Sabahki karşılaşmadan sonra Ilgaz'la bir daha doğrudan konuşmamıştık. Kahvaltı yaparken muhtar bana birkaç tane zararsız soru sormuştu. "Bu şehre daha önce geldin mi kızım? Kimin var burada?" Demişti. Bir de arabamdaki hasar için merkezde bir tamircinin ismini vermişti. Soruları tek kelimelik cevaplarla geçiştirmiştim ama koltuğun üzerinde oturup yemeğini yiyen Ilgaz sadece beni izliyordu. Hayır neye bakıyordu sürekli anlamıyordum da... Ayşe denilen kız da beni süzüp duruyordu.
Kahvaltıdan sonra muhtar bir gece daha kalmamızı istemişti ama ben bir saat daha kalamazdım. Zaten Ilgaz büyük ihtimalle timini arayıp buraya çağırmıştır. Onlar gelmeden ben basar giderdim. Dünkü öldürdüğüm terörist çevreyi sardıklarını söylemişti hem. Yani yollar hâlâ sıkıntılı olabilirdi. Bu yüzden arabayı da akşam muhtarın kapalı garajına park etmiştim zaten. Ben odada durmuş dönüş yolunda farklı bir güzergahta gitmeyi düşünürken salonda muhtar ve Ilgaz'ın sesini duydum.
"Köy girişindeki köprünün orada cesetler bulmuşlar komutan oğlum" dediğinde dikkat kesilip dinlemeye başladım. "Sütçü Ali görmüş sabah. Jandarmaya haber vermiş. Tüm köyün giriş çıkışını kapatmışlar. Askerler de gelmiş, seninkiler olabilir."
"Telefonunu tekrar kullanabilir miyim Hamit abi?" Ilgaz'ın sesiyle sessizce ayağa kalkıp kapıya yürüdüm. Kulağımı kapıya dayayarak dinlemeye başladım.
Bir süre sessizlik olduktan sonra Ilgaz'ın sesi yeniden yankılandı.
"Kudret, ne yaptınız aslanım?" Telefonda konuşuyordu.
"Dört ceset mi?" Dediğinde yutkunarak çantama uzandım. Artık vadem dolmuştu burada.
"Yok gelmeyin ben geliyorum oraya." Bu son cümlesinden sonra muhtara seslendiğini duydum.
"Her şey için sağ ol Hamit abi. Artık gitmem lazım."
O esnada kapıyı açtım. İkisiyle anında göz göze geldiğim. Ilgaz bana kısık gözlerle bakıyordu.
"Ne demek komutanım" dedi muhtar yeniden ona dönüp. Ardından bana baktı. "Kızım sen kalsaydın keşke."
"Ağırladığınız için teşekkür ederim ama benim gitmem gerek artık" dedim. Ilgaz'a ters bir bakış atıp ekledim.
"Çok bile oyalandım."
Ilgaz karnını tutarak ayaklandı. Kurumuş kanla kaplı montunu omuzlarına attı. Hızlı toparlıyordu gerçekten de. Dayanıklı biriydi belli ki. Acaba rütbesi neydi?
Bakışlarımı ondan çekip evin dış kapısını açıp dışarı çıktım. Soğuk anında yüzüme vurdu. Çok soğuktu bu şehir. Of bugün çok işim vardı ya. Bir an önce lojmana gidip yerleşmem gerekiyordu.
Muhtar ve Ilgaz'ın da arkamdan geldiğini görünce omzumun üzerinden arkama baktım. Ilgaz'ın sırtıma bakarak beni incelediğini fark edince soğuğa rağmen sanki tenim karıncalandı. Bu duyguyu anında geriye itip kaşlarımı çattım. Zaten çok geçmeden gözlerimiz buluşmuştu.
"Bekle" dediğinde öfkeyle ona döndüm. Muhtara kafasını sallayarak yanıma adımladı. Muhtar da eve yönelmişti.
"Hamit abi benzin getirecek. Ha diyorsan ben havayla götürürüm arabayı buyur git."
Gözlerimi kısarak yüzüne baktım. O da bana aynı şekilde karşılık veriyordu.
"Sen asker olduğuna emin misin?" Diye alayla sorduğumda gözleri daha da kısıldı. Ardından dudağının yanını kıvırdı.
"Ben askerim de asıl soru sen kimsin?" Dedi tehlikeli bir tonla.
Hafif bir kahkaha atarken bedenimi ondan biraz uzaklaştırdım. O kadar kanlı ve kirli olmasına rağmen adamın kendi kokusunu alıyordum ve hoşuma gidiyordu. Mesafe en iyisiydi.
Kahkaham bitmeden ekledim. "Yok bence senin büyük sıkıntın var. Senin rütben ne ki?"
Tam cevap verecekti ki Muhtarın sesi aramıza girdi. Ama bakışmamız kesilmemişti. Kahverengi kısık gözlerine bakmak insanda meydan okuma isteği doğuruyordu. Ve ne yazık ki bu adamla daha çok karşılaşacağımızı hissediyordum.
"Heh getirdim komutanım" diyerek elinde bir benzin bidonu tutuyordu.
Ilgaz'la bakışmamızı ben kesmek zorunda kaldım. Normalde asla bunu yapmazdım ama insanı kendine çeken bir şey vardı adamda. Ayrıca uzun boyu yüzünden kafamı kaldırıp gözlerine bakmak hoşuma gitmişti.
Lanet olsun diye homurdanarak dış kapının önündeki merdivenlere yürüdüm. Muhtar arabaya benzin doldururken kafamı kapısı açık garajdan çekip çantama uzandım.
Ilgaz ise sırtını arabamın kaputuna yaslamış, az önce yaktığı sigarasından derin bir nefes çekmişti. Sinirle telefonumu çantamdan çıkartıp Kaya'ya şehre vardığımı söyleyen mesaj atıp onu sakinleştirmeye başladım. Dün gece aramalarını açmadığım için delirmişti. Mesajlarına da geçiştirici cevaplar vermiştim. Hiç böyle yapmayacağımı iyi biliyordu.
"Hazır burası!" diye seslendi muhtar, benzin bidonunu sallayarak.
Başımı kaldırıp baktığımda, Ilgaz’ın kısık gözlerle zaten beni izlediğini gördüm. Sigarasını baş ve işaret parmağının arasında tutarken yeniden göz göze geldik. Etrafında duman vardı. Bir de dudak kenarında beliren o hafif alay… bilerek yapıyordu. Sigarasını yeniden dudaklarına yaklaştırıp derin bir fırt çekti.
Adam çok fena yakışıklıydı ama aşırı derecede gıcıktı. Üsteğmense yakmıştım onu. O zaman benden çekeceği vardı.
Derin bir nefes alarak ayağa kalktım, telefonumu arka cebime soktum. Aramızdaki sessizlik ve o delici bakışları elektrik gibi çatırdıyordu. Arabaya doğru yürürken bile gözlerini üzerimden ayırmadı.
Bakışlarımı ondan çekerek arabamın kapısını açtım. "Tekrar teşekkürler," dedim muhtara.
Muhtar gülümseyerek başını salladı. “Komutanı getirdiğin için asıl ben teşekkür ederim kızım. Başka bir gün uğra buralarda olursan bir kahvemizi iç.”
"Bakalım" dedikten sonra arabama binip kapıyı kapattım. Ben oturduğum an Ilgaz yaslandığı kaputumdan kalkarak muhtara dönmüştü.
"Selo sana dönmedi mi hâlâ?" Diye sordu kısık sesle ama duydum. Arabada bir şeylerle ilgileniyormuş gibi yaparak onları dinledim. Camlarım tamamen kapalı değildi üstten azıcık açıktı. Ayşe de kapının önüne çıkmış onların yanına gelmişti.
"Yok komutanım dönmedi. İstersen bir daha arayayım" diye sordu muhtar. Ilgaz kolunu arabanın üstüne dayadı. Lan çıkacağım. Çek kolunu! Sigarasından son kez çekerek eliyle söndürdü. Ardından yere atmadan cebine koydu.
"Yok arama Hamit abi. Ben yolda hallederim. Bizimkiler gelmiş köy girişindeler zaten" dedi.
Camımı aşağıya indirip Ilgaz'a ters bir bakış attım. Kolu hâlâ kaputumun üzerindeydi ve yaslıydı arabaya.
"Kolunu çek geri çıkacağım."
Kaşları havaya kalkarkek kafasını bana çevirdi. O sinir bozucu ifadesi yeniden oluşmuştu.
"Birlikte gidiyoruz öğretmen hanım!"
Ses tonu itiraza mahal bırakmaz çıkınca dişlerimi sıktım. Muhtara dönüp birkaç bir şey daha söyleyip yaslandığı yerden doğruldu. Anında motoru çalıştırarak geri vitese taktım ama ön kaputuma sertçe dur anlamında vurmasıyla ofladım. Yemin ederim sakız gibi yapışmıştı.
Şimdi yolda giderken arkamda bıraktığım enkazı da görecektik. Benimle gelmeseydi ben farklı bir yoldan giderdim. Timi de oradaydı. Yani birazdan asker olduğumu söylemek zorunda kalacaktım.
Ilgaz arabaya bindi. Sigara kokusu da onunla birlikte gelmişti. Arabayı çalıştırıp geri geri çıktım. Ardından u dönüşü yaparak arabayı dönüş yoluna soktum. Tozlu köy yoluna doğru ilerlemeye başladık. Arabanın içindeki sessizlik gerilimle doluydu.
Bir süre sonra sessizliği bozdu.
"Sen nereye gidiyorsun?" Sesinde merak vardı. Sabah da aynı soruyu sorduğunda cevaplamamıştım. Demek içinde kalmıştı.
"Sanane?" diye tersledim. Birazdan öğrenecekti nasıl olsa.
O an kısık gözleriyle bana bakıp güldü. Yumuşak bir kahkaha değildi bu… daha çok beni çözmeye çalışan bir adamın, istediği cevabı alamamasına rağmen bundan keyif aldığı bir gülüştü.
Sonunda köprünün olduğu alana geldiğimizde ilerideki kalabalık yüzünden hızımı azalttım. Ilgaz öne eğilip ilerideki jandarma bariyerleri ve askeri araçlara kısık gözlerle baktı. Bizim gelişimizle askerler de bize doğru dönmüşlerdi. Dün geberttiğim piçleri bulmuşlardı çoktan.
"Arabayı durdur burada" dedi Ilgaz. Göz devirdim zaten duracaktım herhalde.
Askeri bir aracın yanında durduğumda üç asker ellerinde silahlarla bize yaklaştı. Silahları arabanın içine tuttukları an camımı aşağıya indirdim. Bir teğmen elinde silahla kafasını eğip içeri baktı, bakışları benden Ilgaz’a kayınca yüzündeki gerginlik yerini rahatlamaya bıraktı.
“Komutanım,” dedi neredeyse saygıyla.
Ilgaz arabadan indi, selamı görmezden gelerek gözlerini yola çevirdi. Ben de kapıyı açıp indim. Çatışma alanı hâlâ kan kokuyordu sanki. Cesetler kaldırılmıştı ama ağaçlara çarpan araç, ezilmiş metaliyle hâlâ oradaydı.
Bakışlarım yan taraftaki ağaca kaydı. Dün gece Ilgaz'ın kendinden geçmeden önce ağaca doğru bir şey fırlattığını görmüştüm. Çatışma bitip itleri geberttikten ve Ilgaz'ın yarasını sardıktan sonra o tarafa doğru yürüyüp yere bakmıştım. Yerde gördüğüm flashbelleği ise anında cebime atmıştım. Karargaha gidince araştırırım diye düşünmüştüm. Muhtarın evine gidince de çantama koymuştum.
“Ne olmuş burada?” diye sordu Ilgaz.
Askerlerden biri, “İlk gördüğümüzde siz yaptınız sandık komutanım,” dedi. Diğeri devam etti.
"Sabah siz Kudret abiyi arayınca anladık sizin yapmadığınızı. O yüzden detaylıca inceliyorduk. Temiz işmiş" dedi.
Ilgaz'ın arkadan sırtına baktığımda gerim gerim gerildiğini fark ettim. Omzuna attığı montunu arabada bırakmıştı. Şu an bu soğukta sadece kazakla duruyordu.
Bir anda arkasını döndü. Bakışları askerleri teğet geçerek doğrudan bana yöneldi. Onun sert bakışıyla askerler de kafasını çevirip meraklı bir ifadeyle bana bakmıştı ki bir tanesi malum soruyu sordu.
"Hanımefendi kim komutanım?"
Diğer bir askerin onu dürttüğünü bakmadan bile fark ettim çünkü hâlâ Ilgaz'la bakışıyorduk. Onunki daha sert bir bakış olsa da ben de ona karşılık vermekten geri durmuyordum.
Askerin sorusuna cevap vermek yerine Ilgaz gözlerini benden ayırmadan, “Dört ceset mi demiştin Kudret?” dedi.
“Evet komutanım!”
O anda Ilgaz hızlı adımlarla üzerime yürüdü. Geri adım atmadan dik bir şekilde ona bakmaya devam ettim. Askerler iki yana açılırken neler olduğunu anlamadan telaşlı duruyorlardı.
Tam karşıma geldiğinde bana hamle yapacağını anladım ama kımıldamadım. Ne yapacağını çok merak ediyordum. Biraz da bana mahçup olmasını istiyordum. Bu yüzden sabah belimi tuttuğunda da hamlesini kestirmiş ama izin vermiştim de.
Eli ani bir hareketle boynuma kapandı. Ve benim kaşlarım havalandı.
“Kimsin sen?” diye bağırdı. Şimdi benim yüzümde alaycı bir gülüş oluşmuşken onunki sırf sinirdi. Askerlerin hepsinin pozisyon aldığını fark ettim göz ucuyla.
"Tanışmıştık sanıyorum. Feza ben" dedim dalga geçerek. Hoşuma mı gitmişti benim bu durum?
Baş parmağını soluk boruma bastırıp sorusunu yeniden, bu defa daha sert bir şekilde yeniden sordu.
"KİMSİN LAN SEN? Bu araba bizim peşimizdekiydi. Nasıl geberdi bu itler?"
Elimi kaldırıp bileğini tuttum. Parmaklarına güç giden damarına sertçe bastırdım. Gözlerindeki altın kahverengi parıltı aniden büyüdü. Asla bu hareketi beklemiyordu ki profesyonel olmayanlar bilmezdi. Hele ki onun gibi kalın bir bileğe sahip adamları kolayca sıkamazdın. Tutuşu gevşediğinde boğazımı kurtarıp geriye çekildim.
Ama o anda fark ettim… Bana doğrultulmuş beş silah vardı.
Gösteri buraya kadar! Yeniden Ilgaz'ın gözünün içine baktım.
"Yüzbaşı Feza Duman."
Ortalık tamamen sessizleşmişti. Ilgaz nefes bile almıyordu sanki. Öylece bana bakıyordu.
Sonra bir mimik oynatarak kaşlarını ağır ağır havaya kaldırdı.
"Kimliğin?" Diye sordu. Alaycılığımı bırakıp ciddi bir şekilde yüzüne baktım ve kafamla arabamı işaret ettim.
"Cüzdanımda" dedim sadece. Ilgaz bakışını benden ayırmadan bir parmak şıklatmasıyla askerlerden birine emir verdi. Daha önce benim kim olduğumu soran asker yerinden fırlayarak arabama koştu. Çantamı bulup getirirken, Ilgaz bakışlarını benden çekip askerin elindeki çantamı sertçe aldı. Sinirle dişlerimi sıktım.
Ben sana şimdi tekmil verdirmez miyim? O gıcık yüzünü birazdan düşürmez miyim?
Çantamı karıştırmaya devam ettiğini görünce göz devirdim. Cüzdanımı içinden çıkardığında dudaklarım iki yana kıvrılmıştı. Askerler de merakla birbirlerine ve bana bakıyorlardı.
Ilgaz cüzdanımı açtı ve normal kimliğimi çıkardı. Bir saniye kadar baktıktan sonra karıştırmaya devam etti. Sinirle ofladım.
"En önde görmüyor musun?"
"En ön kısımda bir şey yok Feza Duman!" Dedi şüpheci bir tonla. Bir anda ifadem dağılıp eline uzandım. Elime cüzdanımı verip çantamı yeniden karıştırmaya başladı. Bu hareketine sinir olsam da şu an başka bir sorunum vardı.
Askeri kimliğim olması gereken yerde değildi!
Ilgaz kaşlarını havaya kaldırmış işin içinden nasıl çıkacağımı izlemekten keyif alıyormuş gibi bir ifadeyle bana bakıyordu. Bir yandan da eli çantamın içindeydi.
"Başka bir yalan bulmalıydın öğretmen hanım" dedi. Ardından bu kelime ağzında acı bir tat bırakmış gibi dudaklarını oynattı. Tam o an eli çantamın içinde ani bir hareketle durdu. Kocaman açtığı gözleri anında çantamın içine kayarken "hah" dedim. Kimliğimi buldu.
Ilgaz kafasını ağır ağır kaldırdı. Elini de çantamdan yumruk şeklinde çıkardı. Bana bakışları öyle korkutucuydu ki bir an gardımı almak ve etrafımı kontrol etme içgüdüsü hissettim. Çok tehlikeli bakıyordu.
"Memur değilsin" dedi sert bir tonla. "Her ne halt olduğunu öğreneceğiz birazdan. Bu adamları bu hale getirdiğine göre ajan olduğun belli." Susup kelimeleri sindirmemi bekledi. Lan benim kimliğim nerede?
"Sana kim olduğunu öğreneceğimi söylemiştim." Dediğinde dudaklarımı ıslattım konuşmak için ama hemen ekledi. "Ama emin ol, terörist bir pislik olacağını asla tahmin edemezdim!"
"Sen ne diyorsun lan?" Diye bağırıp üstüne atıldım. Bir asker araya girdiği an kafamı ona çevirip yanağına yumruğu indirdim. Başka birisi arkadan beni tutarken diğeri de alnıma taramalıyı yaslamıştı.
"Sen nasıl bana terörist dersin" diye bağırdım. "Sikerim lan senin o ağzını!"
Harbiden de yapacaktım ama. "Karargaha bir gidelim. Taktım oğlum sana. Ben sana dar etmez miyim hayatı bundan sonra!"
Ilgaz cevap bile vermedi sanki tenezzül etmiyormuş gibi. Sadece bana bakışları bu defa daha iğrenir gibiydi. Avucunu açıp elindeki flashbelleği gösterdi. Derin bir nefes alıp bana arkasını döndü ve askeri arabaya yöneldi.
"Alın bunu nezarethaneye. Arabasını da alın. İyice öttürelim bakalım. Konuşana kadar orada kalacak!"
Gözlerimi sinirle kapatıp açtım. Ulan bir gün ya, bir gün erken geleyim de vakit kaybetmeden aile meselesini incelemeye başlayayım demiştim. Bir gün ya! Bir gün Kaya'yı dinlemediğim için başım belaya girmesindi ama! Kimliğim her zamanki yerinden nasıl çıkar? Cüzdanımı açınca en önde gözüküyordu. Düşmesi de imkansızdı.
Komutan olarak geldiğim şehirde terörist damgası yiyerek nezarethaneye konulduğumu duyunca albay dahil herkese rezil olacaktım.
E ben de bunun hesabını senden sormaz mıydım Ilgaz! Dünden beri belam oldun. Ben de sana bela olacağım bundan sonra