3. BÖLÜM: KAN VE BARUT

863 Words
Mağaranın derinliklerinde yankılanan patlama sesleri, Aslı’nın bilincini bir sis perdesinin arkasından çekip çıkardı. Toz ve duman, zayıf ampulün ışığını tamamen kırmış, içeriyi gri bir kaosa sürüklemişti. Havalandırma tünelinden sızan barut kokusu, Aslı için özgürlüğün en saf haliydi. Ancak bu sevinç kısa sürdü; Agit’in adamları panikle hücrenin önündeki koridora doluşmuş, dışarıdan gelen saldırıyı durdurmak için barikat kurmaya başlamışlardı. "Götürün şunu!" diye bağırdı Agit’in sesi koridorda yankılanarak. "Eğer onu kaybedersek, Ankara bu dağı başımıza yıkar! Arka çıkışa, acil tahliye mağarasına!" Hücrenin kapısı sertçe açıldı. İki terörist, Aslı’nın bileklerindeki paslı zincirleri hızla çözdü. Ancak bu bir serbest bırakma değildi. Aslı, bitkinlikten ayakta duramıyordu. Teröristler kollarından tutup onu hoyratça sürüklemeye başladılar. Ayakları yerdeki keskin taşlara sürtünüyor, her sarsıntıda kaburgalarındaki acı beynine şimşekler çaktırıyordu. Mağara Koridorlarında Ölüm Dansı Pençe Timi, mağaranın ana girişinden değil, Aslı’nın sızma döneminde işaretlediği ikincil bir havalandırma boşluğundan içeri girmişti. Serdar Yüzbaşı ve Balyoz, dar tünellerin içinde sessiz ama ölümcül bir hızla ilerliyordu. Önlerine çıkan ilk nöbetçi grubunu, susturucu takılmış silahlarıyla daha ne olduğunu anlamadan etkisiz hale getirmişlerdi. "Komutanım, koridorlar çok karışık," dedi Balyoz, kulaklıktan fısıldayarak. "Gözcü dışarıdaki takviye grubunu oyalıyor ama içerideki sayı beklediğimizden fazla." Serdar Yüzbaşı, elindeki termal cihazı duvara yasladı. Duvarın arkasındaki ısı imzalarını analiz ediyordu. "Aslı’yı hareket ettiriyorlar. Güneye, derin mağaralara doğru götürüyorlar. Eğer o tünellere girerlerse izlerini kaybederiz. Acele etmemiz lazım!" Tam o sırada koridorda bir el bombası patladı. Kulakları sağır eden bir gürültü ve ardından başlayan yoğun çatışma... Pençe Timi, karanlığın içinde sadece namlu ağzı alevleriyle aydınlanan bir cehennemin ortasındaydı. Balyoz, ağır makinalı tüfeğiyle baskı ateşi kurarken, Serdar bir gölge gibi kayaların arasından sıyrılıp Aslı’nın sürüklendiği yöne doğru atıldı. "Pes etmek yok!" diye bağırdı Serdar, bir yandan ateş ederken bir yandan da ilerleyerek. "Pençe buraya almaya geldi, ölmeye değil!" Aslı’nın Direnişi: Bir Adım Daha Aslı, sürüklendiği koridorda bilincini açık tutmaya çalışıyordu. Teröristler onu dar bir geçitten geçirmeye çalışırken, bir anlık kargaşadan yararlandı. Onu sağ kolundan tutan teröristin dikkati, arkadan gelen patlamaya kaymıştı. Aslı, tüm vücut ağırlığını kullanarak kendini yere bıraktı ve teröristin dengesini bozdu. Adam küfrederek üzerine eğildiğinde, Aslı dizini var gücüyle adamın suratına geçirdi. Burnu kırılan terörist geriye doğru yalpalarken, Aslı yerdeki tozlu toprağı avuçlayıp adamın gözlerine fırlattı. Ancak diğer terörist tüfeğinin dipçiğiyle Aslı’nın sırtına vurdu. Aslı acıyla inledi ama durmadı. Emekleyerek karanlık bir köşeye sığındı. "Vurun şunu!" diye bağırdı yaralı terörist. "Ölüsü de iş görür!" Tam namlu Aslı’ya çevrilmişken, koridorun sonundan üçlü bir atış sesi geldi. Terörist, göğsüne yediği mermilerle geriye savruldu. Aslı, gözlerini kısmış gelen karaltıya bakıyordu. Siyah kamuflaj, taktik kask ve o tanıdık duruş... "Serdar?" diye fısıldadı Aslı. Sesi o kadar zayıftı ki, çatışma gürültüsünde duyulması imkansızdı. Serdar Yüzbaşı, mevzi alarak Aslı’nın yanına ulaştı. Onu kanlar içinde, zincir izleriyle morarmış bilekleriyle gördüğünde kalbine bir bıçak saplandığını hissetti. Ama profesyonellik duyguların önüne geçti. "Aslı! Benim, Serdar. Buradayız kardeşim, buradayız," diyerek onu kolunun altına aldı. "Balyoz! Hedef bulundu, tahliye rotasına dönüyoruz!" Kuşatma ve Tuzak Ancak kurtuluş o kadar kolay olmayacaktı. Agit, bu mağara sistemini avucunun içi gibi biliyordu. Ana çıkışa giden tüneli havaya uçurarak Pençe Timi’ni içeride hapsetmişti. Üstelik dışarıda Gözcü’nün oyaladığı grup, mağaranın diğer ağızlarından içeri sızmaya başlamıştı. "Bizi sıkıştırdılar komutanım!" dedi Balyoz, mermisi biten şarjörü hızla değiştirirken. "Arka çıkış kapalı. Ön taraf cehennem gibi. Aslı Üsteğmen’in durumu ağır, hızlı hareket edemeyiz." Aslı, Serdar’ın yeleğine tutunarak doğrulmaya çalıştı. "Beni... beni bırakın," dedi zorlukla. "Bilgiler... kuryenin çantasındaki listeler... Onları almanız daha önemli." Serdar Yüzbaşı, Aslı’nın gözlerinin içine baktı. "O listeleri de alacağız, seni de Aslı. Biz Pençe’yiz. Bizde 'bırakmak' kelimesi lügatta yok." Serdar, telsizine sarıldı: "Gözcü! Mağaranın tepesindeki havalandırma mazgallarını görebiliyor musun? Orayı patlatman lazım. Bize yukarıdan bir nefes deliği aç!" Gözcü’nün sesi cızırtılı geliyordu: "Komutanım, orası çok sarp. Bir deneyeceğim. Ama patlamadan sonra saniyeleriniz olacak. Mağara çökmeye başlayabilir!" Zamanla Yarış Mağaranın içi toz, duman ve bağırışlarla doluydu. Teröristler her koldan saldırıyordu. Balyoz, elindeki son el bombasını koridora fırlatırken, tepeden büyük bir gürültü koptu. Gözcü’nün attığı roket, mağaranın tavanındaki zayıf bir noktayı vurmuştu. Yukarıdan aşağıya dev kayalarla birlikte gün ışığına benzer bir aydınlık süzüldü. "Şimdi!" diye bağırdı Serdar. Balyoz, Aslı’yı omzuna aldı. Serdar ise arkadan gelen saldırıları püskürterek onları korumaya çalışıyordu. Yukarıdan sarkan halatlara ulaştıklarında, mağara sallanmaya başlamıştı. Agit, uzaktan Serdar’a ateş ediyor, "Onu alamazsınız!" diye haykırıyordu. Serdar, son mermilerini Agit’in olduğu yöne boşaltırken halata asıldı. Yukarı doğru çekilirlerken, altlarındaki zemin büyük bir gürültüyle çöktü. Mağara, içindeki onlarca teröristle birlikte bir mezara dönüştü. Acı Bir Teslimiyet Yukarı çıktıklarında, dağın zirvesindeki soğuk hava ciğerlerini yaktı. Ancak bir sorun vardı. Gözcü yanlarına koşarak geldiğinde yüzü kireç gibiydi. "Komutanım! Helikopter bölgeye giremiyor, uçaksavar ateşi çok yoğun. Yürüyerek sınırı geçmek zorundayız!" Serdar, omzunda baygın yatan Aslı’ya baktı. Aslı’nın nabzı zayıflıyordu ve vücut ısısı hızla düşüyordu. Üstelik az önceki patlamada Agit ölmemişti; mağaranın diğer çıkışından bir grup teröristle birlikte peşlerine düşmüştü. "Kaç kilometre?" diye sordu Serdar. "On iki kilometre komutanım. Hepsi sarp arazi," dedi Sessiz. Serdar, Aslı’nın elini tuttu. "Daha yolun başındayız," diye mırıldandı. Esaret bitmişti ama hayatta kalma mücadelesi şimdi başlıyordu. Yedi bölümlük bu destanın üçüncü gününde, Pençe Timi sırtında bir can, peşinde bin düşmanla karlı dağlara vurdu kendini. Aslı, Serdar’ın sırtında bilincini tamamen kaybetmeden önce son bir şey gördü: Kar taneleri üzerine düşen kan damlaları. Kendi kanı mıydı, yoksa kardeşlerinin mi? Bilmiyordu. Tek bildiği, o dağın tepesinde artık bir "Zilan" yoktu; sadece her hücresiyle direnen bir Türk kadını vardı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD