Mahalle Abisi: Saat altı da sahanın oraya gel arkadaşlarını da getir.
Semt Çocuğu: Yav yine mi ya? Abisi ne güzel anlaştık sanıyordum. Barış imzalamadık mı biz? Dayaktan kaçtığımı sanma paşalar gibi yine burnunu kırarım ama valla boşuna kavga ediyoruz. Arkadaşım sizin mahallenize gelmiyor zaten artık. Yine ne yaptık?
Mahalle Abisi: Gel dedim sana.
Semt Çocuğu: Yani illa gel burnumu bir daha kır diyorsun. Tamam anasını satayım gelicem abisi.
KARDEŞLER PİDE SALONU
Yakup: Oğlum bunlar yine bizi çağırıyor. Çabuk söyle uçkursuz kardeşim ne yaptın?
Piç Kaan: Valla bir şey yapmadım olum, oraya gitmedim bile.
Yılmaz: Bak nasıl biliyor kendisini. O zaman dertleri neymiş?
Yakup: Bilmiyorum, gidip öğreneceğiz.
Piç Kaan: Ben gelmem oğlum Allah'ları yokmuş gibi dövüyorlar. Ben mi ateistim onlar mı belli değil.
Yakup: Senin ilini vilayetini itinayla sikerim kardeşim. Saat altıda sahada olun.
Dediği saatte sahaya giriş yaptık yine dörtlü olarak. Bunun için iş yerlerimizden izin almıştık. Kutay yüzünden babasına bile yalan söyleyip ev sahibi çağırdı demek zorunda kalmıştım.
Kutay elinde çektiği tesbihi durdurup bileğine sardı yine. Şu tesbihi bi de ben çekeyim ya sabır diye diye.
"Geldik abisi ne oldu yine?"
Kutay dibime kadar girip çakır çakır baktı.
"Daha kaç kere diyeceğim ben semt çocuğu senin ağzını kırarım benimle düzgün konuş diye."
Yine sabah kahvaltısında yürek yemiştim.
"Konuşmuyorum abisi. Sadede gel uzatma."
Kutay boynunu kütletip arkamda bir posta dayaklarını bekleyen arkadaşlarıma bakıp
"Size dolanmayın bizim mahallede kendi çöplüğünüzde ötün demedim mi?"
Bana bakmayan gözlerini yakalamak için eğildim.
"Ya abisi anladık bizi horoz ilan ettin de arkadaşım sizin mahalleye hiç gelmemiş ki bu neyin tafrası"
Kutay'ın arkasındakilerden biri atıldı.
"O değil diğeri" dediğinde Yılmaz olma ihtimali olamazdı. Adam sevgilisini iki senedir bir fiil seviyor, hatta tapıyor. Ee bende olamam kızlarla işimi yıllar önce bitirdim.
"Kimmiş?" dediğimde
Başıyla Erdinç'i gösterdi. Erdinç ve onun grubundan biri aynı anda
"Ne?" dediler.
Ben Erdinç'e Kutay'da diğer çocuğa baktı. Lan bu siktiğimin yerinde neler oluyor.
Erdinç asla böyle bir şey yapmazdı. Kimseye bakmaz hatta kızlardan on metre uzak dururdu amaaa.
Hanım hanım onlar benim yavrularım edasıyla öne çıktım. Gün dayak yeme günüydü. Hadi göreyim Yakup cami duvarına işeme vakti.
"Velev ki geldi sizin mahalleye, kızlarınıza da baktı. Size mi düştü lan kızların namusu. Kaçıncı yüzyılda yaşıyoruz abisi. Herkesin popisi kendine."
Hadi koçum az kaldı. Erdinç'i araya vermek yok. Eğer ne olduysa da ondan öğrenmem lazımdı. Kardeşimi bunlara yedirecek göz yok bende.
Kutay tekrar bana dönüp parmağını salladı.
"Bak son kez uyarıyorum semt çocuğu arkadaşlarına sahip çık ya da defolun bu mahalleden."
Aklıma gelen birazdan başıma gelecekti ama bende de geri vites yoktu.
"Abisi bir şey diyeceğim. Yoksa sen babanın yanında çalışıyorum diye kovdurmaya çalışıyor olmayasın. Asım Amca azcık ucundan çıtlattı. Aldığı tüm elemanları dövüp gönderiyormuşsun. Ha söyle bakayım baba kompleksli çocuk derdin bu mu?"
Demez olaydım. Çenemin bağlarını siker olaydım. Cümleyi bitirmemle Kutay'ın yumruğuyla geriye doğru savrulmam bir oldu. O beybii ne güzelde vurdu. Ama bana sökmez. Haydi eller havaya diyerekten giriştik kavgaya.
Kaan bu defa temkinliydi yavrum birer birer gelin diyordu. Yılmaz kardeşim yine formunda üçlü beşli dalıyordu. Yine Erdinç'i aynı kişi koruyordu. Size de soracam anasını satayım hesabını ama önce üstümdeki terminatörden kurtulmam lazım. Tamam dayakta erkeğin namına yakışır hareket edilmeliydi ama şu anda erkeklik falan hak getire. Kutay'ın kasıklarına tepme atınca yamularak üstümden kalkmak zorunda kaldı. Ha koçum şimdi sıra sende. Kutay'ın suratına okkalı bir yumruk savurdum.
Sahaya maç yapmaya gelen gençler bizi görünce ayırdılar. Yoksa burdan Trablusgarp savaşına doğru gidiyorduk.
Ee bu maçın bir rövanşı mutlaka olacaktı ama şimdilik maç arası vermiştik. Yine evlere dağılırken Erdinç'in minnoş ensesine yapıştım.
"Kardeşim benim altın işlemeli dantelleri çeyizine koyduğumunun kardeşi. Söyle bakayım onların mahallesinde ne işin vardı?"
Erdinç elimin altında enik gibi kalmıştı. Başını yere eğmiş gözleri dolunca anında bıraktım. Karşıma aldım ama hâlâ başını yerden kaldırmadı.
"Lan Erdinç ne oldu sana? Yavrum niye ağlıyon?"
"Abi şimdi anlatamam niyesini bana biraz zaman versen. Valla anlatıcam niye gittiğimi ama şimdi değil."
Sarılıp sırtını sıvazladım.
"Tamam yavrum bir şey demedim. Kusura bakma bir an uçkursuz Kaan'a davranır gibi davrandım sana. Eminim bir sebebin vardır."
"Çok ayıp ama uçkurum gevşek olabilir ama uçkursuzda değilim kemer takıyorum."
Yılmaz vurmaktan kanayan eliyle Kaan'ın kafasına geçirdi.
"Sus lan cibiletsiz hep senin yüzünde başladı bu kavgalar. Çükün kopar umarım da köpekler bayram eder."
Kaan anında kasıklarını elleriyle kapattı.
"Lan o nasıl beddua. Allah'ın yok onu biliyoruz da insafında mı yok?"
Hepimiz ona gülerek sokaklarda yürüdük. Sonra evlere dağıldığımızda eve girip yüzüme gözüme baktım. İyi bari bu defa az hasar almıştım. Çüke vurmak mantıklıymış ha, bir dahakine ilk oraya vuracağım.
Son kavganın üstünden bir hafta geçti ve bu bir haftada mahalle abisi her gün Asım Amca'nın dükkanına gelip hayatı bana zindan etmek için uğraştı. Baktı döverek olmuyordu yıldırma politikasına geçti. Kullandığım aletleri saklıyor, tulumlar benim deyip alıyor, müşteri varken tamir ettiğim arabalara yanlış yapıyorsun diyor. Adam bildiğin benimle daşak geçiyordu. Olum ben İstanbul çocuğuyum senin gibi Ankara bebeleri bana sökmez. Korsan taksi bile kullanıp polislerden sıvışmış, müşterim sevgilimdir rolü yapmış adamım ben senin numaraların ne ki.
Ama yoruyordu şerefsiz işte. İş değil onun çenesinden yorulmuştum. Erdinç evde olmadığı için evine uğrayıp duş alacaktım. Su kartlı olduğu için doldurmayı unutmuştum. Su da kesilmişti haliyle. Canını sevdiğimin şehrinin su işleri bile garip.
Anahtarı paspasın altından alıp kapıyı açtım. Ayakkabıları çıkartırken içerden tuhaf patırtı geliyordu. Erdinç evde olmadığına göre mahalledeki hırsız furyası yeniden başlamıştı. E bize de paketlemek düşer.
Salonun kapısını açtığımdaki karşılaştığım manzara Beşir'in Behlül'le Bihter'i serada gördüğü gibi bir manzara olmasına ramak kalmıştı.
Kanepeye uzanmış bir adet kardeşim Erdinç ve onun üstünde dudaklarını sömüren kavgada ki çocuk. Hafif öksürdüğümde yakalanan Behlül ve Bihter hızla birbirlerinden ayrılıp suratıma şokla bakıyorlardı.
"Ooo muhabbetiniz bol olsun kardeşlerim ama o dil olayı fenaymış" dediğimde çocuk Erdinç'i arkasına aldı.
Oy yavrum adamlık mı taslıyon bana.
"Adın ne?"
"Cüneyt."
Karşına biraz daha adımladım.
"Kardeşimle yiyişmek dışında ne işin var?"
Erdinç'i daha da arkasına alıp
"Sevgilim o benim, düzgün konuş."
"Abi niye herkes bana düzgün konuş deyip duruyor lan siz sanki padişah torunusunuz."
Karşımda duran benden bir kaç yaş küçük olduğunu tahmin ettiğim çocuğun yüzüne tokadı indirdim. Erdinç arkasından çıkıp önüne geçti.
"Abi niye yaptın? İşte bu yüzden söylemedim, korktum." diye ağlamaya başladı.
Omuzlarından tuttum ve göz yaşlarını elimin tersiyle sildim. Arkasındaki çocuk adım atmaya yeltenince öldürmek ister gibi baktım.
"Bunda korkulacak bir şey yok yavrum. Ben senin abinim ve sen her kim olursan ol hep senin abin olarak kalacağım." deyip kollarından tutup arkama aldım.
Benim kıvırcığıma el uzatıp, aklını alan ve benden korkmasına sebep olanın yakasından tuttum.
"Adam olsaydın da o kadar kavga olmadan önce karşıma çıkacak yüreğin olsaydı. Ne o mahalle abinden mi korktun?"
Çocuk yakasında olan elimi tuttu.
"Hayır kimseden korkum yok benim. Kutay abi gay olduğumu biliyor" dediğinde elim istemsiz indi.
Sonra adı Cüneyt olan kara kaşlı kara gözlü çocuk "Ama Erdinç'le sevgili olduğumuzu bilmiyor. Ben söylemek istedim ama Erdinç bekleyelim dedi."
Bakışlarım arkadakine döndü. İçli içli ağlıyordu yavrum. Tekrar çocuğa baktığımda onunda yüzünden düşen bin parça Erdinç'in yanına gitmek için yelteniyordu.
"Kardeşim."
Eğik başını kaldıramadı. Parmağımla çenesinden tutup kaldırdım. Kızaran gözlerine baktım.
"Sarışınım, mavi gözlüm, çilli yavrum büyümüşte sevgili yapmış, kerata seni."
Erdinç biraz daha sakinleşince kıkırdadı. Arkamda bizi izleyen arkadaşta farkında olmadan kıskançlıktan kuduruyordu. Erdinç'i bırakıp ona döndüm.
"Abine söyle yarın beşte sahaya gelsin." dedim ve arkamı dönüp Erdinç'e sarıldım, sırtını sıvazladım.
"Sende kimseden korkma abisinin gülü gerekirse tüm dünyayı karşıma alırım" dedim.
"Tamam abi artık sen biliyorsun ya kimseden korkmama gerek yok."
Geri çekilip yüzünü ellerimin arasına aldım.
"Benden de korkma yavrum. Asıl ben özür dilerim senden, yıllardır abinim ama fark edememişim."
Erdinç ellerimin arasında utanarak gülümsedi.
"Yok abi bende farkında değildim. Cüneyt'le fark ettim."
Kardeşini yar etmeyen abi misali arkamı dönüp ters ters baktım. Ama o da korkuyordu bizden, belli. Bu şehirde bu tarz şeyler daha da zordu. Hele de böyle mahallelerde.
Onları evde bırakıp eve dönmeden önce tekele uğradım. Evladını evlendiren babanın ağırlığı çökmüştü üstüme.