Ya bu deveyi gütmeli ya diyardan gitmeliydi. Halil içindeki o kıskançlık hırsına dur demek için dişlerini sıktı Seyhan anlamaz gözlerle yüzüne bakınca. Onun gözlerinden anlardı, yoktu bir tedirginlik, korku, çekince. Tam tersine en güzel gülüşüyle bakarak ona doğru yürüyordu.
"Halil, Nazike nine biraz hasta. Şu bidonu içeri koyalım da yanına gidelim."
Seyhan'ın yere uzanıp almaya çalıştığı bidonu alan Halil ona tek kelime dahi etmeden Kenan'a doğru yürüdü.
Kenan ise ona bakan gözleri çok iyi biliyordu, bu kıskanç bir adamın gözleriydi, nerde görse tanırdı.
"Hayrola öğretmen bey, kapımıza kadar gelmişsin?"
Kenan kıskançlığa eklenen sert sese gülümseyerek Halil'in arkasındaki gence baktı. Ama Seyhan, Halil'in hareketlerinden de ona cevap vermemesinden de hiçbir şey anlamamıştı. Tam tersine bozulmuştu ses etmeden önünden geçip gitti diye.
Halil öğretmenin Seyhan'a gülümseyen bakışlarını kendine çekip tek kaşını kaldırdı. Kenan ise en içten samimi sesiyle "Nine biraz üşütmüş, Seyhan komşu teyzeden beni arayıp çağırdı. Endişelenecek bir şeyi yok, doktor bir arkadaşıma antibiyotik yazdırdım onu vermiştim Seyhan'a" dedi.
Halil biraz daha sakinleşmek için derin bir nefes verdi ve suratı asılarak ona kağıdı uzatan Seyhan'ın eline baktı. Seyhan onun elindeki şişeyi çekip alarak "Şu ilaçları al da gel, nineme çorba kaynatacağım ben, sen git al o zaman" dedi dudakları büzülü, suratı asık, kaşları çatılıydı.
Halil'in kıskandığı aklının ucundan bile geçmiyordu da onunla konuşmamasına kızıyordu. O da anlatabilirdi ne olduğunu ama o öğretmene sormuştu onu dinlemez gibi.
Halil önce Seyhan'ın eline baktı, sonra da Kenan'a döndü. Kafasında bir şeyler yavaş yavaş otururken Seyhan'ın başına elini uzatıp "Bir saate dönerim kınalı kuzu, gir sen içeri çorbanı kaynat" diyerek saçlarını okşayarak kağıdı aldı.
Seyhan, Kenan öğretmene tekrar teşekkür edip "Haftaya geleceğim okula" deyip çatal kapıdan içeri girdi.
Halil ve Kenan karşı karşıya geldikleri kapının önünde sonunda Kenan adamın rahatlayan bakışlarına gülümseyerek "Kıskançlık kötü değil mi Halil?" diye sordu.
Halil elindeki kağıdı cebine koyup "Sorma öğretmen sorma, eve gelene kadar öldüm de dirildim" deyince Kenan elini onun omzuna koyup "Gel seninle çarşıya kadar gidelim. Hem şu ilaçları alalım hem de seninle Seyhan hakkında konuşacaklarım var" deyince Halil yeniden bir kuşkuya düştü kaşları çatılarak ama eğrisini doğrusunu öğrenmeden tepki vermemeye dikkat ediyordu.
İkisi köyden çarşıya giden dolmuşun olduğu tepenin başına gidene kadar konuştular. Kenan, Seyhan'ın kağıtta yazılanları okuyamadığı için ezilip büzüldüğünü, eğitim için çokta geç kalmadığını, en azından gencin hem kendine hem de etrafındakilere yardım edebilmesi için belli bir sınıfa kadar okuması gerektiğini anlattı.
Halil liseyi bile bitirmişti, askerlik çağı gelince de vatan görevine gitmişti ama Seyhan'ın üçüncü sınıfın ortasında alındığını öğrendiğinde yüreğine bir sızı çökmüştü.
"Ama okula gelip gitmesine laf ederler öğretmen bey. İlçedeki okula mı göndersem dışarıdan okur?"
Kenan gence destek çıkacak biriyle evlenmiş olmasına çok sevinmişti. "Valla iyi düşündün Halil kardeşim ama en azından alacağı kitapları okuyacağı seviyeye kadar getirmek lazım" Halil ne ederiz nasıl ederiz diye düşünürken saati gelen dolmuşa beraber bindiler.
"Okuldan sonra benim lojmanıma gelin desem ona da öğretmen evine bir de değil iki erkek alıyor derler."
Halil duyduğu cümleyle "Tövbe. Bu milletin ağzına düşmeye gör Kenan kardeşim, adamı şirazeden çıkarırlar" deyince Kenan çantasını kucağına alıp "Hay sen çok yaşa iyi dedin. Öyle de olmaz."
Halil sonunda uygun mudur düşüne düşüne "Sen misafirimiz ol kardeşim, okuldan sonra vaktin oldukça gelirsin, ben de yardım ederim Seyhan'a. Sen tamam oldu deyince de ilçeye götürürüm okul için" dedi.
Kenan en samimi gülümsemesiyle elini Halil'in omzuna koydu. "Ne yalan söyleyeyim Seyhan için üzülmüştüm. Bilmediği bir yere geldi yaşı daha küçük. Onu kim korur kollar, seveni destekleyeni var mıdır diye ama görüyorum ki senin gibi bir eşe sahip Seyhan, kimseye de kalmaz çok şükür."
Halil adını bile duysa yüzü aklına gelen eşiyle sıcacık oluyordu. Cam kenarında dışarı bakarak başını hafifçe salladı.
"Seyhan'ımın Halil'i varsa Halil'in de Seyhan'ı var kardeşim. O benim kolum kanadım oldu, ben de onun yoldaşı, yareni, arkasındaki dağım."
Çarşıda beraber inip eczaneden gerekli ilaçları aldılar. Kenan ilçede görev yapan doktor arkadaşına uğrayacağını söyleyerek Halil'in yanından ayrıldı. Halil de bir iki dükkan daha bakmak için çarşıda dolandı ve gördüğü kırtasiyeye girdi. Seyhan'ın ilk kalem defterlerini Halil alacaktı bugün yüzü asıldı azıcık diye. Hem de ona da söyleyecekti okumasında yardım edeceğim tabi ki diye.
Seyhan ise sıcacık bir çorba pişirip Nazike ninesine içirmişti usul usul, bir de ılık su hazırlamıştı duş alıp ateşi düşsün diye. Yaşlı kadın genç oğlana dua ede ede bitirenememişti kınalı kuzum diye diye. Seyhan yaşlı ninesini ilaçlar gelene kadar dinlenmesi için yatırmış, vakit epey geç olduğu için evden çıkıp Halil'e bakmak için dolmuşun geldiği tepeye çıkmıştı.
Halil akşam üzeri dolmuşunu kaçırınca mecbur akşamki dolmuşa binmişti ama dolmuşta Filiz de vardı. Önce Halil'in yanına oturmaya yeltenmiş, Halil boş yere poşetleri koyunca mecbur arka koltuğa oturmuştu.
Yol boyunca bir şeyler mırıldanarak Halil'le konuşmaya çalışmıştı, en sonunda yaka silken adam "Filiz az biraz utanman olsun Allah adına, evli barklı adamla konuşmaya çalışıyorsun" deyince Filiz burun kıvırarak "O uğursuz koynuna mı alır seni sanıyorsun" diye fısıldamış. "Görmüyor musun sevmiyor işte seni, gözü dışarıda oğlanın."
Halil köylülere kendisi için oğlancı dediğini elbette bilmiyordu ama duysa eğer Seyhan'la evliyim diye oğlancıysam öyleyimdir diyecek bir adamdı. Halil'e sevgiden öte yol yoktu. Ama Filiz'in sadece sevmiyor seni dediği yerde doğru söylediğini biliyordu. Halil Seyhan'a yanıp tutuşuyordu da gençte tek bir adım yoktu Halil'e doğru. Ona göre evlilikleri yoldaşlık, arkadaşlıktı. Halil ona bile razı olmuştu.
Filiz adamın sessizliğinden söylediğinin doğru olduğunu anlamış, pek bi sevinmişti. Demek ki eş olmamışlardı ikisi diye düşünmüş, hâlâ umudu olduğunu anlamıştı.
Dolmuş tepenin başında durunca Halil beklemeden hızlıca dolmuştan indi ve aşağı doğru yürümeye başladı ama peşinden gelen Filiz'in kolunu tutmasıyla sıkkın bir nefes verdi.
"Halil az bir dur gözüne seveyim, beni bir dinle."
Halil oflayarak gözlerini kapatıp açtı. Kolunu Filiz'in elinden usulca çekip "Dinleyeceğim bir şey yok Filiz, yoluna bak demiştim" deyince Filiz inatla "Hayır var, dinleyeceksin" deyip Halil'in sol bileğine uzandı ama Halil kaşlarını çatarak kolunu arkasına aldı.
"Ağır ol Filiz, saygısızlık etmeyeyim diye sesimi çıkarmıyorum. Yaptığın ayıp."
Filiz dişlerini sıkırak "Ayıp falan yok Halil, sen benim sözlümdün. Askerden döndüğünde babam vermedi diye kaçacaktım sana, sevdalıydım sana Halil ama sen kapımıza bile gelmedin. Şehre gönderdiler halamın yanına yıllarca seni görmeyeyim diye" dedi gözleri dolu dolu.
Halil'e zamanında Filiz istemiyor demişti anası, o da varsın istemesin zaten bu halimle evlenmesini beklemiyordum diye düşünmüştü.
Yanaklarından yaşlar süzülen kızın "Halil, ben seni her halinle de severdim ama sen gittin o oğlan mıdır kız mıdır onunla evlendin. Beni beklemedin ama ben bekledim seni üç yıldır" demesine kaşlarını kaldırdı.
Kalbinde yıllar öncesine dair, Filiz'e dair hiçbir şey yoktu, o zamanda yoktu şimdi de yoktu. Onun kalbi varsa yoksa Seyhan'dı. Eti, kemiği, yüreği, nefesi Seyhan olmuştu.
Başını eğerek ağlayan kızla derin bir nefes verdi. "Filiz, geçmişi geri getiremem. Hoş getirsem de sana bir sevda veremeyecek, yüreğinde hep sevgisizliğinin bir yarası olacaktım. Belki ilerde çocuklarına babanız beni sevmedi ama saygı duydu diyecek bağrına onları basacaktın."
Filiz daha da ağlarken Halil bakışlarını uzayıp giden tarlalara çevirdi. Orada bile hâlâ Seyhan'la ağaç altında yedikleri yemeğin tadı vardı yüreğinde.
"Ben.." dedi sakince "Ben Seyhan'dan gayrı bir yol bilmiyorum. Ne geçmişte ne de şimdi ondan başka eşim de yok yoldaşım da. Senin de helalliğin varmış Filiz, inşallah seni çok seven biriyle mutlu olursun. İşte mutlu olduğun o gün hakkını helal et olur mu?"
Filiz dudaklarını büzerek başını iki yana sallarken Halil yoluna gitmek için arkasını döndü ve o an onları en başından beri izleyen ve dinleyen Seyhan'ı gördü.
Seyhan'ın kalbinin tam ortasında daha önce böyle bir acı, böyle bir yangın olmamıştı yanaklarından yaşlar süzülürken.
Halil gözyaşlarını gördüğü gençle "Seyhan'ım" diye fısıldadı ama Seyhan ona arkasını dönüp aşağı doğru yürümeye başladı. Halil de onun peşinden koştu yangınlara doğru.
Filiz ise koşarak uzaklaşan sevdasıyla elini göğsüne götürdü. "O gün Halil, o gün helal edeceğim."