🎶🎶🎶Barış Manço - Gibi Gibi
Şarkıyı hikayeye uygun bulan okuruma teşekkür ederim 🥰
Halil, Seyhan'ı uyandırmamaya çalışarak yataktan yavaşça kalkıp banyoya girdi. Üstündeki rujlu atleti çıkarıp elini yüzünü yıkadı, Seyhan'ın duş alması içinde sıcak su hazırlayıp odaya döndü.
Normalde şafakta kalkan Seyhan ise öyle rahat uyumuştu ki uyanası bile gelmiyordu. Kollarını gerneştirerek gözlerini kırpıştırdı, genişçe esneyerek gözlerini açtığında kıyafet dolabının önünde duran sırtı dönük adamı görünce hızla yorganı yüzüne çekti. Bu Halil'i ikinci kez çıplak görüşüydü ve yine garip bir heyecan yüzünü yakmaya başlamıştı.
Onun yorganı yüzüne çekmesini gören Halil başını önüne eğip gülümseyerek "Seyhan indir yorganı yüzünden nefessiz kalacaksın" diye mırıldandı.
Altındaki eşofmanı indirirken Seyhan'ın yorganı indirmeyeceğine o kadar emindi ki o yüzden rahat hareket ediyordu ama Seyhan'ın bu kez sözünü dinleyesi tutuşmuştu ve yorganı yüzünden çekti.
Birden "Halil yaaa" diye cırlayan sesle Halil elinde eşofmanla hızla arkasını döndü. Seyhan bu defa resmen bütün yorganı yüzüne kapatmıştı.
"Bir de aç diyorsun ya, haber versene be adam."
Halil onun yorgan yüzünden boğuk çıkan sesiyle gülerek iç çamaşırını da çıkarırken "Tamam asıl şimdi bakma Seyhan" deyip hemen giyinip altına da eşofman giyerek üstünü çıplak bıraktı.
Yatağa yaklaşıp yere eğildi ve yorganı Seyhan'ın yüzünden çekerek "Bak bana güzelim" diye fısıldadı.
Seyhan artık bütün bedeni utançtan alev alev, yüreği ağzında yavaş yavaş gözlerini açtı. Halil dizleri üzerinde çökmüş biraz da yüzüne doğru yaklaşmıştı. Gözlerini gözlerinden ayırmadan sertçe yutkundu.
Halil ise onun dudaklarının kenarına çenesine kadar buluşan kırmızı rujlu yüzüne hüzünlü bir gülümsemeyle bakarak Seyhan'a doğru biraz daha eğilip dudaklarını alnına bastırdı yavaşça.
"Öyle güzelsin ki birazdan kalpten gideceğim kınalı kuzu."
Seyhan utancına utanç ekleyen Halil'le elini yorganın altından çıkarıp adamın sol omzuna bir tane geçirdi.
"Utandırmasana be, öbür odaya git."
Halil omzuna kuş gibi hafif gelen darbeyle hafifçe gülerek bir kez daha Seyhan'ın alnından öpücük çalarak ayaklandı.
Seyhan bir kez daha "Halil" diye cırlayıp elini alnına götürdü.
Eline bir tişört alıp odadan çıkan adamın "Sıcak suyu hazırladım, banyo yaparsan güzelim" diye seslenmesine yorganı tamamen kaldıran Seyhan üzerindeki entariyi yeni fark etmiş gibi kaşlarını çattı.
Dün gece bunu giyerken ne düşünüyordu hiçbir fikri yoktu ama Halil'in gördüğüne emindi. Sanki oldukça normalmiş gibi davranan adamla elini dudaklarına götürdü. Yıllar önce annesinden gizlice aldığı ruj vardı dudaklarında. Dün gece sürdüğünü biliyordu ama neden yaptığını anlayamıyordu.
O kıza benzemek mi istemişti? Kız gibi mi hissetmek istemişti? Halil'i kıskanmış mıydı? Halil onu beğensin mi istemişti?
Kendine sorduğu en son soruyla hızla başını yukarı kaldırıp açık kapıya baktı. Mutfaktan neşeyle ıslık seslerini duyduğu Halil'le gözleri kocaman açıldı. Halil onu beğensin mi istemişti gerçekten?
Yüzüne eliyle yelpaze yapa yapa yataktan kalkıp Halil'e görünmemek için hızla banyoya girdi. Üstündeki entariyi hızla çıkarıp yıkanması için kirli sepetine attı. Duvardaki aynanın karşısına geçip dudaklarının kenarına buluşan ruju elinin tersiyle silmeye çalıştı. Evet bu ruju sürmek istiyordu. O her ikisi de olabilir miydi? Birini seçmesi gerekiyor muydu? Halil onu her haliyle sever miydi? O kızı sevmiyordu değil mi? Seyhan'ını seviyordu Halil.
Alnında Halil'in öptüğü yere parmaklarını değdirip ona kocaman gülümseyip aşkla bakan adamı düşündü. Gözlerinde sadece kendisini görmüştü dakikalar önce, sabaha kadar onun kollarında daha önce hiç olmadığı kadar huzurluydu.
Dudakları yavaş yavaş kıvrılırken kendi haline güldü. Evet mutluydu, seviliyordu. Bunu kendisi kabul etmese de pır pır eden küçücük kalbi hissediyordu. Gözlerini kapatıp elini kalbinin üstüne koyup aklına Halil'in yüzü ve gülüşü geldiğinde daha da hızlanan kalbiyle gözlerini açtı. Yüzünün her yanına bulaşan kırmızı rujla, kalbi erkek gibi de kadın gibi de Halil için atıyordu.
Derin bir nefes vererek güzelce banyosunu yapmaya başladı. Tenine değen sıcacık su alevine alev katıyordu ama yüreği serindi, rahattı, huzurluydu ve Halil için atıyordu. Artık biliyordu.
Banyodan sonra odaya geri döndü ve keyifli keyifli kıyafet dolabını açtı. Halil'inkilerin yanında duran kendi kıyafetleriyle gülümseyerek altına bir eşofman üstüne de bir tişört çıkarıp iç çamaşırını da alıp aheste aheste kurulanıp üstünü giyindi.
Mutfaktan gelen yemek kokularıyla ne zamandır aç olduğu aklına gelmişti. Resmen koşar gibi mutfağa girip masaya kurulmuş kahvaltı softasına baktı. Dilinde bir türküyle ocakta sucuklu yumurta yapan Halil'in arkasından yaklaşıp birden kollarını onun beline dolayıp başını sırtına yasladı.
Sırtında Seyhan'ın ıslak saçları yüzünden ıslaklığı hissettiği için "Seyhan'ım" diyerek omzu üzerinden arkasına dönen Halil kaşlarını çattı.
"Güzelim, saçlarını kurula hasta olursun."
Seyhan omuz silkerek Halil'e biraz daha sıkı sarıldı. Halil gülümseyerek başını iki yana sallayarak ocağın altını kapatıp tavayı eline aldı.
"Şunu masaya bırakacağım yavrum, dikkat et sıcak."
Beline sarılmaktan vazgeçmeyen Seyhan'la mecburen tavayı uzak tutarak arkasını dönüp ona yapışan gençle beraber masaya yürüyerek tavayı masaya bıraktı.
Sağ elini beline dolanan Seyhan'ın koluna koyup yavaş yavaş okşayarak "Günaydın kınalı kuzum, bana dön bakayım" deyip kollarını gevşeten gençle arkasını döndü. Başını yukarı kaldırmış gözlerinin içine çipil çipil bakan Seyhan yüzünden birazdan düşüp bayılacaktı.
Yine çekinerek sağ elini onun çenesinin altına götürüp baş parmağıyla hafifçe okşayarak eğilip yüzüne yaklaştı.
"Böyle masum masum bakmaya devam edersen dağ gibi adamı devirirsin kınalı kuzu."
Seyhan dudaklarını kıvırıp omuz silkerek "Bakmaya devam edersem ya" diye mırıldanınca Halil derin bir nefes vererek gözlerini kapattı. Gözlerini açtığında hâlâ aynı gözlerle gözlerine bakan Seyhan'la ölebilirdi şu anda.
Bir şey vardı o gözlerde dünden bugüne değişen ya da gelişen bir şey ama bunun sevgiye dair bir şey olup olmadığını sormaktan çekiniyordu.
Sertçe yutkunarak dudaklarını ıslatıp derin bir nefes daha vardı. Elini çenesinden yavaşça çekerken gülümsedi.
"Nazike nineyi çağıralım mı kahvaltıya, ilaçlarını içti mi bakalım ne halde."
Seyhan hızlı hızlı başını sallayarak "Ben getiririm" deyip kapıya yöneldi ama kolunu tutan adamın "Ben giderim sen yemeye başla, dün de bir şey yemedin" deyip bir şey demesini beklemeden mutfaktan çıktı.
Halil evden çıkarken Seyhan suratı düşerek yavaşça sandalyeye oturdu. Gösterememiş miydi kalbinin onun için attığını? Beğenilmek istediğini anlatamamış mıydı? Daha ne yapması gerekiyordu?
Halil ise Nazike ninesine giderken kara kara düşünüyordu. Seyhan hâlâ dünün etkinde miydi? Filiz'i gördüğü için mi böyle davranıyordu? Kendini sevmeye mi zorluyordu? Neden ona sever gibi bakıyordu? Koynuna girerken ne düşünüyordu?
Koca adamın kafasını karıştırmaya başlamıştı Seyhan'ın değişimi. Bir şeyler vardı ona bakan gözlerde ama konduramıyordu Seyhan'ın seviyor olmasını. Ya benimle evlisin dediği için bir şeylere zorunda hissediyorsa.
Nazike nine çoktan kahvaltısını yapmış, ilaçlarını içmişti ki çocukları rahatsız etmek istememişti. Öğlene gelirim kınalı kuzumun çayını içmeye, hadi sende var evine kahvaltını et kara kuzum diye göndermişti Halil'i geri eve. O da Seyhan için aldığı defter kalem poşetini alarak eve döndü. Onu beklediği için yemeye başlamayan Seyhan'la hemen elindekileri içeri bırakıp mutfağa geçti.
Kahvaltı sessiz geçmişti ama ikisinin kafasında da kocaman soru işaretleri vardı. Halil yemekten sonra tarlalar hakkında köyden bir kaç kişiyle görüşmesi gerektiğini söyleyip evden çıkmıştı. Seyhan ise masayı toplayıp beraber uyudukları odaya geçti. Döşeğin üstündeki yorganı kaldırırken birden durup dizleri üzerine düştü ve gözleri dolu dolu yatağa baktı. Daha ne yapmalıydı sevgisini göstermek için?
Halil ise köylülerle konuşmaya falan gitmemişti. Seyhan'ın durumunu bildiğini ve anladığını düşündüğü Kenan öğretmenin yanına gitmişti. Ders saati bitine kadar bekleyip okul bahçesinde yakaladığı Kenan'la tüm olan biteni biraz üstü kapalı anlattı.
Kenan öğretmen Seyhan'ın hal ve hareketlerini anladıktan sonra genişçe gülümseyerek "Ona her halinle seveceğini göstermişsin Halil kardeşim. Onun da kanatlarını açabileceğini, özgürce sevebileceğini hissettirmişsin. Sevgisini göstermeye çalışıyor Seyhan" deyince Halil şokla işaret parmağını kendisine çevirip "Seyhan beni mi seviyor yani, doğru mu dedin kardeşim?" diye sordu.
Kenan gülümseyerek başını sallayarak okul bahçesinden uzayıp giden ovalara baktı. "Papatyalara sormak ister misin? Ya da kucağında koca bir papatya demetiyle ona da sorabilirsin."
Halil de başını çevirip her yanı saran yeşilliklerin arasındaki papatyalara baktı. Sormalı mıydı onlarca papatyaya Seyhan beni seviyor mu diye? Ya da kaç tane papatya toplayıp Seyhan'a sormalıydı beni seviyor musun diye?
Kenan başını eğmiş gülümseyen adama bakıp aklına gelen o isimle gülümsedi. Ne yapıyordur acaba o da şimdi? Öğle yemeğini yemiş midir? Eli cebindeki telefona giderken bu defa Halil öğretmeninin yüzüne bakarak sırıttı.
"Belli belli sen sormuşsun kardeşim."
Kenan yüzünü buruşturarak başını hafifçe aşağı yukarı salladı. "Gibi gibi ama henüz cevap vermedi."
Bu defa Halil elini onun omzuna koyup "Vazgeçmek olmaz öğretmen sen hırslı adamsın, istediğin cevabı alırsın" deyince Kenan çalan telefonuyla başını eğip gördüğü isimle de başını yukarı kaldırıp Halil'e bakarak kaşlarını kaldırdı.
"Cevap yakın kardeşim."
Halil elini omzundan çekip havaya kaldırıp selam vererek "Hadi hayırlısı kardeşim, ben de gidip kendi cevabımın peşine düşeyim" deyip okul kapısına doğru yürümeye başladı. Ona hızlı hızlı başını sallayarak elini kaldırıp selam veren Kenan'ın hızla telefonu kulağına götürmesine güldü Halil.
Dağda ne kadar papatya varsa tek eliyle topladı Halil kocaman bir demet yapmak için. Sonra da evinin yolunu tuttu. Evde ise Seyhan Halil'in aldığı kalemleri ve defterleri görmüştü poşette. Sevinçten dört dönüyordu evin içinde. Hepsini sıkıca göğsüne bastırıp evden koşarak çıktı ninesine göstermek için.
Çatal kapıyı açınca karşısındaki Halil'in kucağında tuttuğu koca bir papatya buketiyle şaşkınlıkla dudakları aralandı. Halil ise utana sıkıla gözlerini etrafında gezdirip hafifçe öksürdü.
"Bütün papatyalara soracaktım seviyor mu sevmiyor mu diye ama.." lafını kıkırdayarak gülen Seyhan kesince eğdiği başını kaldırıp gözlerine neşeyle bakan Seyhan'la kaşlarını çattı.
Seyhan bir kolunun altında defterleriyle diğer elini kıkırdayan dudaklarına götürdü.
"Gözlerimden de mi anlamadım be adam?"
Halil şaşkın şaşkın "Neyi?" diye sorunca Seyhan kucağında çiçekleri tutan Halil'e doğru adımladı.
"Sevdiğimi."
Halil "Ne?" derken kucağındaki papatyalar yere düşerken Seyhan ona iki koluyla da sarılınca kucağındaki defterler yere düştü.