşsin okula gel Seyhan, tekrar başla eğitimine, olur mu?" diye sorunca Seyhan gözünden süzülen bir damla yaşla başını yukarı kaldırdı. "Olur öğretmenim." Tarladan dönen Halil ise elindeki su dolu bidonla heyecanla evinin yolunu tuttu. Onu evinde bekleyen bir sevdiği, bir eşi vardı artık. Utanmasa koşacaktı elindeki bidonu heyecandan sallaya sallaya yürürken. Seyhan'ın o güzel ellerinden yemek yiyecekti uzun uzun sevdiğini izleyerek. Köyün ortasından geçerken kapı önlerinde fısıldaşan kadınları duymuyordu kulaklıkları ama aralarına katılan Filiz'in sesini duyurmak istediği cümleyi duymuştu. "Gördünüz mü siz de, öğretmen Halil'in evine doğru gidiyordu. Ne işi, derdi varsa?" Kadınlardan biri tülbentiyle ağzını kapatıp fısıltıyla "İki güne dayanamadı Çolak Halil'e, almış koynuna birini." Bir diğeri "Ee çolak adamı kim istesin, kim bilir yetiyor mu gencecik oğlana, demek ki öğretmen için denilenlerde doğruşmış" Ağzı tülbentli de "Oğlancı diyorlardı demi kız öğretmenden için, geçen sene muhtar susturdu köylüyü de, anacım ateş olmayan yerden duman çıkmaz." Halil olduğu yerden kımıldamıyordu artık. Yüreğine düşen o ateş her yanını paramparça ediyordu. Bir yanı Seyhan öyle bir şey yapmaz, daha sana bile yaklaşamıyor diyordu ama o kör olasıca ezilmişliği basbas bağıyordu. Ya seni istemiyorduysa, ya aşk sevda yetemiyorduysa diyordu, ya Seyhan öğretmeni görüp sevdiyse. Ateş artık bütün bedenini kaplamıştı ve Halil'in nefesi kesilmişti kafasındaki o şüpheyle. Sağ elindeki bidona baktı önce, sonra da ceketinin altına gizlediği olması gereken sol elinin bileğine. Şimdi etten başka bir şey ifade etmeyen o bilek sırtına binlerce ok daha sapladı. Gözleri dolu, ciğeri yanık, titreyen dizleriyle eve doğru yürüdü. Öyle bir şey yapmazdı Seyhan'ı, yüreğini ferah tutmalıydı, onları dinlememeliydi. Seyhan ve Kenan tam da Halil'in evlerin önünde çatal kapıda Nazike ninenin ateşi düşmesi için şimdi ne yapacaklarını, kağıtta neler yazdığını konuşuyorlardı. Kenan samimi ve içten bir gülümsemeyle "Haftaya okul saatinden sonra gel alfabeden tekrar başlayalım Seyhan. Ama çabuk pes etmek yok anlaşıldı mı?" deyince Seyhan başını eğip parmaklarıyla oynayarak "Anlaşıldı öğretmenim" dedi kocaman gülümseyerek başını kaldırıp öğretmeninin gözlerinin içine baktı. O an ikisinin de duyduğu ses Halil'in olduğu yere çivilenip elinden düşürdüğü su bidonunun sesiydi. Halil sevdiğinin ölüp bittiği gülüşünün dedikleri gibi Kenan öğretmene döndüğünü görünce gözleri kararmıştı. Şimdi sol eli değil de kolu kanadı kırılmıştı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD