Bölüm 4

1160 Words
"Eee kapattık gözleri ne olacak şimdi?" ... "Bir şey olduğu yok..." ... "Göz ucuyla baksam mı ki etrafa? Ne yapıyorlar acaba?" ... "Baksam iyi olacak" ... "O da ne çocuğun önünde ışıklar belirmeye başladı." ... "Vay anasını! Kitabı gerçekten çağırdı. Nasıl yaptı acaba?" ... "Dur bende derin derin nefes alıp sakinleşmeye odaklanayım." ... "Tövbe tövbe. Lan tam aydınlanacağım bir gülme geliyor..." ... "Bacaklarım uyuştu ya..." ... "Ciddi olmam gerek galiba. Derin derin nefes alıp. Bir şeyler düşünmemeye çalışsam iyi olacak." ... "Kitap çık ortaya, kitap, kitap" ... "Kitabına diye sövmemek için zor tutuyorum kendimi." ... "İçimdeki bu karıncalanmada ne?" ... "Karıncalanma geçti şimdi de bir ağrı başladı. Sanki midem patlacak gibi hissediyorum." ... "Ne iğrenç bir duygu bu. Kusacakmış gibi hissediyorum ama kusamıyorum gibi." ... "Çok yoğun bir ter boşalmaya başladı. Sanki öldüğüm anda ki gibi. Ama kusma hissinin kaybolması çok sevindirici." ... Asker Altair'e dokundu ve "gözlerini açabilirsin evlat. Tebrik ederim. 90 dakikadan önce kitabını uyandırmayı başardın. İsmin ney? Hangi köyden geliyorsun?" Dedi. Altair gözlerini açtığında tam göz hizasında havada asılı duran kitabı gördü. "Vay! Başardım sonunda..." Dedikten sonra askere baktı. Asker sorularının cevabını bekliyordu. "Imm... Adım Altair. Barsu köyünden geliyorum." dedi. Asker tekrar tebrik ederek "Gel benimle." dedi. Asker, Altair'ı büyük mavi bir çadıra götürdü. İçeri girdiklerinde çadırın ortasında bir masada oturan çekici sayılacak kadar güzel bir kadın "Bir kişi daha mı? Bu sene 1 altın, 23 gümüş ve 41 bronz öğrencimiz var. Şanslıyız galiba." dedi. Altın, gümüş ve bronz askerler arasında bir tabirdi. İlk 30 dakikada uyandıranlara altın, 30-60 arasında uyandıranlara gümüş ve 60-90 arası uyandıranlara bronz diyorlardı. Askerde kafasıyla onaylayarak "Haklısınız efendim." dedi ve çıktı. Kadın, Altair'i gözleriyle baştan aşağı süzdükten sonra "Adın ne çocuk?" dedi. Altair umarsız tavrıyla etrafı inceliyordu. Çok aldırış etmemiş tavrıyla "Adım Altair." dedi. Kadın, herkesin olduğu gibi Altair'in bu umursamaz tavrına gıcık olmuştu. Masadaki bıçağı göstererek "Şurayı doldur ve kanınla imzala." dedi. Altair kağıda söyle bir baktı. Devlet evraklarına benziyordu. Ukala tavırla "Bilmediğim yeri imzalamam." Dedi. Kadın daha da sinirlenmişti. Fakat pek belli etmek istemiyordu. Çünkü çocuk artık bir kimlikliydi. Bu da ileride devlet adamı, general, soylu, tüccar veya askerler olabilir demekti.. Kimlikliler asla köle olarak alıkonamaz ve satılamazdı. Onlar ülkenin özgür vatandaşlarıydı. "Oku o zaman" dedi. Altair şöyle bir kağıda baktığında kayıtta aslında pek bir şey yazmıyordu. isim, lakap, soyad, nereli olduğu gibi standart şeyler vardı. Kadın lafa girerek "Ha! Bir de unutuyordum. Lakap ya da Soyadı yazman önemli. Sonuçta artık bir kimliklisin." Dedi. "Benim bir lakabım ya da soyadım yok." Dedi Altair. Kadın gülerek "Olmaması normal. Bir zenginin piçi değilsen. Yani gayrimeşru çocuğu değilsen olmaması normal. Sonuçta köylüsün. Ama artık bir kimliklisin. Yani istersen kendine bir lakap veya soyadı verebilirsin." Dedi. "Hemen mi vermem gerekiyor?" Dedi Altair. "Hayır. İstediğin zaman şehirlerdeki valilik binasından bu işlemi yapabilirsin." Dedi. Altair imza attıktan sonra kadın, ona bronzdan yapılma ufak bir tablet verdi. "Bu senin kimliğin. Bunu asla kayıp etme. Bu sayede alış-veriş yapabilir. Krallıktaki istediğin şehre girebilirsin. Sen artık krallığın resmi vatandaşısın" dedi. Altair, kadının dediklerini duyunca derin bir nefes aldı. Çünkü kimliğin bu kadar önemli olduğu bilmiyordu. "Teşekkürler" dedikten sonra çıkarken gözü deriden yapılma bir haritaya takıldı. Yavaş adımlarla haritaya yaklaştı ve incelemeye başladı. Kadına dönerek "Biz şu an neredeyiz?" dedi. Kadın şaşırarak "Sen harita okuyabiliyor musun?" dedi. Kadının bu lafı üstüne Altair daha da çok şaşırarak "Niye? Oradan salak gibi mi gözüküyorum?" Dedi. Hayır ama bu dersi herkes alamaz. "Yoksa sen bir soylu piç misin?" Dedi. Altair boş boş kadına bakıyordu. "Buranın zeka seviyesi de teknolojisi kadar düşük galiba." Dedi. Kadın biraz bozulmuştu fakat şaşkınlığı bu durumu bastırıyordu. "Seni asker yapmama ne dersin?" Dedi kadın. Altair gözlerini kısarak "Sağ ol almayayım, ben tüccar olacağım" dedi. Kadın kafasını sallıyor bir şeyler düşünüyordu. "Tüccar demek... Peki öyle olsun. Eğer bir gün askeriyeye işin düşerse beni bul. Adım Lilea Walleran." Dedi. Altair çadırdan çıkarken kafasında sadece harita vardı. Çünkü ticaret için liman lazımdı ve haritaya göre iki tane liman şehri vardı. Biri çizimlere bakılacak olursa muhtemelen başkentti. Diğeri ise onun aşağısında uç sınırdaki şehirdi. Haritada toplam 7 şehir vardı. "Şu an neredeyim acaba?" diye sesli düşündü. Çocukların çoğu hiç kitabı ortaya çıkaramamıştı. Kitaplarını uyandıranlarla birlikte kafile çıkmaya hazırdı. Kafile yaklaşık 10 arabadan oluşuyordu. Hava kararınca arabaları çember olacak şekilde yerleştirdiler. Çemberin tam ortasında büyük bir ateş yaparak çocuklara ekmek ve biraz su verdiler. Altair, topluca oturdukları yerden kalkarak "Ben bi su döküp geliyorum." dedi. Asker şaşkın şaşkın bakarak "Su dökmek? Ne demek istedi acaba?" Diye diğerlerine sordu. Herkes birbirine bakmış fakat kimse bilmiyordu. Bu yüzden de cevap verememişlerdi. Altair gruptan biraz uzaklaştıktan sonra kitabı tekrar çağırmak istedi. Hızlıca bağdaş kurup konsantre olamak için oturduğunda kitap çoktan ortaya çıkmıştı. "Demek ki herşeyin ilki zor. Sonrası kolay..." diye mırıldandı. Kafasını, kitabın bir sağına, bir soluna, bir altına, bir üstüne götürerek çağırdığı kitabı inceliyordu. Kitapta tuhaf desenler vardı. Gri renk çok ön planda olsada köşeleri siyahtı. Ortasında gri düz bir yarım küre vardı. Kitabın sayfaları ikinci kalite kağıttan gibiydi. Ne sıfır gibi ne de saman kağıdı gibi... "Toplasan içinde 40 sayfa var ya da yok. Şimdi bu benim içimden mi çıktı? Başka şeylerde çıkmasa bari... Bu dünya gerçekten çok ilginç." Altair kitabı incelemeye devam ederken aniden kulağına kampın oradan bağırışma sesleri gelmeye başladı. Koşarak kampa yaklaşmaya başladı. Kampa yaklaştığında birinin kampa bakan bir tepeden kampı izlediğini gördü. Kampın bulunduğu yerdeki bir çalıya gizlice girerek kampa baktı. Kampa yaklaşık sayıları yirmi olan eğitmen ve onların çağırdığı akreplerin saldırdığını gördü. Etrafta çok sayıda öğrenci cesedi vardı. Kimi askerler canavarlarını çağırırken kimisi de ellerinde ki mızraklarla akrepleri durdurmaya çalışıyordu. Etrafta kan ve akrep zehiri korkusu birleşmiş iğrenç bir koku vardı. Altair'in şu an düşündüğü tek şey buraya getirildiği at arabasına ulaşmaktı. Çünkü mağaradan çaldığı yılan yumurtaları ve parası oradaydı. Altair gizli gizli sürünerek sonunda at arabasına ulaştı. İçeri girdiğinde büzüşmüş ve ağlayan biri çocuk gördü. Çocuk ilk Altair girdiğinde düşman sanıp daha da korkmuş ve altına yapmıştı. Şimdi araba dışardan bile iğrenç kokuyordu. Lakin Altair şu an bunu önemsenin bir faydası olmadığının farkındaydı. "Şimdi içeri girdim. Peki nasıl çıkacağım?" Diye mırıldandı. Sonra çocukla göz göze geldi. "Hey! Adın ne?" "Hühühü" "Ağlama buradan kurtulacağız." Çocuk umut dolu gözle Altair'e baktı. "Nasıl?" Dedi. "Çok basit. Ben hafifçe dışarıyı seyredeceğim. Uygun bir an olduğunda koş diye bağıracağım ve koşarak en yakın çimlere gideceğiz." "..." Çocuk çok fazla korkmuş olduğu için gitmeye cesareti yoktu. Altair çocuğa bir tokat attı ve "Bana bak şimdi! Burada durursak öleceğiz. Bu yüzden kaçmamız lazım. Ölmek mi istiyorsun yoksa?" Dedi. Çocuk tokatın etkisiyle sendelemişti. Fakat Altair sözleri ona az da olsa cesaret vermişti. Çünkü ölmek istemiyordu. "Şimdi beni iyi dinle. Koş dediğimde güneye doğru koşacaksın tamam mı? Bak unutma! Güneye! Yoksa yakalanırsın." dedi. Çocuk kısık ve ürkek bir sesle "tamam" dedi. Altair arabadan hafifçe kafasını uzattı daha sonra çocuğa baktı. Çocuk koşmak için hazırdı. Altair "Koş!" diye bağırınca çocuk arabadan zıplayarak çıktı ve güneye doğru koşmaya başladı. Bunu gören akrepler ve eğitmenleri "Hey! Bir çocuk kaçıyor kovalayın hemen." dedi. Altair tüm dikkatin çocuğa yöneldiğini görünce"Birilerinin yaşaması için, birileri ölmeli. Bunu kişisel algılama." Diyemırıldandı ve kuzeye doğru sürünerek ilerledi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD