Yemek Daveti

1606 Words
Feza lojmanda kendisine ayrılan dairesine girdiğinde içgüdüsel olarak güvenlik kontrolü yaptı. Her yer normaldi. Ev eşyalıydı fakat içinde hayatın olmadığı, boş bir yaşam alanından ibaretti. Kaya sayesinde bir yuvada olduğunu hissederdi her zaman Feza. Eğer kardeşi hayatında olmasaydı, yaşadığı hiçbir yere "evim" diyemezdi. Şu anda da öyle hissediyordu. Ama burada birlikte kalmayacaklardı. Karşı daireyi Kaya tutmuştu. Timlerinden Uğur, Kerem ve Ersin'le birlikte kalacaklardı. Zaten toplamda beş kişiydi Avcı Timi Kapı çaldığında çoktan valizini boşaltıp dolaba yerleştirmişti. Uzun bir duş almış, ardından timiyle yazışmıştı. Hatta market alışverişini bile yapmıştı. Eve yerleşeli iki saatten fazla olmuştu. Bu yüzden Kaya'nın geldiğini bilerek kapıya yürüdü. Delikten baktıktan sonra kapıyı açar açmaz karşısında devasa bir bavul ve onun ardından Kaya'nın endişeli yüzü belirdi. "Lan, bir şeyin yok değil mi? Gözlerimin içine bak da söyle!" diye giriş yaptı her zamanki gibi. Feza ona göz devirip kapıyı kapattı. Yüzündeki o buz gibi ifade, Kaya'nın yanında anında eriyip gitmişti. Bu ev, Kaya'nın yanında oluşuyla yuvaya dönüşmüştü yine. Gözlerinin içi gülmeye başlamış, o yalnızlık hissi yok olmuştu. "Bir şeyim yok işte.Strese sokma adamı," dedi. Kaya onu iki eliyle tuttuğu gibi başından aşağı şöyle bir süzdü. "Nuriye'yi gördüm aşağıda," dedi. "Anlatacakların var gibi görünüyor. Ama önce sarılalım." Feza'yı kocaman bir kucaklamanın içine aldı. Feza, direnmeden, hatta onun sıcaklığına biraz daha sokularak sarıldı. Birbirlerinden ayrıldıklarında Kaya, bavulunu ayağıyla ittirip kapının kenarında bıraktı ve Feza'nın salonundaki koltuğa yığıldı. Bir sürü soru yağdırdı, Feza da olanları olduğu gibi, Ilgaz'la olan gerilimli diyalogları atlayarak anlattı. Kaya dinledikçe öfkeden deliye döndü, Ilgaz'a saydırıp sövdü, sonra albayın durumunu konuştular. Saatler sonra yorgunluk ağır basınca Kaya, "Ben bu koltukta uyurum, iyi geceler," deyip kıvrıldı kaldı. Feza ona bir yastık ve battaniye getirdi. Onu örtmeye çalışırken Kaya, uyku sersemi, "İyi misin gerçekten?" diye mırıldandı. Feza alnına bir öpücük kondurup, "İyiyim, uyu," dedi. Soğuk yüzbaşı gitmiş, yerine şefkatli bir kız kardeş gelmişti. Ertesi sabah Feza erken uyandı. Kaya hâlâ koltukta kocaman bir yığın gibi uyuyordu. Sessizce mutfağa geçip çay demledi ve Kaya'nın sevdiği her şeyden bir kahvaltı sofrası hazırladı: Bol zeytin, beyaz peynir, bal kaymak. Dün market alışverişi yaparken farkında olmadan hep Kaya'nın sevdiği şeylerden almıştı. Patates kızartmasının kokusuyla uyanan Kaya, mutfağa sürüklenerek geldi. "Vay vay vay... Yüzbaşı Feza Hanım bana kahvaltı hazırlamış. Demek ki çok özlenmişim," diye şakalar yaparak yerine oturdu. Feza ona bir ekmek uzatırken, "Bugün karargâha gideceğim. Evrak işlerini halletmem, kimlik için dilekçe vermem lazım. Sen ne yapacaksın?" diye sordu. Kaya, ağzı tıka basa dolu hâlde, "Ben de geleyim mi yanına? Şu manyağın suratına bir bakayım en azından," dedi. Binbaşıyı kastediyordu. Feza, "Adam binbaşı diyorum Kaya. Bana mahçup olduğu için ben rahat rahat uğraşırım da sen bulaşırsan ağzına sıçar senin. Sen karışma bu işe," diyerek çayından bir yudum aldı. Kaya omuz silkti. "Tamam, tamam. Ben de evime yerleşirim. Temizlik yaparım hem buraya hem kendi daireme. Her yer tozlu. Zaten Nuriye'yi de tamire götürmem lazım sonrasında." Feza gülümsedi. "Sen şimdi çok kızmadın mı?" dedi korka korka. Kendisi gibi Kaya'nın yeşil gözlerine bakarken. "O kurşunların sana gelmesindense Nuriye'ye gelmesini tercih ederim. Çok bir hasar yok zaten, hallederim," dediğinde Feza sıcacık gülümsedi. Normalde kuş pislese bile saatlerce silerdi. En ufak bir çiziği kafaya takardı ama kurşun yemişken "önemli değil" diyordu. Bundan sonra sessizce kahvaltılarını bitirdiler. Feza siyah kargo pantolonla mavi bir kazak giyip şişme montunu üzerine geçirdi. Kafasına siyah bere ve eldivenlerini takarak salona geçti. Kaya çoktan temizliğe başlamıştı. "Fena soğuk, arabayı sen al bence," dedi Kaya koltuğu sertçe ovarken. "Akşam götürürüm tamire. Zaten evleri temizlemem akşamı bulur." "Koltuğu mu siliyorsun?" diye sordu Feza tek kaşını kaldırarak. "Abartmıyor musun? Bir örtü atarım üzerine tamam. Süpürüp silsen yeter evi." "Ruhun pis senin kızım," dedi Kaya bastıra bastıra koltuğu silerken. Ardından kovayı kaldırıp kirli suyu Feza'nın gözüne sokar gibi yaptı. Feza "Iyyy!" derken Kaya ona göz devirdi. "Bence alındığından beri silinmemiştir bu koltuklar. Mikrop yuvası mikrop. Hadi sen git, ayak altında dolaşma." "Tamam, kolay gelsin," dedi Feza. Hemen öne yürüyüp Kaya'nın yanağına bir öpücük kondurdu. Kaya omzuyla ıslak kalan yanağını silip "Ayyy!" diye bağırdı. "Gitsene basma oralara be!" Feza kıkırdayıp evden dışarı çıktı. Feza karargâha geldiğinde personel işlerine gitmeden önce Albayın odasına uğramak için üst kata yöneldi. Albayın kapısının karşısındaki masada oturan posta eri, kimin geldiğine bakmak için kafasını Feza'ya doğru kaldırdı. "Buyrun hanımefendi?" diye seslendi. "Yüzbaşı Feza Duman. Albay Onur'un haberi var geleceğimden," dediği an posta eri ayağa kalkıp dik bir şekilde durdu. Tekmil vereceğini anlayan Feza, "Rahat ol asker, albay müsait mi?" diye sordu. "Kızı Ceylin Hanım içeride, komutanım. Ben geldiğinizi haber vereyim, izninizle." Feza, duyduğu isimle bedeninde bir sertleşme hissetti. Kendi ailesi olmaları ihtimali yüzünden hep böyle hissedecekti, biliyordu. Bu yüzden bu meseleyi bir an önce sonuca kavuşturması ve kafasının rahat olması gerekiyordu. Posta eri albaya haber verdiği an odanın kapısı açıldı. Feza'nın bakışları anında odaya kaydı. İçeride kırmızı yanaklara sahip esmer, güzel bir kız vardı. Kızın yüzü güller açıyordu. Babası, yani albay da onu yolcu ederken sıkıca sarılmıştı. Bu görüntü, Feza'nın sertçe yutkunmasına sebep oldu. "Canım gülüm benim. Hep böyle sürprizler yap, babanı mutlu et," diyordu albay. Ceylin ise kadife gibi sesiyle kafasını onun omzuna yaslamış, "Kendi yaptığım poğaçayı ilk sana getirecektim tabii ki babacığım," diyordu. Albay kızından ayrılıp Feza'ya bir bakış attı. "Hah, Yüzbaşım, geldiniz mi?" diyerek elini tekrar kızının beline yerleştirdi. Feza, yüz ifadesini hemen toparlayarak başını onaylar şekilde salladı. Sonra yaptığı hatayı fark edip kendisine sövdü içinden. O manzarayı görünce tekmil vermeyi unutmuştu. "Rahat olmaya devam et Yüzbaşım," dedi albay yumuşak bir sesle. "Kızım Ceylin'le tanıştırayım sizi." Ceylin, meraklı gözlerle kapının önünde duran kadına bakıyordu. Genç ve çok güzel bir kadındı, diye düşündü. "Ceylin, kızım, karargâha yeni atanan Yüzbaşı Feza Duman." Ceylin'in Feza ismine karşı bir sıkıntısı vardı. Babası daha iyi karşılasa da annesi bu ismi duyduğunda hâlâ krize giriyordu. Bir dizide bile denk gelse aylarca televizyona bakmıyor, ruhu çekilmiş gibi oluyordu. Ama Ceylin annesine hayat veriyordu. Ailenin ölen kızlarının ismi Feza'ydı. Kızlarını kaybettikten sonra yıkılan aile, yetimhaneden Ceylin'i evlat edinmişlerdi. Ceylin bu ailede büyüdüğü için çok şanslıydı. O yüzden Feza ismini sevmezdi. "Yüzbaşım. Bu da dünyalar güzeli kızım Ceylin." "Tanıştığımıza çok memnun oldum," dedi Ceylin kocaman gülümseyerek. Keşke kadının ismi Feza olmasaydı, diye düşündü. Babası belli etmese de içten içe etkilenecekti bu isimden. Bu yüzden bu kıza karşı korumacı davranacaktı sırf ismi yüzünden. "Ben de memnun oldum, Ceylin Hanım." Ses tonu yüz hatlarına kıyasla çok sertti, diye geçirdi içinden Ceylin. Ardından Feza denilen yüzbaşı hakkında daha fazla düşünmeden babasına baktı. "Babacığım, sıcak sıcak ye. Ben eve gideyim, annemle alışverişe gidecektik." Feza onları dinlerken kıpırdamadan, donup kalmış gibi duruyordu. Albay elini uzatıp kızının yanaklarını okşadı. Ardından alnına öpücük kondurdu. "Tamam git kızım. Ilgaz da seninle gelsin eve kadar. Dikkat et." Ceylin kafasını sallayarak yeniden Feza'ya döndü. Feza'nın zaten kendisine baktığını görüp kaşlarını hafifçe çattı. Hiçbir şey söylemeden babasının odasından çıkıp Ilgaz abisinin odasına doğru yürümeye başladı. Aslında buraya gelmesindeki amaç Ilgaz'dı. Ceylin'in en iyi arkadaşı Sibel, yıllardır Ilgaz'dan hoşlanıyordu. Ceylin bugün aralarını yapacaktı. Ilgaz'ı sinemaya gitmeye ikna edecek ve Sibel'le yalnız bırakacaktı. "Geç oturun Yüzbaşım," diyen albayın sesiyle kendine geldi Feza, ancak ayakta kalmaya devam etti. Neden bilmiyordu ama kalbinde bir kesik açılmış gibi hissediyordu. Aile özlemini kimseye belli etmese de hep yaşamıştı. Onu en iyi Kaya anlıyordu işte. Az önce gördüğü manzarayı da hayatı boyunca çok görmüştü. Evlatlarına sarılan, seven, öpen anne ve babalar her zaman bakışlarını onlara kilitlemesine sebep olmuştu. Yemin törenlerinde bile Kaya ile kendisi vardı sadece. Herkesin ailesi gelmişken o ikisi hep yalnızdı. Feza, "Buyurun komutanım," diyerek soğuk bir ses tonuyla dosyalarını albaya uzattı. Albay, kızın oturmayacağını anlayarak üstelemeden kendi makam koltuğuna oturdu. Uzattığı belgeleri alıp kısaca göz attı. İdari ıvır zıvırlardı. Atamaları zaten yapılmıştı. Bu dosyaların imzalanıp mühürlenerek arşive kaldırılması gerekiyordu sadece. Albay, başını belgelerden kaldırıp Feza'ya baktı. Yüzü buz gibiydi kızın. Ama ona baktığında kalbinde bir samimiyet duygusu hissediyordu. Belki de ismiydi, belki dünkü yanlış anlaşılma, belki de başka bir şey, ama ona karşı koruyucu bir his beslemeye başlamıştı çoktan. "Yüzbaşım," diye söze başladı, sesi hâlâ yumuşaktı. "Hoş geldiniz tekrardan. Dünkü yanlış anlama dışında ilk izlenimleriniz nedir? Her şey yolunda mı? İhtiyacınız olan bir şey var mı?" Feza gözlerini albayın omzunun hemen üzerinden, odanın duvarına sabitledi. "Teşekkür ederim komutanım. Her şey yolunda. Lojman da yeterli. İhtiyacım olan bir şey yok." Cevaplar kısa, öz ve mesafeliydi. Albay hafifçe gülümsedi. "Siz de artık bu ailenin bir parçasısınız. Bir sıkıntı olduğunda bana bildirmekten çekinmeyin." Feza'nın çenesi bir an için gerildi. Aile... O kelime... "Sağ olun komutanım." Albay masasındaki aile fotoğrafına istemsizce bir göz attı. Fotoğrafta, eşi, kendisi, Ceylin, Alparslan ve Gökmen bir düğünde gülümsüyordu. Sonra tekrar Feza'ya döndü. "Binbaşı Ilgaz'la tanıştınız zaten. Siper timinden yüzbaşı Alparslan ile de tanışırsınız. Şu an bir görevde kendisi. Toplamda üç tane üsteğmenim var karargahta. Bir de sizin timinizde bir üsteğmen varmış. Size gerekli bilgileri içeren dosyayı yollatırım. Başka bir eksik varsa personel işlerinden temin edebilirsiniz. Odanız hazır. İsimlikleriniz de çıkartıldı. Bilişime de uğramanız lazım, gerekli şifrelerinizin sisteme girilip işlenmesi için." "Emredersiniz, komutanım," diye yanıtladı Feza hemen, otomatikman. Albay, "Yüzbaşım," dedi, dikkatle kelimeleri seçerek. "Eşimle birlikte... Bu akşam küçük bir mangal partisi veriyoruz. Sizi de aramızda görmekten mutluluk duyarız. Sizi daha yakından tanımak isteriz." Bir an durdu, eşi Handan yeni askerin isminin Feza olduğunu duyunca üzülecekti. Aklına bunu getirmeden davet etmişti. Feza'nın isminin ailesinde yarattığı hüznü düşünerek, "tabi siz bilirsiniz. Emrediyorum diye algılamayın" diye ekledi. Feza'nın ilk içgüdüsü, kesin ve sert bir şekilde reddetmekti. Ama böyle bir fırsatı bir daha yakalayamayabilirdi. Bir an tereddüt etti. Belki de bu, onların gerçekten ailesi olup olmadığını anlamak için bir fırsattı. Gözlerini albayın gözlerine dikti. "Komutanım, ben..." diye kesti, alışık olmadığı bir şekilde. Sonra toparlandı. "Çok naziksiniz. Kabul ederim." Albay kızın kabul etmesine sevinse de Handan'ın tepkisi yüzünden endişe etti. Kendisi bunu aşsa da karısı aşamamıştı. Ama onun da aşması gerekiyordu artık. Feza'sı ölmüştü onun. Belki de Handan'ın isim konusunda kendini toparlaması için bir fırsattı bu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD