Görev Kardelen

957 Words
5. BÖLÜM: KAN VE BUZ Gece, çoban kulübesinin taş duvarlarını bir balyoz gibi döven rüzgarın sesiyle yankılanıyordu. Kulübenin içindeki dumanlı hava, tıkalı bir bacanın sızdırdığı odun kokusuyla karıştıkça genizleri yakıyordu. Ancak bu rahatsızlık, dışarıdaki dondurucu "beyaz ölümden" çok daha iyiydi. Üsteğmen Aslı Erdem, kulübenin köşesine serilen eski battaniyelerin üzerinde, ateşler içinde yanıyordu. Sorgu mağarasında vücuduna enjekte edilen o kimyasal zehir, dondurucu soğukla birleşince Aslı’nın bağışıklık sistemini tamamen çökertmişti. "Sessiz, durumu nasıl?" diye sordu Serdar Yüzbaşı. Bir yandan pencereden dışarıyı, fırtınanın içinden gelebilecek bir tehdidi gözetliyordu. Sessiz, bacağındaki mermi sıyrığını kendi kendine sardıktan sonra Aslı’nın yanına diz çöktü. Elini Aslı’nın alnına koyduğunda yüzü asıldı. "Ateşi kırk dereceyi zorluyor komutanım. Sayıklamaya başladı. Mağarada ne verdilerse, vücudu o maddeyle savaşıyor. Eğer ateşi düşüremezsek beyin hasarı veya organ yetmezliği başlayabilir. Elimizdeki ilaçlar bitti." Aslı, sayıklamalarının arasında bir şeyler fısıldıyordu: "Anne... kapıyı kapat... geliyorlar... Gözcü, mevzini terk etme..." Serdar, tüfeğini duvara yaslayıp Aslı’nın yanına geldi. Onun o güçlü, mağrur duruşunun bu kadar kırılgan bir hale gelmesi kalbini parçalıyordu. "Aslı, beni duyuyor musun? Ben Serdar. Buradayız. Az kaldı." Aslı, aniden Serdar’ın koluna yapıştı. Gözleri açık ama odaklanmamıştı. "Gitmen lazım Serdar... Dağ yanıyor. Onu almalısın..." "Kimi Aslı?" "Bayrağı... Kayalıkların tepesindeki bayrağı..." Sessiz, Serdar’a baktı. "Zihni parçalanıyor komutanım. Travma sonrası stres ve ilacın etkisi birbirine girdi." Gecenin Sessiz Avcıları Kulübenin dışındaki fırtına biraz dindiğinde, Gözcü telsizden fısıldadı: "Komutanım, saat on bir yönünde hareketlilik var. Uçurumun kenarından sızmaya çalışıyorlar. Sayıları yaklaşık on kişi. Kar kamuflajları var, zor seçiliyorlar." Serdar hemen doğruldu. "Balyoz, dış kapıyı tut. Gözcü, sen çatıdaki gedikten ateş et. Sessiz, sen Aslı’nın başından ayrılma, son mermine kadar onu koru. Eğer kapı düşerse... Ne yapman gerektiğini biliyorsun." Sessiz yutkundu ve tabancasının emniyetini açtı. "Anlaşıldı komutanım." Bu, askeri bir kurgunun en acı emriydi: "Hedefin ele geçirilmesine izin verme." Yani gerekirse onu kendi ellerinle öldür. Çatışma, bir el bombasının kulübenin dış duvarında patlamasıyla başladı. Taş duvarlar sarsıldı, tavandan tozlar döküldü. Balyoz, kapının eşiğinden elindeki makineliyle karanlığa ölüm kustu. Gözcü ise her mermisini bir hedefe harcayarak, profesyonelliğini konuşturuyordu. Dışarıdaki grup, Agit’in ölümünden sonra (ya da kayboluşundan sonra) başa geçen daha radikal bir ekipti. Onlar için Aslı’yı canlı almak artık önemli değildi; sadece intikam istiyorlardı. İçerideki Savaş: Aslı’nın Zihni Aslı, silah seslerini birer gök gürültüsü olarak algılıyordu. Kendi zihninin derinliklerinde, hala o sorgu mağarasındaydı. Karşısında Agit duruyordu, elindeki elektrik kablosunu havada sallıyordu. Ama bu kez Aslı yalnız değildi. Yanında, çocukluk hali duruyordu. Küçük Aslı, elinde bir oyuncak asker tutuyor ve ona gülümsüyordu. "Korkma," dedi küçük Aslı. "Sen bir askersin. Askerler sadece ölünce dinlenir." Aslı, rüyasında bağırmaya çalıştı ama sesi çıkmıyordu. Sonra aniden Serdar’ın sesini duydu. Gerçek dünyadaki mermi sesleri, rüyasındaki zincir şakırtılarını bastırdı. "Uyan Aslı! Savaşman lazım!" Gerçeklikte, Aslı aniden gözlerini fal taşı gibi açtı. Yanındaki Sessiz’e baktı. "Bana... bana adrenalin ver," dedi hırıltılı bir sesle. "Üsteğmenim, kalbiniz dayanmaz, çok bitkinsiniz." "Ver!" diye bağırdı Aslı. "Ölmek üzereyim zaten, en azından savaşırken öleyim." Sessiz, tereddüt etse de çantadaki son epinefrin iğnesini çıkardı. Aslı’nın bacağına sapladı. Saniyeler içinde Aslı’nın gözbebekleri büyüdü, vücudu bir yay gibi gerildi. O bitkin, ateşler içindeki kadın gitmiş; yerine saf bir hayatta kalma içgüdüsüyle dolu bir makine gelmişti. Kulübe Savunması Kapı, dışarıdan gelen ağır bir darbeyle kırıldı. Bir terörist içeri daldığında Balyoz onu bıçağıyla durdurdu ama arkadan gelenler çok fazlaydı. Balyoz omzundan bir kurşun sıyrığı aldı ve geriye yalpaladı. "Balyoz düştü!" diye bağırdı Gözcü. Tam o sırada, battaniyelerin arasından bir gölge fırladı. Aslı, elindeki tabancayla kapıdan giren ikinci teröristi alnının ortasından vurdu. Hareketleri hızlı değildi, her adımı ona büyük bir acı veriyordu ama isabet oranı kusursuzdu. Serdar, şaşkınlıkla Aslı’ya baktı. "Aslı! Mevziye geç!" "Yanındayım Yüzbaşım!" dedi Aslı, bir başka teröristi daha etkisiz hale getirerek. Beş asker, daracık kulübenin içinde omuz omuza verdi. Pençe Timi yeniden tam kadroydu. Dışarıdaki grup, bu ani direnç karşısında şaşkına dönmüştü. İçeriden gelen o kararlı ateş, sayı üstünlüklerini anlamsız kılıyordu. On beş dakikalık yoğun bir çatışmanın ardından, karın üzerindeki siyah gölgeler hareketsiz kaldı. Beşinci Günün Şafağı Güneş, karlı zirvelerin arkasından kendini göstermeye başladığında, kulübenin önü kan gölüne dönmüştü. Aslı, adrenalin etkisinin geçmesiyle tekrar yere yığıldı. Ama bu kez ateşi biraz düşmüş, gözlerindeki o boş bakış kaybolmuştu. Serdar, kulübenin dışına çıktı ve soğuk havayı ciğerlerine çekti. Telsizini çalıştırdı. "Karargah, burası Pençe. Beni duyuyor musunuz?" Uzun bir cızırtıdan sonra bir ses geldi: "Pençe, burası Merkez. Sinyalinizi aldık. Durumunuz nedir?" "Bir yaralı, bir ağır yaralı. Tahliye noktasına ilerliyoruz. Düşman takibi devam ediyor ama püskürtüldü. Helikopter desteği istiyoruz." "Olumsuz Pençe. Hava hala çok riskli ve bölgede yüksek irtifa hava savunma füzeleri tespit edildi. Sınırı kendi imkanlarınızla geçmek zorundasınız. Mesafe altı kilometre." Serdar telsizi kapattı ve içeri girdi. Tim arkadaşlarına baktı. Hepsi perişan haldeydi ama hiçbiri pes etmemişti. "Duyduğunuz gibi," dedi. "Kendi başımızayız." Aslı, zorlukla doğruldu. "Altı kilometre..." dedi. "Bu dağı yiyeceğiz o zaman." Balyoz güldü, omzundaki yaraya rağmen. "Siz emredin Üsteğmenim, biz dağı yer, üzerine de bir bardak soğuk su içeriz." Kardeşlik ve Sadakat Beşinci gün, Pençe Timi için bir dönüm noktasıydı. Esaretin fiziksel izleri hala duruyordu ama ruhsal olarak hepsi yeniden doğmuştu. Aslı, o gün sadece bir kurtarılan değil, timin bir parçası olduğunu kanıtlamıştı. Yola koyulduklarında, Serdar ve Aslı en arkada kalmıştı. Serdar, Aslı’nın koluna girerek ona destek oluyordu. "Beni neden bırakmadın?" diye sordu Aslı sessizce. "Sorguda her şeyi söyleyebilirdim. Risk çok büyüktü." Serdar durdu ve Aslı’nın gözlerine baktı. "Çünkü sen olsan, bizi bırakmazdın Aslı. Biz sadece seni değil, kendi insanlığımızı da kurtarmaya geldik buraya." Kar fırtınası dursa da, önlerindeki yolun her metresi yeni bir pusu, yeni bir tehlike demekti. Ancak şimdi beş kişiydiler; birbirlerinin yaralarını saran, birbirlerinin nefesi olan beş ruh. Altıncı gün başladığında, sınırın kokusunu almaya başlayacaklardı. Fakat düşmanın da son bir kozu vardı ve o koz, dağların en derin yerinde onları bekliyordu. Aslı, her adımda biraz daha güçlendiğini hissediyordu. Artık ağlamıyordu. Gözlerindeki tek duygu, onu bu hale getirenlerin sonunu görme isteğiydi. O, artık sadece bir asker değil, geri dönüşü olmayan bir intikamın simgesiydi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD