Ediz, kafeteryaya geçtiğinde şirketin içinde hakim olan kaosu görebiliyordu. Bu kaos ve koşuşturma hakkında bir araştırma yapması gerektiğini bilen Ediz, kahvesini içiyor gibi yaparken, hızla etrafındaki insanları incelemeye başlayarak zayıf bir halka aramaya koyuldu. Gözü önce biraz ilerde, fotokopi makinasının başındaki sarışın kadına takıldı. Boyalı sarı, uzun saçları, ince beline kadar inen kadın, fazlasıyla makyajlı ve estetikliydi. Vücudunda doğal olan tek bir yer bile yoktu. Ediz, bir anlığına erkeklerin bu tarz kadınları nasıl beğendiğini anlamadığını düşününce yüzü istemsiz bir tiksintiyle kırıştı. Ne yaptığını fark ettiği anda yüzünü düzelten Ediz, yeniden kadını incelemeye başladı. Kadının giyimi de dahil olmak üzere her yeri erotizm kokuyor, adeta yürüyen cinsellik olarak etrafta geziyordu. Kadının etrafı hızla inceleyen gözleri ben meraklıyım ve her dedikoduya ulaşırım diye bağırıyordu. Ama bu kadın, ağzından kolayca laf alabileceğin o kadınlardan birine de benzemiyordu. İnsanları kendi çıkarları için kolayca kullanan o tiplerden biri olduğu aşikardı. Ediz, şansını denemek üzere başkasını aramaya koyulduğu anda oturduğu sandalyeye arkasından hızla biri çarptı. Çarpmanın etkisiyle üzerine kahve dökülünce Ediz, aniden ayağa fırladı. Kendisine çarpan minyon yapılı, henüz işe başladığı belli olan genç kadın panikle özür dilemeye başlayınca Ediz oyunculuğun sınırlarını zorladı. Ediz, abartılı bir biçimde bacağını tutarken, kız elindeki dosyaları yavaşça masanın üzerine bırakıp Ediz'e doğru yavaşça uzandı. Adama dokunmaya korkan, ancak yardıma ihtiyacı var gibi de göründüğünden ne yapacağını şaşıran kız "Çok özür dilerim. İyi misiniz?" diye titreyen sesiyle sordu. Ediz, kızın gözlerindeki korkuyu görünce, çapkın bir gülümseme ile kıza bakarak "Böyle bir güzelliğe şahit olup da iyi olmamak mümkün mü?" dedi. Ediz, bunu yapmakta epey zorlanmıştı. Zira son 1 yıldır, Hançer gittiğinden beridir, kimse gözüne güzel gelmiyordu. Kız aynı saniye içinde renkten renge giriyor, gözlerinden hızla duygular geçiyordu. Ediz, kızın mimiklerinden öfkelendiğini, etkilendiğini ve kendisinin üzerine kahve döktüğü için pişman olduğunu kolaylıkla okumuştu. Bu iş, onun için bir çocuk oyuncağı idi. En sonunda kız iki kaşını da havaya kaldırarak "Üzerinize kahve döken birine fazla kibarsınız." dedi. Kahverengi saçları ile aynı renk olan kaşları yay gibi duran yeşil gözlü bu genç kadın Ediz'den etkilenmişti. Ancak kendisine erkeklerin yanaşmasına pek izin veren türden bir kadına da benzemiyordu. Ediz, kızı yukarıdan aşağı süzdüğünde, boyunun 160 dan daha uzun olmadığını, saçlarının gürlüğünü ve çok az makyaj yapılan yüzünü kızın gözlerinin yeşilinin soldurduğunu fark etti. Kızın burnunda küçük bir piercing vardı ve hokka gibi ucu havaya doğru kalkık burnuna da oldukça yakışıyordu. Ediz, gülümseyerek "Eğer bana bir kahve ısmarlarsanız, üzerime kahve dökmemişsiniz gibi kabul edebilirim." dedi. Kız, Ediz'in bu ukala tavrından hem etkileniyor, hem de ona kızıyordu. Gülümseyerek gözlerini Ediz'in gözlerine dikti ve "Avucunu yalarsın." dedi. Ediz bir kahkaha atarak belini düzeltti. "Öyle diyorsan, öyle olsun." dedi ve yavaşça yerine oturdu. Kız, dosyalarını masanın üzerinde bırakıp ilerlemeye başladı. Ediz, kızın dosyaları unuttuğunu fark etmişti. Ama arkasından hemen götürmeye de niyeti yoktu. Çok geçmeden kız elinde iki kahveyle gelince Ediz, ağzının ucuyla gülümsedi. Kız, Ediz'in tam karşısına oturup dirseklerini masaya koyarak "Benden ne istiyorsun?" dedi. Hayatı boyunca hiç almadığı bir tepki alan Ediz, şaşkın görünüyordu. Ancak oyunu kurallarına göre oynamaya devam etmekte ısrarcıydı. "Sadece bir kahve.." dediğinde kız elini havaya kaldırarak Ediz'i susturdu. Gözlerini adamın gözlerinin içine dikerek oldukça anlamlı bakmaya başladı. Ediz, kızın yüzüne bakıp tek kaşını havaya kaldırınca kız, elini tokalaşmak için uzatarak "Aslı ben." dedi. Ediz, kendisine uzanan eli tutup sallayarak "Asaf Ediz." dedi. Görevi için kendisine verilen bu adı kullanmasının kendi hayrına olacağını bilen Ediz, Asaf'ı bastırarak söylemişti. Kız gülümseyerek Ediz'e baktı. "Enerjin yorgun Asaf Ediz. Bir yanın tamamlanmamış gibi hissediyorsun. Sakın bana derdinin benle kahve içmek olduğunu söyleme." dedi. Ediz, enerji konularına pek inanan bir adam değildi. Hiçbir zaman da o enerji manifest insanlarından olmamıştı. Ediz'in tek kaşının havaya kalkmasıyla kız gülümseyerek "Bir yanın eksik kalmış Asaf, onu bul. Şimdi benden ne istediğini söyle." dedi. Ediz, gülümseyerek kafasını sağa sola salladı. "Hiçbir şey." diye karşılık verdi basitçe. Kız gülümseyerek ayağa kalktı. Dosyalarını kucağına aldı ve masanın arkasından çıktı. Tam Ediz'in yanından geçerken gülümseyerek elini adamın omzuna koydu ve kulağına eğilerek "Karay Grupla iş ortağı olmamız an meselesi. Patronun az sonra seni toplantıya kendisini götürmen için çağırır. O zamana kadar eksik kalan yerini düşünüp bul." dedi.
Fatih ve İbrahim, Hikmet Karay'la yapılacak toplantının olduğu restorana girerken, kendilerini genç ve güzel bir kız karşıladı. "Hoş geldiniz, ben Hikmet beyin asistanı Leva, size masaya kadar ben eşlik edeceğim." dedi. İbrahim de Fatih de kızı başıyla selamlayarak takip etmeye başladılar. Girdikleri restoran oldukça ihtişamlı ve ışıltılıydı. Bej rengi, fayanslı duvarlarına uyumlu örtüler seçilmiş, yine bej rengi örtüleri kahverengi runner lar tamamlıyordu. Fatih, restoranın bu ışıltılı ve bir o kadar da kasvetli havasından rahatsız olmaya başlamıştı. Abisinin zorla giydirdiği takımın kravatı da bu görüntüye eklendikçe, bir el kendisini boğuyormuş gibi hissetmeye başlamıştı. Sosyalleşmek ve yüz yüze iş bitirmek, Fatih'e göre bir iş değildi. Fatih, işlerini dijital ortamın soğukluğunda halletmeyi seviyordu. Sıcak temasın abisine kalmasının taraftarıydı.
Hikmet, abi kardeşi görünce pek de içten olmayan bir gülümseme ile ayağa kalktı. Her ikisi ile de tokalaşarak yerine otururken, cekedini çıkarıp sandalyesinin arkasına asmıştı. Fatih, adamın bu rahatlığının, ellerindeki delillerden haberi olmamasından kaynaklı olduğunu biliyordu. Pis pis sırıtmamak için ise kendisini zor tutuyordu. hikmet çok uzatmadan iş bitiren bir adamdı. Doğrudan lafa girerek "Sizinle ihalede neden ortak olayım?" dedi. İbrahim gülümseyerek bir kopyasını aldığı delillerden birini adamın önüne uzattı. Dosyanın üzerinden elini çekmeden "İhaleye hile karıştırdığının delilleri burada. Açık edebilirim." dedi. Hikmet dosyaya uzanmaya bile gerek görmeden çirkin bir kahkaha attı. "Bunu bilmeyen mi var?" dedi. İbrahim gülümseyerek çantasından ikinci bir dosya çıkardı. Diğerinin yaklaşık 3 katı kadar kalın olan bu dosyayı Hikmet'in önüne uzatırken "Karını kimlerle aldattığın, hangi mankenlerle adın çıkmasın diye uğraştığın, basına yansımasın diye uğraştığın haberlerin.." dedi ve sırıtarak ekledi "Hatta bu sabah giydiğin lacivert donun." dedi. Hikmet'in rengi iyiden iyiye solmaya başlamıştı. Son cümlesi olmasa İbrahim'in blöf yaptığını düşünmeye başlayacaktı. Hızla dosyaya uzanırken İbrahim, elinin altında duran dosyayı çekerek "Ayıp ama, söz almadık?" dedi. Hikmet kafasını sağa sola sallayarak "Ne diye kanırtıyorsun İbrahim? Zaten elinde bir kopyası daha yok mu?" dedi. Fatih dayanamayarak bir kahkaha patlattı. "Yazılı çizili basılı dijital ne ararsan var." dedi. İbrahim yarım ağızla, şeytani bir biçimde gülümseyerek "İmparator sağolsun." diye ekledi. Gururla kardeşine bakmamak için zor duruyordu. Fatih, dosyayı abisinin elinden alarak yeniden Hikmet'e doğru itti. Hikmet iç geçirerek dosyaya uzandı. Adam dosyayı incelerken değişen yüz ifadesi, Fatih'e tartışılmaz bir zevk veriyor, onu mutlu ediyordu. Fatih'in içindeki şeytani yan, adamın gözlerindeki korkuyla beslenmeye başlamıştı. Fatih, artık buradan dönüş olmadığının ise henüz farkında değildi. Hikmet, kısaca dosyayı inceledikten sonra tek kaşını havaya kaldırarak Fatih'e ve İbrahim'e baktı. İbrahim, elinin altındaki sözleşmeyi, cebinden çıkardığı kalemle birlikte adama uzattı. Hikmet, imzaları atarken Fatih "Yarın basın toplantısı düzenleyerek ortaklığımızı duyuruyorsun. Ortaklığımız da sadece bu ihaleye özel bir kar ortaklığı. Muhasebecin muhasebecimle çalışacak. Dijital alemin hakimi İmparator'un nefesi ensende. En ufak yamukta, tüm açıkların sabaha kalmadan basının eline ulaşır. Sabah ilk iş de manletlere girersin." dedi. Hikmet oldukça öfkeli olsa da, iki kardeşin elindeki kozlarla baş edemeyeceğini bilerek kendisini tutuyordu. Dişlerini sıkarak başını ileri geri salladı. "Tamam, dediğiniz gibi olsun bakalım." diyerek oturduğu yerden hışımla kalktı. Koruması, sandalyede asılı ceketini alırken Fatih, adama başıyla selam verip önünde duran su bardağına uzandı. Abisine gülümseyerek "Bu bir." dedi.